Bugün: 22.11.2019

Esma-Ül Hüsna

Tarih: 27.08.2000
Sohbetin Adı: Esma-Ül Hüsna


Muhterem öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hamdolsun Yüce Rabbimize ki; bir defa daha beraberiz. Bir defa daha Allah`tan bahsetmek için. Bir defa daha bu büyük mutluluğu birlikte yaşayabilmek için. Beraberiz! Allahû Tealâ bizleri daha nice zaman parçalarında, böyle kalp kalbe, gönül gönüle, el ele Allah`ın bütün güzelliklerini yaşamak üzere bir araya getirmesini dileriz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bugün sizlere Esma-ül Hüsna’dan bahsetmek istiyoruz.

Kur’ân-ı Kerim boyunca Allah’ın 99 tane esması geçiyor yani ismi. Esma; isim kelimesinin çoğulu. Hüsna da hüsn’den geliyor.

Güzel. Güzellerin en güzeli, güzeller güzeli; O, Allah’tır. Allah’ın isimleri de güzeller güzeli sıfatının yegâne sahibidir. Öyleyse Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de geçen 99 tane ismi var. Bu 99 tane isim acaba ne mânâ ifade ediyor?

Şimdi sizinle beraber bir yolculuğa çıkıyoruz. Âdem (A.S)`ın yaratıldığı günlere geri dönüyoruz. İki melek Allahû Tealâ’ya geliyor ve diyor ki: “Yarabbi! Sen yeryüzünde kan döksün diye mi bu Âdem (A.S)`ı yarattın? Biz ki Seni hamdinle tesbih edip duruyoruz. Onun bizden ne üstünlüğü var?” Allahû Tealâ diyor ki: “Onun sizden, meleklerden farklılığı onun nefsinin olmasıdır. Savaş yapacak nefsiyle, cihad yapacak.”

Biliyorsunuz ki sevgili öğrenciler ve dinleyenler ve izleyenler! Cihad-ı ekber; büyük cihad, insanın nefsiyle yapacağı savaştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bütün fiziksel savaşlar bittikten sonra diyor ki: “Küçük cihadlar sona erdi. Şimdi büyük cihad devam edecek.” Asıl önemli olan bu büyük cihad, nefsinizle yapacağınız cihad. Biliyorsunuz ki Allahû Tealâ, Ankebût Suresinin 5 ve 6. âyetlerinde buyuruyor ki:

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir
.


“men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin): o kişi ki Allah`a ulaşmayı dilerse, Allah`ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir.”

Ondan sonra Allahû Tealâ diyor ki:

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).


“Ve o kişi nefsiyle cihad etsin.” Gene cihad-ı ekberden bahsediyor.

İşte bir kişinin yapacağı en büyük savaş, kendi nefsine karşı vereceği savaştır. Bu savaşın muhtevasında bu savaşın, bu zehrin panzehiri zikirdir; Allah’ın isminin tekrarı. Allah’ın 99 esmasından bir tanesi “Allah” kelimesidir; “El İlâh.” Bu kelime ile zikir yaptığınız zaman, Allah`ın isimlerini değil de diğer esmalarından herhangi birisini değil de bu ismi tekrar ettiğiniz zaman (zikir yaptığınız zaman), bu isim nefsinizdeki 19 afetin hepsine birden tesir etmek yetkisinin sahibidir. Hepsinde azaltmalar yapacaktır. Nefsinizin kalbine, ruhunuzun hasletlerine paralel olan faziletler gelip yerleştikçe o afetlerdeki azalma, aynı oranda hepsinde birden devam eder. %1 nur yerleşmişse kalbinize, nefsinizin afetlerinde de %1 azalma olmuştur, hepsinde. Hepsinin kendi oranlarına göre %1 azalma vardır. Bir afetiniz vardır; %18`dir, %2 haslet kalmıştır, ruhun hasletlerine. Bir afetiniz vardır, yüzde sadece 3`tür, %17 ruhun hasletlerini ifade eder. Öyleyse böyle bir dizaynda birincideki azalma ile ikincideki azalma, rakamsal açıdan aynı olmayacaktır ama oransal açıdan aynı olacaktır. Böylece, zikir yaptığınız zaman nefsinizin kalbindeki afetlerin devamlı azalacağını göreceksiniz.

Şimdi tekrar dönüyoruz Âdem (A.S)`ın yaratıldığı günlere. Melekler: “Onun bizden ne üstünlüğü var?” deyince, Allahû Tealâ diyor ki: “Ben ona nefs verdim. Eğer o nefsini tezkiye ve tasfiye edebilirse sizden üstün olacaktır.” Aslında Kur’ân-ı Kerim’de “tezkiye” kelimesi geçiyor, yolun yarısına işaret etmek için de yolun bütününe de işaret etmek üzere “tezkiye” kelimesi geçiyor. Kalbin, nefsin kalbinin temizliği.

Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ’nın ne söylediğine dikkatle bakalım. A’râf-179’da diyor ki:

7/A`RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.


 “Biz cehennemi, insanların ve cinlerin çoğu için yarattık. Onların kalpleri vardır, fıkıh edemezler. Onların kalplerinde gözleri vardır, göremezler (görme hassaları vardır, basar hassaları vardır, göremezler). Onların kalplerinde işitme hassaları vardır (semi hassaları vardır) işitemezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Hayır, onlardan daha çok dalâlettedirler.”

Daha baştan söylediği gibi bunların gidecekleri yer cehennem. İşte insanların kör olan, sağır olan, dilsiz olan kalpleri, nefs kalbinden bahsediyor Allahû Tealâ. Bu kalbe hayat verecek olan şey, Allah’ın ismini zikretmektir.

Harut’la Marut isimli bu iki meleğin ne söylediğini biliyorsunuz. Diyorlar ki: “Bize de nefs ver, ondan üstün olduğumuzu ispat edelim.” Allahû Tealâ diyor ki: “Yapamazsınız siz bunu. Sizin yapınız buna müsait değil.” Ama melekler ısrar ediyor. Allahû Tealâ da veriyor onlara o yetkiyi. İniyorlar Babil şehrine, iki ay bile kalamamışlar Babil şehrinde. Her şeyi berbat etmişler. Hatta bir adamı öldürmüşler. Allahû Tealâ derhâl almış onları geriye.

Ve melekler başarısızlıklarının arkasından Allahû Tealâ ile yaptıkları konuşmada diyorlar ki: “Yarabbi! Biz burada büyük hata ettik. Bizi bağışla. Gerçekten yapamazmışız. Ama bu Âdem (A.S)`a Sen ne verdin de bu konuda bizden üstün oldu?” Allahû Tealâ diyor ki: “Ben ona isimleri öğrettim.”

Eğer Kur’ân-ı Kerim’in Türkçesine bakarsanız, Türkçesinde bu ifade, Allah’ın “Ben ona isimleri öğrettim.” ifadesi, eşyanın isimleri olarak geçmiş. Yani Allahû Tealâ, Âdem (A.S)`a: “Bu duvardır.” demiş, Âdem (A.S) duvarı öğrenmiş, “Bu penceredir.” demiş, pencereyi öğrenmiş, “Bu kapıdır.” demiş, kapıyı öğrenmiş.

Hayır, öyle değil! Burada sır var. Allahû Tealâ diyor ki meleklere: “Ben ona Esma-ül Hüsna’yı öğrettim. Allah’ın 99 ismini öğrettim.” diyor. Ve Âdem (A.S)`ı çağırıyor “Gel buraya.” diyor. “Şimdi onlara açıkla bakalım isimleri.” diyor. Âdem (A.S), 99 esmayı bir bir açıklıyor. Tabiî Kur’ân-ı Kerim mealine bakarsanız eşyanın isimlerini açıklıyor. “Bu yastıktır.” diyor, “Bu yorgandır.” diyor.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın bir Kur’ân-ı Kerim’deki lafzı var. Bu lafız, 3 safhada teşekkül eder. Her safha 7 tane basamak içerir. Ama 7 tane de ruhu var. Her ruh, 7 tane kendi içeriğine sahiptir. Öyleyse bu dizayn içerisinde Kur’ân-ı Kerim’i incelemekle mükellefsiniz.

Âdem (A.S.) Allah’ın esmalarını 99 tane muhteşem ismi, birer birer açıklıyor meleklere. Acaba Allahû Tealâ’nın bugünkü konumuz olan bu Esma-ül Hüsna’sıyla Allah neyi vücuda getirmek istemiş? Allah’ın isimlerine bakarsanız her bir ismin, Allah`ın birbirinden farklı ayrı ayrı vasıflarını açıkladığını göreceksiniz. “El Muktedir” esmasıyla Allahû Tealâ, iktidarın sahibi olduğunu ifade ediyor. Gücün, yapabilme kabiliyetinin sahibi olduğunu ifade ediyor. “El Kaviyy” sıfatıyla, kuvvetin sahibi olduğunu ifade ediyor. “El Hafîz” sıfatı ile muhafız hüviyetinde olduğunu söylüyor.

İnsanın hafızası yani gördüğünüz şeyleri hatırlayabilme yeteneği, muhafazadan kaynaklanan bir olgudur. Bir şeyin korunması istikametinde de gene muhafaza söz konusudur. Bu hatırlayabilme kabiliyetinin korunması; hafızanıza, belleğinize gördüklerinizin yerleştirilmesi. Allahû Tealâ “El Müntekîm” sıfatıyla intikam alma yetkisinin sahibi olduğunu ifade ediyor.

Dikkat edin! Burada sadece Allahû Tealâ’nın bir ismi; “El Adl; adaletin sahibi, bir ismi “El Hakk;  hakkın sahibi” olduğu cihetle Allah’ın burada aldığı intikam, insanlar neyi hak etmişlerse davranışlarıyla, cezalandırılmak istikametinde cehennemin o kademesine ulaşırlar. Ve bunun için Allah’ın hâkimlere ihtiyacı yoktur. Kişinin kendi davranışlarının hem hayat filmindeki aksiyon görünümü yani kişinin davranış biçimlerinin görünümü hem de aynı davranışı yaparken kişinin düşünce sisteminin görünümü, bir hâkimin yapabilmesi mümkün olmayan %100 gerçekten oluşan bir yargıya götürür. Bu yargı rakamlarla ifade edilir.

Yargının hükmü her olayda, her saniye tecelli eder. Düşüncemiz ne, yaptığımız ne, ne derecat kazandık veya ne kadar derecat kaybettik? Düşüncemizle davranışlarımızın arasındaki samimiyete veya taammüde göre değişen bir standartta rakamlar dizisi ile karşılaşırız. Bu, kâinatın en adil mekanizmasıdır. Adaletin gerçek sahibi olan Allah, adaleti böyle dağıtıyor. “El Adl” esmasının sahibi. Kıyâmet günü hiçbir hâkime ihtiyacınız olmadan hayat filminizde görüyorsunuz. Neler yapmışsınız, düşünceniz ne söylüyor, davranışınız ne? Buna karşılık, o saniye hangi değeri almışsınız, hangi derecatı kazanmışsınız? Hepsini teker teker görebiliyorsunuz.

İşte sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Allah’ın 99 esmasının her biri, Allah’ı başka bir açıdan tarif eder. Allah’ın başka bir vasfını ortaya koyar. Sahibi olduğu başka bir sistemi ortaya koyar. 99 ayrı açıdan Allah bir bütün teşkil eder. Bu 99 ayrı açıyı birleştirdiğiniz zaman bir bütüne ulaşırsınız. O, Allah’tır. Hepsinin 100 üzerinden 100’le sahibidir.

Öyleyse nefsinizdeki afetlere baktığınız zaman, bunların 19 ayrı gruptan olduğunu görürsünüz. Öfke, kin, kıskançlık, haset, kibir, iptilâlar, isyan, düşmanlık, nefret, birçok afet. 19 tane afet. Her biri ayrı bir eksikliği ifade ediyor, olması lâzımgelenin tamamen tersini ifade ediyor.

Öyleyse Esma-ül Hüsna’yla nefsinizin afetleri arasındaki mukayeseyi yaptığınız zaman, sizi düşüncelere sevk edebilecek bazı şeyler oluşabilir. İntikam afeti nefsinizin bir afetidir.

Allahû Tealâ’nın da “El Müntekîm” sıfatını göreceksiniz, “El Müntekîm” ismini göreceksiniz. Dikkat edin; sizin intikamınız haklı da olabilir, haksız da olabilir. Netice itibariyle, nefsinizin bir afetini kullanıyorsunuz. Sizin hak ettiğiniz bir davranışı size yapan bir insandan, siz intikam aldığınız zaman bu yanlış bir davranış biçimidir. Siz evvelce ona bir şey yapmışsınız, o onun intikamını alıyor sizden. Kendi cephesinden öyle yapıyor. Ama siz, onun sizden intikam aldığını, sizin ona daha evvelce yaptığınız yanlışı aklınıza bile getirmiyorsunuz. Siz de ondan intikam alıyorsunuz. Bu nefsinizin bir afetine yenik düştüğünüzü gösterir.

Oysaki Allah’ın intikamı bir defadır. Kıyâmet günü, otomatik kanunları çalışır. Siz neler yaptıysanız, yaptığınız bütün günahların karşılığında hangi cehennemi Allah’ın kanunlarına göre hak etmişseniz, sizi Allahû Tealâ mutlaka o cehenneme gönderir. Ve böylece Allah’ın “El Müntekîm” sıfatı tahakkuk eder. Ne yapmıştır? Sıfırlamıştır. Kaybettiğiniz derecelerin karşılığını cehennemde ödemek üzere sıfırlandınız. Allah intikam aldı. Bu intikam bir defaya has ve sadece %100 adaletin tecellisini tahakkuk ettirir.

İnsanlar dünya hayatı ile ahiret hayatını birbirinden hep ayırmışlardır. “Dünyada adalet yoktur.” diye bir dizayn içersinde, Allah’ı haksızlıkla itham eden pek çok insan dünyaya gelmiştir. Şeytanın bütün taraftarları aynı şeyi söylerler; “Allah adaletsizdir.” derler. Neden öyle imiş? Bazı insanlar dünyaya hasta gelirmiş, bazıları sakat gelirmiş, bazıları fakir olurmuş, bazıları zengin olurmuş. Aralarında büyük adaletsizlikler varmış. Onun için Allahû Tealâ insanları tekrar tekrar, binlerce defa dünyaya göndermeliymiş ki insanlar adım adım değişsinler. Fakir olanlar, zengin olarak da yaşasınlar. Zengin olanlar fakir olarak da yaşasınlar. Hasta olanlar sağlıklı olarak da yaşasınlar. Ve böylece adalet teessüs etsin mişmiş

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Adalet bir bütün oluşturur; Allah’ın adaleti. Bu dünya hayatına cennet veya cehennem hayatını ekleyerek adalete ulaşacaksınız. O zaman ilâhi adaletin 100 üzerinden 100 ile sonsuzda bir bile hata yapmadan gerçekleştiğini görürsünüz. İşte bu, Allah’ın intikamıdır. İntikam alması gerekenlerden aldığı intikam! Bir defa alınır. Kişinin bütün hayatı boyunca işlediği bütün günahların sonucunda onun hangi cehenneme gideceği kesinlik kazanır. Ve Allah’ın sistemi otomatik olarak uygulanır. Ve Allahû Tealâ’nın intikamı böylece tecelli eder. Allah`ın intikam afetinin bir gereği olarak değil, “El Müntekîm” sıfatının bir gereği olarak.

Dikkat edin! Siz başkalarından intikam aldığınız zaman adaleti temsil edemezsiniz. Hangi olayların tesiri altında ne yaptınız? Bunu ancak hayat filminizdeki mizanınız gösterecektir size kıyâmet günü. Düşünceniz ne idi, ne kadar nefsinizin afetlerine kapıldınız, ne yaptınız? Bunların hepsi orada belli olacak. Ama Allah’ın adaleti söz konusuysa, “El Adl” esmasının gereği, burada intikam almaktır. Yani kişinin hak ettiği cehennemle mutlaka cezalanması gerekir ve Allahû Tealâ onu oraya cehenneme mutlaka gönderir. Dikkat edin! O kadar çok imkân vermiştir ki kişinin kurtulması için ve kişi bunların hepsini öylesine reddetmiştir ki; aslında o ceza az bile. Ama Allahû Tealâ hiçbir zaman adaletsizlik yapmaz. Gerek “El Hakk” esmasının gereği, gerek “El Müntekîm” esmasının gereği, gerek “El Adl” esmasının gereği birbiriyle mutlak olarak beraberlik noktasına gelir, çakışır. Ve bu üç tane kıstasın bir bileşke noktasında Allah’ın intikamı tecelli eder. Bu intikam, kişiyi bütün hayatı boyunca Allah’ın bütün ikazlarına rağmen yaptığı fiillerin cezası olan noktaya mutlaka ulaştıracaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ demiyor mu sizlere “Bana ulaşmayı dileyin ve kurtulun”?  Ama insanların birçoğu Allah’a ulaşmayı dilemiyorlar.  Sonuç ne olur? Sonuç, kurtulamamaktır. Eğer Allahû Tealâ diyorsa ki: “Bir tek dileğiniz (ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştırma dileğiniz) sizi mutlaka Benim cennetime ulaştıracaktır. Bunu ben yapacağım. Size söz veriyorum.” diyor Allahû Tealâ. İnsanların umurlarında bile değil. Ellerinin tersiyle Allah’ın yardım elini itiyorlar. Allahû Tealâ onları cezalandırmıyor; ta hayatının sonuna kadar Allahû Tealâ onların yaptıklarını kendi iradelerine, serbest iradelerine bırakmış ve ikazlarını veriyor; “Mürşidinize tâbî olamazsanız dalâlette kalırsınız, küfürde kalırsınız, gideceğiniz yer cehennemdir.” diyor. “Ruhunuzu Bana ulaştıramazsanız gideceğiniz yer cehennemdir.” diyor. Bütün bunlar kendilerine bunun muhtevası olan yaşama hakkı verilenler içindir. Bir kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş, yaşama yetkisi orada bitmiş. Eğer yaşayabilseydi, Allah onu mutlaka cennetine ulaştıracaktı. Yaşayamıyor; Allah vermiyor yaşama yetkisini. Allah, adalet esmasının gereği olarak, onu mutlaka cennetine ulaştırıyor. Bu kişi yaşasaydı, mürşidine ulaşacaktı. Yaşasaydı, mutlaka ruhunu Allah’a ulaştıracaktı. Allah yapacaktı bunları. Yaşamadığı için Allahû Tealâ o hedefe onu lâyık görüyor. “El Adl” esması ve “El Hakk” esması hüküm ifade ediyorlar.

Kişi yaşıyor, mürşidine ulaştırıyor Allahû Tealâ. Kişi 3 sebepten daha cenneti hak ediyor. Kişi bundan sonra da yaşıyor. Allah, onun ruhunu Kendisine ulaştırıyor. Kişi 3 ayrı açıdan daha, tam 7 açıdan Allah’ın cennetini hak ediyor.

* 1. kat cennet, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin cennetidir.
* 2. kat cennet, bundan sonra mürşidine ulaşanların cennetidir.
* 3. kat cennet, ruhunu Allah’a ulaştırabilenlerin cennetidir.
* Sonra fizik vücudunu Allah’a teslim edenlerin cenneti.
* Nefsini Allah’a teslim edenlerin cenneti.
* Salâh makamına ulaşanların cenneti.
* Allah’a köle olanların cenneti.

Böylece kişinin hak ettiği standartlara göre her şey dizayn ediliyor. Öyleyse Allah’ın esmaları öyle muhteşem bir dizayn içinde çalışır ki; sonuçlara baktığınız zaman sadece hayranlık duyarsınız. Allah’ın esmaları insanlar için kâinattaki en büyük hediyelerden bir tanesidir.

Bildiğiniz gibi nefsinizin afetleri sadece 19 tanedir. 19 ayrı açıdan, her geçen gün biraz daha düzelirsiniz; her geçen gün biraz daha mutluluğu yaşarsınız. Eğer zikrederseniz nefsinizdeki afetler azalırsa, azaldıkça yerlerini Allah’ın nurları alacaktır. Biliyorsunuz ki bu 7 tane kalp şartınıza bağlıdır. Allah önce kalbinizdeki ekinneti alacaktır, yerine 2. olarak ihbat koyacaktır. Yani idraki önleyen ilâhi bilgisayar sizden alınacak, idraki sağlayan ilâhi bilgisayar onun yerini alacaktır. Sonra mı? Allahû Tealâ nefsinizin kalbinin nur kapısını Allah’a çevirecektir. Sonra mı? Göğsünüzden kalbinize bir nur yolu açılacaktır. Kalbin 4. şartı. Sonra mürşidinize ulaşacaksınız. Huşû sahibi olduktan sonra Allah size mürşidinizi gösterecek, ona tövbe ederek tâbî olduğunuz zaman, o zaman kalbinizde son 3 şart da gerçekleşecektir. Kalbinizin mührü açılacak, kalbinizin içindeki küfür kelimesi alınacak, kalbinizin içine “îmân” kelimesi yazılacak.

Bu şartlardaysanız, Allah’ın “Allah” ismini kullanarak, 99 esmasından en önemli olanını kullanarak, nefsin bütün afetlerine tesir edenini kullanarak zikir yaptığınız zaman nefsinizin kalbine Allah’ın nurları dolmaya başlayacak. “Îmân” kelimesinin etrafında toplanan bu nurlar ne kadar toplanırsa, o kadar karanlık nefsinizin afetlerinin her birinin aynı oranıyla yok olacaktır. O kadar oranda afet azalacak, o kadar oranda nur nefsinizin kalbine yerleşecek, nefsinizin kalbi böylece afetlerin yerine faziletlerle dolmaya başlayacaktır.

Ne tarz bir zikir yaptınız? Bu zikir “Allah” ismini kullanarak bütün afetleri birden eksilten, bütün hasletleri birden yerleştiren, aynı oranda yerleştiren bir özelliğin sahibi kılar. Herkese göre sonuç farklıdır. Kimin nefsinin kalbinde hangi afetler azsa, hangi afetler çoksa, o standartlara uygun bir değişim otomatik olarak gerçekleşir. Bunun ötesinde, nefsinizin tezkiyesine dayalı olmayan, sizin kendinizde eksik gördüğünüz bir alanı, bir konuyu Allah’ın tamamlaması istikametinde, Allah’ın esmalarından bir tanesini çektiğiniz zaman ne olur? O zaman, o açıdan tamamlanırsınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Diyelim ki başkalarına karşı haksız davranışlarda bulunuyorsunuz, adalet hükümlerini her zaman ihlâl ediyorsunuz. O zaman sizde adalet açısından bir eksiklik var. Ne yapacaksınız? Allah’ın “El Adl” esmasını çekeceksiniz her gün. Peki, bunun sayısı ne olacak? Biliyorsunuz ki Allah`ın isminin, “Allah” kelimesiyle yapılan zikir sonsuz zikre kadar ulaşabilir. Ulaşabilir değil, ulaşması üzerinize farz kılınmıştır. Ulaşmalıdır! Böylece nefsinizdeki bütün afetleri temizlemiş olacaksınız. Ama bunlar afetler. Allah’ın Esma-ül Hüsna’sı afetlerinizle değil, vasıflarınızla alâkalı. Allah’ın vasıflarının hepsi sizde de var ama Allah mükemmel olarak onların sahibidir. Sizse onların sıfıra çok yakın birer sahibisiniz. İşte bu miktarı arttırmak elinizdedir. Nerede eksiklik duyuyorsanız, eğer başkalarına karşı haksız davranışlarda bulunuyorsanız, o zaman “El Adl” esmasını çekeceksiniz. Sizin için hak teşkil eden konularda size verilmeyen bir şeyler söz konusuysa, sizin hakkınızın oluşması, “El Hakk” esmasını çekmenizle gerçekleşir. Başka insanlarla aranızdaki adaletsizliklerin giderilmesinde “El Adl” esması gerekli iken yalnız sizin hakkınız olan standartlarda “El Hakk” esmasını çekeceksiniz. El Hakk; enfüsîdir. “El Adl; afâkidir. El Hakk; herkesin Allah’la ilişkisindeki haklarını dizayn ettiği halde, El Adl; insanların birbirinin arsındaki objektif hukuk kaidelerine göre dizayn edilmiş bir statüyü ifade eder.

Sevgili kardeşlerim! Allah’ın 99 esmasından her birisi sizi ayrı bir açıdan yeniden yapılandırma yetkisinin sahibidir. O esmaları, ihtiyaç duyduğunuz her alanda çekebilirsiniz. Sizin için nefsinizin afetleri doğrultusunda size negatif tesirler icra edecek olanlar hariç. Onlar sadece Allah’a aittir. Meselâ Allahû Tealâ hem “Kâbiz” esmasının sahibidir; kabzeden, daraltan, azaltan, hüviyetin sahibidir hem de bast eden, genişleten “El Bâsıt” esmasının sahibidir. Öyleyse, Allah’ın “El Bâsıt” esmasının size ulaşmasını isterseniz, o zaman ufuklarınızın açıldığını, daha çok nafaka sahibi olduğunuzu, Allah’ın sizin maişetinizi genişlettiğini yaşayacaksınız. Fakirlikten yana probleminiz varsa, “El Ganî” esmasını çekeceksiniz. Ganî; zengin, ihtiyacı kalmayan anlamına gelir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Nefsinizin afetleriyle savaş etmek istiyorsanız, bunun için “Allah” kelimesi yeter. Ama kendinizi her açıdan tamamlamak istiyorsanız, o zaman Esma-ül Hüsna’yı kullanacaksınız. Esma-ül Hüsna ile o tek kelime olan, en kuvvetli kelime olan “Allah” kelimesini kullanmak birbirinden ayrı standartlar sağlar. “Allah” kelimesi nefsinizin afetleriyle yapacağınız cihadın yegâne silâhıdır. Esma-ül Hüsna, bu cihadın silâhı değildir. Esma-ül Hüsna, sizi yapılanmaya götürür. 99 ayrı cepheden her birinden yapılanmaya gidebilirsiniz. Ama söylediğim gibi zararlı olanları kullanmamanız uygun olur. Nefsinizin afetlerine paralel olan Allahû Tealâ’nın vasıfları da var. Ama söylediğimiz gibi onlar “El Adl” ve “El Hakk” esmasının tahakkuku içindir, “El Müntekîm” sıfatı gibi.

Sevgili öğrenciler ve izleyenler! Öyleyse Esma-ül Hüsna nasıl kullanılır? Esma-ül Hüsna, bir defa her esmayı her gün onların kendi sayısıyla çekmenizde fayda var. Onun için onu gruplara ayıracaksınız. Her gün bir kısmını, onların ait olduğu sayıyla çekeceksiniz. Ama eksikliğini kesinlikle hissettiğiniz alanlar vardır. Başkalarından farklısınız, farklı hissediyorsunuz kendinizi, eksikliğini hissediyorsunuz, o açılardan tamamlanmayı istiyorsunuz. Onun için Esma-ül Hüsna’dan o konuyu sağlayacak olan esmayı seçeceksiniz. Kendinizi güçsüz mü, hasta mı hissediyorsunuz? “El Kaviyy” esmasını çekeceksiniz. Sizi kuvvetli kılacak. Bunun gibi… Peki, kaç defa çekeceksiniz? İşte burada zikirden farklı bir muamele ile karşılaşıyorsunuz sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın her ismi ayrı bir şifredir, ayrı bir koddur. O kodu sadece o sayıda o ismi tekrar etmek suretiyle yakalayabilirsiniz. Aksi takdirde yakalayamazsınız. Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Neden bahsediyoruz? Bahsettiğimiz şey son derece açık! Her, Allahû Tealâ’nın isminin bir kodu var, bir sayısal değeri var. Bu sayısal değer, ebced hesabına göre tahakkuk ediyor.

Ebced hesabı nedir? Arapçada 28 tane harf var. Bu harflerin her biri alfabe sırasına tâbî olmayarak bir değer ifade eder. Bu değerler 1’den başlar. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10. 10 tane ayrı harf, 1’den 10’a kadar değer taşır. Ama 10’dan sonra 11 gelmez. 10’dan sonra 20 gelir. Sonra 30 gelir, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 100. 100’den sonra 110 gelmez, 200 gelir. 200, 300, 400, 500, 600, 700, 800, 900. 900’den sonra 1000 gelir. Ve 28 harf tamam olur. Arap alfabesindeki mevcut 28 harfin her birinin ayrı bir kod numarası var. Bu numaraların neye tekabül ettiğini lügatlarda bulmak söz konusu.

Ebced hesabını açtığınız zaman lügattan, bir neticeye ulaşıyoruz. Allahû Tealâ, ebced hesabında kelime harflerin tertiplenmesindeki sırayı şöyle anlatıyor: Evvelâ, “ebced” kelimesinin başlangıcını teşkil eden e-b-c-e-d harflerinin muhtevası veriliyor. Sonra “hevvez” kelimesi geliyor. Sonra “hutti” kelimesi geliyor. Sonra “kelemen” geliyor. Sonra “sa’fes” geliyor. Sonra “karaşet” geliyor. Sonra “sehaz”, sonra “dazig”. Bunların her biri bu sıraya göredir. Yani başlangıçta gerçekten elif-be-ce diye gidiyor, ama sonra harfler değişiyor. Ve söylediğim gibi 1’den 10’a kadar,10’dan sonra 10’ar 10’ar yükseliyorlar 100’e kadar. 100’den sonra 100’er 100’er yükseliyor 1000’e kadar. Ve 28 harf böyle tamamlanıyor.

Öyleyse şimdi sayısal değerleri ben size vereyim. Bu kaseti saklayın, istediğiniz harflerin açılımını yaptıktan sonra bakın rakamlar ne kadar güzel bir şekilde yerli yerine oturacak. Elif 1, ba 2, cim 3, dal 4, he 5, vav 6, ze 7, ha 8, hı 9, ya 10, kef 20, lam 30, mim 40, nun 50, sin 60, ayn 70, fe 80, sad 90, kaf 100, rı 200, şın 300, te 400, se 500, hı 600, zel 700, dad 800, zı 900, gayn 1000.

Böylece Allah’ın bir isminin açılım yapmadan evvelki harf dizisine göre değerlerini tespit ediyorsunuz. Hangi harf geçmişse, o harfin kodunu koyuyorsunuz, yanına bir artı işareti yazıyorsunuz, 2. harfin kodunu koyuyorsunuz, ekliyorsunuz. Ama bu yetmez bu kelimenin harflerinin açılımı da gerekiyor. Meselâ; “Allah” kelimesinde başlangıçta ne var? “Elif” var. Sonra ne var? “Lam” var. Sonra ne var? “Lam” var. Sonra da “Hı” var. Bu muhteva içerisindeki harflerin değerlerini koymak yetmez. Yani “Elif” için 1 koymanız yetmez. “Elif” harfini açacaksınız. Nelerden teşekkül ediyor? “Elif, lam, fe”. Öyleyse buradaki ihtivaya dikkatle bakın. “Elif” harfi için bu 4 harfin toplamını yazmak mecburiyetindesiniz. Bütün harflerin açılımını, “lam” harfinin açılımını “lam” ve “mim”. Bu muhteva içerisinde yaptığınız zaman asıl neticeye ulaşacaksınız. İşte o asıl netice, o esmanın bir günlük çekim sayısıdır.

Size hastalığınızın durumuna göre verilecek olan sayı günde 7 defa zikretmek olabilir bu muhtevayı. Meselâ diyelim 1200 defa saymanız gereken, zikretmeniz lâzımgelen bir esma üzerine harekete geçeceksiniz. Sizin eksiğiniz o istikamette. 7 emri verildiği zaman 7 tane 1200 çekeceksiniz. Aynı esmanın 1200’den 7 defa çekilmesi söz konusu olur. Daha fazla verilmişse daha fazla çekeceksiniz. Öyleyse böyle bir dizaynda ne sağlar bu size? Eksik olan taraflarınızın kuvvetlenme imkânını sağlar.

İşte Âdem (A.S), Allah`ın bütün esmasının sahibi idi. Allahû Tealâ’nın meleklere: “Ben, ona Esma-ül Hüsna’yı öğrettim.” demesi üzerine meleklere Allahû Tealâ soruyor: “Siz biliyor musunuz Esma-ül Hüsna’yı?” Onlar da diyorlar ki: “Hayır, biz Senin öğrettiğinden başka bir şey bilmeyiz.” Allahû Tealâ da diyor ki: “Ama o biliyor.” Âdem (A.S)’ı çağırıyor. Âdem (A.S) her esmayı evvelâ kullanıyor, sonra da o esma hakkında açıklamalarını yapıyor, rakamsal değerini veriyor.

Âdem (A.S) hayatı boyunca her açıdan kendisini tamamlamıştır. Ve evlâtlarından da birçokları bu tamamlamaya ulaşmışlardır. Hem daimî zikrin sahibi olmuşlardır hem de esmalardan hangisini kendilerinde eksik görmüşlerse o açıdan tamamlanmışlardır. İşte Habil böyle bir oğluydu Hz. Âdem’in. Tamamlanmış, kemâlâta ulaşmış. Nitekim kardeşi olan Kabil, onu öldürmeye teşebbüs ettiği zaman diyor ki: “Sen beni öldürebilirsin ama ben, seni öldürmek için elimi sana kesinlikle uzatmam. Unutma ki, Allah senin verdiğin armağanı kabul etmedi. Çünkü Allahû Tealâ takva sahiplerinden kabul ettiğini söylüyor. Sen babamın emrini dinlemedin. Allah’ın yoluna girmedin ve takva sahibi olmadın. Öyleyse senin Allah’a sunduğunu Allah’ın kabul etmesi hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır.” Çünkü Allah’ın ifadesi: “Allah, takva sahiplerinin kurbanını ya da adağını kabul eder.” şeklinde. Sonra biliyorsunuz ki Kabil, tarihin, insanlık tarihinin ilk cinayetini işledi; kardeşini öldürdü. Burada esmalarla tamamlanmış bir insanla, zikirle tamamlanmış bir insanla, bunların hiçbirini yapmayan nefsinin bütün afetleriyle uygun bir hareket standardı izleyen Kabil’in, ilk katilin, dünya üzerindeki ilk katilin muhtevasının farklılığını görüyoruz.

Öyleyse Esma-ül Hüsna dediğiniz zaman orada bir hazine ile karşı karşıyasınız. Neyiniz eksik onu en iyi siz bilirsiniz. Hafıza kaybınız mı var? O zaman Allahû Tealâ’nın “El Hafîz” esmasını çekeceksiniz. Bir günde eğer bir defa çekecekseniz bunu, diyelim ki onun sayısı 1400. 1400 defa “El Hafîz” ismini tekrar edeceksiniz. Sadece “Hafîz, Hafîz, Hafîz…” değil, “El Hafîz, El Hafîz, El Hafîz…” tarzında yapacaksınız bunu.  Öyleyse nasıl “Allah” kelimesini “El İlâh” şeklinde yapıyorsanız ki bunun muhtevası “Allah” kelimesidir, “El Hafîz”ı da öyle yapacaksınız. “El Adl” çekecekseniz, adalet dağıtmak istiyorsanız. Onu, adaletin size tatbik edilmesini istiyorsanız, “El Hakk” çekeceksiniz. Öyleyse muhtevada Allah`ın bütün güzellikleri var. Hangi açıdan nasıl bir eksiğiniz varsa, hepsini giderecek olan bütün imkânlar ebced hesabı ile elinize teslim etmiş. Bu konudaki kodları kullanacaksınız, bu konudaki şifreleri kullanacaksınız.

Bunlar, Allah’ın şifreleridir. Kur’ân-ı Kerim’deki bir diğer şifrenin “19” şifresi olduğunu görüyoruz. Bu 19 şifresi, Kur’ân-ı Kerim’in birçok âyetlerinde meselâ “elif-lam-mim” gibi bir takım ifadeler taşır, mukattaat harfleri. Bu mukattaat harflerinin gerçek anlamının mutlaka bunların 19’un katı olması şeklinde tarifine çalışanlar oldu ve büyük ölçüde de isabetliydi. Ama şunu gördük ki Kur`ân’da henüz bilinmeyen sırlar var ve bütün şifreler tutmadı. Bazı surelerde mukattaat harflerinin toplamı 19’la bağdaşmıyor. Meselâ üç harften ikisi tutuyor, üçüncüsü tutmuyor. Öyleyse insanlığın henüz ulaşmadığı ama Allah’ın bildiği başka sırlar da konunun içinde, fakat mukattaat harflerinin de büyük kısmı 19 rakamı ile büyük bir uyum sağlıyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Kur’ân bir sırlar kitabıdır. Bu sırlara âşina olmak için Allahû Tealâ’nın esmalarını alabildiğine kullanabilirsiniz. Pozitif anlamda size büyük yardımları olacaktır. Öyleyse görüyorsunuz ki; Allah’ın bir büyük ihsanı, Esma-ül Hüsna’dır. “Allah” ismi ile yaptığınız zikir, nefsinizdeki bütün afetleri tamamlayarak, temizleyerek sizi nefslerinizin negatifliklerinden tamamen kurtarır. Ama bütün vasıfları kazanamazsınız. Bütün vasıfların sahibi Allah’tır. Siz bütün hayatınızca bütün esmaları çekseniz gene O’nun vasıflarının hepsine sahip olamazsınız. Ama büyük ölçüde kendinizi tamamlarsınız. İnsan olmanın azamî standartlarına ulaşabilirsiniz. Bir taraftan “Allah” kelimesi ile zikrinizi yaparak daimî zikre ulaştığınızda nefsinizin bütün afetlerinden kurtulmuş olursunuz ama vasıf şartlarınız tamamlanmamıştır. Vasıflar, afetlerin ötesindeki muhtevayı da ifade eder. Afetler, 19 açıdan sizi güzele götürür ama Esma-ül Hüsna, 99 açıdan hedefe götürür.

Öyleyse afetlerin sağlayamadığı onların ötesindeki daha güzel, daha güzel, daha güzel şeylere Esma-ül Hüsna ile ulaşacaksınız. Her biri, bir muhteşem açıdan sizi daha güzele, mükemmele götürecektir. Öyleyse Allahû Tealâ’nın esmaları, Âdem (A.S)`ın peygamberliğinin birer simgesi idi. Biliyorsunuz o, ilk insan ve ilk peygamberdi. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de son insan değildi ama Son Peygamber`di; peygamberlerin hatemi idi; hitam bulmasını temsil ediyordu. Ve nebîlerin sonuncusu olarak Kur’ân-ı Kerim`de isim kondu.

Öyleyse Esma-ül Hüsna’ya dikkatle bakın: Allah’ın eksiksizliğinin, tamlığının 99 ayrı cepheden her bir isim bir şahididir. 99 ayrı cepheden tam bir mükemmellik! O, Allah’tır. Hepimizin yaratıcısıdır! İşte insanların anlayamadığı şey; Allahû Tealâ diyor ki: “El Bâtın; Allah batındır.” ama Allahû Tealâ aynı zamanda “zâhirdir.” diyor. “Allah evveldir.” diyor, “Allah âhirdir.” de diyor.

Sevgili kardeşlerim! Acaba Allahû Tealâ bu muhteva içerisinde neyi söylemek istiyor size? İşte cevaplar, Allah’ın vasıflarını kazandıkça ortaya çıkar. Allah bâtındır. Kalp gözleri çalışmayanlar için, Allah’ı görmeyenler için Allah bâtındır. Ama ne zaman salâh makamına ulaşırsanız, Allah’a köle olursanız, Allah Kendi Zat`ını gösterecektir. Bu insana göre, bu esmanın sahibi olan insana göre Allah, zâhirdir. Öyleyse “Hem bâtındır hem zâhirdir.” Olur mu? Elbette olur. Birtakım insanlara göre bâtındır (çok büyük bir kesim için) ama kim Allah’ı görmek şerefine Allahû Tealâ tarafından erdirildiyse, onlar için zâhirdir Allahû Tealâ. Allah evveldir, âhirdir. Eğer, Allahû Tealâ size geçmişi gösterirse, Allah’ın evvel olduğunu göreceksiniz. Kâinat olmadan evvel de Allah vardı. Ama Allahû Tealâ, aynı zamanda âhirdir. Neden? Kıyâmetten sonra da var olacaktır. Biz insanlara göre, biz insanlar yokken Allah var mıydı? Vardı.

Öyleyse Allah evveldir. Bütün insanlıktan evvel Allah vardı. Peki, biz hepimiz cennet veya cehennemi yaşadıktan sonra sonsuz bir hayat yaşadıktan sonra tekrar enerjiye döndürülmeyecek miyiz? Döndürüleceğiz. Hepimiz yok olmayacak mıyız? Enerji tekrar sıfıra çevrilecek. Yok olacağız. Ama ondan sonra da Allahû Tealâ var olacak. Öyleyse Allahû Tealâ aynı zamanda âhirdir ve Allahû Tealâ’nın sıfatlarının belki bütünü gösteren en güzel sıfatı El Bâki, her zaman var olmakta devam edecektir. Zamandan evvel de zaman var iken de zamandan sonra da Allah hep bâki olacaktır. Öyleyse siz “El Bâki” sıfatının sahibi olabilir misiniz? Olamazsınız. Bu sıfat, sadece Allah’a aittir. Nihayet bir yaratıksınız. Bütün yaratıklar gibi var oldunuz, yaşayacaksınız, öleceksiniz. Öldükten sonra tekrar dirilip var olmanız, öldüğünüz zaman da bitmeyecek, tekrar dirildiğiniz zaman da bitmeyecek. Cennet veya cehennem hayatının sonuna kadar yaşayacaksınız. Bir sonsuzluk bu! Düşünemeyeceğiniz kadar uzun bir süre. Ve onun sonunda enerjiye çevrilecek sonra da yok olacaksınız. Ama o Allah, bâki olmakta devam edecektir. “Her şey fâni olacaktır.” diyor Allahû Tealâ. Ama senin Zülcelâl-i Vel ikram olan Rabbin bâki kalacaktır.” diyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Gördünüz ki Allah’ın Esma-ül Hüsna’sı sizi bütüne ulaştıracak olan, mükemmele ulaştıracak olan bütün imkânları 99 açıdan önünüze sermiş. Bir taraftan daimî zikirle nefsinizdeki bütün afetleri sıfırlayacaksınız, insan-ı kâmil olacaksınız; bir taraftan da Esma-ül Hüsna ile kendi açınızdan eksik gördüğünüz bu afetlerin dışındaki vasıf standartlarını da düzeltmek imkânının sahibisiniz.

Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; Esma-ül Hüsna’yı insanların emrine koymuş. O’na benzemeye çalışmak, O’nun güzelliklerinin sahibi olmaya çalışmak, hepimizin hem vazifesidir hem hakkıdır. O’nun gibi olamazsınız ama O’na benzeyebilirsiniz!

Kapılar hepinize açık alabildiğine sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Nerede zorlukla karşılaşırsanız, Allah’ın ondan haberi olur. Size mutlaka bir kapı açar. Bütün kapıların sahibi Allah’tır.

Allahû Tealâ’nın hepinize sonsuz mutluluklar ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz.

İmam İskender Ali M İ H R
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 951