Bugün: 22.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Etrafınızdaki Herkes Mutluluğumuzun Kapısıdır

Etrafınızdaki Herkes Mutluluğumuzun Kapısıdır

SOHBETİN ADI: Genel Tasavvuf Sohbeti
TARİHİ: 01. 01. 2001

Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bizleri bir defa daha Allah`ın zikir sohbetini yapmak üzere bir araya getirdi. Bir güzel güne daha başlıyoruz sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım!

Sizlerle beraber olmak, bir güzelliği yaşamak demek. Sizlerle beraber olmak, Allah`ın varlığını daha yakından hissetmek demek. Sizlerle beraber olmak; sizin mutluluğunuzu hissetmek, saadete saadet katmak demek. Öyleyse bizler Allah yolunda olanlar, Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; varız. O bizi yarattı.

Öyleyse Yüce Yaratıcımız, Allahû Teâlâ bize emirlerini gönderiyor. Niçin gönderiyor emirlerini acaba? Sadece bir tek sebebe dayalı bütün emirleri Allahû Teâlâ’nın, bizi mutlu kılmaya yöneliktir. Hepsine dikkatle bakın! Hangi emri gözden geçirirseniz geçirin, arkasında mutlaka ama mutlaka bizim mutluluğumuz var. Allah`ın bizim hiçbir şeyimize ihtiyacı yok sevgili kardeşlerim. Ama bizim Allah`a sonsuz ihtiyacımız var.

Netice itibarıyla her şeyimizle sadece bir yaratığız, kâinatın yaratıcısının bir yaratığı. Hepimiz birer mahlûkuz; bizi yaratan Allah`ın yarattığı, Allah için yaşaması lâzımgelen mahlûklarız. Neden Allah için yaşamamız gerekiyor? Çünkü Allah bizleri insan olarak yaratmış. Biz insanları, Allahû Tealâ yalnız Kendisi için yaratmış. Bizim dışımızda, insanın dışında Allah`ın yarattığı her şey; canlısıyla cansızıyla bütün bir kâinat sadece ve sadece bizler için yaratılmış sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Her şey bizim için, her şey insan için ama insan Allah için.

Sevgili kardeşlerim! Her halükârda O’nunla bizim aramızda sonsuz ilişkiler dizisi söz konusudur. Bütün güzellikleri O’nunla birlikte yaşarız ve eğer biz insanlar, O’nun tarafından bir sebebe dayalı olarak yaratılmışsak bu sebep sadece bizim mutluluğumuzdur.

Evvelâ şunu yerli yerine oturtmalısınız: “Ben Allah için yaratıldım.” Bunu demelisiniz hepiniz birbirinize, “Ben Allah için yaratıldım.” Peki, bunun mânâsının şümulü nereye kadardır? Herkesi kaplar. Yani ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyoruz: Eğer biz bunu söyleyebiliyorsak: “Ben Allah için yaratıldım.” diyorsak, şunu bileceğiz ki bizim dışımızdaki herkes Allah`ı temsil eder. Yani ne demek istiyorum? Yani bizim dışımızda bulunan herkes onlara herhangi bir güzelliği ulaştırdığımız zaman Allah`ı temsil ederler. Bu hizmeti onlara değil Allah’a yapmış oluruz. Etrafınızdaki herkes mutluluğunuzun bir kapısıdır. Kimler yaratılmışsa o etrafınızda var olan bütün arkadaşlarınız, dostlarınız hatta düşmanlarınız sizin mutluluğunuz için vardırlar.

Sevgili kardeşlerim! “Olur mu öyle olur mu?” diye düşünenler olabilir aranızda. “Düşmanlarımızda mı?” diye. Evet düşmanlarımız da çünkü onlara onların beklemediği bir iyilikte bulunduğunuz zaman bundan muhteşem bir haz alacaksınız. Kimi size düşmanca davranıyor görürseniz, mutlu olmak istiyorsanız ona bir iyilikte bulunun. “Kolay mı?” diye soruyorsunuz şimdi de, size göre nasıl?

Öyleyse siz de öyle bir insan olacaksınız ki; seyyiate hasenatla karşılık vermeniz gerek, o zaman Allah için olacaksınız. Eğer böyle değilseniz şu anda Allah için… ( 08.02) henüz o standartların içine girmediniz. Henüz Allah için değilsiniz, henüz nefsiniz içinsiniz. Dikkat edin! Ruhunuzu ve fizik vücudunuzu nefsinizin afetlerinden soyutlayın, onların dışında bırakmaya çalışın.

Bu düşünce standardına ulaştığınız zaman; eğer herkes sizin için yaratılmışsa, sizin mutlu olmanızın bir vesilesiyseler, etrafınızda bulunan bütün insanlar sizin mutluluğunuza açılan birer kapıysa o zaman neden o kapılardan geçmiyorsunuz? O insanlara bir nebzecik mutluluk verdiğiniz anda onların yaşadığı mutluluğun iki katını siz yaşayacaksınız, bunu biliyor musunuz? Etrafınızdaki her şeye dikkatle bakın! Her şey sizin için yaratıldı: Gökyüzü, yeryüzü, deniz, kara, çiçekler, ağaçlar, kuşlar, balıklar… Etrafınızda ne varsa, hangi standartların içinde olurlarsa olsunlar, hepsi sizin için.

Sevgili kardeşlerim! Olayı, “Herkes bana düşman, herkes benim kötülüğümü istiyor, herkes şeytanla işbirliği etmiş ve herkes bana zarar veriyor.” şeklinde düşünürseniz, size sadece o küçücük misali vermek isterim. Hani çölün kıyısında bulunan iki adam sadece yarım bardak suları var, biri diyor ki: “Eyvah sadece yarım bardak suyumuz kalmış.” Öteki de diyor ki: “Hamdolsun ki Allahû Teâlâ’ya hâlâ yarım bardak suyumuz var.”

Sevgili kardeşlerim! İşte size sizin için altın değerinde olan Allahû Tealâ’nın size tavsiyesi bu. Ona deyin ki: “Yarabbim! Sana sonsuz hamd ve şükrederiz ki; hamdedecek ve şükredecek çok şeyimiz var.” Yoksa siz yok mu zannediyorsunuz? Bir düşünün bakalım eğer siz gören gözlerin sahibiyseniz, işiten kulakların sahibiyseniz, çalışan bir vücut makinesinin sahibiyseniz; akciğerlerinizle, karaciğerlerinizle, midenizle, bağırsaklarınızla bütün vücut uzuvlarınızla uyum içinde çalışan bir sistemin sahibiyseniz sadece fizik vücudunuz için bile Allah`a ne kadar şükretseniz azdır. Siz bir (11.40 anlaşılamadı) hepiniz.

Bir düşünün sevgili kardeşlerim! Sizde var olan şu gözlere sahip olmayan birisi, göremeyen bir insan sırf sizin Allahû Teâlâ tarafından bedava verilmiş olan şu görme hassanızın sahibi olabilmek için bütün servetini feda etmez miydi? Siz öyle olsaydınız yapmaz mıydınız onu? Öyleyse şükredecek o kadar çok şeyimiz var ki,  Allah bunları bize karşılıksız vermiş. Sadece bizim mutlu olmamızı istiyor.

Şu fizik vücudumuz sevgili kardeşlerim, sadece bir elbisedir. Şu dünya adı verilen fizik standartları algılayabilmemiz için bize verilen bir emanet. Ne zaman bunu anlayacaksınız? İlk tayyi mekânı yaşadığınız zaman. Onun dışından; düşüncenizin, aklınızın kumanda ettiği nefsinizin içinden fizik vücudunuza baktığınız zaman. İşte öldüğünüz zaman da onu göreceksiniz. Fizik vücudunuzun dışından kendinize bakacaksınız ama göreceksiniz ki siz yaşıyorsunuz. Ölen, fizik vücudunuz. Topraktan yaratılmış olan, gene toprağa gidecek olan şu dünyadaki elbiseniz.

Sevgili kardeşlerim! Siz bir sonsuzluksunuz. Öyleyse şu yakınlarda annesi, babası, evlâdı, yakınlarından birisi ölmüş olan, boşuna üzülen kardeşlerimiz. Sizlere sesleniyorum! Boşuna üzülmeyin. Onlar ölmediler, onlar yaşamaya devam ediyorlar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Her zaman onları ziyaret etmek imkânının sahibisiniz. Sadece bir hacet namazı kılıp Allah`tan talepte bulunacaksınız: “Ben rahmetli olan annemle, rahmetli olan babamla, rahmetli olan arkadaşımla orada berzah âleminde olmak istiyorum. Yarabbi! Bunu bana nasip kıl.”

İşte bu bir anahtar, bu anahtarla berzah âleminin kapısını açarsınız. Ne görürsünüz? “O gitti artık onu göremeyeceğim.” diye arkasından gözyaşı döktüğünüz, karşınızda. Sabaha kadar sizinle beraber, dünyada eksik kalan ne varsa orada, ondan o bilgilerin hepsini alabilirsiniz. Her şeyin cuk oturduğunu göreceksiniz yerli yerine.O, yaşıyor.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Şu üzüntülerinize dikkatle bakın, neden üzülüyorsunuz? Şu dünya adı verilen gezegende size Allahû Tealâ bir hayat vermiş. Etrafınızdaki insanlarla Allah için yaşayıp en güzel bir dostluğu paylaşmak varken neden onları üzüyorsunuz? Böyle yaptığınız zaman hâlâ anlamadınız mı, üzülen hep siz olursunuz. Mutluluğun anahtarı nefsle değil, ruhla yaşamaktır ya da nefsinizin afetleriyle değil, ruhunuzun hasletleriyle yaşamaktır. Hayatınızı ruhunuzun hasletlerine açın, kapıları ruhunuzun hasletlerine teslim edin. Oradan size ulaşacak olan güzellikleri, o güzellikleri yaşamaya çalışın.

Öyle yaptığınız takdirde başka insanlara sizleri üzecek olan bir vasıta değil, sizleri mutluluğa ulaştıracak olan Allah`ın yegâne vasıtaları olarak baktığınız zaman mutluluğu yaşayabilirsiniz. Onlar sizin için varlar unutmayın. Bir güzellik daha, siz de onlar için varsınız. Siz hiçbir şey yapmasanız, onlar size bir güzelliği sergilediği zaman siz onlar için onların mutluluğunun bir vasıtası oluyorsunuz. Çünkü size yaptıkları her güzel davranış, onların sizin bu davranıştan aldığınız hazzın iki katını en az yaşamasına sebebiyet verir. Bu sizi mutlu edecek, sizi memnun edecek bir davranışta bulundukları zaman geçerli.

Ya o davranışı vücuda getirene kadar düşünceleri? “Ben ne yaparım da ona bir nebze mutluluk verebilirim? Ben ne yapabilirim de ona onun seveceği, onun hoşlanacağı bir şeyler yapabilirim.” Bunu yaptığınız an, siz o kişiyi mutlu etmiş olursunuz ama bunu yapmayı plânladığınız andan itibaren onu gerçekleştirdiğiniz noktaya kadar asıl mutluluğu yaşayan sizsiniz.

Öyleyse o kişi, daha ona mutluluğu ulaştırmayı planladığınız andan itibaren sizin mutluluğunuzun kapısıdır. O kapıdan geçtiniz, ta ona mutluluğu ulaştırdığınız ana kadar geçen bütün zaman parçalarında Allah`ın ülkesinde yaşarsınız, bir mutluluk üçgeni. Daimî zikre ulaştığınız zaman bir mutluluk karesi.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse onlar sizin için bir mutluluk vasıtası, mutluluğunuzun hepsi mimarı. Tabii bunun farkında bile olmadan yaşarlar. Ya siz sevgili kardeşlerim? Size soruyorum: “Siz farkında mıydınız?” Olaya nasıl bir bakışla bakarsanız, olaya nasıl bir girişle girerseniz siz, o kadarsınız. Ya kendi mutluluğunuzun mimarı ya da mutsuzluğunuzun zavallı temsilcisi, seçimi siz yapın. Başkalarıyla kendiniz arasında bir eşitlik sisteminin mutlak var olduğunu düşünün. Çevrenize sizden ne ulaşırsa, onlardan size sadece onun eşiti geri döner. Allah`tan gelen de ilâvesidir.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse siz onlar için bir mutluluk vasıtasısınız, onlar da sizin için bir mutluluk vasıtası. Bütün mesele Allah`ın size teslim ettiği mutluluk anahtarını mutsuzluğu oluşturmak için mi kullanıyorsunuz? Yoksa mutluluğu oluşturmak için mi kullanıyorsunuz? Onu düşünün, şeytan ve kör nefsiniz size hep karanlık mağaraların yolunu gösterecektir. Hep başkalarına kötü davranmanıza sebebiyet vermek isteyecektir. Çünkü şeytan sadece ve sadece sizin mutsuz olmanızı ister. Bunun için size nefsinizin o hastalığını tatbik sahasına getirmek için büyük gayret sarf eder. Üstün olmak istemek, bunu başkalarına kabul ettirmek. (19.49)

Sevgili kardeşlerim! Üstün sadece Allah`tır. Biz insanlar bir demokrasi içinde insanların eşit olması lâzımgeldiğini bir prensip olarak kabul ederiz. Ama biliyor musunuz sevgili kardeşlerim? Allah`ın huzurunda birbirine eşit iki tane bile insan yoktur. Sonsuz merdivenlerden oluşan bir yelpaze içerisinde siz, her an o merdivenin bir basamağındasınız, bir saniye sonra başka bir basamaktasınız, ondan bir saniye sonra daha başka bir basamaktasınız. Hiç kimse sizinle eşit değil çünkü onlar da devamlı, her saniye bu basamakları değiştiriyorlar.

Neden mi? Çünkü hayatınızın her saniyesinde bir derecat kazanıyorsunuz veya kaybediyorsunuz. Hiçbir şey yapmadığınızı düşünelim, olduğunuz yerde oturuyorsunuz, ibadet etmiyorsunuz ama kimseye de bir kötülüğünüz yok. Öyleyse şöyle düşünebilirsiniz: “Ben şu anda hamdolsun ki kötülüğü olmayan bir insanım. Öyleyse bu durumda ben derecat kaybetmiyorum ama şu anda bir ibadetim de yok, derecat da kazanmıyorum. Öyleyse hamdolsun olduğum yerdeyim.” mi diyorsunuz? Yanlış, derecat kaybediyorsunuz. Merdivenlerin her saniye bir basamak altına iniyorsunuz. Mutluluk yukarıya doğru bir seyir takip eder, Allah`ın merdivenlerinde mutsuzluk da aşağıya doğru.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse bunları yerli yerine oturtmaya çalışın. Siz ne olduğunuzu fark edin evvelâ. Siz herkes için bir mutluluk vasıtasısınız. Herkes sizin için bir mutluluk vasıtası, eğer Allah`ın gözlükleriyle bakabiliyorsanız. Siz herkes için bir mutsuzluk vasıtasısınız, herkes de sizin için bir mutsuzluk vasıtası eğer şeytanın gözlükleriyle bakabiliyorsanız.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizaynda seçim başkalarının değil, seçim sizin. Başkaları şeytanın penceresinden baksalar, siz onlar için bir mutsuzluk vasıtası olsanız, onlar da sizin için bir mutsuzluk vasıtası olabilir mi? Olamaz, siz Allah`ın gözlükleriyle bakıyorsanız. Bir insan düşmanıyla mutlu olabilir mi? Gayet tabii, elbette bu imkân hepinizin önünde. Ne zaman size düşman olan birisine -Allah mutlaka nasip eder- bir iyilikte bulunursanız, onun beklemediği bir güzelliği, ona karşı husumetinizin olmadığını, ona karşı sadece sevgi beslediğinizi ona ispat ettiğiniz an siz, mutluluğun üst seviye bir boyutunu yaşarsınız. Çünkü normal bir insana karşı göstereceğiniz bir sevgi halesi, sizden fışkıran bir Allah`ın güzellik nuru. O kişi ne kadar düşmanınızsa sizin için o kadar mutluluğa vesile olur.

Sevgili kardeşlerim! Hep insanlar şunu anlayamazlar; bir insan ne kadar çok günahı varsa, ne kadar çok günahla Allah`ın yoluna girerse o kişinin derecatı o kadar çok artar. İşte bu misali düşünün. Size ne kadar çok düşman olurlarsa olsunlar, en çok düşman olana yaptığınız bir güzel davranış size en büyük mutluluğu verir. İnsanlara göre adım adım artan bir mutluluk. Hatırlayın Fussillet Suresinin 33, 34, 35. âyetlerini, ne diyordu Allahû Teâlâ?

41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve lâs seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izâllezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).
Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.


Onlar ki; Allah`a teslim olup da Allah`a çağırdılar. Onlardan daha güzel sözlü kim vardır? Hiç seyyiatle hasenat bir olur mu? Siz seyyiati hasenatla önleyin. Seyyiate (yani kötülüğe) hasenatla (yani iyilikle) mukabele edenler var ya (bu hassa çok insana verilmez)!
 
Onlar, hazzul azîmin sahipleridir.” Neden? Çünkü etraflarında kim varsa herkese, onları mutlu edecek bir davranışla davranıyorlar. Böyle bir davranışın sonucu ne olur? Böyle davranan kişiyi sonsuz bir şekilde mutlu kılar. Siz başkaları için yaşadıkça Allah için yaşarsınız. Allah için yaşayan herkes aslında kendi mutluluğunun anahtarını eline geçirmiş olan bir insandır.

Sevgili kardeşlerim! Kulvara eşit şartlarla girdik. Kim Allah`ın güzelliklerini keşfedebilirse bu keşif, Allah`ın ilâvesiyle sonsuz boyuta ulaşır.  Allahû Teâlâ’yı tanıdıkça, ne diyorduk? Evvelâ O’ndan hoşlanacaksınız, sonra O’nu seveceksiniz, 2. safha. Sonra Allah`a âşık olacaksınız, 3. safha. Sonra O’na hayran olacaksınız, 4. safha. Her biri mutluluğunuzun yükseldiği pik noktaya doğru gider. 4.’sü sizi en üst noktaya ulaştırır, Allah`a hayran olmak.

Dikkat edin, sevgili kardeşlerim! Hoşlanmada, sevgide, âşık olmada insanlar, karşılarındakilerle birlikte hemseviye olabilirler ama hayranlıkta aynı seviyede olmaları mümkün değildir. Hayran olan, mutlaka hayran olunandan aşağıdadır, acaba anlatabildim mi? O’na bir gün hayran olacaksınız. O’nun gayesinin sadece ve sadece sizi mutlu etmek olduğunu fark ettiğiniz zaman değil, yaşamaya başladığınız zaman. Önce fark edersiniz, sonra tespit edersiniz, bunu yerli yerine oturtursunuz. Doğru olduğu kanaatine ulaşırsınız. Sonra tatbikatta adım adım güzelliği yaşamaya başlarsınız ve O’na hayran olduğunuz noktada, bu tatbikatın en üst boyutuna çıkarsınız.

O zaman görürsünüz ki Allah ile aranızdaki ilişki sadece mutluluğa dönüktür. Ya da şeytanın yolunu seçersiniz o zaman da görürsünüz ki, dünya bir mutsuzluklar demetidir. Ama zannettiğiniz gibi size mutsuzluğu yaşatan başkaları değildir, size mutsuzluğu yaşatan ta kendinizsiniz, başka hiç kimse değil. Siz eğer siyah renkli gözlüklerle bakıyorsanız her tarafı siyah görürsünüz. Eğer şeffaf gözlüklerle bakarsanız doğruyu görürsünüz.

Sevgili kardeşlerim! Bakış açınızı Allah`ın söylediği platformda, Allah`ın istediği standartlara yönelterek kullanın. Başka insanları mutsuzluğunuzun değil mutluluğunuzun bir parçası olarak düşünün. Ne olur bir kelimeyle, bir cümleyle, bir davranışla onlara bir nebzecik mutluluk vermek isteseniz. Onlarla ilgilendiğinizi belli etseniz, onların gönlünü alacak olan bir şeyler söyleseniz, bir davranışla bunu hissettirseniz ne kaybedersiniz?

Şeytan ve nefsiniz bunu size yaptırmamak için çok büyük bir gayretin içindedirler. Siz güzelliğe dönmek istedikçe şeytanın üzerinizdeki nüfuzu sizi negatif istikamette yönetmek için giderek artacaktır. O, bütün gayretiyle size Allah`ın söylediklerinin tamamen tersini kabul ettirmeye çalışacaktır. Hayatınız boyunca hep onunla mücâdelede olacaksınız sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım gönül dostlarım!

Beni dinleyen sizlerin arasında belki beni sevmeyenler de vardır. Olmaz mı? Ama biz onları da severiz, onları sevdiğimiz için onların bizi sevmemesi de bizi mutlu eder. Sevgili kardeşlerim, acaba burasını anlıyor musunuz? Sizi sevmeyen birine sadece bunu söylemeniz bile bir mutluluk vesilesi değil midir? Allah`ın gözlükleriyle bakıyorsunuz. O zaman düşman yoktur, siz kimseye düşman olamazsınız.

İşte Allahû Teâlâ sizden onu istiyor. “Öyle bir güne ulaşın ki” diyor, “İç dünyanızda nefsinizin afetleriyle ruhunuzun hasletleri arasındaki kavga bitsin, düşmanlık bitsin. Öyle bir güne ulaşın ki sizinle başka insanlar arasındaki kavga bitsin, düşmanlık bitsin. Sizin açınızdan değerlendirme. Öyle bir güne ulaşın ki Allah`ın emirleriyle ve nehiyleriyle kavganız bitsin. İç dünyanızda, dış dünyanızda ve Allah ile olan ilişkilerinizde mutluluğun anahtarı budur ve anahtar size baştan teslim edilir, doğuşunuzda.”

Sevgili kardeşlerim! Allah`ın kanunlarını öğrenmek için varsınız. Sizden sadece mutlu olmanızı isteyen Allahû Tealâ, sizi yeterli bütün vasıtalarla donatmıştır. Bir düşünce, akıl adı verilen bir müesseseyi size teslim etmiştir, herkese teslim ettiği kadar. Sizin onu algılama kapasiteniz ne kadarsa o kadar mutlu olabilirsiniz. Dilerseniz mutluluğu yaşarsınız, dilerseniz mutsuzluğu yaşarsınız. Ve bana hemen şunu söylemek için pek çoklarınız hazırsınızdır: “Kim mutluluğu istemez ki?” Mutsuzluğu yaşayanlar, mutluluğun kendi ellerinde olduğunu bilmedikleri için mutsuzluğu yaşayanlardır ve “Kim mutluluğu istemez ki?” sualinin cevabı,a işte onlar kendileridir. Mutsuzlardır ve mutlu olabilmek için söylediklerimizi hiçbir açıdan değerlendirmedikleri cihetle mutsuzdurlar.

Sevgili kardeşlerim!  “Allahû Tealâ mutluluğun anahtarını size teslim etmiş zaten.” dediğim zaman, hiç kimsenin aklı buna yatmaz başlangıçta. “Hadi canım sende.” der kişi. Şöyle bir kendisine bakar, “Mutlu muyum?” Hani deveye demişler ki: “Senin sırtın kambur, eğri.” Deve de kendine bakmış, “Yahu” demiş, “Benim nerem doğru ki?”

İşte bütün insanlar, bu büyük hatanın içinde yoğrula yoğrula dünya adı verilen bu gezegende hayatları boyunca şeytanla işbirliği halinde, insan ve cin şeytanlarla işbirliği halinde devamlı mutsuzluğu oynarlar. Bir yanlışlıklar komedyası değil, bir yanlışlıklar trajedisi oynanır dünya üzerinde.

Hadi gelin sizinle beraber bir yolculuğa çıkalım. Bu sabah evinizden çıktınız; vapura mı bineceksiniz, trene mi, otobüse mi, dolmuşa mı? Ne gördünüz etrafınızda? Dikkatle bakın! Mutsuz, huzursuz, sinirli yani asabî insanlar. Neden sevgili kardeşlerim biliyor musunuz? Çünkü siz de onlardan biriyseniz; o asık suratlı insanlardan biriyseniz bilmiyorsunuz Allah`ın mutluluk reçetesini. Onu bilmediğiniz için başka insanlarla aynı kazanda yoğruluyorsunuz. Siz ona lâyık değilsiniz oradan çıkın. Siz bilin ki o asık suratlı insanların her birisi aslında sizin için bir mutluluk vesilesi olabilir; her birisi. Ne kadar asık suratlı olursa olsun, ne kadar öfkeli olursa olsun anahtarlar onlarda değildir. Sizin mutluluğunuzun anahtarları sizdedir sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım!

Hepiniz aslında benim mutluluğumun bir anahtarısınız biliyor musunuz? Şimdi ben buradan; dünyanın bu köşesinden sizlere hitap etmek gibi muhteşem bir zevkin içindeyim. Biliyorum ki sözlerimi tatbik edebilenleriniz mutluluğu yaşayacaklar. Neyle yaşayacaksınız? Ben size bu anahtarı; Allah`ın bana öğretmiş olduğu bu anahtarı size teslim ediyorum diye. Öyleyse, öyleyse mutluluğunuzda benim payım var.

Sevgili kardeşlerim! Nasıl sevinmem, bazı kardeşlerimiz telefon ediyorlar; “Falan olayda ben şöyle bir olay yaşadım.” diye ne kadar mutlu oluyorum biliyor musunuz? “Falan olayda ben şöyle bir huzursuzluğu yaşadım.” diyenlere de neden yaşadıklarını izah etmek gene bir mutluluk kaynağı değil mi? Konuşmamız bittiği zaman o kardeşimizin mutluluğu yeniden yaşamak için kendisine bir zemin hazırladığını hissetmenin mutluluğunu yaşıyorum bu sefer de ama hep aynı şey, hep mutluluğu yaşamak.

Eğer ben size hizmet ediyorsam aslında Allah`a hizmet ediyorum demektir, öyle değil mi sevgili kardeşlerim? Şu söylediklerimizle hanginizin kalbine bir damlacık mutluluk ulaştırabiliyorsam, mutluluğu yaşamak için anahtarı teslim ediyorsam size sadece kapıyı açmak kalmıyor mu, mutluluk kapısını? Neden denemiyorsunuz? Sabahtan öğleye kadar geçen şu saatler içinde bunu yapamadığınızı kabul edelim. Ama öğleden akşama kadar geçecek saatler önünüzde. Bütün insanlar sizin için hazır. Kime şu kadarcık bir mutluluk ulaştırabilirseniz onun iki katını, mutluluğu ulaştırdığınız an Allahû Tealâ ve ruhunuz size yaşatır. Ama ondan evvel de o insanlara mutluluk vermek için siz bir arayışın içinde olduğunuz an, o noktadan itibaren mutlu bir insansınız. Hayatınıza mutsuzluğu hiç sokmamak mı istiyorsunuz? O zaman çok kolay, sadece başkaları için yaşayacaksınız.

Sevgili kardeşlerim! Kim olursanız olun, her zaman insanlarla beraber yaşamak mecburiyetindesiniz. Öyleyse neden onları mutluluğunuzun değil de mutsuzluğunuzun bir vasıtası olarak görüyorsunuz. Onların size karşı davranışları kırıcı mı, üzüntü verici mi, huzursuzluk verici mi? Acaba bunda sizin de payınız yok mu? Bir düşünün bakalım, her olay kendisinden evvel gelen olayın tamamlayıcısıdır. Ya sizin tarafınızdan vücuda getirilmiştir son olay ya da karşınızdaki diğer kişi tarafından. Eğer sizin tarafınızdan vücuda getirilmişse top sizdedir. Eğer onlar tarafından vücuda getirilmişse gene top sizdedir.

Ne demek istiyorum? Size birisi bir kötü davranışta bulunmuşsa sizden bir cevap ister, aynı kötü davranışı siz de ona gösterin ki daha fazla sertlik gösterebilsin. O anda başka birine olan, başka birinin kendisine yüklediği o öfke spiralinin tesiri altında sizi bulmuş karşısında, size kötü davranıyor, ters davranıyor. O davranışın arkasında o gün başkasının aldığı, başka insanların aldığı izlenimler var. Sokakta, dolmuşta, trende, vapurda hep etrafında mutsuz insanlar görüyor. Huzursuz, sıkıntılı, başkalarından sıkıntı yüklenmiş olan ve bu sıkıntıyı başkalarına vermek üzere fırsat arayan insanlar.

İşte böyle bir toplum olduk sevgili kardeşlerim. Çünkü Allah`ı unuttuk. Hangi ülkede insanlar Allah`ı unutmuşsa o insanlar mutsuzdur. Para, sahip olduğunuz şeyler, otomobiller, uçaklar hiçbir şey ifade etmez. Onlar mutluluğunuzun vasıtası değildir. Onlar nefsinizin afetlerinin tatmini için vardır. Ve nefsin bir afetini tatmin ettiğiniz zaman bu tatmin, yeniden arzuya dönüşür, Allah`ın kanunu böyle.

Nefsin bütün afetleri için bunu %100 bir reçete olarak düşünebilirsiniz. Ne zaman nefsinizin bir afetinin talebini tatmin ederseniz, bir süre sonra tekrar arzuya dönüşecektir. Devamlı sizi yiyen, sizi devamlı huzursuz eden bir makineyi hayatınız boyunca hep çalıştırırsınız. Ve elde ettiğiniz şey sadece ve sadece mutsuzluktur. Ama başka türlü de davranabilirsiniz. O makineyi size mutluluk verecek olan bir dizaynda her zaman çalıştırabilirsiniz. Sözüme dikkat edin! Bu çalıştırmanız başkalarına bağlı değildir, sadece size bağlıdır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Hangi şartların içinde olursanız olun, kimlerle beraber olursanız olun, siz orada mutlu olabilirsiniz. Aslında her şey size bağlı sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

Sizlere can dostlarım, gönül dostlarım diye hitap etmek öylesine güzel bir şey ki; bizler dostuz, bizler birbirimizi seviyoruz. Bir sevgi halesinin iki tarafını oluşturuyoruz. Öyleyse seviyorsak mutluyuz.

Sevgili kardeşlerim! Bir takım insanlar da diyecekler ki: “Biz de seviyoruz ama mutsuzuz.” Tabii mutsuzsunuz çünkü siz seviyorsunuz ama sevginin bedelini başkasına ödetmek istiyorsunuz. O bedeli siz ödemeye hazır olmadıkça hep huzursuz olursunuz. Neden başkasının sahasındasınız, oradan çıkın. Kendi yarı sahanıza, kendi hayatınıza dönün. Sevdiğinizden bir şey beklemeyin. Sadece vermeyi öğrenin, almadan vermek. O zaman hem seversiniz hem mutlu olursunuz. Mutsuz olmanız mümkün değildir. Çünkü kendi sahanızda top oynuyorsunuz. Başkalarına sizi mutsuz etmesi için fırsat vermiyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! Hayatınızdan beklentiyi çıkardığınız an başkalarından bir şey beklemediğiniz an, kesintisiz bir mutluluğu yaşamaya başladınız demektir. Vermeyi, mutluluğun vasıtası olarak kabul ettiğiniz an mutluluğu yaşayabilirsiniz. Her an hangi şartların içinde olursanız olun, tekrar ediyorum hangi şartların içinde olursanız olun, tekrar ediyorum hangi şartların içinde olursanız olun; başkalarına mutluluk verecek olan bir şeylerin mutlaka sahibisiniz. Alternatifleri istediğiniz kadar çoğaltın. Aksi neticeye varmanız mümkün değildir. Mutlaka başkalarına huzur verecek olan, mutluluk verecek olan, onları memnun edecek olan bir şeylerin her zaman sahibisiniz.

Sadece aklınız bile bu konunun bir hazinesidir. Olaylara Allah`ın gözlüğüyle bakın. Etrafınızdan birisi size karşı kötü davranıyorsa hemen onu suçlamaya kalkmayın. Mutlaka siz ona karşı, onun böyle davranmasını icap ettirecek bir şeyler yapmışsınızdır. Nefsiniz ve şeytan size onu unutturmaya çalışsa da bu böyledir. Size yapılan her kötü davranışın arkasında mutlaka siz onu hak etmişsinizdir.

Sevgili kardeşlerim, dikkat edin! Sadece size o kötü davranışta bulunan insandan bahsetmiyorum. Sizin dışınızdaki herkes Allah`ı temsil eder. Onlara, size o kötü davranışı yapan kişiye değil, sizin dışınızdaki insanlardan kim olursa olsun herhangi birine yaptığınız bir negatif davranış, onları negatif istikamette etkileyecek olan bir davranış; mutlaka toplumun başka bir noktasından geri tepecektir, size mutlaka geri dönecektir. Allah`ın kanunu; verdiklerinizle aldıklarınız daima birbirine eşittir, daima sıfırlanır.

Öyleyse, “Ben ona hiçbir şey yapmadığım halde o bana kötü davranıyor.” dediğiniz zaman evvelâ bundan emin olmayın. Ona hiç bir şey yapmadığınızdan emin olmayın. Ona da mutlaka herhangi bir davranışınızla bir şeyler yapmışsınızdır. Ama diyelim ki; daha yeni tanışıyorsunuz biriyle, ondan bir kötülük gördünüz. Bunun sebebi ona yaptığınız bir kötülük olmayabilir ama başka birisine mutlaka bunu hak eden bir davranışta bulundunuz.

Sevgili kardeşlerim! Eşitlik hiç bozulmaz. Onun için vermek almaktan mukaddestir diyoruz. Allah`ın güzellikleri istikametinde yaşamak mı istiyorsunuz? O zaman vermenin sizin için asıl olduğunu kabul edeceksiniz. Ne verirseniz onu geri alacağınızı, bunun Allah`ın kanunu olduğunu bilmeniz lâzım. Ne verirseniz sadece onu geri alabilirsiniz.

Öyleyse eğer olay buysa neden etrafınıza hep güzellikler vermiyorsunuz da bu durumlara düşüyorsunuz. Onlardan size negatif davranışların gelmesi sizin onlara olan negatif davranışınıza bağlı değil mi zannediyorsunuz?

Allah`ın kanunu eşit seviyeyi gösterir. Bileşik kaplar kanunu, nasıl su seviyesini birbirine bağlı olan bütün kaplarda aynı yükseklikte oluşturursa, sizin için de başka insanlarla sizin aranızdaki ilişki aynı su seviyesini gösterir. Onlara bir kötülük ediyorsanız, birisine, başka birinden de olsa size aynı miktarda bir negatif davranış mutlaka gelecektir. Ama eğer siz bir başkasına, etrafınızdaki bütün insanlara onları mutlu etmek gayretinde olarak bir şeyler vermeye çalışırsanız, bunu başaramasanız bile çevreden size güzel davranışların geri döndüğünü göreceksiniz.

Öyleyse unutmayın! Bırakınız başka insanlara mutluluğu ulaştırmayı, onu düşünmeye başladığınız an, başkasına mutluluk vermek için ilk harekete geçtiğiniz an olay başlamıştır. Sizden bir şeyler çıkıyor. Gayretiniz sizden çıkan bir şeyleri temsil eder. Onlar size mutlaka mutluluk olarak geri döner.

İşte, ister düşünce platformunda olsun, ister kuvveden fiile çıksın başkalarına verdiğiniz şey eğer mutluluksa onlardan size mutluluğun geri dönmesi gerekmiyor. Daha o mutluluğu onlara yaşatmayı düşündüğünüz andan itibaren siz mutlusunuz.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Şu dünyayı kendinize zehir etmenin bir anlamı kalıyor mu, âlemi var mı? Şimdi düşünün bakalım, eğer siz mutsuz bir insansanız şeytanın elinde oyuncak değil misiniz? Demek ki size bu dediklerimi gayet rahat bir pozisyonda yaptırıyor iblis. Sizden çevrenize negatif dalga boyları ulaşıyor, çevrenizden de size negatif dalga boyları geri dönecektir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Ne verirseniz onu alırsınız. Sözlerime dikkat edin! Ne alırsanız onu verirsiniz değil, ikisi arasında akla kara kadar fark var. Ne verirseniz onu alırsınız. Öyleyse her aldığınız şey verdiğinizin bedelidir. Size Allahû Teâlâ mutlaka verdiğinizi kanunu gereğince geri gönderir. Üzerine ilâve mi? 700 kat O, ilâve eder.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, onun için diyorum ki, vermek mukaddestir. Mutluluğun kapısı, etrafınızdaki her insandır. Onlara verdiğiniz bütün güzellikler onlara, daha onlara teslim etmeden vermeye başladığınız güzelliklerdir. Bir insanı herhangi bir konuda mutlu etmek için, memnun etmek için bir düşüncenin sahibi olduğunuz andan itibaren Allah`ın kapıları size karşı derhal açılır. Çünkü düşünce platformunda da olsa siz bir şeyler vermeye başladınız. Etrafınıza mutluluk vermenin ilk adımları düşünce kapsamında açılır. Bu açılan adımlar sizi başka mutluluklara taşıyacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Neden öyle değilsiniz diye sorun kendinize, neden öyle değilsiniz? Çünkü şeytan, size anlatmaya çalıştığım bu Allah`ın kanunlarını yok etmek için insanlık tarihi boyunca size öğretisini tekrar ediyor; o iblisçe, o şeytanca o sizi sonsuz bir mutsuzluğa götürecek olan dizaynı. Kim etrafınızda asık suratlıysa (55.37)… bir çehreyle dolaşıyorsa, insanlara kötülük edebilirim diye bir şeyler yapmaya çalışıyorsa, arkasında sadece şeytan ve şeytanın tesir ettiği onun kör nefsi var sevgili kardeşlerim.

Öyleyse böyle bir dizaynda kendinize neler düştüğünü bir düşünün. Siz varsınız; mutlu olabilecek olan bütün imkânların sahibisiniz, hangi pozisyonda olursanız olun. Öyleyse siz verdiklerinizle onları geri almanın sahibi oluyorsanız, neden verdiğiniz şey güzellik olmuyor da çirkinlik oluyor. Çünkü size geri dönen şey çirkinlikse, sizi rahatsız eden bir şeylerse sizden çıkan negatiflerin size geri ödenmesidir bu.

Öyleyse yapmanız lâzımgelen şey son derece açık değil mi? Siz başkalarına Allah`ın size, sizin için istediğiniz şeyin, güzelliğin iki katını vermesini iç dünyanıza sığdırdığınız zaman, bunu kabul ettiğiniz zaman, Allah`tan o mükâfatı alırsınız. Bir şeyin sahibi olamıyorsanız; arkasında başkasına verme, bana ver hissiyatı hâkimdir.

İnsan tabiatının en belirgin vasfını eski sultanlardan birisi kanun olarak koyuyor ortaya. İki kişi var karşısında, diyor ki: “Her birinize size vereceğimin iki katını vereceğim, şimdi bana söyle.” diyor birincisine, “Ne istiyorsan söyle, sana ne verirsem arkadaşına iki katını vereceğim.” Ne söylüyor biliyor musunuz sevgili kardeşlerim, bu suale muhatap olanlardan ilk söz hakkı kendisine verilen kişi? “Benim bir gözümü çıkartın.” diyor.

Sevgili kardeşlerim! İşte insanları yöneten kanun; nefislerimizin şeytan kanalıyla üzerimizdeki bu ağır hâkimiyetidir. Haset adı verilen bir duygu, nefsin bir büyük afeti, bütün insanları mutsuz etmek için kol gezmektedir. Diyelim ki siz 5, 6 kişiden oluşan bir arkadaş grubusunuz. Başkalarını devreye katmayalım, sadece bu kadar var diyorum ve bu toplumun içinde herkes başkalarından üstün olduğunu ispat etmeye çalışır. Herkes Allah`ın kendisine etrafındaki kişilerden daha çok vermesini ister. Onlara Allahû Tealâ bir şey verdiği zaman kendisinden başkasına verildiği için Allah`a şükretmez. Şükretse ona, Allahû Tealâ diğerine verdiğinden daha fazlasını verecek, hazır buna ama şükretmez başkasını kıskanır. İnsan tabiatındaki haset denilen hastalık, başkasına değil kendisine yontan bir hüviyet taşır her zaman.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Başkalarının size ne yaptığına değil, sizin onlara ne yaptığınıza bakın. “Ben bu sözü söylediğim zaman karşımdaki kişiyi üzmüş olurum.” diye düşünebildiğiniz an doğruya ulaştınız demektir. “O bana böyle söylediği için, bana bu kötülüğü yaptığı için ben de ona bu kötülüğü yaptım.” demeniz sizi, sadece o kötülüğü yaptığınız kişiyi de sadece üzen, üzen, üzen, huzursuz eden bir davranış biçimidir.

Toplumda ahlâk müessesesi; Allah`ın kanunlarına itaat yok oldukça daha çok, daha çok, daha çok huzursuz bir toplum oluşacaktır. Huzursuzluğun arkasında Allah`ın söylediklerinin unutulması söz konusudur. Böyle bir toplumda artık herkes birbirinin mutluluk vasıtası değildir. Artık herkes aldığıyla ve verdiğiyle birbirini huzursuz eden bir davranış biçiminin sahibidir.

Sevgili kardeşlerim! Asr-ı saadeti bir düşünün. Sahâbeye Allahû Tealâ’nın ne söylediğini bir düşünün, diyor ki: “Ey sahâbe! Siz birbirinizin can düşmanıydınız, gördüğünüz yerde birbirinizi öldürüyordunuz ama Allah sizin kalplerinizi telif etti de birbirinizin can dostu oldunuz.” Şimdi bakalım can dostundan Allah`ın muradı ne? Demin bahsettiğim Fussillet Suresinin 35. âyet-i kerimesi:           

41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.


“Onlar kötülüğe iyilikle mukabele edenlerdir. Kötülüğe iyilikle mukabele etme yetkisi çok insana verilmez, onlar hazzul azîmin sahipleridir.” diyor Allahû Teâlâ.

İşte sahâbenin başlangıcı; kötülüğe kötülükle mukabele eden insanlar. Sahabenin sonu; iyiliğe iyilikle mukabele eden insanlar. Toplumun hepsi değişmiş, yapı değişmiş. O yapıda toplumun bütün fertleri birbirleri için yaşıyor. Medine’de yapılan hiçbir ev yok ki o eve bütün sahâbenin alın teri bulaşmış olmasın. Herkes birbiri için yaşıyordu.

Sevgili kardeşlerim! Böyle bir dizaynda bütün güzellikler var olmuştur. Toplumun birbirine karşı olan davranışları tolumun bütün fertlerini mutluluğun doruğuna çıkarmıştır. Onun için dünya şartlarında fakir insanlar olan sahâbe, mutluluğun bütün boyutlarını yaşamışlardır.

Öyleyse dünya saadeti değildir insanı mutlu eden. Öyle aileler görürsünüz ki fakirdirler, çok eksikleri vardır dünya ni`metleri açısından ama mutludurlar. Bu sözü kıyısından, köşesinden, bir yerlerinden yakalamışlar ve tatbik ediyorlar.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Neden onlar tatbik etsin de siz etmeyesiniz? Öyleyse şimdi kendinize sormalısınız: “Mutlu muyum?” diye. Çoğunuz “Mutsuzum” diye cevap vereceksiniz. Ama unutmayın ki; mutsuzluğunuzun sebebi başka insanlar değil. Allah`ın kanunları sizin için de çalışıyor. Allah sizi de mutlu etmek istiyor, bu güzellik aynı zamanda sizin için de.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler dinleyenler! Mutluluk sizin için, sadece siz mutluluğun vasıtalarını kullanamadığınız için mutsuzsunuz. Ve bu vasıtalar başkalarının elinde değil sizin elinizde. Sadece doğruları bilmediğiniz için mutsuzsunuz, saadeti bu sebebe dayalı olarak yaşayamıyorsunuz. Sizden başkalarına yönelen bütün davranışların, başkalarına mutluluk ulaştıran davranışlar olmasını sağlamaya çalışın, yapabilirseniz. Göreceksiniz ki siz mutlu olacaksınız. Etrafınızda sizinle beraber olmaktan mutluluk duyan insanlar oluşacak.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Saadet; sizin saadetiniz. Sizin mutluluğunuz başkalarının elinde değil. Onlara emanet edilmemiş, size emanet edilmiş. Hayatınızın her saniyesinde mutluluğu yaşayabilmeniz için etrafınız insanlarla dolu. Her birine ulaştıracağınız bir küçücük mutluluk sizi devamlı mutluluk sahasında, Allah`ın ülkesinde dolaştıracaktır. Kendinize bunu çok görmeyin, siz mutsuz olmak için yaratılmadınız. Aklınız size bunun için verildi. Allahû Teâlâ’nın niçin sorduğunu zannediyorsunuz Kur`ân-ı Kerim’de? “Hâlâ akıl etmez misiniz, düşünmez misiniz, hâlâ (01.07.21)… fikretmez misiniz?” diye sorduğu suali, Allah`ın niçin sorduğunu hiç düşündünüz mü sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler?

Allah sizi tahmin etmeyeceğiniz kadar, edemeyeceğiniz kadar çok seviyor. Ama kanun koymuş; yaptıklarınıza karışmamak konusunda. Siz istemedikçe Allahû Tealâ sizin davranışlarınıza müdahale etmez. Siz Allah`a köle olmayı dilemedikçe Allah size köleliği teklif etmez. Ama kul olmak, Allah`ın temel emridir. Niçin kul olmanızı istiyor? Kademe kademe mutluluğu daha üst boyutlarda yaşayabilesiniz diye. İslâm’ın 1. safhasında Allah`a ulaşmayı dilediğiniz zaman dünya saadetiniz sıfırdır, mutlu değilsiniz. Ama cennet saadetini elde ettiniz, 1. kat cenneti. Mürşidinize ulaştınız gene dünya saadetiniz sıfır ama cennet saadetinin 2. kat cennetine sahip oldunuz ve bu noktadan sonra dünya saadetiniz başlayacaktır. Nefsinizin kalbindeki afetler %7, %7 azaldıkça siz başkalarına karşı o kötü davranışlarınızın yanı başında güzel davranışlarda da bulunmaya başlayacaksınız.

Sevgili kardeşlerim! Böyle bir dizaynda, ruhunuzu Allah`a ulaştırdığınız zaman dünya saadetinin yarısını aşarsınız, 3. kat cennet sizin olur. Fizik vücudunuzu Allah`a teslim ettiğiniz zaman dünya saadetini %90’ına ulaşırsınız. Artık düşünce platformunuzda Allah`ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir insan vardır. Fark etmiştir, mutluluğun anahtarının kendisinde olduğunu. Hep ruhunun istediği istikamette davrandığı için başkalarına mutluluk saçar, onlardan da mutluluk toplar. Başkalarının bir mutluluk kapısıdır ama başkaları da onun mutluluğunun kapılarıdır. Nefsini Allah`a teslim ettiği zaman dünya saadeti %100’e ulaşır. Bundan sonra da hep en üst boyutta devam eder.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ niçin sizin Allahû Tealâ’ya kul olmanızı istiyor zannediyorsunuz? Bu, sadece sizin mutluluğunuza dayalıdır, sizin saadetiniz söz konusudur.

Öyleyse mutluluğunuzu en üst boyutta siz gerçekleştireceksiniz. İşte bir güzel gün, işte bir güzelliğin sonuna ulaştık sevgili kardeşlerim. Bu güzelliği, size mutluluğun anahtarlarını verebilmenin güzelliği bizim aramızda yaşandı, sizlerle bizim aramızda bugün, şu dakikaya kadar.

Öyleyse şimdi kendinize sorun, bu sohbetten mutluluk duydunuz mu? Eğer duyduysanız bunun bir küçücük mutluluk vasıtası da bana ait değil mi sevgili kardeşlerim? Size bunları anlatabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. İşte saadet budur.

Sizlere mutluluğun ne olduğunu bir nebzecik açıklayabildiysem, sizi mutluluğa ulaşmak konusunda bir nebzecik motive edebildiysem; o zaman sizin mutluluğunuzda bunu başardığınız zaman benim payımın olması eşyanın tabiatına çok uygun değil mi? Bırakınız o hedefe ulaşmanızı ama şu geçen bir saatlik zaman parçası içinde ne kadar büyük mutluluğu yaşadığımı sizlere anlatamam. Çünkü sözümün başından sonuna kadar sizin mutluluğunuz için bir gayretin içinde olduk. Ama bu gayretin içinde olan ben, sizlerin arasındaki en büyük mutluluğu yaşadım, sizlerin kapılarınızdan geçerek. Anlıyor musunuz ne demek istediğimi sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım?

Niçin sizlere can dostlarım, gönül dostlarım derken bu kadar huzurlu olduğumun sebebini anladınız mı? Çünkü sizlerin mutluluğu için varım, bununla vazifeliyim.

Öyleyse bu sohbet boyunca size bir nebzecik mutluluk verebildiysem, bunun sonsuz saadeti bana aittir. İşte ben, Allahû Tealâ’nın ihsan ettiği mutluluk reçetesini kendi başıma yaşayamam. Sizler var olduğunuz için bunu yaşamak imkânının sahibiyim, o zaman sizlere nasıl medyun-u şükran olmam. Rabbime nasıl hamdetmem, nasıl şükretmem?

Sevgili kardeşlerim! Siz de etrafınızdaki herkese onları mutlu edecek olan bir şeyler ulaştırmanın gayretinde olmalısınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, mutluluğumun anahtarları! Allah hepinizden razı olsun. Yüce Rabbimizin hepinize sonsuz dünya saadetini ve sonsuz cennet saadetini bir ni`met olarak vermesini Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi bugün de inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Mutluluk üzerinize olsun. Allah`ın selâmı üzerinize olsun.

Dr. İmam İskender Ali M İ H R
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 888