Bugün: 18.11.2019

Hakk Şerleri Hayr Eyler

08.01.2001
Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Size bir defa daha; can dostlarım, gönül dostlarım diye hitap edebilmek, beraber oluşumuz, dünyanın neresinde olursanız olun şu objektifin içerisindesiniz. Bana ulaşabiliyorsunuz, ben size ulaşabiliyorum. Daha büyük bir mutluluk var mı sevgili kardeşlerim?

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a ne kadar şükretsek, hamd etsek azdır ki, Allah bizim dostumuz. Bizi yelpazesi içinde özel yerlere oturtuyor. Biliyorsunuz ki Allah’ın sonsuz bir yelpazesi var. Sonsuz bir merdivenler dizisi var. Milyarlarca basamak içeren bir sonsuz yelpaze. Her an onun bu yelpazesi içinde devamlı yer değiştirirsiniz. Çünkü her an, ya bir derecat kaybedersiniz ya da bir derecat kazanırsınız. Her saniye hareket halinde olan bir durumunuz var. Her saniye hayat kitabınızdaki rakamlar devamlı değişir. Hayatınız hem davranış biçimleriniz itibariyle hem de düşünceleriniz itibariyle devamlı filme alınıyor. Bu gerçekten Allahû Tealâ’nın, kâinatın en adil mahkemesidir: Mahkeme-i Kübra.

Kıyâmet günü, Allahû Tealâ bizleri İndi İlâhi’de, mahşer meydanından sonra, bizi bir defa öldürüp yeniden dirilttikten sonra, yepyeni bir yaratışla yeniden yarattıktan sonra hepimizi aynı yaşta, oraya ulaşacağız; İndi İlâhi’ye. İndi İlâhi’de hayat filmlerimiz var, hepimiz oraya çekileceğiz. Herkes Allah’ın computer (kompütür) sistemleriyle, sadece kendi hayat filmlerinin bulunduğu yere uçacak. Allahû Tealâ bu konuda diyor ki: “Hiç kimsenin kimseden bir gizlisi kalmayacaktır. O gün, ağzınızı mühürleriz, uzuvlarınız konuşur. O gün bütün yaptıklarınızı size göstereceğiz.”

Sevgili kardeşlerim! İşte o Mahkeme-i Kübra: Büyük mahkeme. Allahû Tealâ diyor ki: “Allah hesabı çabuk görür.” Gerçekten Allah’ın hesabı, her an merkezindedir, anında görülmüştür. Kim kime bir kötülük ederse, o kötülüğün mutlaka kıyâmet günü elinizde bulunacak olan, mizanda bir karşılığı vardır. O karşılık anında verilir ve hesap sıfırlanır. Kim bir başkasına kötülük ettiyse, kötülük edenin adına “zalim” diyor Allahû Tealâ. Zalimin hayat kitabında, (hayat filminde, 3 boyutlu bir film bu) o suça ait olan derecat; mizanda ne kadarsa, o kadar derecat, o kişinin; zalimin (zulüm yapanın zulmedenin) hayat kitabına yani hayat filmine negatif derece olarak kaydedilir. Ve böylece kötülük yapanın kötülüğü sıfırlanır. Kötülüğü yapmıştır aksiyon olarak, o aksiyonun kötülüğün derecesine göre bir miktarı vardır. O miktar, o kişinin amel defterine negatif derecat olarak nakıs derecat olarak yazılır. Ve böylece o kişinin yaptığı fiille derecatı birbirini götürür. Netice sıfıra sıfır, elde var sıfırdır.

Ama sadece bununla kalmaz. Başka birisine zarar verdiği için, kul hakkı doğmuştur. Eğer o kişi sadece Allah’ın bir emrini yerine getirmemiş olsaydı, başka hiç kimse olmasaydı devrede, yalnız kendisine zulmetmiş olsaydı, amel defterine negatif derecat yazılacaktı. İşlediği hata, hangi emre itaatsizlik ettiyse, o emrin derecesi otomatik olarak onun amel defterine kaydedilecekti.
 
Sevgili kardeşlerim! Aslında hepimiz Allah’ın yaratılış itibariyle kullarıyız. Biz istesek de istemesek de otomatik kanunlar, otomatik olarak cereyan eder. Hayatımızın her safhası; kiramen kâtibîn meleklerince takip edilir. Ve hayat filmimize devamlı her saniye notlar yazılır. Eğer zikretmiyorsak her saniye derecat kaybederiz. Yani bir insanın: “Ben şu anda ibadet etmiyorum, derecat kazanmam söz konusu değil ama hiç kimseye bir kötülük yapmıyorum, öyleyse derecat kaybetmiyorum.” diye düşünmesi yanlış. Eğer zikretmiyorsa derecat kaybediyor her saniye. Neden? Çünkü Allah’ın kanunları herkes üzerinde işler.

Sevgili kardeşlerim! Hiç unutmayın bunu! Hepimiz ama hepimiz, sadece bir yaratıkız. Bir mahlûk. Allahû Tealâ tarafından, yaratıcı tarafından, Halîk tarafından halkedilmiş, yaratılmış birer mahlûkuz. Ve otomatik kanunlar, hepimizin üzerinde geçerli. Her yaptığımız güzel davranışın karşılığı, amel defterimize, o davranışın bedeli olan pozitif derecat, yani artı derecat, yani zait derecat derhal kaydedilir, her saniye. Eğer bir şeyler kaybediyorsak, bu seferde kaybettiğimiz derecat yazılır. Ama her saniye hesap verilir. Her saniye netice sıfırlanmıştır. Ya bir hata vardır, bir yanlış vardır. Bir günah işlenmiştir;  derecat kaybedilir. Ya da bir güzelliği işlemişizdir, birine yardımda bulunmuşuzdur, Allah`ın bir emrini yerine getirmişizdir; o zaman da derecat kazanırız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hepiniz için söz konusu olan şey; Allah ile olan ilişkilerinizde, derecat kazanmak. Her kazandığınız derecat, yaptığınız o güzel fiil neyse onun karşılığıdır. O karşılığı Allahû Tealâ size mutlaka öder. Öyleyse birinci bazd”a aksiyonla, davranış biçimiyle, onun karşılığındaki derecat mutlaka birbirini götürür. İşlem yapıldığı an, aynı saniye amel defterinde o rakam yazılmış ve Allahû Tealâ hesabı kapatmıştır. Öyleyse “Allahû seriûl hisab” demesi Allahû Tealâ’nın; “Allah hesabı çabucak görür.” demesi bunu ifade ediyor. Anında bütün hesaplar kapatılır.

Eğer sadece kendinize zulmettiyseniz, Allah`ın bir emrini yerine getirmediyseniz, o an o dereceyi kaybedersiniz. Olay sizinle Allah arasında cereyan etmiş ve bitmiştir. Emri yerine getirmemişsinizdir; dereceyi de kaybetmişsinizdir, tamam. Ama bir başkasına zulmediyorsanız, o zaman hesap kapanmaz burada. Siz bir yanlış fiil işleyerek, bir başkasına zulmettiğiniz an, hayat filminize bir negatif rakam yazılır. Ve sizin fiiliniz sıfırlanır. Ama bir de karşı tarafın hayat filmi var. O filmde, zulmettiğiniz kişinin hayat filminde bir zulüm müessesesi işlenmiştir. Ve bu fiilin, zulmün karşılığında, zalim (zulmeden kişi) derecat kaybetmiştir. Bu kaybedilen derecat, kul hakkı doğduğu için zulüm görene yani mazluma yazılır. Pozitif dereceler olarak, zait dereceleri olarak yazılır. Zalimin hayat defterine; negatif dereceler, mazlumun hayat defterine, hayat filmine; pozitif dereceler yazılır. Ve iki sahada da hesap kapanır.

Zalim zulmetmiştir. Karşı taraf mazlum, zulüm görmüştür. Öyleyse zalim derecat kaybedecektir. Onun amel defteri aksiyona karşı, davranış biçimine karşı, o andaki sui amele karşı derecat kaybederek, yaptığı fiille, kaybettiği derecat, birbirini eşitleyecek. Sui amelle, derecat birbirini götürecek, netice sıfıra sıfır, elde var sıfır olacaktır. Ama kul hakkı doğmuştur. Bu sebeple karşı tarafa bir zulüm îka edildiği cihetle, bu zulmün karşılığı olan derecat; kime zulmedilmişse onun amel defterine, zait dereceler, pozitif derece olarak kaydedilecektir. Ve böylece onun amel defterindeki zulüm görme işlemiyle kazanılan derecat birbirini eşitleyecek, neticede gene sıfıra sıfır, elde var sıfır olacaktır.

İşte bir amel, bir zarar, kaybedilen dereceler, kazanılan dereceler. Ve amelle, aksiyonla dereceler arasındaki eşitliğin sağlanması. Netice bir taraf derecat kaybetmiştir, öbür taraf derecat kazanmıştır. Neticeler aksiyonla, dereceler arasında sıfırlanmıştır. İşte Allahû Tealâ’nın: “Allah hesabı çabucak görür, derhal görür.” ifadesi bunu anlatır ki; aynı anda her şey tamamlanmıştır. Onun için Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. diyor ki: “Hakk şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler, görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.” Ne olmuştur? Taraflardan biri için şer olan, biliyorsunuz şer, bize derecat kaybettiren olaylardır, hayırsa, bize derecat kazandıran olaylardır.

Öyleyse Allahû Tealâ, şimdi şerleri hayreyliyor. Nasıl hayreyliyor? İşte taraflardan biri bir şer işlemiştir, bir başkasına zararı dokunmuştur. Bu kişi derecat kaybedecek; şerre ulaşacak ama zulmettiği kişinin hayat defterine pozitif dereceler, hayır yazılacak. Öyleyse bir başkasının yaptığı zulüm, bu kişi için onun düşünce standartlarına göre şerdir. Çünkü insanlar kendilerini üzen bütün olayları şer olarak, kendilerini sevindiren bütün olayları da hayır olarak değerlendirirler. İşte kişinin şer telâkki ettiği olay, gerçekte bir şerdir. Ama o olayı vücuda getiren karşı taraf için ve zalim için. Zalim, yani zulmeden kişi, başkasına kötülük yapan kişi derecat kaybetmiştir. Fiilinin, haksız fiilinin sonundaki netice haksız fiile eşit bir derecat kaybıyla noktalanır. Fiille, haksız fiille kaybedilen derece, mizanın sonsuz amelleri içinde gerçek anlamda yerli yerine tam olarak oturur. Ve kişinin hayat filmiyle karşılaştırılarak o netice mizanda kompiturize edilir. Hiçbir haksızlığın oluşması mümkün değildir.

Kişinin o fiili yaparken, haksız fiili vücuda getirirken, aslında hangi ölçüde kendisine ait olan bir iradeyle bu işi yaptığı, kesinlikle o kişinin hayat filminin düşünceye ait olan ikincisinde bellidir. Öyleyse taammüt yüzdesi, kesin bir ölçüde ortadadır. İşte mizan %100 hassasiyetle taammüdü tam olarak haber verip, otomatik bir şekilde son neticeyi bildirir. Yani taammüdün kasti, işlemin derecesi ne kadarsa, o hüküm planı içinde mizan, şaşması imkânı olmayan bir mükemmellikle işler ve kişi derecat kaybeder. Bu derecat, onun düşüncesinin hayat filmine ve aksiyonunun yani o andaki haksız fiilinin muhtevasına göre iki tarafa da haksızlık edilmeden, hak mefhumu çiğnenmeden derecat kaybettirilir veya kazandırılır. Hangi taraf kaybeder? Haksız fiili işleyen taraf derecat kaybeder. Hangi taraf kazanır? Haksız fiil kime karşı işlendiyse, kime haksız bir davranışta bulunulmuşsa o kişi de kazanır. Ve mizan, rakamı aynı an, aynı saniye kesin olarak gösterir. Gösterdiği anda da otomatik olarak kişinin amel defterine işlenmiştir. Kimin? Zalimin. Aynı anda mazlumun da hayat defterine, hayat filmine bu derece işlenmiştir. Ama pozitif olarak işlenmiştir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, hepiniz için söz konusu olan bu dizayndır. Bu standart içinde bulunacaksınız. Öyleyse hepiniz için her şey, en güzel standartlarda dizayn edilecektir. Allahû Tealâ sizler için bütün bu güzellikleri tahakkuk ettirecektir. Anında hesap kapanacaktır, iki taraf için de. Bu hesabın kapanmasının arkasından, eğer zulme uğrayan kişinin nefsi bunu kabul etmiyorsa, intikam almak istiyorsa kişi, Allahû Tealâ bu yolu da açmış. Bu yolu da açmış ve kişi için bir sonuç ortaya çıkmıştır.
 
Böyle bir dizaynda intikam almak isteyen kişiye Allahû Tealâ bu fırsatı verirse, o kişi intikamını alırsa ne olur? Zulüm gören kişi aynı zulmü karşı tarafa ika etti diyelim. Nefsine tâbî oldu, kendisine yapılan zulmü, aynen karşı tarafa iade etti, intikamını aldı. O zaman dereceler geri döner. Zulüm görenin kazandığı dereceler, aynen zalime iade edilir. Ve zulüm görüp de intikam alanın hayat defterinde aynı rakam; bir pozitif, bir de negatif olarak yer alır. Böylece pozitif derecelerle, negatif dereceler birbirini götürür. Netice derecat açısından sıfıra sıfır, elde var sıfırdır. Sıfıra müncer olmuştur. Ama fiil açısından da sıfıra müncer olmuştur. Kişi kendisine yapılan haksızlığın aynını karşı tarafa tatbik etmiş, nefsinin intikam afeti sebebiyle, dayanamayarak ulaştığı bu noktada, kazandığı derecelerin hepsini kaybetmiştir. Kendisine yapılan haksızlığı da karşı tarafa ödetmiştir.

Öyleyse mazlumun, yani zulüm görenin amel defterinde, hayat filminde iki husus görüyoruz. Bu olay sebebiyle kendisine zulmedildiği sırada, kazandığı dereceyle intikam aldığı noktadaki kaybettiği derece birbirine eşittir. Öyleyse dereceler arasından eşitlik sağlanmıştır. Allah hesabı görmüştür. Kendisine yapılan zulümle, onun kendisine zulmedene yaptığı karşılık gene eşittir. Ameller arasında da eşitlik sağlanmıştır. Hem kazanılan ve kaybedilen dereceler itibariyle netice sıfırdır hem de görüntüdeki 3 boyutlu ameller neticesi de sıfırdır.

Öyleyse hesap iki ayrı istikamette birden kapanmıştır. Kim de? Zulüm görende. Peki zulmeden de? Onda da kapanmıştır. Çünkü bu sefer ona zulmedilmiştir, aynı miktarda, aynı derecede zulüm, ona da ika edilmiştir. Ve zulüm ika edildiği anda karşı tarafın zulmü, kendi zulmüne eşit olduğu için kaybettiği dereceler kadar, pozitif derecat kazanmıştır. Böyle olduğu anda kötülük yapanın, zulmedenin kaybettiği derecelerle kazandığı dereceler birbirini eşitlemiş. Derece açısından netice sıfırlanmıştır. Artı ve eksi dereceler, birbirini götürmüştür; zulmedenin hayat defterinde de. Aynı zamanda zulmedenin yaptığı zulme karşılık, kendisine de zulmedilmiş. Aynı miktarda bir zulüm, aksiyon yani haksız fiil itibariyle, fiiller itibariyle de fiiller de birbirini sıfırlatmıştır. Öyleyse hem zulmedenin hem de zulüm görenin amel defterlerinde hem fiiller birbirini götürmüş, netice sıfıra müncer olmuştur. Hem de kazanılan ve kaybedilen dereceler itibariyle aynı miktar derecat kazanılmış. Her iki tarafta da aynı miktarda derecat kaybedilmiştir. Dereceler itibariyle sıfır söz konusu olmuştur.

İşte Allahû Tealâ’nın kanunu diyor ki: “Kısas; sizden evvelkilere yazıldığı gibi size de yazıldı.” Yani; “Kısas etmek gibi bir hakka sahipsiniz.” buyuruyor Allahû Tealâ. Ama aynı âyette, Allahû Tealâ şunu da söylüyor: “Eğer affederseniz, sizin için daha hayırlıdır.” Ne oldu? Taraflardan biri bir başkasına zulmetti. Zulmedilen tarafın amel defterine, kendisine yapılan zulüm kadar, pozitif dereceler derhal yazıldı. Ve bu kişi karşı tarafı affetti. Affettiğine göre amel defterinde o pozitif derecat kalacaktır. Kişinin affetmek büyüklüğünü göstermesinin bir neticesi olarak, o kendisine yapılan zulüm sebebiyle kazandığı dereceler, kendi amel defterinde kalacaktır.
 
Ve ikinci âyette Allahû Tealâ diyor ki: “Ama kötülüğe iyilikle mukabele edin.” Ne olacaktır? Böyle bir fırsat, bir kötülük fırsatı karşısına çıktığı halde, kendisine kötülük edene, kendisine zulmeden kişiye, kötülük yerine iyilikle davranan bir insan; karşısına çıkan bir fırsatı, ona kötülük etmeyerek, tam aksine ona bir yardımda bulunarak değerlendiren bir insan, bir defa daha derecat kazanacaktır. Yaptığı güzel amelle, kazandığı derecat birbirini sıfırlayacaktır anında. O iyilik yaptığı kişide ise bir aksiyon oluşmuştur, bir güzelliği yaşamaktadır, sadece bunun hazzını yaşayacaktır. Kaybettiği veya kazandığı bir derecat oluşmayacaktır.

Öyleyse neden adalet böyle tecelli ediyor? Çünkü eğer bir taraf, bir başka tarafa bir hayırda bulunmuşsa, bir güzel davranışta bulunmuşsa, bu güzel davranışın sahibi, mutlaka derecat kazanacaktır. Ama o derecat kazanıyor diye, başka birisine iyilik yaptı diye, iyilik yapanın amel defterinde negatif dereceler yazılmayacaktır. Böyle bir derece eşitlenmesi hiçbir zaman söz konusu değildir. Sadece fiili işleyen, başka birine güzel bir davranışta bulunan kişi, derecat kazanacaktır. Buradaki eşitlik farklı bir eşitliktir. Yapılan güzel amelin hayrını yaşamak, mutluluğunu yaşamak o amelin kendisine işlendiği, kendisine karşı işlendiği kişi için geçerlidir. O, bu konudaki mutluluğu yaşayacaktır. Yaşadığı mutlulukla netice tamamlanmıştır. Kendisine yapılan, kendisine karşı yapılan fiille, onun o fiil sebebiyle yaşadığı mutluluk birbirini sıfırlayacaktır. Ama burada sıfırlayan şeye dikkat edin! Kendisine iyilik yapılan kişi için sıfırlanma olayı, onun derecat kaybetmesi şeklinde tecelli etmez, aksiyona karşılık aksiyon. Kendisine güzel davranılan kişinin mutluluğu yaşaması.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, her şey öylesine güzel dizayn edilmiş ki. Allah’a hayran olmamak mümkün değildir. O, sonsuz güzelliklerin, sonsuz adaletin sahibidir. “El Adl” esmasının sahibidir. Şimdi hem bir zulüm işlenmesi halinde hem de bu zulmün karşısında intikam alınması halinde, neticeleri beraberce gözden geçirdik. Netice daima sıfırdır. Allah anında müdahale ediyor, derecat sistemiyle adaleti mutlak olarak sağlıyor. Öyleyse Allah`ın bir ismi: El Adl’dır. Bir başka ismi: El Hak’tır. Hak, subjektif bir konudur. Yani kişiseldir. Arapça ismiyle, enfusîdir. Ama adalet objektiftir. Herkesi alâkadar eder. Dıştan tesir eder insana. İnsanın kendi içinden tesir aldığı bir olay değildir. Dışarıdan tesir aldığı bir olay, adalettir. Ama hak müessesesinde, kişinin kendi içindeki zedelenme veya mutluluğa ulaşma söz konusudur. Her ikisinde de adalette dışarıdan gelen bir dizayn, o kişiye tesir edecektir. Ama hak, o kişinin bizatihi iç dünyasında oluşan ona ait, kendisine ait olan bir müessesedir. Sevgili kardeşlerim! Yaşamak hakkınızdır. Bu yaşayışı en güzel şekilde dizayn etmek; o da vazifenizdir. Yaşamak hakkınızdır. Vazifenizse; mutluluğu sağlayacak olan davranış biçimlerinde bulunmaktır. Bunun sonucu hak ettiğiniz mutluluğu yaşarsınız.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hep insanlar üzülürler, başkaları kendilerine zulmediyor diye. Bilmezler ki hesap anında kapanmıştır. Anında adalet sağlanmıştır. Mahkeme-i Kübra’da, o büyük mahkemede; kıyâmet günü herkes bütün olaylarda olayın tahakkuk ettiği anda, hesabın sıfırlandığını görecektir. Çok hızlı bir mahkeme, sevgili kardeşlerim. Çünkü Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Burada bir gün, sizin dünyanızdaki bin yıla eşittir.” Yüz yıl yaşayan bir insanın, hayat filminin tamamı, iki onda dört saat içinde o kişiye gösterilir. 24 saat 1000 yılı temsil ettiğine göre, 100 yıl yaşayan bir insanın hayat filmi ona, 24 saatin onda biri olan 2,4 saatte gösterilecektir. Ve adaletin bütün hayatı boyunca eksiksiz ve tam olarak kendi hayatında tecelli ettiği, o kişiye anlatılacaktır. Onun için Allahû Tealâ Kur`ân-ı Kerim’inde: “Hayat filminizi gördüğünüz zaman.” diyor. “Rakamlı kitabınızı gördüğünüz zaman size kıl kadar, bir hardal tanesi kadar bile zulmedilmediğini göreceksiniz.” diyor. “Size hiçbir haksızlık yapılmadığını göreceksiniz.” diyor.

Öyleyse mahkeme deyince, aklımıza hep; hâkimler, savcılar, şahitler, davalar gelir. Mahkeme-i Kübra’da bunların hiçbirisi yoktur. Sadece hepsinin yerine kiramen kâtibîn meleklerinin şaşmaz adalet terazilerince, sizin bütün fiillerinizde ve size yapılan bütün fiillerde taammüt durumuna göre, yani kişinin o suçu hangi ölçüde bilerek, isteyerek işlemesinin kesin standartları içerisinde, mizanın şaşmaz hükümler verdiğini göreceksiniz ve emin olacaksınız. O gün ki, size kıl kadar haksızlık edilmemiştir.

Şimdi anladık mı, ne diyor Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri? “Hakk şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler. Zannetme ki ondan başka bir şey yapar.” Ne olmuş? Kişiye zulmedilmiş, zulmedilmiş ama kişi, bu zulmü şer olarak değerlendiriyor. Kendine yapılan bir kötülük, kötülükse onun düşünce platformunda, kötülüğün adı şerdir. Kendisine bir kötülük dokunmuştur ve o kişi bu sebeple üzülmüştür. Ama aslında bu kişi o gün, kıyâmet günü, kendisine şer olarak dizayn edilen, şer olarak düşündüğü olayın aslında derecat kazandırdığını gördüğü zaman, o gün Mahkeme-i Kübra’da kişi öğrenecektir ki, derecat kazandığı bütün olaylar, şer değildir, hayırdır. Derecat kaybettiği bütün olaylar da hepsi şerdir. O zaman kişi hayattayken kendisine yapılan kötülük sebebiyle, şer olarak telakki ettiği olayın aslında, hayır olduğunu yaşayacaktır.

Öyleyse Allah ne yapmıştır? Şerri, kişinin düşünce platformunda şer olarak değerlendirdiği olayı hayra döndürmüş, ona derecat kazandırmıştır, Allahû Tealâ. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri diyor ki: “Zannetme ki gayreyler, zannetme ki bundan başka bir şey yapar, sadece şerleri hayreyler.” Her şey yerli yerine nasıl oturuyor? Öyle değil mi, sevgili öğrenciler ve dinleyenler?
 
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım öyle değil mi? Şimdi anladınız mı, Merkez Efendiyi ve Sümbül Efendiyi? Hatırlayacaksınız, İstanbul’a yolunuz düşerse Sümbül Efendiyi de, Merkez Efendiyi de ziyaret edin. Sümbül Efendi, Merkez Efendinin Efendisi, mürşidi. Ve diyor ki talebelerine, aralarında Merkez Efendinin de bulunduğu talebelerine diyor ki: “Siz” diyor, “Hepiniz İstanbul’un içine dağılın bakalım. Gördüğünüz bütün haksızlıkları, yanlış şeyleri bana haber vereceksiniz. Hanginiz en iyisini yapabilirse, o benim postuma sahip olacaktır. Benden sonra o, benim yerime geçecektir. İrşad makamının sahibinin, o olacağını söyledi bana Allahû Tealâ.” diyor. Talebelerin hepsi İstanbul’un her tarafına dağılmışlar. Gördükleri bütün haksızlıkları, mahkemelere gitmişler, iş yerlerinde bulunmuşlar, olayları gözetlemişler ve birçok haksızlıkların yapıldığı kanısıyla, gelmişler raporlarını birer birer vermişler. Şurada, şöyle bir haksızlık oldu. Adam, en zalim hususlarda falanca kişiye, şu eziyetleri, şu eziyetleri yapmış, şöyle şöyle haksız fiilerde bulunmuş. Kadı Efendi de onu cezalandırdı. Sevgili kardeşlerim! Sadece bir kişiden hiç ses çıkmıyor. Herkes sözünü bitirdikten sonra Sümbül Efendi, aralarına katılımı çok olmayan bu genç delikanlıya dönüyor, diyor ki: “Evlâdım! Sen hiç bir şey görmedin mi?” O da diyor ki: “Bu kardeşlerimizin anlattığı her yere ben de gittim onlarla beraber ama her şey merkezindeydi.” Sümbül Efendi beklediği cevabı almış. “Şimdi.” diyor, “İzah et bakalım kardeşlerine ne demek istiyorsun?” O da izah ediyor. “Her haksızlığı gördüğüm anda” diyor, “O kişinin, hayat defterini gösterdi bana Allahû Tealâ.” diyor, hayat filmini. “Hayat filminde netice kapanmış.” diyor. “Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Her şey merkezindeydi.” diyor. “Olay insanlara göründüğü gibi değildi.” diyor. “Allah hesabı çabuk görür. Allahû seriül hisab, ifadesinin karşılığını gördüm. O insanların hayat filmlerinde her şey ödenmişti. Bütün haksız fiilerin karşılığı ödenmiş. Netice sıfıra sıfır, elde var sıfır olmuştu.” Talebelerinden birisi soruyor: “İyi ama taraflardan biri, diğerine haksız fiil işliyor. Ve bir de gördük ki Kadı Efendi birilerine kısas imkânı verdi. O zaman senin söylediğin eşitlik, bu kısasla beraber tekrar bozulmuyor mu?” O zaman sözü Sümbül Efendi alıyor. Ve benim size yaptığım izahatı yapıyor. Ve neticenin gene sıfıra sıfır, elde var sıfır olduğu bütün öğrenciler tarafından öğreniliyor.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hayatınız size hiçbir haksızlığın yapılmasına Allah`ın müsaade etmediği, nihai bir son döngü içinde aynı anda adaletin tecelli ettiği, bir sonuçla sonuçlanacaktır. Ya haksız fiile karşılık derecatla amel defteri kapanmıştır. Ya da haksız fiile karşı haksız fiil, derecata karşılık derecatla kısas tatbik edildiği takdirde, ama gene hesap anında kapanmıştır. Öyleyse biz de aynı kanıdayız. Her şey merkezinde, şimdi şiire beraberce bakalım.

“Hakk şerleri hayreyler.
 Zannetme ki gayreyler.”

(Zannetme ki ondan gayri bir şey yapar, onun dışında bir şey yapar.

“Görelim Mevla neyler.
Neylerse güzel eyler.”

İnsanlar ne kadar adalet terazisini saptırırlarsa, karşılığı kendilerine o kadar ağır bir ödemeyle ulaşır. Neticede sapan terazi mutlaka ait olduğu standartlarda yerli yerine oturup, adaleti oluşturacaktır.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, sevgili kardeşlerim, birçoklarınızın üzüldüğünü görüyorum, sizlere haksız davranışlarda bulunuluyor diye. Size o haksızlıkları yapan o zavallılar, amel defterindeki durumu bilmiyorlar kendilerinin. Ancak kıyâmet günü buna şahit olacaklar. Hayır, kıyâmetten evvelde. Ölümlerinde mutlaka hayat filmleri kendilerine gösterilecek, ne kadar zulüm yaptılarsa, o zulüm karşısında sizin yaşadığınız, size yapılan zulüm karşısında, sizin yaşadığınız huzursuzluğun iki katını ölümle birlikte, Allah onlara mutlaka yaşatacak. Yetmez. Zaten şu dünya üzerinde size o zulmü yaparlarken de  zulmedenler iki defa huzursuzluğu yaşamışlardır. Allahû Tealâ hesabı çabuk görür. Ama bedelini de sadece derecat kaybettirmekle değil, aynı zamanda o kişiye şu dünya üzerinde, manevî azap vermekle de tahakkuk ettirir.

Öyleyse kim bir haksız fiil işlerse, haksız fiili işlediği anda, o haksız fiile eşdeğer bir derecatı kaybeder, madde 1. Onun karşılığında, başkasına verdiği azap ne kadarsa, o azabı Allah ona yaşatacaktır, madde 2. Ama yetmez, ruhta elindeki yetki ile mutlaka ona bir azap tattıracaktır, nefse. Kim başkasına bir zulüm yaparsa, o yaptığı zulümle başkasına ne kadar huzursuzluk verdiyse, Allah ona aynı huzursuzluğu mutlaka iç dünyasında tattıracaktır, ruh da nefse. Yetmez! O kişi öldüğü zaman mutlaka hayat filmi kendisine gösterilecek ve yaptığı bütün hatalarda bir defa daha azap görecektir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, görüyorsunuz ki haksızlık yapıldığı zaman, o kişiye Allah onu kat kat ödetiyor. Aynı azabı o kişinin yaşamasını temin ediyor. Birincisi; vicdan azabıdır. İkincisi; kabir azabıdır. İnsanlar zannederler ki kabirde sadece azap insana tattırılır. Hayır, sevgili kardeşlerim öyle değil. Her yaptığınız güzel davranışın da mutluluğunu kabirde bir defa daha yaşayacaksınız. Öyleyse dünya üzerinde nasıl yaşarsınız? Hem Allahû Tealâ hem ruhunuz, nefsinize ve size yaptığınız her güzel davranışın karşılığında mutluluğu yaşatırlar. Kabirde de aynı şey olur. Hem fizik vücudunuz hem de nefsiniz, bu güzelliği bir defa daha yaşayacaktır, her yaptığınız güzel davranışın karşısında. Ama her yaptığınız yanlışın bedelini de gene iki defa ödeyeceksiniz. Bu sebeple Allahû Tealâ diyor ki: “Yaptığınız bütün davranışların karşılığını mutlaka ödersiniz.” diyor, “Allah size ödetir.” diyor.

İşte bu ödemenin standartlarına dikkatle bakın! Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir standartta hepiniz için söz konusu olan şey, dünya hayatında yaptığınız bütün hataların karşılığını, dünyada ödemiş olmanızdır. Bu yüzden ahiret hayatı; son mükâfat veya son cezalandırmadır. Dikkat edin, sadece bir tarafa eklidir. Mükâfat hanesine eklenir veya mücazat hanesine eklenir. Yani ne demek istiyorum? Şu dünya hayatında yaşadığınız sürece, kazandığınız bütün pozitif derecelerin karşılığı size mutluluk olarak ve huzur olarak, hem Allahû Tealâ tarafından hem ruhunuz tarafından; birisi fizik vücudunuza, birisi nefsinize olmak üzere zaten bu dünyada yaşatılmıştır. Aynı zamanda yaptığınız bütün şerlerin karşılığında, iki defa azap görmüşsünüzdür. Şu dünya hayatını yaşarken, hepsinin bedelini ödemişsinizdir. O huzursuzluğu, fizik vücut ve nefs olarak iki defa yaşayarak şu dünyada. Yetmez! Öldüğünüz zaman bir defa daha ödemişsinizdir. Hayat filminiz gösterilir ve bir defa daha size hem yaptığınız haksız fiiller için fizik vücudunuza ve nefsinize azap verilir, hem de yaptığınız güzel davranışlar için fizik vücudunuz ve nefsiniz bir güzelliği yaşar.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Nereye ulaşıyoruz neticede? Şuraya ulaşıyoruz: Yaptığınız fiillerin karşılığı hepinize mutlaka ödetilir. İşte Allahû Tealâ onu söylüyor Kur`ân-ı Kerim’de. “Kim bir haksız fiili yaparsa, onun karşılığı ona mutlaka ödetilir. Kim bir güzellik işlerse, onun karşılığı ona mutlaka ödenir.”

Sevgili kardeşlerim! Görüyorsunuz ki adaletsizlik yok. Şimdi bu açıdan olayı değerlendirdiğiniz zaman kişinin yaptığı güzelliklerin de yaptığı çirkinliklerin de yani hayrın da şerrin de bedeli şu dünya üzerinde onlara iki defa ödettiriliyor. Öldükleri zaman da gene iki defa ödettiriliyor. Ve ödeniyor.

Sonra mı? Burada olayın bedeli gerçekleşmiş ve ödenmiştir. Şer olayı olduğunu düşünelim bunların. Bütün şerlerin bedeli, hayattayken iki defa, ölümde de iki defa olmak üzere o kişiye; tam 4 defa ödettirilmiştir. Hiçbir suçu kalmamıştır ki bedelini ödememiş olsun. Şimdi bu kişinin amel defterine bakılır. Eğer kaybettiği dereceler kazandığından fazlaysa, o kişinin gideceği yer cehennemdir. Hiçbir zaman oradan çıkması mümkün değildir. Ve yaptığı o haksız fiillerin bedeli, ona sonsuz kat olarak cehennemde ödetilecektir. Hiçbir zaman cehennemden çıkıp da cennete girmesi mümkün değildir. Ve bu, o kişi için bir haksızlık da değildir. Çünkü Allahû Tealâ, önceden bu olayı haber veriyor: “Kimin günahları sevaplarından fazlaysa onun gideceği yer cehennemdir, ebediyyen orada kalacaktır.” diyor. Birçok insan da bize soruyorlar: “Sen böyle diyorsun amma biz şöyle biliyorduk, kişi ne kadar sevap işlerse o kadar cennette kalır. Ne kadar günah işlerse o kadar da cehennemde kalır. Mutlaka sevapları vardır, öyleyse mutlaka cennete gidecektir.” Allahû Tealâ’da diyor ki: “Sevaplarının ve günahlarının bedelini, dünyada biz onlara ödetiriz. Amel defterlerindeki adalet bozucu olan, adaleti paralize eden, adaleti zedeleyen bütün davranışlarının bedelini, eğer günahları sevaplarından fazlaysa; sonsuza kadar cehennemde ayrıca ödetiriz.” diyor. “Dünyadayken amel defterleri tamamlanmıştır. Karşılığını da bizden almışlardır. Karşılığını, eğer zulümleri varsa, onun karşılığını, zulümlerinin tam karşılığını kendilerine manevî azap çektirerek, Biz ödettik!” diyor Allahû Tealâ. “Ve onların güzel davranışlarının karşılığını da onlara huzur ve mutluluk vererek gene yaşattık.” diyor, “Bedelleri ödendi.”

Bunun sonucunda Mahkeme-i Kübra’nın temel hükmü geçer. Temel hüküm; kimin günahları sevaplarından fazlaysa, o kişinin gideceği yer; cehennemdir. Ebediyyen cehennemde kalacaktır. Kimin sevapları günahlarından fazlaysa, o kişinin kazandığı dereceler, kaybettiği derecelerden fazla olduğu için o kişi cennete gidecektir. Ve sonsuza kadar Allah`ın cennetinde mutluluğu yaşayacaktır. Orada fizik standartlarda, mutluluk söz konusudur cennette. Cehennemde de fizik standartlarda huzursuzluk söz konusudur. Yani işkence vardır, açık ve kesin bir şekilde insanlara işkence edilir. Allahû Tealâ diyor ki: “Onların derilerini ve etlerini yakarız.” diyor. “Ve onlar ölmek isterler. Ama derileri tamamen etleri tamamen yandıktan sonra, tekrar onlara et ve deri giydiririz. Aynı işkenceyi sonsuza kadar tekrar tekrar yaşarlar.” diyor.

Sevgili kardeşlerim! Şimdi şikâyet edenlere söylüyorum. Eşleri tarafından, başkaları tarafından kendilerine haksız davranışlarda bulunanlar, derhal bundan etkilenerek, sonsuz bir huzursuzluğa düşüyorlar.  Oysaki karşı taraf, onun bedelini bu dünyada iki defa ödüyor, ölürken gene iki defa ödüyor. Ve eğer bu kişi bir zalimse mutlaka gideceği yer; cehennem. Günahları, sevaplarından fazla olduğu için orada da sonsuz olarak ödeyecek.

Öyleyse size zulüm yapıldığı zaman, sevinmeniz mi lâzım, yoksa üzülmeniz mi? Bir düşünün. Sevgili kardeşlerim! Şeytan, sadece sizi şu dünyada mutsuz etmeye çalışır ve o daima madalyonun bir yüzünü size göstererek, sadece sizi huzursuz etmek istikametinde bir gayretin sahibi olacaktır. Öyleyse onun tuzağına düşmeyin! Başkalarının sizlere yaptığı haksızlıkları bir düşünün. Bu haksızlıklarda bir sonuç var, sevgili kardeşlerim; sadece sizin mutluluğunuza dönük. Çünkü kim size kötü davranırsa, kim size davranışlarıyla huzursuzluk verirse, kim sizi rahatsız ederse, sizin duyduğunuz rahatsızlığın iki katı, o kişiye bu dünyadayken ödetilecektir. Öldüğü zaman, iki katı daha ödetilecektir. Cehennemdeyse sonsuza kadar huzursuzluğu devam edecektir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, size insanlar zulmediyorsa onlar, aslında kendilerine zulmediyorlar. Zulüm şerre ulaştırır, şer derecat kaybetmektir. Öyleyse kim zulmetmişse mutlaka şerre ulaşır, derecat kaybeder. Ve şu dünyadaki yapılanların bedelini, o kişi ödedikten başka eğer böyle devam ederse, aklını başına toplamazsa; cehenneme gidecek, sonsuza kadar kendisine azap edilecektir.

Sevgili kardeşlerim! Şu dünyada size yapılan haksızlıkların karşılığında, şeytan nefsinize her şeyin en kötü tarafını göstermektedir. Ama sizlere anlattığım bu hesaplaşmayı dikkatle yerli yerine oturtun. Eğer o kişi aklını başına toplayamazsa, size zulmeden kişi, bu dünyada ve ölünce 4 defa, yaptığı bütün haksızlıkların bedelini Allah’a ödedikten sonra sonsuza kadar cehennemde kendisine işkence edilerek, yaptıklarının bedelini sonsuz defa ödeyecektir. Varsın, onlar böyle bir şeyin olmadığını zannetmekte devam etsinler. Kıyâmet günü, hepimiz orada olacağız. Hepimiz cennete gidecek olanlarla önce mutlaka cehenneme uğrayacağız, o bizlere zulmedenlerin orada hangi işkencelerle karşı karşıya olduğunu göreceğiz. Sevgili kardeşlerim! Hiç üzülmeyin, size haksızlık yapılıyor diye. Aslında hesap anında görülmüş, adalet tahakkuk etmiştir.

Bu anlattıklarımın ışığı altında sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, hayatınıza yeniden bakın! Allah`ın gözlükleriyle bakın. Göreceksiniz ki üzülmenizi icap edecek hiçbir şey yok. Her şeyin bedeli anında ödenmiştir. Öyleyse bu adalet terazisinin, şaşmaz standartları içinde zulümlere karşı sabırlı olun. Allah muhakkak ki her şeye kadirdir. Dünya üzerinde, fizik standartlarda da adaleti gerçekleştiren O, olmuştur. Ve O, olacaktır. Hepinizin sonsuz cennet ve dünya saadetine ulaşmanızı, daimi zikre ulaşmanızı, zülcenehayn olmanızı Yüce Rabbimizden niyaz ederek, sözlerimizi inşallah burada tamamlamak istiyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.


  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1083