Bugün: 18.11.2019

Hamd ve Şükür Günü - 1

22.01.2001

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bir defa daha Allah ile beraberiz. Bugün farklı bir günde bir aradayız. Bir güzelliği kutlamak üzere, tebrik etmek üzere.

Bugün hamd ve şükür günümüz. Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bizi bu hamd ve şükür gününde bir defa daha bir araya getirdi.

Bugün bütün namazlarımızda, bugün ve bu gece 24 saatlik süreç içerisinde bütün namazlarımızda mutlaka bir hamd ve şükür namazı ilâve edeceğiz. Günde 1 defa değil günde 7 defa; kuşluk sünnetinde... Sabah namazından başlayalım. Sabah namazında, kuşluk sünnetinde, öğle namazında, ikindi namazında, akşam namazında, yatsı namazında ve teheccüd namazında hepsinde mutlaka bir hamd ve şükür namazı ilâve edeceğiz.

Bugün bizim hamd ve şükür günümüz. Bugün hepimiz için söz konusu olan şey Allah`a hamd etmek ve şükretmek.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ hiç unutmayın ki ve sonsuz hamd ve şükredin ki Allahû Tealâ’ya bizi insan olarak yaratmış. Birçok insan için insan olmak hiçbir şey ifade etmez. Onlar ne için yaratıldıklarının farkında bile değillerdir. Oysaki insan olmak çok büyük bir mânâyı ihata ediyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın indinde insan olmak öyle bir muhteva ifade eder ki; hepiniz için bu en üst seviyede bir sonucu sergiler. İnsan olmak, kâinatın en üstün varlığı olmak demek. İlk hamd ve şükrünüz buradan ileri gelmeli. Neden öyle söylüyoruz? İşte Câsiye Suresi 13. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:

45/CÂSİYE-13: Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu):  o yüce Allah’tır ki; bütün göklerde ve bütün arzlarda yarattığı her şeyi katından sizlerin emrine musahhar kıldı.” diyor.

“Sizlerin emrinize sihretti. Sizlerin emrine tahsis etti.” diyor.

Her şey bütün bir kâinat, canlılarıyla cansızlarıyla her şeyiyle biz insanlar için yaratılmış. Kâinatı bir tek kâinat olarak da değerlendirmek mümkün değil. 6 ayrı âlemden bahsediyor Allahû Tealâ; 3 asıl 3 karşıt olmak üzere 6 âlem.

1- Zahirî âlem; (1. kâinat) fizik vücudumuza ait.

2- Onun berzah âlemi; nefsimize ait.

3- Emr âlemi; ruhumuza ait.

4- Onun zıddı olan zulmanî âlem; 4. âlem.

5- Cinlerin yaşadığı gayb âlemi; 5. âlem.

6- Onun zıddı olan cinlerin nefslerinin yaşamakta olduğu berzah âlemi.

6 âlem; 6 yevmde, 6 zaman parçasında Allahû Tealâ 6 tane âlem yaratmış. Her birinde canlılar oluşturmuş, hepsi hepsi biz insanlar için yaratılmış. Eğer Allahû Tealâ başka bir mahlûkunu insandan daha üstün bir mahlûk olarak yaratsaydı biz insanlara diyecekti ki: “Ey insan mahlûkum! Ben seni falanca mahlûkum için yarattım.” Ama bize değil ötekilere söylüyor bunu. “Ey cinler!” diyor, “Ben sizleri insanlar için yarattım. Ey melekler! Ben sizleri insanlar için yarattım. Ey yerler, gökler, 6 tane âlem! Hepinizi insan için yarattım.”

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İnsan vücudunun kâinatın örneğini teşkil ettiğini biliyor muydunuz? İnsan vücudu bütün kâinat için bir örnek alınmış Allahû Tealâ tarafından. Kâinat, Allahû Tealâ tarafından insan vücudu şeklinde yaratılmış. Allah`a köle olduğunuz zaman Adem’e geçirecek Allahû Tealâ sizi.

Oradan kâinata bakmanızı sağlayacak kalp gözünüzle, kâinatı göreceksiniz. Hani yağmurlar yağdıktan sonra nehirler bulanık bir renkte akarlar; kahverengi ile sarı arası bir renk. İşte kâinatın rengi de o renk. Bütün o kâinat sizin şeklinizde yaratılmış, cinsiyetsiz bir standartta. Ama sizin şeklinizde, insan şeklinde.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Kâinatın en mütekâmil mahlûku sizlersiniz. Kâinatı Allahû Tealâ sizin şeklinizde yarattığı için de şükretmelisiniz O’na. Hamd etmelisiniz O’na. Kâinat, hem hamdinizi hem şükrünüzü gerektirir. Fizik âlemi yarattığı için şükredeceksiniz, onun ötesindeki bütün âlemleri yarattığı için hamd edeceksiniz.

Biliyorsunuz ki Allah’ın fizik ni`metlerine şükretmemizi emrediyor Allahû Tealâ. Fiziğin ötesindeki ni`metlerine ise hamd etmemizi. Öyleyse Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz. Daha yaratılışımızın standartlarındayız.

Sevgili kardeşlerim! Aynaya baktığımız zaman yalnız kendinizi görüyorsunuz. Bir varlık, bir vahidsiniz. Tek bir vücudun sahibi görünüyorsunuz aynada ama aslında o bir vücut, eğer Allah`a ruhunuzu gönderdiyseniz; bir ikincisini sadece nefsinizi ihata ediyor. Eğer göndermediyseniz ruhunuz da onun içinde. 3 tane vücut bir vücutla temsil ediliyor. Ötekiler de %100 onun aynı.

Düşünün ki Allahû Tealâ size 3 tane vücut vermiş. 3 ayrı âlem için 3 vücut. Kâinatta en üstün olmanızın, en çok şükretmenizin sebebi ne olmalı? Allahû Tealâ’nın size ruh adı verilen bir vücut ihsan etmesi olmalı. Kâinatta sadece insan Allah`tan gelen ve tekrar Allah`a dönebilecek olan, Allah’ın Zat’ından gelen ve Zat’ında yok olacak olan bir vücudun sahibidir. Bu vücudun adı ruhtur.

Sizi bütün kâinattaki bütün varlıklardan üstün kılan temel husus budur; bir ruhla mücehhez olmanız. Allah`tan gelen ve tekrar Allah’ın Zat’ına ulaşacak, Allah’ın Zat’ında yok olacak olan ruhun yalnız sizler sahibisiniz. Kâinatta buna sahip olan başka hiçbir varlık yok. Ne cinler ne şeytanlar ne melekler ne hayvanlar ne bitkiler aklınıza hangi canlı mahlûk geliyorsa hiçbirisi ruhun sahibi değildir. Sizler Allah’ın müstesna mahlûklarısınız; insansınız. Öyleyse Allahû Tealâ’ya çok şükredin, çok hamd edin ki insansınız. 3 tane vücudun sahibi olan kâinattaki yegâne mahlûksunuz.

1- Bazıları bir tek vücuttan oluşur; melekler.

2- Bazıları 2 vücuttan oluşur; cinler, hayvanlar.

3- Bazıları (insanlar) 3 vücuttan oluşur; ruh, nefs ve fizik vücut.

Öyleyse sadece sizde olan, Allah’ın sadece sizlere ihsan buyurduğu bu ni`met için Allah`a çok hamd edin, Allah`a çok şükredin.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, değerli kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hamd etmeniz ve şükretmeniz için o kadar çok sebep var ki bunların birincisi; insan olarak yaratılmış olmanız. Allahû Tealâ bütün bir kâinatı yerleriyle gökleriyle sizler için yaratmış. Sizlerin emrine musahhar kılmış. Emrinize vermiş bütün bir kâinatı.

Öyleyse insandan başka yaratılan canlılarıyla cansızlarıyla her şeyin insan için yaratıldığını söylediğine göre Allah, Allah’ın katındaki en mümtaz mahlûk, en değerli mahlûk insandır. Ve sizler insansınız!

Öyleyse Allah`a çok şükredelim, çok hamd edelim; bizleri evvelâ insan için yarattığı cihetle. Ya diğer mahlûkat, insanın dışındaki bütün mahlûkat? Onların da hepsi insan için yaratılmış. Hepsi sizler için yaratılmış. Böylesine kıymetlisiniz Allahû Tealâ’nın indinde. Sevinmez misiniz? Allah`a çok hamd etmez misiniz çok şükretmez misiniz? Bu bir imtiyaz değil midir? Kâinatta ne varsa hepsi sizin için yaratılmış.

Hadi şimdi suali soralım: “Biz insanlar niçin yaratıldık? Ne için yaratıldık? Kim için yaratıldık?” Cevap açık geliyor Allahû Tealâ’dan: “Allah için.” Allah bütün kâinat dizaynı içersinde sadece insanı Kendisi için yaratıyor. İnsandan başka yarattığı bütün mahlûkatını ne varsa, canlı cansız her şeyi insan için yaratıyor.

Öyle bir yaratış ki önce diğerlerini yaratmış Allahû Tealâ ve onun yaşamasını; insanın yaşamasını mümkün kılacak bir atmosferi oluşturmuş evvelki yarattıklarıyla ve o atmosferin içine insanı oturtmuş. En son yarattığı mahlûk insan ve onun yaşamasını mümkün kılacak olan ortamı tahakkuk ettirdikten sonra, gerçekleştirdikten sonra Allah insanı yaratıyor; Kendisi için. Ve Kendisi için olduğunun ispatını da ona hediye ediyor, ihsan ediyor, ni`met olarak veriyor; ruh.

Bütün insanlar hangi standartlarda yaşarlarsa yaşasınlar hiçbir yanlışla iştirak etmesi mümkün olmayan, tekâmülün son safhasında yaratılmış olan, vücudunuzda Allah’ın bekçisi olan, Allah’ın temsilcisi olan, Allah’ı temsil eden bir ruhun sahibi olarak hepiniz doğdunuz. Allahû Tealâ doğuşunuzla birlikte ruhu sizlere ihsan buyurdu.

Sevgili kardeşlerim! İnsanın üstünlüğünün simgesi Âdem (A.S)’ın yaratıldığı gün tecelli etmiştir. Çünkü Allahû Tealâ ondan evvel yarattığı bütün mahlûkatına, cinlerine, meleklere, şeytanlara hepsine Âdem (A.S)’a secde etmelerini emrediyor. Bu, insanoğlunun üstünlüğünün kesin kanıtıdır ve Allahû Tealâ bu üstünlüğün temelinde ruhun olduğunu da ifade ediyor aslında. “Biz ona ruhumuzdan üfürdük.  Şimdi hepiniz onun önünde secde edin.”

Aslında insana yapılan secde insanın sahibi olan Allah için yapılmıştır. Çünkü insan, Allah`tan gelen bir ruhu tekrar Allah`a mutlaka dönecek olan ve Allah’ın Zat’ında yok olacak olan ruhu bünyesinde taşıyor. Böyle bir varlığın sahibi olan insana, Allah`ın ona verdiği ruhu, o ruhun Allah’ı temsil etmesi sebebiyle insana secde edilmesi söz konusu oluyor. Aslında insanın fizik vücuduna değil, nefsine değil, ruhuna secde. Allah’tan gelen, tekrar Allah’ın Zat’ına mutlaka dönecek olan, Allah’ı temsil eden bir varlığın sahibi, yegâne sahibi insan bu kâinatta.

Nasıl şükretmezsiniz, nasıl hamd etmezsiniz sevgili kardeşlerim? Yetmez, yaradılış sebebinize baktığınız zaman en güzel haberi burada alıyorsunuz. Çünkü Allahû Tealâ sizi sadece mutlu olmanız için yaratmış. Sadece mutluluğu yaşamanız için yaratmış.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ hepinizi yaratandır. Niçin yaratandır? Sizi mutlu kılmak için. Öyleyse Allahû Tealâ’nın hepinizi en güzel standartlarda vücuda getirdiğini görüyoruz.  Allahû Tealâ hepinizi yaratmış; mutlu olasınız diye yaratmış!

Saadet içinde bir dünya hayatı geçiresiniz diye yaratmış ve ölümden sonra da kıyâmetten sonra mutlaka cennete giresiniz diye yaratmış. Ve kâinattaki en üstün varlığa, “Hadi bakalım seni yarattım şimdi mutlu ol.” demiş. Anahtarları da hemen teslim etmiş. Öyleyse mutlu olmak için yaratıldığımız için de hamd etmemiz şükretmemiz gerekmez mi sevgili can dostlarım, gönül dostlarım?

Biliyor musunuz; dünyadaki milletlerin 1/3’i şu anda birbiriyle savaş halinde. Yani 1/3’inde savaş hüviyetinde karışıklıklar söz konusu. Hiçbir devirde zavallı insanoğlu nefsine yenik düşmekten kurtulamamış. Oysa Allahû Tealâ insanoğlunu (sizleri) sulh ve sükûn için yarattığını söylüyor. Çünkü insanın dünya mutluluğu; iç dünyasında, dış dünyasında ve Allah ile olan ilişkilerinde sulh ve sükûnun sahibi olmasına bağlanıyor Allahû Tealâ tarafından.

Sulh ve sükûn emrolunuyor. Ne yazık ki insanlar, bütün dünyada nefslerine hâkim olanlar tarafından yönetiliyor. Daha bir süre böyle gidecek ama sevgili kardeşlerim, bir gün dînler birleşecek. Tek bir dîn olduğunu bütün insanlar öğrenecek. Allah’ın bayrağı etrafında toplanacaklar. Bu dünyada sulh ve sükûn hâkim olacak; 2. asr-ı saadet.

Çok uzaklarda değil sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Bunun için de Allah`a şükretmemiz gerekmez mi? Allahû Tealâ insanlığa bir dünya sulhu müjdeliyor. Ne yazık ki savaşlardan sonra.

Sevgili kardeşlerim! Denizler dalgalanmadan durulmaz. Dünyanın kargaşalık olmayan hiçbir devri olmamıştır. Her devirde savaşlar; iç savaşlar, dış savaşlar bütün ülkeleri kemirmiş durmuştur.  İşte bir gün bu savaşların sonuna ulaşılacaktır. Şu kocaman dünyamızda da bir sulh ve sükûn devri gelecektir. Bir 2. asr-ı saadet yaşanacaktır. Savaşlar bitecektir. İşte bu güzellik için yaşamaya değmez mi, ne diyorsunuz?

Allahû Tealâ’nın emri; insanların birbirini yemesi, birbirlerini öldürmesi değil birbiriyle fedakârlıkla en güzel ilişkileri kurarak, insanları başkaları için yaşamayı davet ediyor Allahû Tealâ. Hepimizi mutlu olmamız için yaratmış. Ve bu saadeti müjdeliyor Allahû Tealâ, diyor ki: “İki saadeti size müjdeliyorum, birisi cennet saadeti. Kim Bana ulaşmayı dilerse Benim cennetime girer.” diyor, bu kadar. Bu kadar basit mi? Bu kadar basit. Bu kadar kolay mı? Sadece bir dilekle mi? Evet, bu kadar kolay, sadece bir dilekle.

Öyleyse biz insanlar torpilli değil miyiz? İmtiyazlı değil miyiz? Allahû Tealâ’nın katında Allahû Tealâ bizlere: “Sadece bir dileğin sahibi olun ve buyurun cennetime girin.” buyuruyor. Öyleyse bir dilek; Allah`a ulaşmayı dilemek. İnsanın Allah katında bu kadar değerli olması söz konusu mu? Elbette. Sözü var; kim Allah`a ulaşmayı dilerse mutlaka Allah’ın cennetine girecek. İşte Vel Asr Suresi onu söylüyor.

103/ASR-1: Vel asr(asri).

Asra yemin olsun.

103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin).

Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).

Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.

vel asr: asra yemin ederim. Asra yemin olsun.

innel insâne le fî husr: insanlar muhakkak ki, hüsrandadırlar.

illellezîne âmenû: ama âmenû olanlar hariç.

(Allah`a ulaşmayı dileyenler, hüsranda olanlar değillerdir.)

Peki, neymiş bu hüsranda olanlar? Mü’minûn Suresinin 103. âyet-i kerimesi, bunun cevabını veriyor.

23/MU`MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

“Kıyâmet günü mizanlarımızı kurarız. Kimin günahları sevaplarından çok olursa onların gidecekleri yer cehennemdir. Ebediyyen onlar cehennemde kalacaklardır. Onlar hüsranda olanlardır.” buyuruyor Allahû Tealâ.

İnsanların çok çok büyük bir kısmının hüsranda olacağı açıkça ifade edilmiş Kur’ân-ı Kerim’de ama ya geriye kalanlar?

İşte onlar âmenû olanlar, Allah`a ulaşmayı dileyenler. Allahû Tealâ Allah`a ulaşmayı dileyen insanlara “Âmenû olanlar” diyor Kur’ân-ı Kerim’i boyunca. Ama bu, âmenû olmanın başlangıç safhası. Bu âmenû olmak öyle geniş bir standart ifade ediyor ki; mürşidinize ulaştığınız zaman yeniden âmenûsunuz. Ruhunuzu Allah`a ulaştırdığınız zaman bir defa daha âmenû oldunuz. Fizik vücudunuzu Allah`a teslim ettiniz zaman bir defa daha âmenû oldunuz. Islâh olup da daimî zikre ulaşıp nefsinizi de Allah`a teslim ettiğiniz zaman bir defa daha âmenû oldunuz. Her âmenû oluşunuz bir takvaya ulaştığınızı gösterir Kur’ân-ı Kerim’de.

Öyleyse biz Allah’ın çok bahtlı kulları değil miyiz sevgili kardeşlerim; insan olarak? Eğer Allahû Tealâ bize diyorsa ki sadece: “Bana ulaşmayı dileyeceksiniz. Benim için bu kadarı yeter. Geri kalanı siz yapmayacaksınız. Ben size yaptıracağım.” diyor Allahû Tealâ, “Bana ulaşmayı dilemeniz Benim cennetime girmeniz için yeterlidir.”

Sevgili kardeşlerim! Buna ne kadar hamd etsek şükretsek az değil mi? Hazır, sadece Allah`a ulaşmayı dileyeceğiz. İnsanoğlunun, mahlûkun görevi bu kadar. Bir adım atacak Allahû Tealâ’ya, Allah 12 tane ihsan sıralayacak art arda.

Rahmân esmasının tecellisinin ardından;

1- İrşad makamıyla o kişinin arasındaki hicab-ı mestureyi alacak.

2- Kişinin basar hassasındaki gışaveti alacak.

3- Kulaklarındaki vakrayı alacak.

4- Sem’î hassasındaki mührü alacak.

5- Kalbindeki ekinneti alacak.

6- Kalbin idrak hassasındaki mührü alacak.

7- Kalbe ihbat koyacak.

8- Allah kişinin kalbine ulaşacak.

9- Kalbinin nur kapısını Allah`a çevirecek.

10- O kişinin göğsünden kalbine nur yolunu açacak.

11- Kişiyi huşû sahibi yapacak.

12- Mürşidini de gösterecek.

O yapacak. Siz ne yaptınız? Allah`a ulaşmayı dilediniz. Dünyadaki en kolay şeyi yaptınız. Sevgili kardeşlerim! Dilemek zor bir şey mi? İnsanlar her gün Allahû Tealâ’ya günahlarının affı için yalvarırlar. İnsanlar her gün Allahû Tealâ’ya huzursuzlukları için yalvarırlar. Kendilerine para vermesi için yalvarırlar. Her şey için yalvarırlar. Ama asıl yalvarmaları lâzımgelen konuyu bilmezler. İblis, bütün insanlara unutturmuş. İşte zamanımızda bunun açıklanması bile Allahû Tealâ’ya çok hamd etmemizi gerektirmez mi sevgili kardeşlerim?

Bir dilek; sadece bir tek dilek; Allah`a ulaşmayı (ruhumuzu ölmeden Allah`a ulaştırmayı) dilemek. Sadece bir tek dilek yetmez mi? Bu bir tek dilekle eğer bütün insanlar Allah’ın cennetine girebilecekse, her şeyi Allah yapacaksa, bizim bir şey yapmamıza gerek yoksa, o zaman bu kadar büyük bir ni`metin karşında biz Allah`a şükretmeyecek miyiz hamd etmeyecek miyiz?

Sevgili kardeşlerim! İşte bunlar için Allahû Tealâ bize bu günü şükran günü olarak, hamd ve şükür günü olarak değerlendirmemizi istiyor. Hamd ve şükür günü. Şükran kelimesi tek başına ikisini birden ihata etmiyor. Sadece maddî ni`metlerin karşılığında Allahû Tealâ’ya şükrederiz ama bu âlemin ötesine ait olan bütün ni`metler manevî ni`metlerdir. Onlar için şükür değil hamd öngörülüyor. Âlemlerin Rabbi olan; zahirî âlemin Rabbi olan değil, âlemlerin Rabbi olan, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah`a hamd ediliyor. Allah’ın verdiği bütün maddî ni`metlere de şükür.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Her şeyi en güzel standartlarda yerli yerine oturtmak durumundayız. Her şey öylesine güzel ki, öylesine hayranlık verici ki eğer biz sadece bir tek dilekle (Allah`a ulaşmayı dilemekle) sonsuza kadar huzur ve mutluluk içinde yaşayacağımız cenneti kazanıyorsak, Allahû Tealâ’ya şükretmemiz için çok büyük sebeplerin sahibi değil miyiz?

Sevgili kardeşlerim! Bununla bitmiyor. Allahû Tealâ bizi dünya saadetini ulaştıracağına da garanti ediyor.  Diyor ki: “Siz eğer Bana ulaşmayı dilerseniz; sizi o hedefe Ben ulaştıracağım. Size namaz kılmayı Ben sevdireceğim. Oruç tutmak sizin için bir zevk haline gelecek. Ben getireceğim. Zekât vermek sizin için hoşlandığınız, severek yaptığınız bir olay olacak.” diyor. “Bütün bunlar için” diyor Allahû Tealâ “Bana ulaşmayı dilemelisiniz sadece.”

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu hususu açıkladığımız güne kadar dünyada yaşayan insanların bundan haberleri bile yoktu. Herkes bir bataklığın içerisindeydi. İslâm’ın 5 şartıyla herkes kurtulabileceğini zannediyordu. Hiç kimsenin kurtulması mümkün olmayan şeytanın bir tuzağına bütün İslâm âlemi düşmüş vaziyetteydi.

Ama Allah’ın hakikatleri; nasıl 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından unutulmuş olan bütün hakikatler Allah’ın indirdiği Kur’ân-ı Kerim’le açıklanmışsa ve o Kur’ân-ı Kerim bugün de aynen duruyorsa ama iblis insanlara kurtuluşun bütün reçetelerini unuturmuşsa, bugün Kur’ân’daki o reçeteleri tekrar açıklamanın zamanı gelmiştir.

Sahâbe ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) nasıl yaşamışlarsa aynı hayatı Allah, bütün nesillere vaat etmiş. Hangi devirlerde insanlar yaşarlarsa yaşasınlar aynı güzellikleri yaşamak imkânının mutlak olarak sahipleridir. Allah’ın vaadi bütün kâinatıdır. Allah’ın vaadi bütün devirlerde yaşacak olan insanlaradır.

Öyleyse eğer Allahû Tealâ öğretiyorsa, 14 asır evvel onlar ne yapmışlar da asrı saadeti yaşamışlar? Asr-ı saadet her devirde yaşanabilir. İşte bu devirde de yaşanacak. Öyleyse eğer Allahû Tealâ sadece bir dilekle Allah’ın cennetine gireceğimizi garanti etmişse; gördünüz ki garanti etmiş. Mulk Suresinin 8, 9, 10. âyetlerinde garanti ediyor.

67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey`in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na`kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Ve Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.”

O kişiyi sağ bırakırsa Allahû Tealâ ulaştırma gününe kadar, mutlaka Allah onu Kendisine ulaştırır. Yok, o kişi ölürse; Allah`a ulaşmadan evvel rahmetli olursa o zaman ne olur? O zaman da ruhu öldüğü zaman vücudundan alınıp gene Allahû Tealâ’ya ulaştırılacaktır. Ama o kişi Allah`a ulaşmayı dilediği için Allahû Tealâ’nın dizaynı: “Ben ona söz verdim, kim Bana ulaşmayı dilerse onu mutlaka cennetime alırım. Ama onu yaşatmadım, ona bu imkânı vermedim. Öyleyse Ben sözümü mutlaka tutarım.” diyor Allahû Tealâ. Ve mutlaka Allahû Tealâ o kişiyi cennetine alıyor. Ve insanların dünya saadetine ulaşmasında da öğretici olan, yaşatıcı olan Allah’tır.

Eğer Allah bize namazı sevdirecekse, özellikle zikri sevdirecekse bize, o şartlara o hazırlayacaksa bize düşen vazife sadece Allah`a ulaşmayı dilemekse, o zaman Allah`a çok hamd ve şükretmemiz lâzım. Yetmez, biz Allah`a ulaşmayı diliyoruz. Allah 12 tane ihsanda bulunuyor; mürşidimizi bize gösterene kadar. Gösteriyor; biz 2. defa bir adım daha atıyoruz. Gene 7 tane ni`met veriyor bu sefer de Allahû Tealâ. Yetmez, biz Allah`a köle olana kadar yardımlarını hiç esirgemiyor Allahû Tealâ. Bizi Allah`a köle oluncaya kadar bırakmıyor. Elimizden tutmuş hep hedeflere; daha güzel, daha üst seviye mutlulukların sahibi kılacak hedeflere doğru bizi devamlı götürüyor Allahû Tealâ. Hepsine sonsuz hamd ve şükürler olsun.

Bir düşünüyorsunuz sevgili kardeşlerim! Her şey ona ait. Kim Allah yolunda nereye ulaşmış olursa olsun bakıyor ki; her şeyi vücuda getiren Allah. Ne olmuş? Bir insan Allah`a ulaşmayı dilemiş. Saydık demin 12 tane ihsan. Kişi neyiyle bunları hak etmiş acaba? Hiçbir şey yapmamış ki sadece Allah`a ulaşmayı dilemiş. Bir dilek; bütün o 12 tane ihsan sadece o dileğin üzerine bina edilmiş. Allah’ın insanı ne kadar çok sevdiği, onu ne kadar çok mutlu etmek istediği belli değil mi sevgili kardeşlerim?

Kur’ân-ı Kerim, bir saadet davetiyesi değil mi?

Kur’ân-ı Kerim, bir saadet reçetesi değil mi?

Kur’ân-ı Kerim, bir saadet garantisi değil mi?

Herkese garanti veriyor Allahû Tealâ: “Kim cennetime girmek isterse Bana ulaşmayı dileyecek.” diyor. “Diledi mi, Benim cennetime mutlaka girer.” diyor. Garanti veriyor Allahû Tealâ, mutlak bir garanti. Öyleyse Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’i indirdiği için ne kadar hamd etsek şükretsek az değil midir? Daha evvelki kitaplar değiştirilmiş iblis tarafından ama mutluluk reçetesi aynen duruyor. Allah`a teslim olmak aynen duruyor.

Önümüzdeki yıllarda bütün dünya insanlarını, inananları bir araya getirecek olan temel faktör budur. Allah`a teslim olmak; ruhla, vechle ve nefsle. Hepsini Allah gerçekleştirecek. Biz Allah`a ulaşmayı dilersek Allah bize sevdirecek; namazı, orucu, zekâtı, özellikle zikri ve o bizi yüceltecek. Evvelâ ruhumuzu Allah`a yükseltecek. Ait olduğu yere ruhumuz geri dönecek. Allah’ın evliyası olacağız. O noktadan sonra da Fenâ, Beka, Züht, Muhsinler, Ulûl’elbab, İhlâs ve Salâh makamlarına birer birer bizi ulaştıracak olan gene Allah’ın yardımları.

Biz insanlar aslında bir hiçiz sevgili kardeşlerim! Ama Allah ile bütünleştiğimiz zaman üstün vasıfların sahibi oluruz. Allahû Tealâ diyor ki: “Eğer Bana inanıyorsanız güvenin, tevekkül edin Bana. Eğer öyle yaparsanız bilin ki, en kuvvetli sizsiniz.” diyor.

3/ÂLİ İMRÂN-160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).

Biz de diyoruz ki: “En kuvvetli biziz.” 

Buradaki mânâya dikkat etmeniz lâzım. Biz kuvvetli olduğumuz için mi? Asla! Sadece bir insanız. Naçiz bir mahlûk. Ama O’nunla beraber olduğumuz için, en kuvvetliyle birlikte olduğumuz için ve O, eğer O’nunla birlikte olursak en kuvvetli olduğumuzu söylediği için.

İnsanoğlu her zaman bir hiçtir. Ama kim Allah ile beraberse o, en kuvvetlidir. Kendi en kuvvetli olduğu için değil, en kuvvetli onunla birlikte olduğu için. Sevgili kardeşlerim! Bunun için de Allah`a ne kadar hamd etsek şükretsek az değil mi?

O bizi irşad makamına ulaştırıyor. Ni`metler başlıyor. Bütün günahlarımızın sevaba çevrilmesi bir ni`met değil midir? Nefs tezkiyesine başlamak. Allah’ın bize zikir üzere gönderdiği rahmet, fazl ve salâvât müessesi, Allah`a çok hamd etmemizi gerektirmez mi? Bunlar Allah’ın manevî ni`metleri ki; o fazl nefsimizin kalbine girip yerleşmese hiçbir zaman nefs tezkiyesini ve tasfiyesini gerçekleştiremeyiz. Ama yerleşiyor. Nefsimizin kalbine gelip kalbi müstesna bir hüviyete sokuyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Her şey öylesine güzel ki; bizim yaptığımıza karşılık Allah’ın verdikleri Everest Dağı’yla bir mikrobun mukayesesi gibi. Bir zerrenin bir elektronun mukayesesi gibi.

Biz bir adım atıyoruz. O, 12 tane ihsan veriyor. Neyi yapmışız? Bir dileğin sahibi olmuşuz; Allah`a ulaşmayı dilemişiz. Allah ise bizi ihya etmiş.

2. defa bir adım atıyoruz. Ne yapıyoruz, ne yapıyoruz? Sadece bir zata gidiyoruz; Allahû Tealâ’nın gösterdiği zata ve ona teslim oluyoruz. Önünde diz çöküp tövbe edip el öpüp teslim oluyoruz. Ne yapmışız yani? Yaptığımızın hepsi bu kadar; teslim olmak, tâbî olmak.

Ondan sonra Allah’ın yaptığı ne? Devrin imamının ruhu başımızın üzerinde 1. ni`met. Ondan sonra Allahû Tealâ kalbimizin mührünü açıyor. Bize hiç sormuyor bunlar için. Biz ona ehil kabul ediliyoruz. Bu işlemi yaptığımız zaman Allah’ın bize gösterdiği o irşad makamına ulaşıp da tâbî olduğumuz an bunlara ehil olduğumuzu kabul ediyor Allahû Tealâ. Başımızın üzerine derhâl devrin imamının ruhu geliyor. “Ne olur gelirse? Bir marifet mi?” diyenler vardır. Evet, bir marifet. Çünkü o ruh başınızın üzerine gelip yerleştiği zaman artık dünya üzerinde şeytan size büyüsüyle, hüddamıyla, herhangi bir zulmanî ilmiyle hiçbir şey yapamaz. Başınızın üzerinde Allah’ın muhafızı var artık. O muhafız sizi bütün büyülerden, hüddamdan, her türlü zulmanî etkiden mutlak olarak korumak yetkisinin sahibidir.

Her zaman, devrin imamının pozitif voltajı şeytanın negatif voltajından her zaman üstündür. Öyleyse tek başına bu bile bir insan için hamd ve şükür vesilesi, hamd vesilesi değil mi sevgili kardeşlerim? Bu sözlerimin; bu son söylediğim sözlerin mânâsını idrak edebilenler, cinlerin saldırısına uğramış olan veya kendisine büyü yapılıp da o sonsuz huzursuzluk batağına batmış olanlardır. Ötekiler böyle bir problemle karşılaşmadıkları için söylediğimizin ne kadar önemli bir şey olduğunu belki hiç farkına varmadan hayatlarını tüketeceklerdir. Ama onlar, onlar çok iyi bilirler Allahû Tealâ’nın ne kadar büyük bir ihsanı olduğunu.

Sevgili kardeşlerim! Sonra ne yapıyor Allahû Tealâ? Bize hiç sormuyor. Kalbimizin mührünü açıyor. Kalbimizdeki küfür kelimesini alıyor. Ve kalbimizin içine îmânı yazıyor Mücâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesiyle direkt olarak ilişkili devrin imamının ruhu başımızın üzerine; mü’min olmamız ondan sonraki safha (2.ni’met).

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?

Öyleyse neden bahsediyoruz? Bahsettiğimiz şey son derece açık. Allah’ın ni`metleriyle bizim yapabildiğimiz şeyler birbiriyle hiçbir noktada kabil-i kıyas değil. Biz zavallı mahlûklar Allah`a ulaşmayı dileriz. Gidip teslim oluruz mürşidimize, tâbî oluruz bitti. 1. adım 12 tane ihsan, 2. adım 7 tane ni`met.

Ne yapmışız? Gidip tâbî olmuşuz. Ni`metlere dikkatle bakın: Birincisi bizi bütün büyüden, hüddamdan, bütün zulmanî ilimden koruyor. Allahû Tealâ kalbimizdeki işlemini tamamlayınca mü’min olmak şerefine eriyoruz. Mü’min olmak şerefine ermek; cenneti, 2. kat cenneti garantilemek demek, dalâletten kurtulmak demek. Ve Allahû Tealâ bu 4 tane ni`metinden sonra bütün günahlarımızı sevaba çeviriyor; 3. ni’meti.

Bir insanın cennete girmesi için sevaplarının günahlarından fazla olması lâzım. Bu noktada bir insan ölse hiç günahı yok;  bütün günahları sevaba çevrilmiş. Kim yaptı bunu? Allah yaptı. Ne yapmışız biz? Allah`a ulaşmayı dilemişiz, bir de mürşidimize ulaşmışız. Yaptığımız şey son derece basit; herkesin rahatlıkla yapabileceği son derece basit bir şey. Ama sonuçları Allahû Tealâ’nın ihsanları açısından, ni`metleri açısından muhteşem değil mi sevgili kardeşlerim? Yaptığımıza karşılık aldığımıza bir bakın. Terazinin bir tarafına yaptığımızı koyun. Bir dileğin sahibi olmuşuz; Allah`a ulaşmayı dilemişiz. Allah göstermiş bize mürşidimizi, gidip ona ulaşmışız, tâbî olmuşuz. Buna karşılık birincisinde 1. kat cenneti, ikincisinde 2. kat cenneti elde etmişiz. Mü’min olmak şerefine ermişiz, nefs tezkiyesine başlamışız. Daha üst seviye cennetler için Allahû Tealâ bize yeni bir kapı açmış. Ne olmuş? Kalbimizin bu değişikliğe ulaşmasıyla 7 tane kalp şartının sahibi olmuşuz. Sahibiysek artık nefs tezkiyesi yapabiliriz. Allahû Tealâ bize zikri sevdiriyor. Böylece zikir yapmak bizim için bir zevk haline geliyor. Ve zikir yaptığımız zaman Allah’ın katından gelen rahmet, fazl ve salâvât partikülleri hepimiz için bir dizayn ifade ediyor. Allah gönderiyor. Biz bu sefer de sadece zikir yapıyoruz. Allah’ın bize sevdirdiği bir ibadet. Biz sevmiyoruz Allah sevdiriyor; namaz kılmayı, oruç tutmayı.

Sevgili kardeşlerim! Tâbî olduğunuz günün ertesi günü Perşembe olsa, o gün oruç tutsanız o gün açlık hissetmezsiniz. Bu, Allah’ın bir ni`meti değil midir? Özellikle sigara içenler oruç günlerinde dünyanın en öfkeli insanları olurken oruç tutmakta açlık ve susuzluk hissi duyulmazsa, Allah sigara konusundaki talebi de alırsa oruç boyunca; o zaman Allahû Tealâ’nın ne kadar büyük yardımlarına muhatap olduğunuz gerçek değil mi?

Ya zikir yaptığımız zaman gönderdiği rahmet, fazl ve salâvât? Kalbimize onların (fazlın) yerleşmesidir ki bizi adım adım nefs tezkiyesinin sahibi kılıyor. Şeytanın emirlerine açık olan onun dediklerini yapmakta olan nefsimizdeki bütün afetleri yok etmek imkânının sahibi oluyoruz. Allah’ın zikir adlı mekanizmasıyla biz sadece tespih çekip “Allah, Allah, Allah...” diyoruz. Geri kalanını kim yapıyor? Allah yapıyor. Rahmeti, fazlı, salâvâtı kalbimize gönderiyor. Kalbimizdeki îmân kelimesine çekim gücü veriyor. Fazlı kendisini çeksin de nefsimizin kalbinde onu toplasın diye. Ve toplanma başlıyor. Nefsimizin kalbinde nefs tezkiyesi başlıyor. Allah’ın nurları, şeytanın karanlıklarına (nefsimizin afetlerine; hevamıza) hâkim olmaya başlıyor.

Kim yapıyor bunu? Hamd etmemiz lâzımgelen Allahû Tealâ. Gönderiyor katından rahmeti fazlı ve salâvâtı, nefsimizin kalbine îmân kelimesiyle çekim gücü vererek O yerleştiriyor. Sevgili kardeşlerim! Görüyor musunuz? Bizim yaptığımız şey ne kadar az? O’nun bize ihsanı ne kadar üst boyutta.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim! Her şey o kadar güzel ki, her şey öylesine güzel ki! Bu dizayn içerisinde O’na sadece hayranlık duyabilirsiniz. Bir gün gelecek öyle olacaksınız. Önce Allah`tan hoşlanacaksınız. Sonra O’nu seveceksiniz. Sonra âşık olacaksınız Allah`a ama köle olduğunuz zaman hayran olacaksınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bir müstesna günde yaşıyoruz. Bugün hamd ve şükür günümüz. Görüyor musunuz? Ne kadar çok şey var Allah`a hamd etmemiz için şükretmemiz için. Ve bir gün Allahû Tealâ sizi yardımıyla daimî zikre ulaştıracak. O zaman nefsinizin kalbinde hiçbir afet kalmayacak. Sadece hasletlerden oluşan (faziletlerden oluşan) bir nefs kalbinin sahibi olacaksınız. Kavganız bitecek. İç dünyanızda nefsinizle ruhunuz arasındaki kavga bitecek. Çünkü nefsiniz hedefine ulaşmış ruha paralel olmuştur. Bütün afetler fazilete dönüşmüştür, ruhun hasletleriyle paralel hale gelmiştir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Ruhun hasletleriyle paralel bir noktaya ulaştığınız zaman nefsinizle ruhunuz arasındaki kavga biter. Sonsuz bir iç dünya saadetinin sahibi olursunuz. Eğer nefsinizle ruhunuz aynı şeyleri istiyorsa o zaman dış dünyanızda başka insanlarla olan anlaşmazlıklarınız da biter. Sizin açınızdan biter, onlarınki hiç bitmez.

Sevgili kardeşlerim! Onlarınki hiç bitmez. Ama sizinki biter. Öyleyse dış dünyanızda da sulh ve sükûna ulaştınız daimî zikirle. Ya Allah ile olan ilişkileriniz? Allah’ın emirlerini yapmıyordunuz; artık Allah’ın emirlerini yapmak sizin için bir zevk. Allah’ın yasak ettiği fiillerini işliyordunuz. Hiçbir zaman artık yasak ettiği fiilleri işleyemezsiniz. Çünkü ne nefsinizden ne ruhunuzdan size onları yapmanız konusunda; ne Allah’ın emirlerine isyan etmeniz konusunda ne de Allah’ın yasaklarını çiğnemeniz konusunda ne ruhunuzdan ne nefsinizden hiçbir talebin gelmesi mümkün değildir.

Öyleyse sonsuz bir mutluluğun sahibi olmak! Kim yaptı bunu? Nefsinizin kalbini kim müzeyyen kıldı? Allah kıldı. Hucurât Suresinin 7. âyet-i kerimesinde: “Onların nefslerinin kalbini îmân kelimesiyle müzeyyen kıldık.” diyor. Hepsi daimî zikre ulaşmışlar, irşada ermişler.

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).

Ve aranızda Allah’ın Resûl`ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

Sevgili kardeşlerim! Görüyor musunuz? Hamd edecek şükredecek ne kadar çok şeyimiz var. Allah`a sadece kuru kuruya hamd edip şükretmeniz sizi hedefe götürmez. Eksik bir şeyler var. Acaba eksiğiniz ne? Eksik; Allahû Tealâ’nın indinde hamdınızın şükrünüzün kabul görmesi için sizin Allah’ın yolunda olmanız lâzım. Ruhunuzun Allah`a doğru yola çıkmış veya Allah`a ulaşmış olması lâzım. Sizin Allah’ın Sıratı Mustakîm’i üzerinde bulunmanız lâzım. Bütün işlemleri tamamlasanız; ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi Allah`a teslim etseniz, bütün bu teslimlerden sonra gene Sıratı Mustakîm üzerindesiniz ölünceye kadar. Bu sonuncu Sıratı Mustakîm, Allah’ın Sıratı Mustakîm’i.

Sevgili kardeşlerim! Bir muhteşem dizayn içerisinde teslimlerinizi tamamladığınız zaman Allah’ın öyle bir kulu olursunuz ki; size insan-ı kâmil derler. Kemâl derecelerine ulaşmış bir insan olmak şerefine erersiniz.

Öyleyse bu noktaya dikkatle bakın! Siz Allah`tan aldığınız yardımlarla oraya ulaştınız. Öyleyse Allahû Tealâ Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesinde hamd ve şükrün gerçek faktörlerini veriyor.

2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.

1.’si; “fî sebîlillâhi” olmak, ruhunuzun mutlaka Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunması. Her halükârda Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmanız.

2. si de infâk etmeniz. Size verilen fizik ni`metlerden infâk etmedikçe şükrünüz, Allah katında makbul değildir. Kazancınızın %5’i size helâl değildir. Onu infâk etmek mecburiyetindesiniz. Onu ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak mecburiyetindesiniz.

İşte hepiniz için söz konusu olan bu sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın indinde Allah`a şükretmek istiyorsanız bu hamd ve şükür gününde kalbinize yerleştirin ki; Allah`a kuru kuruya şükredilmez. Allah`a kuru kuruya hamd edilmez. Mutlaka kazancınızın %5’ini başkalarına infâk etmek mecburiyetindesiniz ki, vermek mecburiyetindesiniz ki; Allah sizin hamdinizi ve şükrünüzü kabul buyursun.

Öyleyse bütün güzellikler sizin için. Her şey sizin için sevgili öğrenciler, izleyenler ve  dinleyenler! Allahû Tealâ’ya çok hamd edin çok şükredin ki; insansınız ve Allah’ın size bunca ni`meti söz konusu. Bir gün Allahû Tealâ kalp gözünüzü açacak; bir kısmınızın açtı. Bir gün Allahû Tealâ kalp kulağınızı açacak; bir kısmını açtı. Hikmet sahibi olacaksınız o zaman. Allah`a daha çok hamd edecek ve şükredeceksiniz. Bunları yaptığı için hamd edeceksiniz tabiî. Ama size verdiği fizik ni`metler için de şükrünüz artacak.

Sevgili kardeşlerim! Bugün hamd ve şükür günü! Her namazdan sonra her vakit namazından sonra mutlaka hamd ve şükür namazını kılın. Bugün Allah`a sadece dualarınızda hamd ve şükredeceksiniz. Başka hiçbir konuyu bugün Allah ile aranıza koymayın. Bugün sadece Allah`a hamd etmek ve şükretmek günüdür.

Öyleyse Allahû Tealâ’ya hamd ve şükrederek sözlerimizi inşaallah tamamlıyoruz. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını dileyerek bunu da yapacağından emin olarak Allah`a hamd ediyor, şükrediyor ve bugünkü hamd ve şükür gününüzü bir defa daha kutluyorum sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah hepinizden razı olsun!

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1167