Bugün: 18.11.2019

Hamd ve Şükür Günü - 2

22.01.2001
Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha beraberiz bir başka günde, en çok hamdetmemiz ve şükretmemiz lâzımgelen günde, hamd ve şükür gününde.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hepinizin hamd ve şükür gününüzü tebrik ederim! Allahû Tealâ’nın bizleri daha nice hamd ve şükür günlerine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim.

Sevgili kardeşlerim, bir yeni gün! Günlerin en güzeli; hamd ve şükür günü el ele gönül gönüle Allah’ın yolunda birlikteyiz. Her tarafı çiçeklerle bezenmiş Allah’ın yolundayız. En aydınlık gündeyiz: Hamd ve şükür günü.

Sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! İşte can dostu olmamızın, kalp dostu olmamızın, gönül dostu olmamızın en mânâlı gününde bir aradayız. Bu dostluğun temelinde hamd ve şükür var. Âlemlerin Rabbine hamd olsun ve O’na (Yüce Allah’a), Rahîm ve Rahmân olan Allah’a şükrolsun.

Sevgili kardeşlerim! Hamd edecek ve şükredecek o kadar çok şeyimiz var ki! Mutluluğunuzun temelinde muhakkak ki, Allah var. O, bizleri var etmiş, sahibimiz. Bizler, O’nun yaratıklarıyız sadece. Bir yaratık, bir mahlûk. O ise yaratan, halk eden. Öyleyse sahibimize sonsuz şükran borcumuzu nasıl ödeyebiliriz ki? Bunun hiçbir zaman ödenemeyeceğinizi en çok O’na köle olduğunuz zaman anlayacaksınız. Köle olmadan evvelki son noktanızda; ubudiyetin, Allah’a kul olmanın son aşamasında irşada ulaştığınız zaman, Allah için yaptıklarınızın; ne yaparsanız yapın 24 saatinizi her saniyesini Allah’a harcasanız da yaptıklarınızın Allah’ın size verdiklerinin yanında bir hiç olduğunu en çok o zaman anlayacaksınız. Allah’a kul olmayı bitirdiğiniz, irşada ulaştığınız zaman. O zaman göz yaşlarınız, hamd ve şükrünüzün yetmediği o noktada sizin için bir gözyaşı tecellisi olacak sadece ve aynı zamanda gözyaşı tesellisi olacak. O’na sonsuz hamd ve şükredeceksiniz sizi köleliğe kabul etti diye. O zaman iradeniz bağlanacak, o zaman iradeniz refedilecek, o zaman Allah’ın azatsız kölesi olacaksınız. İradeniz Allah’ın iradesine bağlanacak.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’ya hamd ve şükür için bugün bir aradayız. Hamdimizi ve şükrümüzü eda etmek hiçbir zaman kalp ölçülerinde yeterli boyutta tecelli etmez. Yapsak yapsak sadece bir kulun kendini Yaradanı’na verebileceği her şeyi verebiliriz. Her şey, O’nun bize verdiklerinin yanında bir hiçtir. Sıfırın pek az ötesinde bir hiç, O ise her zamanki gibi eksiksiz mükemmel ve tamı verir.

Sevgili kardeşlerim! O zaman O’na hamd etmeyip, şükretmeyip ne yaparsınız! Hamd âlemlerinin Rabbinedir. Öyleyse Rabbimizden gelen her şey için O’na sonsuz hamd ederiz. Ne geliyor Allahû Tealâ’dan bize? Hayat geliyor. O bizi hayata getiren. Âdem (A.S)’ı çamurdan, salsalinden, tînden, halk eden O, Allah. Ve bizleri yaratan O, Allah. Şöyle bir kendinize bakın sevgili kardeşlerim! Yaklaşık olarak 70 trilyon hücreden oluşuyorsunuz. Aynaya baktığınız zaman bir kişi olarak kendinizi görüyorsunuz. Siz bir vahdetsiniz, bir tekliksiniz, bir teksiniz. Tek başına bir kâinat. Evvelâ şunu bilin ki kâinat tam bir insan vücudu şeklinde yaratılmıştır, cinsiyetsiz.

Sevgili kardeşlerim! Siz bir küçük kâinatsınız. Eğer küçülebilseydiniz, küçülebilseydiniz ve küçülebilseydiniz ve yokluktan kendi yokluğunuzdan kendinize bakabilseydiniz böyle bir kâinat görecektiniz. Yıldızlarıyla gökleriyle bir kâinat. İşte o kâinat 70 trilyon hücresiyle sizsiniz. Bu 70 trilyon hücrenin her birinde tam 23 çift kromozom var. Her biri sizi gerçek anlamda temsil edebilen, her şeyinizle sizin özelliklerinizi taşıyan 23 çift kromozom yani 46 kromozom. DNA sarmallarınız (deoksiribonükleik asit sarmallarınız), Allah’ın sizi yaratmasındaki temel merhaledir. Artık gen haritası, genomlar çok şeyler belli olmuştur. Allah’ın sırrını sakladığı yere kadar insanlar daha çok şeyler öğrenecekler. Sırra gelince Allahû Tealâ ona müsaade etmiyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! O zaman siz 70 trilyon x 46’sınız. O kadar siz varsınız, sizin içinizde. Öyleyse sadece bu standartlarda var oluşunuz bile ne kadar çok bir şükür vesilesi değil mi? Siz varsınız. Düşünüyorsunuz, yaşıyorsunuz, hayattasınız. Allah’a ne kadar çok şükretsek az, hamd etsek azdır ki; bizler varız sevgili kardeşlerim! Bizler yaşıyoruz ve ne kadar mutluluk vesilesi bize ki; biz Allah’ı tanıyarak yaşayanlarız. Allah’ın yolunda yaşayanlarız. Allah içiniz. Hatırlayın Bakara Suresinin 156. âyet-i kerimesini. Ne diyordu Allahû Tealâ orada?

2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

“Onlar, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman derler ki: (İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn) Biz muhakkak ki Allah içiniz, Allah için yaratıldık. Mutlaka O’na rücû edeceğiz. Allah’tan gelen ruhumuzu mutlaka Allah’a ulaştıracağız.”

Ulaştıracak mıyız? Ulaştırabilecek miyiz? Cevap hemen geliyor Allahû Tealâ’dan, Bakara Suresinin 157. âyet-i kerimesinde, bir sonraki âyet-i kerimesinde:

2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).

İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

“İşte hidayete erecek olanlar, sadece onlardır.” diyor Allahû Tealâ. “Allah`a mutlaka ulaşacağız.” diyenler. “Allah içiniz.” diyenler, “Allah için yaratıldık.” diyenler.

Öyleyse Allahû Tealâ sizden kul olmanızı ister, bu bir emirdir. Ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de Allah’a teslim edip Allah’a kul olacaksınız. Salâh makamının irşad noktasına ulaştığınız zaman, o zaman Allah’a kul olma emrinin son sınırına gelmiş olacaksınız. O zaman Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizin bir güzelliği olgunlaştırdığını göreceksiniz. Her şey en güzel standartlarda gelişecek ve size emredilenin hududuna ulaşacaksınız. Ama o hudut size mutlaka daha öteye geçmeniz gerektiğini idrak ettirecek, aldıklarınızla verdikleriniz arasındaki mukayese edilmesi mümkün olmayan sonsuz farklılık sizi daha öteye, Allah için daha çok bir şeyler yapmaya yönlendirecek. O zaman hamdınızın bir sonsuza doğru arttığını göreceksiniz.

Öyleyse Allah’ın biz insanlara ihsan buyurduğu bu âlemin dışındaki bütün ni’metler için, daha önce ihsanlar için Allah’a sonsuz hamd etmek durumundasınız. Âlemlerin Rabbine, sadece bu âlemin Rabbi değil, 6 âlemin de yokluğun da Rabbi. Yegâne yaratıcı. Bütün bu yoklukta ve yaratılan kâinatta sadece bir tek yaratıcı var. Bizi de yarattığı için, var ettiği için O’na sonsuz hamd ve şükrederiz. Fizik vücudumuzu yaratmış, şükrederiz. Nefsimizi ve ruhumuzu yaratmış hamd ederiz. O, bize her şeyi vermiş verdiği rızık için şükrederiz. Verdiği para için, mal için, bütün fizik ihsanlar ve ni’metler için O’na sonsuz şükrederiz. Ve ihsan buyurduğu bütün fizik ötesi ihsanlar ve ni’metler için O’na sonsuz hamd ederiz.

Düşünün sevgili izleyenler, dinleyenler, sevgili öğrenciler, hepiniz birer trilyonersiniz! Allah’ın sizlere verdiği gören gözler, duyan kulaklar, işiten akıl, Allah’ın size verdiği idrak. Hepsi Allah’a şükretmeniz için katından gönderdiği nötrinolar. Her elektronunuza gelip onları hayatta tutan, hareket halinde tutan Allah’ın sonsuz enerjisi. O’na nasıl hayran olmazsınız sevgili kardeşlerim? O yaratıcı! Bütün kâinatı her zerresiyle kontrolü altında tutan sünnetullahın sahibi. Sonsuz ilâhi kompüter sisteminin sahibi. Fizik standartlarda bu dünyadaki her şeyi kontrol altında tutan sünnetullah, fiziğin ötesini de kontrol altında tutuyor. Bütün âlemlerde hükümferma. Ve bizim vücudumuzdaki sonsuz elektronlara nötrinolarını gönderiyor Allahû Tealâ, karşıt elektronlarımıza da aynı anda karşıt nötrinolarını gönderiyor. Her ikisi de Allah’ın katından geliyor. Sonsuzdan geliyor, art arda geliyor. Bitmesi, tükenmesi mümkün olmayan bir güzellik dizisi.

Allahû Tealâ diyor ki: “Allah; gökten ineni, yere gireni, yerden çıkanı ve göğe yükseleni en iyi bilendir.”

34/SEBE-2: Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûr(gafûru).

(O, Allah) yere gireni ve ondan çıkanı, semadan ineni ve oraya yükseleni bilir. Ve O; Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir), Gafûr’dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren).

İşte o gökten gelen, yere giren, yerde bir görev yapan sonra tekrar göğe yönelen o nesne, onlar nötrinolar. Dönerek elektronlara ulaşan, dönüş enerjisini elektrona aktardıktan sonra tekrar Allah’a, Allah’ın katına geri dönen sonsuz sayıda Allah’ın ihsanları, her şeye bütün kâinata ulaşır. Allahû Tealâ ilmiyle bütün kâinatı kuşatmıştır. Öyleyse Allahû Tealâ’nın bir Rahmân esmasıyla tecellisi var; şükrederiz ve hamd ederiz, bir de Rahîm esmasıyla tecellisi var; şükrederiz ve hamd ederiz. Allahû Tealâ’nın Rahmân ismiyle olan tecellisi herkes içindir. Bütün insanlığa, bütün kâinata Allahû Tealâ Rahmân adıyla tecellisini sonsuz olarak devam ettirir.

İnsan adı verilen bu yaratığını kâinatın en üstün varlığı olarak yaratmıştır Allahû Tealâ ve bu en üstün varlığının bütün ihtiyaçlarını O garanti eder, kefildir. Rızkımızı göklerde dağıtır. Onun için O’na sonsuz şükrederiz. Rızık, bize ulaşan Allah’ın gıda maddeleridir. İnsanla Allah arasındaki ilişkilerde yiyebildiğimiz, içebildiğimiz her şey Allah’ın rızkıdır. Allah ile ilişkilerimizde Allah’ın tarlamıza gönderdiği, tarlamızda yeşerttiği buğday, her türlü mahsul, bitkiler, meyveler, denizin bize verdiği deniz ürünleri, deniz mahsulleri her şey Allah ile bizim aramızda rızık adıyla anılan bir müesseseyi oluşturur.

Bunun için Allahû Tealâ’ya sonsuz şükrederiz. Her an Rahmân esmasıyla bizlere devamlı var olmamız için gerekli bütün şartları Allah, yarattığı o sonsuz kompüter sistemiyle İlâhi kompüter sistemiyle bizlere sağlar. Atmosferimiz, insanın yaşamasına müsait olan bir dizaynı 23 derecelik acısıyla dünyamız güneşten optimâl uzaklığıyla, bize hayat bahşeden özelliğiyle şükre değmez mi?

Eğer dünya güneşten daha uzakta olsaydı soğuktan, daha yakında olsaydı sıcaktan yaşanmaz hale gelecekti. O nasıl bir Allah’tır ki; kâinatı en güzel standartlarda dizayn etmiş. Düşünün sevgili kardeşlerim, dünya nasıl bir denge unsuru olarak yaratılmış ki; şu üstünde yaşadığımız dünya adı verilen gezegen, milyarlarca yıldan beri güneş etrafındaki turunu saniyenin milyarda biri kadar bile değişmeden değiştirmeden, aynı zaman parçası içinde tamamlayabiliyor. Bunun mânâsını anlıyor musunuz? Bunun sağlanabilmesi O’nun muhtevasındaki muhteşem dengeyi işaret eder.

Şu noktaya ulaşıyoruz: Dünyanın merkezinden hangi tarafa çıkarsanız çıkın, iki uca ulaşabilen merkezden geçen bütün doğrular, merkezin iki tarafında eşit ağırlığı temsil eder. Bu inanılmaz muhteşem bir olgu. Merkezdeki magma tabakası bunu her an değişen dengeler sistemi içinde sonsuz bir şekilde yerli yerine oturtur. Değişen diyorum, değişmek üzereyken düzeltilen bir sistemler dizisi. Düşünebiliyor musunuz? Merkezden itibaren merkezden geçen bütün çizgilerin merkezden itibaren ulaştığı son noktaya kadarki temsil ettiği yarım ağırlıkla yarım küre ağırlığıyla onun karşı tarafı her noktada birbirine eşittir. Bu sebeple milyarlarca seneden beri dünyanın güneş etrafındaki kat ettiği mesafenin karşılığı kullandığı zaman, 365 gün 6 saat bilmem kaç dakika, bilmem kaç saniye, bilmem kaç salise ve bilmem kaç salise ve daha onun alt katları milyarlarca seneden beri hiç değişiklik göstermemiş. Sizin arabanızdaki o dengeyi sağlayan kurşun var ya, onu biraz başka bir tarafa kaydırırsanız hemen lastiğinizin bir tarafı yenmeye başlayacaktır. Ve denge bozukluğu onun devir sayısına da etki edecektir. Ama O’nun yarattığı şu, bırakınız kâinatı, o kâinatın bir mikro parçası olan sonsuzda bir mikro parçası olan bizim zavallı dünyamız öyle bir denge unsuru ile yaratılmış ki, bu denge öyle muhteşem bir dengeyi ifade ediyor ki, milyarlarca senedir o dönüş hızının zamanla olan ilişkisi hiç değişmemiş mükemmelliğin temsilcisi.

Sevgili kardeşlerim! Allah’ın verdiklerine şöyle bir bakın. Mutlu olmak için ne kadar çok sebebiniz var. Her gün geçtiğiniz yollardan geçerken etrafınıza dikkatle bakın; sizden başka canlılar var etrafınızda. Kuşlar, ağaçlar, çiçekler, göllerde, denizlerde deniz canlıları, hepsi sizin için. Neyi yaratmışsa Allahû Tealâ kâinatta, bütün sistemleriyle dünya adı verilen bu gezegen, bütün güneş sistemi, bütün kâinat ki şu arada biz bütün kâinat dediğimiz zaman zahiri âlemi hep temsil ederiz, hep onu söylemiş oluruz. Kâinat dediğimiz galaksilerden oluşan bir sistem. Nereye kadar ulaşır? Göklerin 1. katının altında kalır. “Zemin katın tavanını Biz, yıldızlardan oluşturduk.” diyor Allahû Tealâ, sadece zemin kat. Bütün kâinat milyarlarca galaksisiyle bütün kâinat saman yollarıyla her şeyiyle sadece zemin katın tavanını oluşturabilir, zemin kat. Onun üstünde 7 tane gök katı kurmuş Allahû Tealâ. Allah’a kadar uzanan Sıratı Mustakîm’ini kurmuş. Alt tarafta da bir zülmâni âlem söz konusu, onun zıttı.

Öyleyse insanların yaşamakta olduğu zahiri âlem, cinlerin yaşamakta olduğu gayb âlemi ve ruhumuzun âlemi olan emr âlemi 3 reel âlemdir. 3 de onların karşıtı. Zahiri âlemin berzahı, gayb âleminin berzahı ve emr âleminin karşıtı olan zülmâni âlem. 6 âlem yaratmış, 6 zaman parçasında, hepsinin sahibi ve hepimizin sahibi. Bizlere hayat verdiği için O’na ne kadar şükretsek ve hamd etsek azdır. Fizik vücudumuza hayat vermiş şükrederiz, nefsimize ve ruhumuza hayat vermiş hamd ederiz. Ama 3 vücudumuz da hayatta.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Etrafınıza bakın ne varsa hep O’na ait, siz O’na aitsiniz. O’nun tarafından yaratıldınız. Bir düşünün, o hücrelerinizdeki mitokondriler şuanda elektrik enerjisi üretiyorlar. Siz dünyanın en muhteşem enerji üretim sisteminin sahibisiniz. Vücudunuzdaki 70 trilyon x 46 adedindeki kromozom sisteminizin içinde bulunduğu bütün hücrelerinizde şuanda mitokondriler elektrik üretmekteler. Siz bununla hareket edebilirsiniz. O enerjiyi kullanarak. O enerjiyi size veren Allah. Öyleyse enerjiyi kestiği anda ölüm kesindir. Öyleyse hayattaysanız, hayatta oluşunuz için de Allahû Tealâ’ya şükretmek mevkiindesiniz. Sizi insan olarak yaratmış, en çok şükretmeniz lâzımgelen şey bu. Çünkü sizi kâinatın hâkimi olarak yaratmış. Diyor ki: “Bütün göklerde ve bütün arzlarda yarattığım her şeyi katımdan sizlerin emrine musahhar kıldım, sihrettim, hasrettim.” diyor. Her şey bizler için yaratılmış, bütün bir kâinat 6 tane âlem, 3 asıl, 3 karşıt; 6 âlem bizler için yaratılmış. 7. âlem yokluk, o da yaratık olsaydı, 8 âlem olacaktı. Çünkü Allahû Tealâ: “Her şeyi zıttıyla kaim kılıp çift yarattım.” diyor. Dengeyi her şeyde ayrı ayrı sağlamış.

51/ZÂRİYÂT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Ve Biz, herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

Sevgili kardeşlerim! Şimdi durun, biran durun, zamanı kendi açınızdan durdurun ve düşünün! Siz Allah’ın ne kadar çok ni’metine muhatap olmuşsunuz. Ne kadar çok ihsanına muhatap olmuşsunuz. Gören gözlerin sahibisiniz. Onun kıymetini ancak görmeyen olsaydınız anlayabilecektiniz. Allah’ın bütün insanlara bedavadan verdiği şeylerin hiç kıymeti bilinmez. Bunlar size karşılıksız Yüce Rabbimiz tarafından ihsan edilmiştir.

Şimdi düşünün; eğer görmeseydi gözleriniz, sizin de milyarlarınız değil trilyonlarınız olsaydı ve size gerçekten birisi başarabilseydi de deseydi ki: “Ben senin görmeni temin ederim ama servetini isterim.” Bu serveti ona mutlaka verirdiniz sırf görebilmek için. Kulakları duymayan bir insan sırf işitebilmek için servetini vermeye hazırdır. Bağırsakları çalışmayan insan, böbrekleri çalışmayan insan, uzuvlarından herhangi biri normal standartlarında çalışmayan, ona problemler oluşturan her insan, bütün servetini o konudaki eksikliğinin giderilmesi istikametinde harcamaya hazırdır.

Siz sevgili kardeşlerim, şimdi dönün dışarıdan kendinize ibretle bakın! Bütün bu sistemlerin hiçbir karşılık ödemeden sahibi kılındınız. Allahû Tealâ, sizden onlar için hiçbir ücret ödemenizi istemiyor. Bir karşılık beklemiyor ve bütün bunların ötesinde o Allah’ı düşünün, size bütün bu sistemleri vermiş. Bu dünyayı hissedebilmeniz için bir fizik vücut ihsan etmiş size zahiri âlemi hissedebilmeniz için, onu yaşayabilmeniz için. Berzah âlemini hissedebilmeniz için, onu yaşayabilmeniz için nefs vermiş. Allah’a ulaşacak olan emr âleminin bir varlığını vermiş size. Daha fizik vücudunuz için, onda kusursuz olarak çalışmakta olan bütün sistemleriniz için Allah’a ne kadar şükretsek az değil midir? Onunla ilişkilerinizi dikkatle bir defa daha gözden geçirin. Ne kadar çok şey için şükretmek durumunda olduğunuzu çok daha iyi anlayacaksınız. Var olmak tek başına bir şükür ifadesidir.

Düşünüyorsunuz, öyleyse varsınız!

Uzuvlarınızı görebiliyorsunuz, varsınız!

Hissedebiliryosunuz, varsınız!

Çevrenizi duyabiliyorsunuz, varsınız!

Her biri için O’na sonsuz şükürler edeceksiniz. Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allah her şeye kaadirdir. Allahû Tealâ, bütün güzellikleri sizler için yaratmış. Her şey sizin için, insan için, birçok insan. “Allahû Tealâ, bütün kâinatı yaratmış, hepsini bana tahsis etmiş ama ben oraya gidemedikten sonra neye yarar ki?” diye düşünüyor insanlar. Bilmiyorlar ki her gece oralara hepsi gidiyor. Herkes gidiyor. Şimdi beni dinleyen sevgili kardeşlerim, öğrencilerim, izleyenlerim, dinleyenlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepiniz kâinatın her tarafına her gece gidersiniz ama bunun farkına varmazsınız. Çünkü şuurunuz, o şuur nefsinize aittir. İki defa ışık duvarını aşarsınız. Hem oraya giderken sıfır hızdan sonsuz hıza ulaşırsınız. Ulaşırken saniyedeki 300000 km de ışık hızını aşarsınız hem de geriye dönerken sonsuz hızdan sıfır hıza ulaşabilmek için gene ışık duvarından geçeceksiniz.

İşte bu iki dizaynda da Allahû Tealâ birincisinde dünyayı size unutturur. Dünya hayatını unutturur. İkincisinde de dünya hayatına geri dönerken geçirdiğiniz macerayı başka âlemlerdeki nefsinizin yaşantısını size unutturur. İki tane hayatınız var. Uyandığınız andan uyuduğunuz ana kadar geçen süreç içerisinde gün boyunca bir şeyleri dizayn eder Allahû Tealâ. Gün boyunca fizik vücudunuzun şuurunda yaşarsınız, fizik vücudunuza kumanda eden aklınızdır. Fizik vücudunuz uykuya daldığı anda, gerçek uykuya daldığı anda nefsiniz vücudunuzdan ayrılır. Ona da kumanda eden aklınızdır. İkinci hayatınız başlar, uyuduğunuz andan uyandığınız ana kadar nefsinizin âleminde nefsinizle başka bir hayatı yaşarsınız. Hatırlamaya çalışırsanız rüyalarınızı, o hayatın devam ettiğini göreceksiniz. Nasıl yatağınızda uyandığınız anda dünya hayatı sizin için başlar, şuurunuz size dönmüştür. Aklınızda dönmüş ve vücudunuza kumanda etmeye başlamıştır. Nefsiniz de vücudunuzun içinde artık bir esirdir. Aklınıza ihtiyacı yoktur. Fizik vücudunuzun aklınıza ihtiyacı vardır. Aklınız fizik vücuda kumanda edecektir, beyninizi kullanarak ama nefsiniz vücudunuzdan ayrıldığı anda bu sefer de fizik vücudunuzun aklınıza ihtiyacı yoktur. O kendisine meknuz olan otomatik sistemlerle yaşantısını akla ihtiyaç göstermeden nefsiniz kendisine dönene kadar devam ettirecektir.

Sevgili kardeşlerim! Zikir yapıyorsunuz. Allahû Tealâ’nın size gönderdiği rahmet partikülleri fazl partikülleri ve salâvât partikülleri Allah’ın bir ni’meti değil mi? Başlangıçta ihsan olan bu nesneler, irşad makamına ulaştığınız andan itibaren artık ni’mete dönüşmüştür. Allah’ın katından gelen ve nefsinizin kalbinde yerleşmek suretiyle adım adım sizi mutluluğa taşıyan, her geçen gün daha mutlu olmanızı temin eden fazıllar, nefsinizin kalbinde faziletleri oluşturduğu sürece siz Allah’a hamd etmek durumunda değil misiniz? Allah’ın verdiği o nefsinizin aklanması, ruhunuzun özeliklerine yaklaşan bir dizaynı gerçekleştirmesi adım adım ruhunuzun hasletleriyle donatılması standartlarına dikkatle bakın. Yani nefsinizin kalbinin müzeyyen olması standartlarına. Her geçen gün mutluluğunuzun artması buna bağlı değil mi? Eğer Allahû Tealâ, size rahmetini, fazlını ve salâvâtını göndermeseydi; eğer Allah’ın gönderdiği fazıllar nefsinizin kalbine Allah’ın yazdığı îmân kelimesiyle oraya raptedilmeseydi, o zaman nefsinizi tezkiye ve tasfiye edemezdiniz. Görüyorsunuz ki; her zerrenizle Allah ile ilişkidesiniz. Her zerrenizle Allah güzelliklere sahip olmanızı ister. Her zerrenizle siz Allah’ın sadece bir mahlûkusunuz. Bir mahlûk olarak sizi yaratan kâinatın yaratıcısına; 6 ayrı kâinatın yaratıcısına hamd ve şükretmelisiniz.

Sevgili kardeşlerim! Her şey öylesine güzel yaratılmış ki; O’na şükretmek ve hamd etmek bir bütünü içerir. Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ size para vermiş, mal vermiş, rızık vermiş, bunların hepsine şükredeceksiniz. “Allah’a şükürler olsun ki, Allah bunu vermiş bana.” demeniz yeterli mi? Hayır yeterli değil. Size verdiğinin bir kısmı size ait değil. Size helal değil. Kazandığınızın iki tane kırk da biri, birisi zekât olarak size ait değil birinci kırkta bir. İkinci kırkta bir de BİRR olarak size helal değil. Aslında zekâtınız da onun ötesi olan ikinci kırkta biri, misakla gerçekleştirmeniz gereken BİRR’in zekâtın ötesindeki parçası, ikisi de size helal değil. Sakın kursağınıza haram sokmayın. BİRR’inizi ve zekâtınızı mutlaka verin.

İşte Allah’ın size verdiği rızkı, Allah’ın size verdiği parayı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmanız asıldır. Zekât müessesesi şu kâinattaki Allah’ın en güzel standardını oluşturur. Türkiye’de yapılan, Prof. Mehmet Yazıcı tarafından yapılan bir araştırmada şu kesinlikle tespit edilmiştir ki; eğer Türkiye zekât müessesesinin gerçek anlamda sahibi olabilseydi, Türkiye’de fakir kalmayacaktı. Ama Allah’ın bütün kanunlarını insanlar çiğnediği gibi bunu da çiğnemişler. Nereye mi ulaşmışlar? Ulaştıkları yerde sadece huzursuzluk var, sıkıntı var. İnsanlar hamdı ve şükrü yerine getirmiyorlar. Allahû Tealâ zekâtı farz kılmış, BİRR’i de. Bakara Suresinin 177. âyet-i kerimesi o konuya yönelik.

2/BAKARA-177: Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi), ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s(be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn(muttekûne).

Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah’a, yevm’il âhire (Allah’a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) meleklere, Kitab’a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah’a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır).

Kazandığınızın iki tane kırkta biri size helal değil! Onu sakın kullanmayın! Kursağınıza haram lokma sokmayın! Kazandığınız anda onu mutlaka başkalarına, ihtiyaç sahiplerine ulaştırın.

Sevgili kardeşlerim! Böylece şükrünüzü Allah’a eda etmiş olursunuz. Öyleyse şükrün temelinde sadece Allahû Tealâ’ya kuru kuruya şükretmek, bu faktör vardır ama yetmez. Mutlaka infâk etmelisiniz! Size ait olmayan kesimi en az o kadarını mutlaka başka insanlara ulaştırmalısınız. Onlara tevdi etmelisiniz. Ve böylece şükrünüzü eda etmelisiniz.

 Allahû Tealâ, Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesinde: “Biz” diyor, “Onlara bir başağında yüz dane bulunan, yedi başaklı bir nebat grubu kadar ihsanda bulunuruz. Yedi başaklı bir nebat grubu kadar.”

2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.

Oysaki Allah’ın başlangıç ölçüsü 1’e 10’dur. Biz bir derecelik bir sevap kazandığımız zaman Allahû Tealâ bize 10 katını verir. Allah’a hamdımızı arttıran temel faktörü ise mürşide ulaştıktan sonraki safhada Allah’ın bize vermekte olduğu 1’e 10 yerine ihsanlarını, bir ni’met olarak ni’mete dönüştürmek ve 10 katı derhâl, 100 katına çıkarmak yeni bir hayata başlatır bizi. Bu 100 kat; nefsimizin tezkiye kademeleri boyunca Emmare’de 100 kat olan bu değerlendirme, Levvame’de 200 kata, Mülhime’de 300 kata, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde 400, 500, 600, 700 kata ulaşır.

Ve Allahû Tealâ böyle bir dizayn için iki tane şart koşuyor:

1- Biri; Allah’ın yolunda olmak yani ruhunuzun mutlaka Allah’a doğru yola çıkmış olması, Sıratı Mustakîm’in üzerinde olması. “Fisebilillah olmak” diyor Allahû Tealâ buna.

2- İkincisi; infâk. Mutlaka kazandıklarınızdan infâk edeceksiniz.

Öyleyse bu huzuru mutluluğu yaşamak istemez misiniz sevgili kardeşlerim? Allahû Tealâ’ya şükrünüzü, zekâtınızla ve BİRR’inizle ve Allah’ın yolunda olarak eda edebilirsiniz. Bir insanın şükrünü gerçek anlamda eda edebilmesi, ruhunun Allah’ın yolunda olmasıyla mümkündür. Bu açıdan Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesi; insanın şükrü açısından büyük önem taşır. 1’e 700 kata kadar Allah’ın ni’metlerini almak iki temel hedefe yöneliktir.

1- Birincisi; ruhunuz mutlaka vücudunuzu terk etmiş Allah’a doğru yola çıkmış olacak.

2- İkincisi; infâk edeceksiniz. Allah’ın size verdiği parayı, rızkı ihtiyaç sahiplerine en az %5 olarak ulaştırmak mecburiyetindesiniz. Paranızın; kazandığınız paranın %5’i size helal değildir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bütün bu güzellikler hep sizler için. Hamdınızın edasında da size Allah’ın fizik ötesi gönderdiği bütün ni’metler için hamd etmelisiniz. Allahû Tealâ ne verdi size; zikir yaptığınız zaman gönderdiği rahmet, fazl ve salâvât partikülleri hepsi hamdınızı bekler. Huzursuzluğu yaşamakta olduğunuz bir noktada, bir dış tehlikede Allahû Tealâ’nın kalbinize indirdiği sekînet hamdı gerektirir. Allahû Tealâ’nın irşad vazifelisine gönderdiği, irşad makamından size ulaşan Allah’ın feyzi, hamdı gerektirir. Fizik ötesi bütün ni’metler hepsi hamdı gerektirir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’ya çok hamd edin çok şükredin ki; siz varsınız. İnsan olarak yaratıldınız. Kâinattaki en üstün mahlûksunuz. Unutmayın! Sizden başka Allahû Tealâ canlı ve cansız ne yarattıysa bütün kâinatta yarattığı her şeyi sizin için yaratmış. Öyleyse bütün kâinatlarda, Allah’ın yarattığı 6 ayrı kâinatta yarattığı her şey ama her şey sizler için yaratılmış. Peki, “Biz niçin yaratıldık?” mı diyorsunuz? Bunun için de çok hamd ve şükretmeniz lâzım ki, siz de Allah için yaratılmışsınız. Allah için yaratılan fizik vücut için Allah’a şükredeceksiniz. Allah için yaratılan nefsiniz ve ruhunuz için Allah’a hamd edeceksiniz.

Öyleyse görüyorsunuz ki; hayatınızın her saniyesinde Allah’a hamd ve şükretmeniz lâzım. Her şeyi öylesine güzel yaratmış ve sizi mutlu etmek için o kadar çok ni’metler nasip etmiş ki Allahû Tealâ. Bu dizayn içerisinde size sadece mutlu olmak kalıyor. Eğer söylediklerimizi idrak edebilirseniz, o zaman Allah’a şükretmenin ve hamd etmenin bir zaruret olduğunu göreceksiniz. Varsanız, yaşıyorsanız, mutluluğa doğru yelken açmışsanız; o zaman Allah’a şükredecek hamd edecek çok şeyinizin olduğunu idrak eden bir insansınız.

İnsanlar vardır bu dünyada, hamd’den şükürden yoksun, ot gibi yaşarlar. Onlara sorarsanız “Neden hamd etmiyorsun? Neden şükretmiyorsun Allahû Tealâ’ya?” diye, size diyecekler ki: “Allah bana ne vermiş ki; Allah’a hamd edeyim şükredeyim. Şu insanlara bak--, ne kadar refah içinde zengin insanlar var. Allahû Tealâ bana benim geçinmem için bile gerekli olan parayı vermiyor. Neden O’na ben şükredeyim?”

İşte şeytan insanları böyle bir asi standardın içine koyar. O insan bilse ki daha fazla para kazanmış olsaydı onu mutlaka Allah’ın yasak ettiği alanlarda harcayacaktı.

Sevgili kardeşlerim! Öylesine mükemmel bir dizayn içerisinde siz de yaratılmışsınız ki, kâinatta sizin de bir payınız var. Göklerde dağıtılan rızık için siz de pay sahibisiniz. Allahû Tealâ’ya onun için sonsuz hamd ve şükredin. Her geçen gün hayat hazinenizden bir parçası sıfırlanıyor. Yeni günlere doğru zaman akıp gidiyor ve siz bu zaman parçasında mutsuzluğu yaşıyorsanız; söylediklerimizden hiç kâm alamamışsınız demektir. Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’ini bilmiyorsunuz demektir. Yaşamıyorsunuz demektir. Bu dünyada da yaşamıyorsunuz demektir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Mutluluğu yaşamanız Allah ile en güzel dizaynlara sahip olmanızı içerir. Onlara sahipsiniz ama çoğunuz bunun şuurunda değilsiniz, farkında değilsiniz. Öyleyse Allahû Tealâ’nın bütün güzelliklerini yaşamak hepinizin elinde.

Hamd ve şükür konusunda Allahû Tealâ’nın, bize bu konuşmayı yapma imkânını vermesi bu da hamdımızın ve şükrümüzün bir sebebidir. O’na sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bugün sizlere hamd ve şükür konusunda, Allahû Tealâ bu konuşmayı vücuda getirdi, bize yaptırdı. O’na sonsuz (huzurlarınızda) hamd ve şükrediyoruz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepiniz Allah’a çok ama çok hamd edin ve şükredin. Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1051