Bugün: 18.11.2019

Mütefekkir Mütezekkir

22.02.2001
Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bizleri bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetini yapmak üzere bir araya getirdi. Hepimiz en güzel standartlarda bir aradayız

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bir defa daha Yüce Rabbimize hamd ve şükrederiz ki; bir aradayız Allah’ın zikir sohbetini yapmak üzere. Konumuz; mütefekkir ve mütezekkir. Kod numarası, 1.2.3.21. Bu derste ikinci sömestirdeki kavramlar konusu tamamlanıyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Mütefekkir, düşünür olarak yeni Türkçemize katılmış. Artık insanlara “düşünür” diyorlar.

Sevgili kardeşlerim! İnsan zihni düşünme kapasitesini kendi bilinç sınırları içerisinde teşekkül ettirebilir. Neyi biliyorsa kişinin ufku oraya kadardır. Bu ufka yeni ufukların ilâve edilmesi normal standartlarda söz konusu değildir. Kişi bilinç standartlarının ve bilgi dağarcığının hudutlarına ulaştığı zaman onun ötesinde gerçek yoktur. Onun ötesinde sadece zan vardır. Zansa hiçbir devrede hakikatin yerini tutmaz. Bu sebeple mütefekkirler arasında, düşünürler arasında hep farklı düşüncelerin var olduğunu müşahede ederiz.

Birçok insanın düşünür oluşu onların standartlarının bir gereği olarak karşımıza çıkıyor. Bu insanlar normal insandan farklı bir dağarcığın sahipleridir; fikir dağarcığının, düşünce dağarcığının sahipleridir. Normal insandan daha üst seviyede bir bilgi standardının ve düşünebilme kabiliyetinin sahibidir. Bu üstün düşünme yeteneği onu başkalarından farklı kılar ve dağarcığı bu açıdan başkalarından, normal kişiden, alelâde insandan farklı bir seviye sergiler kişi.

İnsanlar için “düşünür” diyebilmemiz için onların olağanüstü bir düşünce kapasitesinin sahibi olması gerek ve onlar kendilerini her devirde hissettirirler. Bu insanlar Allah’tan ilâhi bir yardımı normal standartlarda almazlar. Bazen Allahû Tealâ onlara ulaşamadıkları bir konuda bir ilhamla nadiren yol açar. Genellikle dünya standartlarına yönelik fikirleri vardır.

Bir de mucitler söz konusu. Bunlar da normal insanın düşünce alanının çok ötesinde bir şeylerin sahipleridir. Bu sahip oldukları şeyler onlara başkalarının keşfedemedikleri şeyleri keşfetmek imkânını sağlar. Ama her keşif mutlaka Allah’tan bir yardımı beraberinde getirmiştir. Ya da yardımın beraberinde keşif oluşmuştur.

İnsanlar Allah’ın o konudaki yardımının adına hep tesadüf demişlerdir. Oysaki Allah’ın kanununda tesadüf diye bir şey yoktur. Allah’ın vücuda getirdiği, müsaade ettiği veya etmediği, yardım ettiği veya etmediği olaylar vardır, her alanda. Radyonun icadında, elektrik ampulünün icadında, elektriğin keşfinde her konuda insanlara Allah mutlaka yardım etmiştir.

İşte bu yardım alelâde bir yardımdır. Normal yardımdır. İnsanlığın lâyık olması sebebiyle Allahû Tealâ kâşiflere bu istikamette mucitlere bu istikamette yardım etmektedir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bunlar mütezekkir değillerdir. Hem mucitler, kâşifler hem de düşünürler, mütefekkirler bir kanatta kalırlar. Ama mütezekkirlere gelince onlar diğerlerinden çok farklı vasıfların sahibidir. Mütefekkir olsun, mucit olsun, kâşif olsun bu insanların ufukları kendi ilim seviyelerinin ufkuna kadar ulaşabilir. Bir yerden sonrasını ihata etmeleri mümkün değildir. Sadece o noktadan itibaren zanlarına tabi olurlar. Ve bir yerde mutlaka tıkanmaları söz konusudur. Daha ötesi Allah’ın ilmindedir.

Sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler! Sözlerimizi dikkatle değerlendirin. Mütezekkir dediğimiz zaman arada çok çok büyük bir faklılık göreceksiniz. Kimdir mütezekkir? Mütezekkir evvela 4 tane vasıf şartının sahibidir. 4 tane temel şartın sahibidir. Mütezekkir olmanın 4 temel şartı, 4 vasıf şartı.

1- Daimî zikrin sahibidir bu kişi.
2- Daimî zikrin sahibi olduğu için nefsindeki bütün afetler temizlenmiştir. Hiçbir afet kalmamıştır.
3- Bu sebeple kişinin kalp gözü açıktır. Allah’ın gösterdiği her şeyi görür.
4- Kişinin kalp kulağı açıktır. Allah’ın söylediği her şeyi işitir.

Bütün insanlar şeytanın söylediği her şeyi işitirler. Ama Allah’ın söylediklerini işitebilmek ehl-i tezekküre ait olan bir unsurdur. Allah’ın söylediklerinin hepsini işitebilir. Bu 4 tane vasıf şartı, ehl-i tezekküre yani mütezekkire 3 sonuç şartı kazandırır.

1- Onlar hayır sahibidirler. Hayrın sahibidirler.
2- Hükmün sahibidirler.
3- Onlar tezekkür sahibidirler.

Mütezekkir, tezekkür sahibi olmak demek. Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! 28 basamaklık bir Kur’ân spektrumu içerisinde 3. basamaktan 28. basamağa kadar bütün basamakları dolduran bir standardın sahibidir ehl-i tezekkür. 26, 27 ve 28. basamaktakilerin hepsi mütezekkirdir. Bu tezekkür keyfiyeti Âli İmrân Suresinin 27. âyet-i kerimesinde çok net olarak anlatılıyor. Diyor ki Allahû Tealâ:

3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab`ı sana indiren O`dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab`ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te`vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te`vilini Allah`dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O`na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl`elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

“Sana kitabı indiren O’dur. Kitapta Kur`ân-ı Kerim’de muhkem âyetler de vardır, müteşâbih âyetler de vardır. Muhkem âyetler bu Kitab’ın esasını teşkil ederler. Müteşâbih âyetlere gelince bu müteşâbih âyetlerin gerçek anlamını Allah’tan başka kimse bilmez. Kalplerinde kötü niyet olanlar, zeyg olanlar başka insanların arasına fitne sokmak için bu müteşâbih âyetleri kendi istedikleri istikamette yoruma tabi tutarlar.”

Hedefleri başka insanlara, insanların arasını açmak, Allah’la onların arasını açmaktır. Şeytana yaklaştırmaktır. İlimde kökleşmiş olan râsihun ise rusuh sahipleri ise derler ki: “Yarabbi! İnandık, emin olduk ki muhkem âyetler de muteşâbih âyetler de Senin katındandır. Sendendir. Ama onlar da tezekkür edemezler. illâ ulûl elbâb: sadece ulûl`elbab tezekkür edebilir.”

Yani Allahû Tealâ burada ehl-i tezekkürün ulûl`elbab adını aldığını söylüyor bize. Kimdir ulûl`elbab diye Kur`ân-ı Kerime baktığımız zaman Âli İmrân Suresinin 190 ve 191. âyetlerinde: “li ulîl elbâb(ulîl elbâbı) ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim: ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek söz konusudur.” diyor Allahû Tealâ.

3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah`ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah`ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan`sın, artık bizi ateşin azabından koru.

Öyleyse Allah’ı zikretmek; söz konusu olan işte bu. Bir insan 3 halde bulunur. Ayaktadır, oturuyordur veya yatıyordur. 3 halin üçünde de Allah’ı zikretmekle emrolunmuşuz. Üzerimize farz kılınmış. Nisâ-103’te Allahû Tealâ diyor ki:

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah`ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü`minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum: ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikret.

İşte ehl-i tezekkür o kişilerdir ki ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikrederler.
 
Öyleyse hepimiz için söz konusu olan şey odur ki, Allahû Tealâ’nın indinde hepimiz için bir muhteva var sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Bu muhtevada sizler için söz konusu olan şey Allah ile en güzel ilişkileri kurabilmek.  

Öyleyse kim bu en güzel ilişkileri kuran ehl-i tezekkür, yani mütezekkir? Bu durumda ehl-i tezekkür olanın daimî zikir sahibi olduğu kesinleşiyor. Daimî zikir sahibi olanlar 26. basamaktaki ulûl`elbabtır. 27. basamaktaki muhlistir. 28. basamaktaki salihtir. Ulûl`elbab, muhlis ve salih.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Her şeyin en güzel olduğu standartlarda mütezekkir olmak söz konusudur. Onlar, Allah’la her an beraberdirler. Her an Allah ile konuşabilmek imkânının sahipleridir. Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne): eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.

Kimdir zikir ehli? Ehl-i tezekkürdür. Peki, bilmeyenler soracağına göre bu ehl-i tezekkür her şeyi bilir mi? Hayır bilmez. Zaten bilmesi de gerekmiyor. Neden gerekmiyor? Çünkü onların vazifesi, kendilerine sorulan şeyi Allah’a sormak, Allah’tan aldıkları cevabı da onlara ulaştırmak. İşte ehl-i tezekkür bu vasıfların sahibi.

Her an Allah ile tezekkür edebilen yani müzakere edebilen yani konuları konuşabilen insanlar bunlar. Allah’ın dostları. Allah’ın öylesine dostları ki adına ehl-i tezekkür diyorsak mutlaka ilm`el yakîn’i bitirmiş ayn`el yakîn’e ulaşmıştır. Ayn`el yakîn, aynla gözle fakat kalbin gözüyle görebilen yakin derecesine sahip olan insan demektir; kalp gözüyle görebilen. Allahû Tealâ Câsiye Suresinin 23. âyet-i kerimesinde diyor ki:

45/CÂSİYE-23: E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

“Habibim! O nefslerini, nefslerinin hevâsını, nefslerinin afetlerini kendilerine ilâh edinenleri görüyor musun? Allah onları ilimleri üzere dalâlette bırakır. Onların kalpleri mühürlüdür. Onların kalplerindeki sem’î isimli işitme hassası mühürlüdür. Onların kalplerindeki gözleri üzerinde de gışavet adlı bir perde vardır, göremezler.” buyuruyor Allahû Tealâ.

İşte kimdir ehl-i tezekkür? Kalbinin mührü daha mürşidine ulaştığı gün açılmıştır. Daimî zikre ulaştığı zaman mutlaka kalbindeki işitme hassasının mührü açılmıştır. Allah’ın bütün söylediklerini işitmeye başlamıştır. Kalbinin gözü üzerinde bulunan gışavet, Allahû Tealâ tarafından alınmıştır. Ve o kişi Allah’ın bütün gösterdiklerini kalbiyle görür. Kalp gözü ve kalp kulağı ayn`el yakîn’in hikmet makamının iki tane seviyesidir. Ehl-i tezekkürün hepsi kalp kulağı ve kalp gözü açık olanlardan oluşur.

Burası ulûl`elbab makamı, ihlâs makamı, salâh makamı, 3 makam da mutlak olarak kalp gözleri ve kalp kulakları açık olanlardan teşekkül eder. Öyleyse Allahû Tealâ’nın bir ihsanı söz konusu; kalbin gözünün ve kulağının açık olması Allah’ın bütün gösterdiklerini kişinin görebilmesi, Allah’ın bütün söylediklerini kişinin işitebilmesi. Yani Allahû Tealâ onlara bu vasıfları kazandırır. Onları bu vasıfların sahibi kılar. Onlar Allah’ın söylediklerini işitenlerdir. Onlar Allah’ın gösterdiklerini görenlerdir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Onlara kalp gözlerini açarak gaybı gösteren Allah, kalp kulaklarını açarak söylediklerini işittiren Allah, niçin yapmıştır bunu? O kişi bu mükâfatı, bu mükâfatları hak ettiği için. Bu mükâfatı hak etmenin standardı nedir? Daimî zikrin sahibi olmak. Daimî zikrin sahibi olmadıkça kimse mütezekkir olamaz.

Bütün mütezekkirler hikmet ehlidir. Hikmet sahibidir. Mütezekkir 4 vasıf şartının, 3 sonuç şartının sahibidir. Hikmet ehli de 4 vasıf şartının 3 sonuç şartının sahibidir. Aynı şartların sahipleridir.

Öyleyse bir insanın hikmet ehli olması, onun mütezekkir olmasını kesinleştiriyor. Allahû Tealâ diyor ki:

2/BAKARA-269: Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbabtan başkası tezekkür edemez.

“Kime hikmet verildiyse Allah, onlara büyük hayır vermiştir.”

Şimdi mütezekkirin 1. vasfı daimî zikrin sahibi olması. Nasıl bir şey bu daimî zikir sevgili kardeşlerim? Ne zaman Allah’ın ismini sesle “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye zikretmeye başlarsak bu zikrullahtır. Allah’ın ismini tekrar etmektir. Bunu sessiz de yapabiliriz. “Allah, Allah, Allah, Allah…” Ne yaptık? Gene dilimizi kullanıyoruz ve Allah’ı zikrediyoruz. Bu sessiz zikir. Bir de 3. farz, zikir var. Gene sessiz ama sessiz sesle kalbinizden yaptığınız zikir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hepimizin kalbi çift vuruşlu atar. Yani insanların kalbi şöyle atmaz “tık, tık, tık, tık…” hayır. Ama böyle atar “tıktık, tıktık, tıktık…” hep çift heceyle kalbiniz atar. Siz iştirak etseniz de etmeseniz de kalbiniz Allah’ın ismini yaşadığınız sürece tekrar edecektir kendi lisanında. Ama onun bunu yapması size bir fayda sağlamaz. O Allah’ın kendisine verdiği imkânı kullanıyor.

Öyleyse ne zaman bir insan kalbinin her çift atışında içindeki sesle Allah’ın ismini tekrar ediyorsa; “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ın ismini tekrar ediyorsa, kalbindeki her çift hecede çift sesle çift heceyle “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” Bu Allah kelimesini ne diliyle ne sesiyle söylemiyor ama kalbindeki iç sesiyle, sessiz sesiyle kalbinin atışlarına iştirak ediyor kişi.

Buraya ulaşmak Allahû Tealâ’nın temel emridir herkese.  Unutmayın! Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bu hedefe ulaşmışlardır. Öyleyse gene unutmayın siz de ulaşabilirsiniz. Hepiniz mütezekkir olabilirsiniz. Hepiniz hikmet ehli olabilirsiniz. O zaman hayatın yaşanmaya değer bir şey olduğunu hepiniz anlayacaksınız. Ve Allah’a çok hamdedeceksiniz, çok şükredeceksiniz. Sizi insan olarak, kâinattaki en üstün mahlûk olarak yarattığı için. O büyük zevkleri yaşamak imkânına sizi de kavuşturduğu için.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Her şeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşayabilirsiniz, daimî zikre ulaştığınız zaman. Ehl-i tezekkür, tezekkür ehli daimî zikrin sahibidir. Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikreder. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 190 ve 191. âyetlerinde: “li ulîl elbâb(ulîl elbâbı) ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim: ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de ulûl`elbab kullarım için Allah’ı zikretmek söz konusudur.” diyor.
 
İşte mütezekkiri, mütezekkir kılan şey zikir ehli olmasıdır. Daimî zikrin sahibi olmasıdır.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın ne kadar büyük ihsanına sahip olacağınızı biliyor musunuz? Allahû Tealâ ya sonsuz hamd ve şükretmemiz için en büyük sebebe ulaşmış olacaksınız; mütezekkir olduğunuz zaman, daimî zikrin sahibi olduğunuz zaman.
 
Öyleyse demek ki bütün mütezekkir olanlar daimî zikrin sahipleri. Bu daimî zikir onlara ne kazandırmıştır? Daimî zikrin sahibi oldukları anda kalplerinin durumu nedir bakalım? Evvelce daimî zikrin sahibi değillerdi. Zikirlerini arttırdılar, arttırdılar, arttırdılar ama bir gün daimî zikrin sahibi oldular.

Daimî zikrin sahibi oldukları an kalplerinin durumuna beraberce bakalım. Nefslerinin kalbindeki mühür, kalbin alt boyutundaki zülmanî kapıya rahmetin ve fazlın ve salâvâtın 3 enerji grubunun vasıtasıyla indirilmiştir ve kapı kapatılmıştır. Kişi daimî zikrin sahibi olduğuna göre rahmetin ve fazlın ve salâvâtın gelişi artık kesintisiz olarak ömür boyu devam edecektir. Yani? Yani zülmanî kapıyı kapatan mührün üzerindeki baskı hiç eksilmeyecektir.

Öyleyse? Öyleyse dışarıda bekleyen kalbe girmek için o mührü zorlayan karanlıkların kalbe tekrar dönebilme imkânları artık %100 yok olmuştur. O kişi yaşadığı sürece kalbine bir damla bile karanlığın girmesi mümkün değildir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Daimî zikrin sahibi olmak neyi sağlar? Kalbin zülmanî kapısını kapatmasını. Peki, bu neyi ifade eder? %100 Allah’ın nurlarıyla dolmuş olan nefsin kalbinin bir daha asla kararmayacağı, her zaman öyle %100 Allah’ın nurlarıyla dolu kalacağı ve bu nurlar devamlı tazelenirler.

Öyleyse ehl-i tezekkürün,
1. özelliği; daimî zikrin sahibi olmak.
2. özelliği; kalplerinin %100 nurla dolması. Bu nurun adı fazıldır. Çoğulu fazilettir.

Nefsin kalbi fazilette %100 dolar. Ne olur dolarsa? Dolarsa ruhunuzla aynı hedefe ulaşmış olur. Yani içinde; nefsinizin kalbinin içinde bu noktadan itibaren artık karanlıklar olamaz. Sadece Allah’ın nurları %100 kalbinizi işgal etmiştir. Ruhunuz; ruhunuzun kalbi sadece Allah’ın nurlarıyla dolu olduğu için 19 tane hasletin, 19 grup hasletin sahibi olduğu için ruhunuz, Allah’ın bütün emirlerine itaat eden yasak ettiği hiç bir fiili işlemeyen bir özeliğin sahibidir.

Öyleyse böyle bir dizaynda ruhunuz için söz konusu olan şey Allah’ın bütün emirlerini %100 yerine getirmek, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlememek. Daimî zikrin sahibi olan herkes için bu söz konusudur.

Sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler! Eğer olay buysa o zaman hepinizi en güzele ulaştırmak söz konusu olmuştur ve daimî zikre ulaşmışsınızdır. Daimî zikrin size sağladığı ilk şey, nefsinizin kalbinin de ruhunuzun kalbi gibi olmasıdır. Nefsinizin kalbini %100 işgal eden fazilet (fazıllar) nefsinizin de Allah’ın bütün emirlerini mutlaka yerine getiren yasak ettiği fiilleri asla işlemeyen bir özellik kazanmasına sebebiyet vermiştir.

Öyleyse ruhunuz ne istiyor? Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek. Nefsiniz? O da aynı şeyi istiyor. Aralarındaki kavga bitmiştir. Eskiden durum neydi? Ehl-i tezekkür olmadan, mütezekkir olmadan evvelki durum neydi? Nefsinizin kalbi Allah’ın emirlerine isyan ediyordu, onları yerine getirmiyordu, getirmek istemiyordu. Nefsinizin kalbi Allah’ın yasak ettiği fiilleri özellikle işlemek istiyor.

Öyleyse böyle bir dizanyda hepiniz için söz konusu olan şey daimî zikre ulaştığınız andan itibaren artık nefsiniz de ruhunuz da Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek istiyor, yasak ettiği hiçbir fiili işlemek istemiyor tatbikatı da böyle yaparlar. Yani Allah’ın bütün emirlerine nefsiniz de ruhunuz da “Evet” dediği için mutlaka Allah’ın bütün emirlerini yerine getirirsiniz. Yerine getirmemeniz söz konusu olmaz. Çünkü ruhunuz da nefsiniz de istiyor Allah’ın emirlerini gerçekleştirmeyi. Hiçbir engel sizi engelleyemez. Mutlaka Allah’ın bütün emirlerini gerçekleştirirsiniz.

Gene aynı şekilde Allah’ın bütün yasaklarına ruhunuz da nefsiniz de karşı çıkıyor, %100 karşı çıkıyor ikisi de. Öyleyse yasak ettiği fiili de işleyemezsiniz. İşte Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek, yasak ettiği hiçbir fiili işlememek noktasına gelmiş oluyor kişi, kalbindeki bütün afetler yok olduğu için.

Öyleyse bu kişi; ehl-i tezekkür yani mütezekkir olan kişi, sonsuz bir dünya saadetinin de sahibi olmuştur. Daha Allah’a ulaşmayı dilediği an cennet saadetini garanti eden bu kişi bu noktada en az 5. kat cennetin sahibi olmuştur. Dünya saadeti ise %100 dür. Hayatının her noktasında mutlu bir insandan bahsediyoruz sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler.

Sevgili kardeşlerim! Allah’ın dizaynına dikkatle bakın! Hepinizi en güzel standartlarda Allah görmek istiyor, daimî zikrin sahipleri.
 
Öyleyse daimî zikrin sahibi olduğunuz zaman mütezekkir olursunuz. Düşünce alanınızda muktesebatınızın gerektiği yere kadar, ufka kadar ulaşırsınız. Orada tıkanırsınız. Ama bu devamlı tekâmül değildir. Çünkü Allahû Tealâ mutlaka yeni bir ufuk açacak, yeni bir bilgiyle sizi mücehhez kılacak, o ufku da mutlaka aşacaksınız.

İşte düşence platformunda mütezekkir ile mütefekkir arasındaki en büyük farklılık buradadır. Mütefekkir düşünce platformunda, fikir platformunda sahip olduğu fikir hacmi kadar bir ufku işgal edebilir. Orada pili biter, orada kalır. Ve daha ötesi onun için sadece zanlardan ibarettir. Ama ehl-i tezekkür için olay bu değildir. Elindeki bilgi dağarcığı, zihnindeki dizayn, onu bir noktaya kadar, ehl-i tefekkür gibi mütefekkir gibi ulaştırır.

Mütefekkir, ehl-i tefekkür düşünce ehli demek. Oraya ulaşıp da tıkandığı zaman Allah’tan yardım ister. Yardım isteyince Allahû Tealâ ona o tıkandığı yerdeki bilgiyi ulaştırır. Ve kişi ondan sonraki merhaleye kadar yeni bir ufkun sahibi olur. Bu yeni ufuklar o kişi için hep değişecektir. Allahû Tealâ başkalarına onların ulaşması mümkün olmayan şeyleri ulaştırmaz. Ehl-i tefekkür için Allah’ın özel bir davranış biçimi söz konusudur. Ehl-i tefekkür, Allah’ın en yakınlarını ifade eder. Onların hudutları tıkanmaz. Allah her tıkanışta ufku açacak yeni boyutlar kazandıracaktır. Onun için onların sahip oldukları ilim başkalarının sahip oldukları ilmin çok ötesindedir.
 
Sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler sözlerimizi unutmayın! Allahû Tealâ hepinizi ehl-i tezekkür standartlarında görmek ister.

Öyleyse ehl-i tezekkürün 4 tane vasıf şartının 3.’sü kalp gözüydü, 4.’sü kalp kulağıdır. Tekrar sayalım:

1.’si; kişi daimî zikrin sahibi.

2.’si; bu daimî zikir sebebiyle nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuş durumda. Kişi iç dünyasında da dış dünyasında da Allah ile olan ilişkilerinde de sonsuz bir dünya saadetinin sahibi. İç dünyasında nefsi ile ruhu arasındaki kavgayı bitirmiş, sulh ve sükûna ulaşmış, bu sebeple mutlu kişi. Dış dünyasında başka insanlarla kavgayı bitirmiş, nefsinde artık hiçbir öfke, kin taşımadığı için ona göre onun dünyası da başka insanlarla ilişkilerindeki kavga tamamen sonra ermiştir.

3.’sü; Allah ile olan ilişkilerinde ona devamlı kötülükler yaptıran iblisi de mahvetmiş durumda. Allah’ın emirlerine itaatsizlik etme konusundaki şeytanın talepleri artık hiçbir zaman kabul edilmez. Allah’ın yasaklarını işlemesi konusundaki şeytanın talepleri artık hiçbir zaman talep edilmez. Şeytan bu kişinin gazoz ağacı olmuştur.

Sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse bir yerlere ulaşıyor kişi. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen iç dünyasında da dış dünyasında da. İç dünyasında nefsi ile ruhu arasındaki kavgayı bitiren, dış dünyasında başka insanlarla olan kavgayı bitiren, Allah ile olan emirler ve nehiyler cephesinde şeytanla kavgayı bitiren, şeytanın artık ona diş geçirmesi mümkün olmayan bir noktaya ulaşan, sonsuz bir dünya saadetini yaşayan bir insan bu. Saadet bütün boyutlarıyla beraber onu işi.

Öyleyse sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler! Neden bahsediyoruz? Bir muhteşem dizayn, sonsuz bir mutluluk ve bu kişi 4 tane saydığımız vasıf şartının ötesinde 3 tane de sonuç şartının sahibidir. Bunlardan birisi hayrın sahibi olmak. Ne demek hayrın sahibi olmak? Hayır nedir? Hayır, şerrin karşılığıdır. Hangi olay size derecat kazandırmışsa bu sizin için hayırdır. Hangi olay size deracat kaybettirmişse bu sizin için şerdir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu kişi hep hayır kazanır. Ya Allah’ın emrettiği bir fiili işlemiştir. Ya da yasak ettiği bir fiili işlememeyi başarmıştır. Her ikisinde de mutlaka deracat kazanır. Ona deracat kazandıran bütün olaylarsa hayırdır. Bu sebeple Allahû Tealâ bu insanlara “Hayrın sahipleri” diyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Aynı zamanda bu kişi hüküm sahibidir. Hangi âyeti görürse Kur’ân-ı Kerim’de, o âyet-i Kur’ân-ı Kerim’in başından sonuna muhtevasında olduğu 28 tane basamaktan o âyetin hangi basamağa ait olduğunu bir bakışta görür. Âyetler arasındaki altın zincir onun tarafından bilinir, görülür.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böylece bu kişi hüküm sahibidir, bütün Kur’ân-ı Kerim üzerinde. Allahû Tealâ onu hükmün sahibi de olduğu için hikmet sahibi adıyla anar. Bütün ehli tezekkürler, bütün mütezekkirler mutlaka hikmet ehlidir. Kendilerine Allahû Tealâ tarafından hikmet verilenlerdir.

Sevgili izleyenler, dinleyenler, sevgili öğrenciler! Bütün güzellikleri Allahû Tealâ sizler için vücuda getirmiş. Öyleyse insanlar; bu insanlar hikmet sahibi, bu insanlar hayır sahibi. İşte bu insanlar aynı zamanda ehl-i tezekkür. Yani o râsihunun da yapamadığı tezekkür etme işleminin sahibi. Ne diyordu Allahû Tealâ Âli İmrân-7’de:

3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab`ı sana indiren O`dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab`ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te`vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te`vilini Allah`dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O`na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl`elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

“Rusuh sahipleri de tezekkür edemezler. Ama tezekkür edebilenler ancak ulûl`elbab’tır.” diyor. İşte onlar ehl-i tezekkürdür.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Ehl-i tezekkür, her an Allah ile konuşabilmek imkânının sahibi olan ve daimî zikrin sahibi olan 4 tane vasıf şartının 3 tane sonuç şartının sahibi olan insanlardır. Ufukları hiçbir zaman kapanmaz, daralmaz. Onlar her zaman bu güzelliklerin sahibi olarak yaşayacaklardır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, sevgili kardeşlerim! Sözlerimiz burada tamamlanıyor. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederek ehl-i tezekkür olan mütezekkirle mütefekkir konusunu inşallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 926