Bugün: 22.11.2019

Mutluluk - 1

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki, işte yine bir beraberliğin içinde kıldı bizleri.
Allah, biz ve sizler! Ne diyordu Allahû Tealâ? “Siz neredeyseniz, Biz orada sizinle mutlaka beraberiz."

Sevgili okuyucular! Bizde O’nun bir kulu olarak sizinle beraberiz. Tabiî bizimki kul işi… Kim tâbiiyetini gerçekleştirdiyse, biz onunla mutlak olarak bir beraberliğin içindeyiz. Nereye giderse gitsin onunla beraberiz! Tabiî bu gözlerle o görülmez. Ama buradaki gözle, kalpteki gözle eğer Allahû Tealâ nasip kılarsa onu, görülür!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ sizi niçin yaratmış, artık biliyorsunuz. O’nun sizlerden bir tek dileği var! Unutmayın ki rahmetiyle ve ilmiyle sizi de kuşatmıştır, kaplamıştır! Allah’ın ilmi ve rahmeti sizin bütün vücudunuzu kaplamış durumdadır. Öyleyse O, ilmiyle ve rahmetiyle nereye giderseniz gidin, sizinle beraberdir. Ama tasavvufta olmuşsunuz, ama değilsiniz; kim olursanız olun, hepinizle her an beraberdir. Yaptığınızdan anında, bu sebeple haberi olur. O, herşeyi kaplamıştır! Bütün kâinatları O, kaplamıştır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! O yüce yaratıcı, kâinatların yaratıcısı Allahû Tealâ, kim olursanız olun sizinle beraberse, sizin her yaptığınızdan haberdarsa ve sizden sadece sizin mutlu olmanızı istiyorsa, sizi yaratan O’ysa; sizden, bir düşünün sevgili kardeşlerim, istediği şey kötü bir şey mi? Sadece mutlu olmanızı ister! Yetmez, onu da kolaylaştırmış. Diyor ki: “Ey insanlar! Biz sizin için zorluk dilemeyiz, Biz size her şeyi kolaylaştırırız."

2/BAKARA-185: Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.

Öyleyse kolaylaştırmış mı? Daha üst derecede bir kolaylaştırma düşünemiyorum sevgili kardeşlerim! Siz bir tek dileğin sahibi olacaksınız; Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Yalnız bu dileğin sahibi oldunuz diye, Allahû Tealâ sizi 22. basamağa kadar ulaştıracak. Hayır! Siz Allah’a ulaşmayacaksınız, Allah sizi Kendisine ulaştıracak. Allah’ın Zat’ına ulaşacak ruhunuz, sonra da Allah’ın Zat’ında yok olacak. Ulaşması 21. basamaktır. Allah’ın sözü buraya kadar… Ama Allah’ın Zat’ına ulaşan bütün ruhlar Allah’ın Zat’ında kaybolurlar. Öyleyse sizin için de aynı şey söz konusudur. Allah’ın Zat’ında ruhunuz yok olacak! Oradan gelmişti, Allah’ın Zat’ından gelmişti. Tekrar Allah’ın Zat’ına dönmesi gerek! Ne sağlar size? 3. kat cenneti sağlar Allahû Tealâ. 1. kat değil, 2. kat değil, 3. kat cenneti sağlar, mutlaka sağlar! Mutlaka bunu temin eder size. Yetmez, dünya saadetinin de yarısından fazlasını sağlar! Yani her gününüzün yarıdan fazla zamanında mutlu olmanızı garanti eder. Ne yapacakmışsınız? Sadece bir dileğin sahibi olacakmışsınız:

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK!

İşte sevgili kardeşlerim, işte can dostlarım, işte gönül dostlarım! O Allah… Karşılıksız vermek O’na mahsus, sadece O’na mahsus… Hepinizi o kadar çok seviyor ki! İstediği tek şey sizin mutlu olmanız…

Kim insanların mutluluğuna karşıysa, o aslında Allah’a karşıdır! İşte tahakküm denen müessese! İnsanlara nefsin afetleri doğrultusunda hükmetme arzusu ‘tahakküm’ adını alır. Onlar, Allah’ın karşısında olanlardır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım,  gönül dostlarım! Allahû Tealâ sizden istiyorsa ki: “Sadece bir tek dileğinizi işitmek, bilmek, görmek istiyorum kalbinizde! O dileğin sahibi olun, gerisine karışmayın. Gerisi sizin işiniz değil! Gerisi Benim işim, Ben halledeceğim! Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım."

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Ne ifade eder, O’nun Zat’ına ulaşmanız? Evliyadan biri olmanızı ifade eder. Hani şu türbelerde gördüğünüz o sarıklı sandukalarda yatan evliyalar... Hani size hep: “Evliya mı! O 500-600 yıl önce varmış da, bu zamanda kardeşim, evliya mı olurmuş?” derler ya hani. İşte onlara deyin ki: “Evet! Bu zamanda da evliya olurmuş. Allahû Tealâ öyle söylüyor."

Sevgili kardeşlerim! O, Allah... Evliya da dostlar demek... Velî dost, evliya dostlar… Allah sizleri dostlar edinmek istiyor, sevgili etmek istiyor. Kendisiyle aynı hedeflere yönelmiş insanlar olarak görmek istiyor. Çünkü evliya olmak yetmez Allah’a! O sadece ruhunuzu Allah’a teslim etmenizi istemiyor sizden, daha da ötesini istiyor. Daha çok mutluluğunuzu istiyor. “Dünya saadetinin yarısı yetmez Benim kullarıma! Dünya saadetinin bütününü vermek istiyorum. O zaman fizik vücutlarını da Bana teslim edecekler, nefslerini de Bana teslim edecekler. Ama Benim onlara verdiğim söz, bir tek dilekleri üzere onları ulaştıracağım yer itibariyle onlara verdiğim söz; dünya saadetinin yarısından fazlasını onlara temin etmektir. Cennet saadetlerinden de 3. kat cennet. 1., 2. değil, Ben onlara 3. kat cenneti bir tek dilekle temin etmeye hazırım. Ben Allah’ım! Allah’ın sözünde hulf olmaz, hilâf olmaz. Allah’ın sözünü yerine getirmemesi mümkün değildir! Ve Ben onlara söz verdim.” diyor.

Öyleyse daha kolay ne var ki sevgili kardeşlerim? Sizler; beni can kulağıyla dinleyenler, İslâm’ı yaşayanlar yani Allah’a ulaşmayı dileyenler! Sizler, şu dünyadaki mutlu insanlardansınız. Allah’ın o müstesna cömertliğini yaşamış olanlarsınız. Hep bana bir kısmınız dersiniz ki: “Ben tasavvufa girdiğim zaman bütün görevlerimi yapıyordum, zikirlerimi yapıyordum. Bundan büyük zevk ve mutluluk duyuyordum. Neredeyse pencereleri açıp bağırmak geliyordu içimden “Mutluyum!” diye."

İşte böyle dediğiniz günlerde O, sizinle beraberdi ve Allah yolunda size devamlı mesafe kat ettiriyordu. O’nun yardımıyla herşeyi kolayca hallediyordunuz. Neden yardım ediyordu? Çünkü sizlere sözü var! Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, kim olursa olsun o kişiyi mutlaka Kendisine ulaştıracak Allahû Tealâ. Sözü var. Eee iyi ama bir insanın ruhunun Allah’a ulaşması, kendisinin de bir şeyler yapmasını gerektiriyor. Kişinin bir şeyler yapmasını gerektiriyor. Namaz kılmasını gerektiriyor, oruç tutmasını gerektiriyor. Meselâ her perşembe günü, bizim aramıza katılan bütün kardeşlerimiz oruç tutarlar, kandillerde oruç tutarlar. Ramazan boyu zaten herkes tutuyor, onlar da tabiatıyla tutarlar. Ama Ramazan ayını mutlaka tuttuktan sonra, onun dışında bir o kadar daha bu kardeşlerimiz oruç tutarlar. Zekâtı iki kat verirler. Şimdi namaz kılmak deyince, genellikle sonradan girerler kardeşlerimiz aramıza. 15 yaşından bulundukları yaşa kadar olan borcu da ödemek mecburiyetini koyar Allahû Tealâ onlara; onu da geçekleştirmek mecburiyetindeler! Ve zikir yapmak; o da bir zorunluluktur! Allahû Tealâ’nın ibadetlerinin arasındaki en kıymetlisi zikir…

İşte sevgili kardeşlerim! Öyleyse evet, Allahû Tealâ sizi Kendisine ulaştıracak, garanti etmiş bunu! Sizin de bunları yapmanız gerekiyor, ulaşabilmek için. İşte kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ o kişinin kalbinde bu talebi gördüğü zaman, o kişinin namazı sevmesini Allah sağlar. Orucu sevmesini, zekât vermeyi sevmesini, özellikle zikir yapmayı sevmesini Allah sağlar. Ona mürşidini gösterir. Mürşid sevgisini de veren gene Allah’tır!

Sevgili kardeşlerim! Bizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyoruz! Siz de bizim sizleri ne kadar çok sevdiğimizi biliyorsunuz. Bu sevgi dünya üzerindeki sevgilere benzemez. Bu sevgi Allah’tan dolarak karşı tarafa ulaşır. Bizim sevgimiz bizden Allah’a, Allah’tan size artırılarak gelir. Sizin sevginiz Allah’a, Allah’tan bize artırılarak gelir; Allah’a ulaşır, Allah onu artırarak bize ulaştırır. Öyleyse karşılıklı bir sevgi halesi Allah’tan dolaşarak bizleri kalp kalbe, gönül gönüle bir beraberliğin içine atar. Bunun muhtevası sevgi hüviyetindedir. Sevgi, sevgi, sevgi…

•   Allahû Tealâ’dan önce hoşlanarak hislenirsiniz. Allahû Tealâ’ya bakış açınızda önce Allah’tan hoşlanmak vardır;

     1. etap.

•    Sonra sevmek vardır; 2. etap.

•    Sonra âşık olmak vardır; 3. etap.

•    Sonra hayran olmak vardır; 4. etap.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! O, Allah… Hepinizi inanamayacağınız kadar çok seviyor. Hiç birinizden vazgeçmez! Siz Allah’tan vazgeçmedikçe… İşte sizin Allah’a ulaşabilmeniz için Allah’ın Kendisine düşenleri yapacağı kesin ama sizin de kendinize düşenleri yapmanız lâzım. Peki ya kişi yapmazsa? İşte Allahû Tealâ onu mümkün kılmayacak olan, kişinin “Ya yapmazsa?” sualinin cevabındaki yerini, Allahû Tealâ olmazsa olmaz şartına bağlamış. Mutlaka o kişiye Allah namazı sevdirir, orucu sevdirir, zikri sevdirir. Allah’a ulaşması için bütün donatımlarla onu donatır, içine sırrını koyar. İrşad makamını gösterir, onu da sevdirir. Allah’ı sevdirir. Hiç kimse olmamıştır ki, hiç kimsenin olması mümkün değildir ki; Allah’a ulaşmayı dilesin de Allah ona ibadetleri sevdirmesin! Böyle bir insan hiç yaratılmadı. Milyarlarca senelik insan hayatında böyle bir müessese hiç oluşmadı sevgili kardeşlerim! Allah’a ulaşmayı dileyen birisinin ibadetlerini sevmemesi olayı oluşmadı. Onun için bu sevginin nereye kadar devam edeceğini Allahû Tealâ garanti ediyor. Kendi Zat’ına o kişinin ruhu ulaşıncaya kadar… Allah’ın garantisi içindesiniz, şeytana karşı %100 korunursunuz. Yani şeytanın sizi Allah’ın yolundan ayırmasının bütün kapıları şeytana kapatılmıştır. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz noktadan itibaren -ki 3. basamaktasınız- ruhunuzun Allah’a ulaştığı 21. basamağa kadar sağlam bir muhafazanın içindesiniz. Allahû Tealâ sizi şeytanın vesvesesinden yani kuruntularından, şeytanın size yapacağı telkinlerden mutlak olarak korur. Ne zamana kadar? Ruhunuzu Allah’a ulaştırana kadar...

Aslında ruhunuzu Allah’a siz ulaştırmıyorsunuz, ulaştıran yine O! Diyor Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu: Allah, dilediği kişiyi Kendisine seçer.

ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): ve kim Allah’a yönelirse, Allah’a ulaşmayı dilerse (yani o seçtiklerinden), onları Kendisine ulaştırır.

Burada bir mutlak müessese var: Mutlaka ulaştırır! Allahû Tealâ’nın “Ulaştırır.” demesi yeterlidir. Öyleyse sevgili kardeşlerim; o görevlerinizi şevkle, zevkle yaptığınız, huzur duyduğunuz süre var ya, o süre seyr-i sülûk süresidir!

Seyr-i sülûk; ruhunuzun, vücudunuzdan ayrıldıktan sonra Allah’a ulaştığı noktaya kadar yaptığı yolculuk sürecinin adıdır.

Neden böyle? Neden Allahû Tealâ sizi Kendisine ulaştırır? Çünkü sözü var! “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onu Kendisine ulaştırır.” İşte bu Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesi, Allah’ın verdiği sözdür. Allah’a yönelen, Allah’a ulaşmayı dileyen kişidir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse mutlaka Allah onu Kendisine ulaştırır. Unutmayın! İlmi ve rahmeti ile sizi kuşatmıştır. Yani size bütün davranışlarınızda hâkim olmayı dilediği an hâkim olur ama bunu yapmaz!

Sevgili kardeşlerim! Normal standartlarda bunu yapmayan Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyenlerde bunu gerçekleştirir. Yani o kişiyi öyle bir hüviyete sokar ki; o kişi Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeye can atan, yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir hüviyet kazanır. Onu yapan Allah’tır. Allah o kişinin şeytanla ilişkisini keser. Onun için kesin bir hükümden bahsetmek istiyorum size. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, o kişinin namazını kılmaması mümkün değildir, orucunu tutmaması mümkün değildir. Üstelik de açlık hissetmeden! Açlık hissederek orucunu tutması mümkün değildir. Hem açlığı hissetmez hem de mutlaka orucu tutturur. Kişi için oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, zikir yapmak bir zevk haline dönüşür. Coşku ile tutku ile insanlar namazlarını kılarlar. Bütün güzellikleri yaşarlar. Bunları onlara yaptıran Allah’tır! Ne zaman ki ruhları Allah’a ulaşır, Allah’ın sözü tamamlanır. Allah söz verdi mi, mutlaka yerine getirir! Allah’a ulaşmayı dileyen herkesi mutlaka Kendisine ulaştırır. Ama ulaştırdığı zaman da sözü tamamlanmıştır.

Bundan sonra yardım elini çeker mi? Çekmez. Ama kişinin liyakati ölçüsündedir artık Allahû Tealâ’nın yardımı. Kişinin Allah’a olan tevekkülü, manevî tekâmülde onun liyakatinin gerçek ölçüsüdür. Öyleyse demek ki manevî tekâmüldeki ölçü, kişinin liyakatidir. Manevî tekâmülde liyakati oluşturan unsur ise, kişinin Allah’a tevekkül derecesidir, güven derecesidir. İşte sevgili kardeşlerim! Güvenin, tevekkülün hüküm ferma olduğu yer, Allah’ın sözünü tuttuktan sonraki safhasıdır. Allah sözünü tutana kadar yani o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırana kadar, o kişi tevekkülün sahibi olsa da olmasa da, onu mutlaka Allahû Tealâ Kendisine ulaştırır. Tevekkül sahipleri; Allah’a ulaştıkları yer olan 33 bin zikirden, zikirlerini her gün biraz daha öteye taşıyanlardır. Tevekkülün anahtarı ve göstergesi zikirdir. Diğer ibadetler sınırlıdır. Günde 5 vakit; teheccüdle, kuşluk vaktiyle, 7 vakit namaz kılarsınız. Daha fazla kılmanız emredilmez, uygun da görülmez. Hamd ve şükür namazları hariç, istihare namazları hariç...

Öyleyse hudutlar koymuş Allahû Tealâ. 24 saatlik bir zaman diliminde, güneş doğmadan evvel başlayan orucunuz, akşamın girmesiyle tamamlanır. Daha uzun süre oruç tutmanız emredilmez. Allahû Tealâ sizin en güzele ulaşmanızı ister. Her ibadet, hudutları olan ibadettir. Ama zikrin hududunu kaldırmış Allahû Tealâ, daimî zikri emretmiş! Her 24 saat boyunca kesintisiz zikir! Zaten 24 saat tamamlanınca, ikinci 24 saat başlayacaktır. Kesintisiz zikriniz orada da devam edecektir hiç kesilmeden. Zikir, kesintisiz yegâne ibadettir! Bütün ibadetlerin arasında en kıymetlisidir. Sizi mutluluğa taşıyacak en kuvvetli vasıtadır!

İşte sevgili kardeşlerim! İnsanın Allah’a ulaşmayı dileme talebinden sonra, Allahû Tealâ’nın kulunu ulaştırdığı yer mutlaka Kendi Zat’ıdır. Hangi şartların içinde olursa olsun, kişi eğer Allah’a ulaşmayı gerçekten dilemişse -ki dilediği an Allahû Tealâ işitir, bilir ve görür- o kişinin ibadetleri mutlaka ki en güzel standartlarda cereyan edecektir. Onun için diyoruz ki; eğer ibadetlerinizi yapamıyorsanız, oruç tutamıyorsanız, zekât veremiyorsanız, zikir yapamıyorsanız herşeyden evvel, o zaman kendinizi aldatmayın! Siz Allah’a ulaşmayı dilemiş değilsiniz! Dileseydiniz sonuç mutlaka farklı olacaktı. Allah’a ulaşmayı dileseydiniz sonuç mutlaka farklı olacaktı! Mutlaka ibadetlerinizi, bütün ibadetlerinizi zevkle yapacaktınız. Evet, azdan başlayacaktı, adım adım çoğalacaktı ama ruhunuzu Allah’a ulaştırdığınız noktaya kadar; zikriniz çoğala çoğala 33 bine ulaşır. 33 binde ruhunuz Allah’a ulaşmış olur normal standartlarda. Vuslattan sonra tevekkülün sahibi olmayanlar, adım adım Allah’a olan vazifelerini ihmâle başlarlar. Çünkü Allahû Tealâ devreden çıkmış, kişisel iradeyi devreye sokmuştur.

Öyleyse bütün insanlar Allah’a ulaşmayı diledikleri andan, Allah’a ruhlarını ulaştırdıkları güne kadar, Allah’ın İlâhî İradesi’nin yardımını alırlar. O’nun kontrolü altındadırlar ve yapılması gereken bütün görevleri severek yapmaları, Allahû Tealâ’nın İlâhî İradesi tarafından mümkün kılınır, garanti altına alınır. Ne zaman kalkar garanti? Ruh Allah’a ulaştıktan, Allah’ın sözü yerine geldikten sonra... O ana kadar şeytanın o kişiye yapacağı bütün telkinler, Allahû Tealâ’nın koruyucu kalkanıyla önlenir.

İşte sevgili kardeşlerim, olay bu! Bu sebeple hanginiz bana diyorsanız ki: “Ben artık eskisi kadar iştiyaklı değilim. Namazlarımı eskisi gibi kılamıyorum. Zikirlerimi eskisi gibi yapamıyorum.” O zaman siz Allah’a tevekkül etme açısından noksansınız. Tevekkülün sahibi olmadığınız halde Allahû Tealâ yine sizi Kendisine ulaştırmıştır. Çünkü kim Allah’a ulaşmayı dilerse istisnası yok, herkesi mutlaka Kendisine ulaştırır! Cinlerde bu, nefs tezkiyesinin %51’e ulaşmasıyla gerçekleşir. Ruhları olmadığı için, ruhlarının Allah’a ulaşması diye bir şey söz konusu değildir! Ama insanların asıl özelliği, Allah’ın kendilerine verdiği bir ruha sahip olmalarıdır. O ruhu Allah’a ulaştırmakla hepsi yükümlüdürler!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım!

Öyleyse garanti altındasınız. Hani o: “Evliya mı? Benden 500-600 yıl evvele kadar varmış. İşte bu gördüğün türbe, öyle bir evliyanın türbesi ama bu devirde evliya mı olur?” diyenlere ithaf olunur. Bu zamanda evliya var! Mihr Vakfı’nın mensuplarına dikkatle baksınlar! Allahû Tealâ gene söylüyor: “Sizin çoğunuz evliyadır.” diyor. Yani ilk el öpenler de dahil buna, daha o gün el öpmüş olanlar da dahil, toplamın mutlaka yarısından fazlası evliya aramızda. Öyleyse sevgili kardeşlerim, her gün çoğalıyorsunuz. Her gün Allahû Tealâ yeni kardeşlerimize aynı yardım hüviyetiyle tecelli ediyor; onlara namazı, orucu, özellikle zikri sevdirerek onları Kendisine mutlaka ulaştırıyor. Onun için her zaman çoğumuz evliyayız.

Peki, fısk tehlikesi kimlerde oluşur? Fısk tehlikesi, Allah’a tevekkül etmeyenlerde oluşur. Onlar da vuslata ererler. Ama Allahû Tealâ’nın sözü yerine geldikten sonra üzerinizdeki hâkimiyetini geri aldığı zaman sizin gerçek çehreniz çıkar ortaya. Eğer tevekkül sahibi değilseniz, zikriniz artık artmaz. Aksine zikir süreniz kısalmaya başlar. Daha az zikretmeye başlarsınız. Namazlarınızda aksamalar başlar. Oruçlardan zevk almazsınız. Zekât vermek istemezsiniz. Bu olay sadece tevekkülünüzün olmamasını ifade eder, eksik olduğunu ifade eder. Bunun en kesin ifadesi zikrinizdir. Peki, böyle olan insanlar fıskta mıdır? Hayır, değillerdir. Senelerce onlar fıska düşmeden ama derecelerini, seviyelerini giderek aşağıya düşürerek yaşarlar. Fıska düşmeleri mümkün olabilir mi? Olabilir! Allah’ı unuttukları zaman… Yani yaşantıları artık bizden birine yakışmayan, başkalarının yaşadığı hayata dönüştüğünde ancak fıska düşmüşlerdir. Bu tereddî, aşağıya doğru gidiş 10 yıllar, 20 yıllar sürer, gider. Kişi, bu inişin içinde de fıska düşmeden geçirebilir. Gene asgarî standartlarda namazlarını kılıyorsa, oruçlarını tutuyorsa, zikrini devam ettiriyorsa ama yükseltemiyorsa, aksine yavaş bir şekilde aşağıya doğru iniyorsa, Allah’ı unuttuğu noktaya kadar, o kişi fıska düşmez. Allah’ı unutan kişinin davranışları artık tasavvufî bir davranış biçimi ihtiva etmez, içermez. O kişi, dışarıdaki birinin bütün negatif davranışlarının derece derece bir kısmını almıştır. Kendilerindekini kaybederek negatif faktörleri almışlardır. Zikir azaldıkça nefsin kalbindeki afetler çoğalacaktır. Başa döndükleri gün, nefslerindeki afetler tamamen onlara hâkim olacaktır. İşte bu, Allah’ı unutma noktasıdır!

Sevgili kardeşlerim! Onun için şunu bilmenizi istiyorum ki; hanginiz namazı kılmaktan artık hoşlanmıyorsanız, zikir yapmaktan hoşlanmıyorsanız, Allah’ın verdiği görevler sizin için önceden zevk iken şimdi angarya haline dönüşmüşse, adım adım bir şeyler kaybediyorsunuz. Zikriniz azaldıkça nefsinizin kalbindeki afetler çoğalacaktır. Olduğu yerde hiçbir şey kalmaz! Ya azalma ya çoğalma... Daimî zikre ulaştıktan sonra daimî zikirden düşmeniz mümkün değildir. Zaten 33 bin zikirden sonraya çıkabildiğiniz bütün sahalarda, siz iştiyak sahibisiniz.

Öyleyse böyle bir dizaynda sevgili kardeşlerim, kendinizi düşünün! Allah’ın yoluna girip de Allah’ın evliyası olduktan sonra Allah’ı unutmak noktasına gelmek... Allah’ın emirlerinin sizi hiç enterese etmediği, yasaklarını uygulamakta sakınca görmediğiniz, Allah’ın ibadetlerinden zevk almadığınız bir noktaya ulaşırsınız. O zaman herşey eski haline geri döner. Yani sizin zikrinizle oluşan, nefsinizin kalbinin %51’ini dolduran fazıllar, adım adım kalbinizi terk ederler. Nefsinizin kalbine karanlıkların tamamen hâkim olduğu %51 nurun, derece derece azalarak yok olduğu noktada fısk oluşur. O, Allah’ı unutma noktasıdır. Başa dönüştür. Bu başa dönüş, herşeyi yeniden değiştirecektir. Nefsinizdeki îmân kelimesi artık hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü zikrinizi azalta azalta bir gün yapmaz oluyorsunuz.

Zikir yapmayınca nefsinizin kalbindeki afetlerin artması söz konusudur. Zikir yapmadığınız sürece şeytanın kapısı açıktır! Îmân kelimesinin çekim gücü, yeni yardımlarla kuvvetini muhafaza edebilir. Sizin zikretmenizle… Eğer zikretmiyorsanız kalbinizde biriken nurların yavaş yavaş nefsinizin kalbini terk etmesi normal bir olgudur. Çünkü o nurların birikimidir ki; îmân kelimesini nefsinizin kalbinde giderek artan bir kuvvetle tutar. Zikirden tamamen vazgeçtiğiniz nokta da nefsinizdeki bütün afetlerin gitmesi için yeterli değildir, daha bir süre geçer.

Ne zaman hasletler, faziletler nefsinizin kalbini terk eder de başlangıca dönersiniz, işte o zaman sokaktaki insandan hiçbir farkınız kalmaz; o zaman fısktasınız! O zaman aynı zamanda dalâlettesiniz. O zaman yeniden küfre döndünüz. Neden? Nefsinizin kalbindeki fazıllar tükendiğinde, sıfırlandığında, kalbinizin hidayetten sonra kasiyet bağlaması, %100 afetlerle donatılması hali, küfre geri dönüşünüzdür. Allahû Tealâ kalbinizdeki îmân kelimesini alır, kalbinizin içine küfür kelimesini yazar. Kalbinizi yeniden mühürler. Zat’ındaki ruhunuzu sizin vücudunuza geri gönderir. Başınızın üstündeki devrin imamının ruhunu sizden alır. Sevgili kardeşlerim! Onun için Allahû Tealâ’nın yardımı çoktur. Ama siz lâyık olduğunuz sürece yardım etmeye de hazırdır. Size bir güzelliği yaşatır ki; o güzelliğin tadı damağınızda kalsın da daha öteye geçin. Onun için zikriniz bir terazidir.

İşte fısk müessesesi bu şartlar altında gerçekleşir. Ne diyor Allahû Tealâ Hadîd Suresinin 16. âyet-i kerimesinde:

57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).

Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

“O kişinin kalbinde Allah’ın zikriyle ve bu zikrin Hakk’tan indirdiği şey (yani rahmet nuru) ile o kişinin kalbinde huşû oluşması zamanı gelmedi mi? Sakın siz de zikri unutmuş, aradan uzun zaman geçtikten sonra kalpleri katılaşmış, sertleşmiş ve kararmış olan, kalpleri kasiyet bağlamış olan insanlardan olmayın.” diyor Allahû Tealâ.
Bir kişinin kalbinden kasiyete geri dönmesi, kalbinin tamamen afetlerle yeniden kaplanması demek. İşte o zaman fıska düşmek söz konusudur. Sevgili kardeşlerim! Görüyor musunuz, ne kadar ötede bir olay aslında? Yani azalan bir seyir içinde de olsa zikrinizi yapmaya devam ettiğiniz sürece böyle bir tehlikeyle karşı karşıya değilsiniz. Kalbinizdeki nurlar, fıska düşmediğinizin kesin işaretini verir. Kalbinizde nur varsa îmân kelimesi vardır. Sadece kâfirler fısktadır. Allahû Tealâ’nın kalbinizdeki îmân kelimesini aldığı noktada küfre düşersiniz, fıska düşersiniz. Kalbinizdeki îmân kelimesine rağmen kalbinizdeki nurların erimesi söz konusudur. Zikrinizi azalttıkça seviye düşer.

Her zikir seviyesinin insana kazandırdığı, nefsin kalbinde bir aydınlanma oranı söz konusudur. Öyleyse eğer Allahû Tealâ size böyle bir imkânı sunduysa, hiç sayılabilecek bir sebeple yani sadece bir dilekle Allahû Tealâ’nın sizi evliyası yapması, 3. kat cenneti size tahsis etmesi, dünya saadetinin yarısından fazlasını vermesi niçindir? Size evliyalığı sevdirmek için. Eğer severseniz; Allah’ı seven siz, evliyalığı seven siz, Allah’ın katında bir güzelliği yaşayabilecek olan, mutluluğu yaşayabilecek olan siz, her gün biraz daha artan bir mutluluğu yaşayabilecek olan bir hüviyeti yaşayabilirsiniz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım gönül dostlarım! Allahû Tealâ istiyor ki; Allah’ın evliyası olduktan sonra iştiyakiniz artsın, zikrinizi arttırın ve mütevekkil olduğunuzu, tevekkül sahibi olduğunuzu Allah’a ispat edin. Yolunuzda bir şeyler kaybederek değil, nefsinizin kalbine daha çok hasletler toplayarak yolunuza devam edin. Neticede Allah’ın hepinizden istediği şey; daimî zikre ulaşmanız! Bu daimî zikir konusu dik yokuştur.  O dik yokuşu tırmandığınız zaman şu dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olacaksınız. Daimî zikre ulaştığınız zaman nefsinizin kalbinde hiç afet kalmayacak! İnsanlar sizin için, size düşman olmak hüviyetlerini kaybedecekler. Onların negatif davranışları devam edecek ama sizi etkilemek imkânı artık onlar için söz konusu olmayacak. Nefsinizin kalbinde afetler olmadığı için insanların şu veya bu davranışından etkilenmeyeceksiniz. Sizin için söz konusu olan, iç dünyanızda kavganın bitmesi hali olacak.

Nefsinizin bütün afetleri yok olduğu için nefsiniz de ruh hüviyetine bürünmüş olacak. Ruhunuz %100 hasletlerle dolu, nefsiniz %100 fazılla ve rahmetle dolu. %98 fazl; fazilet, %2 rahmet. İşte bu, fazilet sahibi insandır. Nefsinin kalbi afetlerden tamamen arınmış, kalbinde îmân kelimesi yazan, nefsinin kalbinde %98 fazilet oluşmuş, %2 rahmet oluşmuş kişi, erdemli insandır. İşte bu; üst seviye evliya olmaktır, faziletin sahibi olmaktır. İç dünyasında da kişinin, dış dünyasında da, Allah ile olan ilişkilerinde de mutluluğu 100 üzerinden 100’le yaşaması halidir.

Daimî zikre ulaştığınız zaman sevgili kardeşlerim, ne demek istediğimizi anlayacaksınız! “Daha mutlu bir insan, benden daha mutlusu olmaz!” diye düşüneceksiniz. Başkalarının problem diye baktığı olaylardan hiçbirisi sizde bir problem etkisi oluşturmayacak. Herşey sizi mutlu eden hüviyetini size hissettirecek. Onu hissedeceksiniz. İç dünyanızda nefsinizin bütün afetleri yok olduğu için, nefsinizle ruhunuz arasındaki kavga bitmiş olacak, tam bir sulh ve sükûn halinin sahibi olacaksınız. Dış dünyanızda başka insanlarla aranızdaki kavga sizin açınızdan bitmiş olacak. Dış dünyanızda bir sulh ve sükûn haline sahip olacaksınız. Onlar dilediklerini yapabilirler, onlar size düşmanlık edebilirler ama siz onlara düşmanlık edemezsiniz. Çünkü düşmanlık yok artık içinizde! Sizin için kavga bitmiştir, anlaşmazlık bitmiştir. Siz bir sulh ve sükûn halinin içindesiniz. Siz o zaman ‘hazz-ül azîm’in, ‘fevz-ül azîm’in ve ‘ecr-ül azîm’in sahibi olacaksınız. En büyük haz, en büyük mükâfat, en büyük ücret; Allah’ın katında… O zaman mutluluğunuzu bize anlatacaksınız. Bizim gibi göreceksiniz, bizim gibi duyacaksınız, bizim gibi hissedeceksiniz. Allah’a hayran olacaksınız! Her adımınız, her anınız, mutluluğun bütün boyutlarıyla içinizi dışınızı kapladığı bir dizaynı oluşturacak.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi o noktada görmek istiyoruz; daimî zikrin sahipleri olarak… Gayret ederseniz bunun mümkün olduğunu göreceksiniz. Öyleyse gayret sizden, himmet bizden, nusret Allah’tan! Allahû Tealâ’nın hepinizi en üst seviye cennetlere; Adn cennetlerine ulaştırmasını, Allahû Tealâ’nın hepinizi daimî zikre ulaştırmasını, Allahû Tealâ’nın hepinizi iç dünyanızda da dış dünyanızda da Allah ile olan ilişkilerinizde de kesintisiz bir sulh ve sükûn haline, muhteşem bir dünya mutluluğuna ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi İnşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun...
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 967