Bugün: 22.11.2019

Mutluluk - 3

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; sizlerle kalp kalbe, gönül gönüle, sımsıcak bir güzellik duygusuyla mutluluğa yelken açtık. Konumuz; mutluluk.
Sevgili kardeşlerim! Mutluluk, hepimiz için kolayca ulaşılabilir bir merhaledir. Kolayca ulaşılabilir bir kilometre taşıdır. Elbette mutluluğun değişik safhaları vardır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin mutluluğuyla, mürşidine ulaşan bir kişinin mutluluğu eşit değildir. Ruhunu Allah’a ulaştıran kişinin mutluluğu, ikisinden de daha yüksektedir. Hem cennet mutluluğu fark eder, hem dünya mutluluğu fark eder. Fizik vücudunu Allah’a teslim eden bir kişinin mutluluğu, üçünden de daha yüksektir. Nefsini Allah’a teslim eden bir kişinin mutluluğu, dördünden de daha yüksektir. İrşada ulaşan kişi, beşinciden de daha mutludur. İradesini Allah’a teslim eden kişi ise bu mutlulukların en üst noktasında olandır, 7. safhadadır. Herbir safha için bir gök katı yükselme, buna paralel olarak da bir üst kattaki cennetin sahibi olma söz konusudur.

Zemin kat cennete (1. kat) girecek olanlar Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Kim irşad makamına ulaşıp teslim olmuş da sonra ölmüşse, 2. kat cennete ulaşır. Kim ruhunu Allah’a teslim ettikten sonra ölmüşse 3. kat cennete ulaşır. Kim fizik vücudunu da Allah’a teslim etmişse 4. kat cennet onundur. Nefsini Allah’a teslim eden 5. kat cennetin, irşada ulaşan 6. kat cennetin, iradesini Allah’a teslim eden kişi 7. kat cennetin sahibi olur. Öyleyse cennetler, Allahû Tealâ’nın ni’metleridir. Dünya saadeti de gene Allah’ın ni’metlerinin bir dizaynını ifade eder.

Ve Allahû Tealâ’nın mutluluk garantisine bakıyoruz. Diyor ki Allahû Tealâ: “Ey insanlar! Duyduk duymadık demeyin! Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu mutlaka 3. kat cennetime ulaştırırım. Ben mutlaka onun ruhunu Kendime ulaştırırım ve ona dünya saadetinin de yarısından fazlasını mutlaka yaşatırım.”

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Bir dilek! Şu dünyada hayatın en az %50’sini mutlu olarak yaşamak ve 3. kat cennetin sahibi olmak; sadece bir tek dilekle.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın sizleri ne kadar çok sevdiğini fark ettiniz mi? Sadece bir tek dilek; Allah’a ulaşmayı dilemek karşılığında mutlak olarak cennet! Hem de 5–6 aylık bir ömrünüz varsa mutlak Allah’ın evliyası olmak, evliyasından birisi olmak! Mutlak dünya saadetinin yarısından fazlasını her gün yaşamak! Her gün hayatınızın yarıdan fazlası mutlaka mutluluk içinde geçecek. Bütün bunlar O’nun tarafından, Allahû Tealâ tarafından garanti ediliyor.

Diyorlar ki: “Öyle elinle yukarısını gösterme. Allah’a mekân izafe etmiş oluyorsun.” Hayır! Yukarısını göstermekle Allah’a mekân izafe etmiş olmuyorum ama Allah’ın orada, yukarıda olduğunu söylüyorum. Ne diyor Allahû Tealâ? Diyor ki: “6 günde (zıttıyla kâim kılmak üzere) 6 âlem yarattı (3 asıl, 3 zıt). Sonra da arşa istiva etti (arşa ulaştı) ve orada kaldı.”  

10/YÛNUS-3: İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşi yudebbirul emr(emre), mâ min şefîin illâ min ba`di iznih(iznihî), zâlikumullâhu rabbukum fa`budûh(fa`budûhu), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah, semaları ve yeryüzünü 6 günde yaratandır. Sonra arşa istiva etti. İşleri düzenler ve O’nun izni olmadıktan sonra (olmadıkça) bir şefaatçi yoktur. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Artık O’na kul olun. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Yokluk ifadesi! Yokluk da Allah’ın arşıdır. Varlıklar âleminin ötesinde, daha yukarıdadır. Ve yukarıdaki Allah var ya, O: “Biz, Kur’ân’ı ve bütün mukaddes kitapları inzâl ettik.” diyor.

15/HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).

Muhakkak ki zikri (Kur`ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O`nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Gene O: “Salâvâtı da rahmeti de fazlı da Biz (ikişer ikişer) inzâl ederiz.” diyor Zumer-23’de:

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).

Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

“Allahû nezzele ahsenel hadîsi kitâben müteşâbihen mesâniye.”

Allah, kitaba ve içindekilere (içindeki sözlere, âyetlere) müteşabih (benzer) bir şekilde; nasıl Kura’n-ı Kerim bir zarfsa içindeki âyetler, sureler mazrufsa (zarfın içindekilerse), salâvât (salâvât nuru) zarftır, rahmet nuru mazruftur. Salâvât nuru zarftır, fazl nuru mazruftur. Eğer böyleyse Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’ini, bütün mukaddes kitapları inzâl etmişse salâvâtını, fazlını, rahmetini inzâl ediyorsa (nurlarını) o zaman yukarıdan aşağı doğru bir iniş söz konusudur.

Öyleyse O (Allah) oradadır; yoklukta. 7 tane gök katını aştıktan sonra ulaşacağınız yer, varlıklar âleminin en sonu olan yer Sidretül Münteha’dır. Sidretül Münteha’dan yukarı doğru yükselir ruhunuz Allah’a ulaşmak için. Ademe geçmeyen orasını göremez. Allahû Tealâ ademden bahsediyor (yokluktan), varlıklar âleminin bittiği yerden bahsediyor. Onun için Sidretül Münteha; müntehadaki, en son noktadaki ağaç demektir. En üst noktadaki ağaç demektir.

Öyleyse Allahû Tealâ oradadır; yoklukta. Arşa, yoklukta istiva etmiştir, yokluğa istiva etmiştir. Ayrıca Allahû Tealâ bu kâinatı yaratmadan evvel de vardı. Şimdi gene var. Yaratmadan evvel neredeydi? Hiçbir şey yoktu. Yokluktaydı. Şimdi nerede? Kâinatı yaratmış ama bir mekâna gene ihtiyacı yok. Gene yoklukta ve bir gün size insan ruhlarının yaptığı, yukarıya doğru saflar halinde yükselmeyi ifade eden seyr-i sülûku bütün katlarıyla gösterecektir. Zemin kattan sonra 1. kata yükselişinizi, oradaki secdenizi, sonra 2. kata yükselişinizi, secdeden sonra suvarılma havuzlarında nasıl suvarıldığınızı, sonra gene yükselme! 3. gök katında, iki katlı bir mescidin üst katında da alt katında da nasıl namaz kıldığınızı! Ondan sonra dışarı çıkıyorsunuz, 3. gök katını 4. kata bağlayan mihenk menziline ulaşıyorsunuz. Bir madeni silindir! Yukarıya doğru herkes sonsuz hızda hareket halindedir. Bir sonraki, bir evvelkinin ayağının altındadır. Arada 20 santimlik, 25 santimlik, bilemedin 30 santimlik bir mesafe var. Sonsuz hız boyunca kimsenin ayağı kimsenin başına değmez ama yükselme, yükselme, yükselme...

7 tane gök katından bahsediyor Allahû Tealâ. 7 tane gök katının herbiri aşılacaktır. Fetih kapısına geleceksiniz. 4. kattaki mescid, Beyt-ül Makdes’in aslıdır. 5. kattaki mescid, Beyt-ül Haram’ın aslıdır. 6. katta mescid yok. Sıbgatullah olma, sıbgatullah olmak makamı var ve her seferinde kapıdan girilir. Yukarıya doğru giderken, kubbeden yukarıya doğru yükselinir. İşte ne zaman oradaki ruhlardan (oraya kadar ulaşabilen) birisinin, artık oradaki o beyaz çok açık yeşil renkteki (fosfor rengindeki) ışıktan (nurdan) derileri çatlamıyorsa o zaman o kişinin eline kılıç verilir. Boşluktaki bir kürsüden verilir. Cebrail (A.S) bu görevi üstlenmiştir ve eline kılıcı alan kişi, kubbeden gene yukarı çıkar. 6. kattan 7. kata kadar yükselir ve fetih kapısına ulaşır. Katlar boyunca Allahû Tealâ, her kattan daha üsttekine çıkarken yükselmeyi kesin ve net olarak gösterir.

Allah’a doğru ruhunuzun yaptığı yolculuk, yukarı doğrudur. Nitekim 7 tane âlemi gördükten sonra, Sidretül Münteha’dan Allah’ın Zat’ına ulaşmak için ruhunuz gene yukarı doğru yükselecektir. Allah oradadır; yokluktadır. 7. katın üzerinde Kendisine ait olan bir uzaklıkta ve yokluktadır ve yukarıdadır.

Öyleyse biz Allah’a mekân izafe etmiyoruz. Allah, mekândan münezzehtir ama Zat’ı oradadır, yukardadır. Kâinat mı dediniz? Allahû Tealâ kâinatı rahmetiyle ve ilmiyle kaplamıştır. Herbirimizin herşeyinden rahmetiyle ve ilmiyle bizi bütünüyle kuşattığı için anında haberdardır. O, Allah’tır.

Sevgili kardeşlerim! Kur’ân hakikatlerini ait olduğu yere oturtalım. Allahû Tealâ diyor ki: “Eğer göklerde başka bir Allah olsaydı (başka bir ilâh) veya ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar birbirleriyle kavga ederlerdi.”

21/ENBİYÂ-22: Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).

Eğer ikisinde de (semada ve arzda), Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) mutlaka fesada uğrardı. Arşın Rabbi Allah, onların vasıflandırdığı (isnat ettikleri) şeylerden münezzehtir.

Öyleyse “Gökleri yaratan Allah.” diyor. Sonra da “Üst gökleri yaratan Allah.” diyor.

20/TÂHÂ-4: Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.

Arzı ve yüksek semaları yaratan tarafından indirilmiştir.

Alt gökler; her gezegenin ve Güneş sisteminin etrafındaki hayat olan bütün gezegenlerde daima 7 tane atmosfer tabakası oluşur. Yer katmanları da tam 7 tanedir. Bu, Allahû Tealâ’nın “sema- arz” ve “semâvâti” beraber kullandığı zaman arzı ile dünya, yarattığı dünya, yarattığı 7 katmanlı dünya ile insanların yaşamasını temin edecek olan 7 katlı atmosferdir. Ama bir de “semavâtil ulâ” diyor Allahû Tealâ. Üst gökler, birinci hüviyetteki gökler, Allah’a yaklaştıran göklerdir. İşte orada Tarîki Mustakîm’i görüyoruz. Saydığımız 7 tane gök katını, bu Tarîki Mustakîm’in 7 katı oluşturur.

Allahû Tealâ Mu’minûn Suresinin 17. âyet-i kerimesinde diyor ki: “Biz göklerde 7 tane tarîk yarattık.”

23/MU`MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb`a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).

Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.

Allahû Tealâ: “Ve lekad halaknâ fevkakum seb`a tarâika: (Sizin) üzerinizde 7 tane tarîk yarattım.” diyor. İşte bu 7 tane tarîk, Tarîki Mustakîm’i oluşturur. Bu 7 tarîkin herbirisi, bir evvelkini bir üstteki gök katına bağlar. Gök katları hakkındaki bilgiyi de verdik.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Böyle bir dizayn içerisinde herşey öylesine güzel ki! Doğruları Allah söylüyorsa ve Kur’ân-ı Kerim’de âyet âyet söylediklerini kalbinize yerleştiriyorsa, eğer ilmi O’ndan alıyorsanız, o zaman neden mutlu olmayacaksınız ki? Hayatınızın bir mânâ kazanması söz konusu. Sizi ideal sahibi yapıyor Allahû Tealâ. Yardımını bir an bile üzerinizden eksiltmiyor. O Allah ki; O’na tevekkül etmenizi, güvenmenizi istiyor.

Sevgili kardeşlerim! Mutlu olmak istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız Allah’a güvenin. Mutlu olmak istiyorsanız Allah’a güvenin. Ne olur güvenirseniz? Sadece Allah’a tevekkül edenler zikirlerini 33 bin zikrin ötesine çıkarıp daimî zikre ulaşabilirler. Daimî zikre ulaşanların hepsi mutlaka Allah’a tevekkül edenlerdir. Ne diyor Allahû Tealâ?

33/AHZÂB-3: Ve tevekkel alâllâh(alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).

Ve Allah’a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak yeter.

“Eğer Bana inanıyorsanız Bana tevekkül edin! Eğer tevekkül ediyorsanız bilin ki en kuvvetli sizsiniz.”

Neden sizsiniz? Gerçekten kuvvetli mi oldunuz? Hayır, olmadınız. Ama en kuvvetli, herşeye Kâdir-i Mutlak olan Allah, sizin dostunuz, sizinle beraber. Öyleyse Allah, Kâdir-i Mutlak’tır. Bu mutlakıyetinin hududu yoktur. Bu mutlakıyetinin dışında hiçbir şey kalmaz. Herşeyi ihata eder. Her âlem, birbirinin içinde mevcuttur. Ama hiçbir âlem, aynı koordinatları paylaştığı diğer 6 âlemi fark edemediği gibi, kendisini kuşatan ve çevresini kuşatan Allah’ı da 5 duyusuyla idrak edemez, fark edemez.

Öyleyse herşey öylesine güzel ki! O’nu tanıdıkça sevmek, âşık olmak ve neticede hayran olmak söz konusudur. O’na sevginiz arttıkça, O’nun da size karşı sevgisi artar. Çünkü sevginiz arttıkça daha ötelere liyakat kesbedersiniz. Sizi, o liyakatin seviyesine çıkaran siz değilsiniz, O’dur. Size yardım elini uzatır. Lâzımgelen gayretleri gösterdiğiniz takdirde kesbedeceğiniz güzellikler sizin için müktesep hak olur. Ama Allahû Tealâ’nın resûlleri için onlar müktesep hak değildir. Allah’ın vehbi mükâfatlarıdır yani karşılıksız hibe edişidir.

İrşad makamına kadar yükselebilenler yani iradelerini de Allah’a teslim edebilenler, kazandıkları herşeyi gene Allahû Tealâ’nın yardımıyla ama kesbi olarak elde ederler, kesbederler. Onu (daimî zikri) hak etmek mecburiyetindedirler. Bunun için uzun çalışmalar gerekir. Ama eğer Allahû Tealâ risalete seçmişse bir kişiyi, resûllük vermişse ona, o zaman o kişinin daimî zikre ulaşması vehbidir. Allahû Tealâ’nın bir hediyesidir, bir ni’metidir. Bir karşılıksız hibesidir. Allah, Vehhab’dır. Karşılıksız hibe edendir. Kime? Seçilmişlere.

Sevgili kardeşlerim! İki seçilmeyi birbirine bağlamayın sakın. İkisi aynı şey değildir. İnsanların %90’dan fazlası Allahû Tealâ tarafından 2. basamakta seçilir. Allah’a ulaşmayı dileyenler yalnız seçilmişlerden olacağı için, Allahû Tealâ çok sayıda insanı (pekçok sayıda) seçilmişlerin arasına koyar. İstediği ne? Onlardan ne kadar çok olursa, o kadar çoğu insan Allah’a ulaşmayı dilesin de cennet saadetine ulaşsınlar, daha sonra dünya saadetinin de sahibi olsunlar. Allahû Tealâ hepinizin mutluluğu için var. Saadetiniz, mutluluğunuz Allah ile beraberliğinizin bir simgesidir. Aynı zamanda göstergesidir.

İşte Allah ile dostluk, Allah ile ilişkiler, herşey en güzel standartlarda. Öyleyse muhtevaya dikkatle bakın! Adına “mutluluk” dediğiniz şey, Allah olmadıkça, Allah’ın yardımı olmadıkça ulaşmanız mümkün olmayan bir hedeftir. Daimî zikre ulaşmak, bütün insanların hakkı ama ona ulaşma vazifesi ifa edilmedikçe ulaşılamayacak olan bir hedeftir. Daimî zikir, mutlak olarak sadece Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, Allah’a karşı tevekkül sahibi olabilenlerindir. 2 tür insan Allah’a ulaşmayı diler:

1- Tevekkül sahipleri
2- Tevekkül sahibi olmayanlar

Tevekkül sahipleri, oraya kadar çok hızlı bir şekilde yükseldikten sonra 33 bin zikirde kalmayan ve 35, 37, 39, 41, 43, 45, 47 bin zikre kadar ardarda yükselebilenlerdir. Bunlarında bir kısmı daimî zikre ulaşacaklardır.

Yıllardır bir gayretin içindesiniz. Daimî zikrin hiç de kolay bir şey olmadığını gördünüz. Ama ulaşabileceğinizi söylüyor Allahû Tealâ.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepiniz için söz konusu olan şey mutluluksa, huzursa, saadetse biliniz ki; Kur’ân-ı Kerim, bütün mukaddes kitaplarda olduğu gibi bugünün insanı için, nasıl mukaddes kitaplar kendi devirlerinin insanı için bir hidayet rehberiyse, bir mutluluk öğreticisiyse, bir mutluluk garantisiyse, bir mutluluk davetiyesiyse, kâinattaki son nebîye indirilmiştir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) son nebî (peygamber) dir. Allahû Tealâ diyor ki: “O, aranızdan hiçbirinin (hiçbir erkeğin) babası değildir. O, Allah’ın Resûlüdür ve Nebî’lerin sonuncusudur.”

33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Nebîlerin sonuncusu olan Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, o bir muhtevanın bütününe sahip kılındı. O’na kâinatın son şeriat kitabı inzâl edildi. Kur’ân -ı Kerim nüzul etti, Allah’ın Katından indirildi. Öyleyse Peygamber Efendimiz (S.A.V) miraca çıktı, Allah’ın Katına yükseldi.

Sevgili kardeşlerim! Mutluluk mu diyorsunuz adına? İşte Kur’ân-ı Kerim, mutluluğun her açıdan simgesidir. Kur’ân-ı Kerim bir mutluluk yani bir saadet davetiyesidir. Bir saadet reçetesidir, rehberidir. Bir saadet garantisidir. Ne diyor Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de? Diyor ki: “Biz insanı bir takvim içerisinde, ahsene ulaşabilecek olan bir özellikle yarattık. Sonra onu esfeli sâfilîne reddettik.”

95/TÎN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).

Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

Bu hedefe ulaşmak istemeyenleri, buna ulaşmaya yönelmeyenleri, Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri Allahû Tealâ açık bir şekilde cennetine kabul buyurmuyor. O insanlar farklı bir dizayn içindeler. Hele Allah’a ulaşmayı dilemeyen, daha sonra ise Allah’a ulaşmayı dilememenin ötesinde başka insanları da Allah’ın yolundan men etmeye çalışanlar, onlar omuzlarına vebal almış olanlardır. Bizse size mutluluğu anlatıyoruz.

Bu çağda; asr-ı hidayette, hidayet asrında, hidayet çağında, şu dünyadaki, kâinattaki en mutlu kişi, en çok kişiyi hidayete erdirendir. O, devrin imamıdır. Hidayete erdirmek onun işidir. Öyleyse hidayetin tamamlandığı yer neresidir? İradenin de Allah’a teslim noktası. İradenin Allah’a teslimi noktasındaki, irşada ulaştıktan sonraki öğreti sadece devrin imamına aittir. Devrin imamı, Allahû Tealâ tarafından bir kişinin başının üzerine gönderilmedikçe, Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerimesi gereğince o kişinin ruhu vücudundan ayrılamaz. Ne diyor Allahû Tealâ:

40/MU`MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).

Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

“Arşın sahibi olan ve dereceleri arttıran (sevapların derecelerini) Allah, kullarından lâyık olanların üzerine emrinden (emrini tebliğ etmek üzere) ruh gönderir, o kişiye bir tebligatta bulunmak üzere, o kişiyi uyarmak üzere: Senin, yevm`et talâkın (Allah’a mülâki olma günün) geldi. Allah’tan aldığım emri sana tebliğ ediyorum. Bu vücuttan ayrılacaksın. Allah’a geri döneceksin. Ait olduğun yere dönme zamanın geldi.”

İşte sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın, Kur’ân hakkındaki genel çerçevesi bu standartlarda. Buyuruyor ki Allahû Tealâ: “Kur’ân-ı Kerim bir saadet davetiyesidir.” Ne diyor Allahû Tealâ? “Biz insanları, Bize ulaşmalarını, mutluluğu yaşamaları istikametinde seçeriz.” Ve Allahû Tealâ: “Bana ulaşmayı dileyin. Dilemezseniz gideceğiniz yer cehennemdir. Ama dilerseniz sizi mutlaka Kendime ulaştırırım.” diyor.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Allah’a ulaşmayı dileyenin mutlaka Allahû Tealâ’ya ulaştırılacağı kesinlik kazanıyor. Nisâ-175’de Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Allah’a ulaşmayı ve Allah’a sarılmayı (Allah’ın Zat’ında yok olmayı) dilerse, Allah’ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir.”

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah`a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah`a ulaştırmayı dileyenleri) ve O`na (Allah`a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

Allahû Tealâ böyle buyuruyor: “Allah’ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir.”

Ankebût Suresi 5. âyet-i kerime:

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Yani Allahû Tealâ mutlaka o kişiyi Kendisine ulaştıracaktır. Neyle? Sıratı Mustakîm’le.

Nisâ-175’te Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Kim Allah’a ulaşmayı ve Allah’a sarılmayı dilerse, Allah onları rahmetinin ve fazlının içine koyar ve onları Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.”

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah`a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah`a ulaştırmayı dileyenleri) ve O`na (Allah`a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

Ruhun hidayeti, insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. İşte Âli İmrân-73’te Allahû Tealâ buyuruyor:

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah`a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz`in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm`dir (en iyi bilendir).

“innel hudâ hudallâh.”
inne: muhakkak ki
el hudâ: hidayet
hudallâh: Allah’a hidayet etmektir (ulaşmaktır)

Muhakkak ki hidayet (ruhun hidayeti), Allah’a ulaşmaktır. Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki: “Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah, dilediğini Kendisine seçer ve onlardan her kim Allah’a yönelirse (Allah’a ulaşmayı dilerse), onları Allah Kendisine ulaştırır. Ama mutlaka ulaştırır.”

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Garanti veriyor Allahû Tealâ.

Öyleyse Allahû Tealâ ne diyor? Tam 12 defa Allah, Kendi Zat’ına ulaşmamızı bize emrediyor. 12 defa üzerimize farz kılmış. Ruhumuzu ölmeden evvel ulaştırıp da dünya saadetinin en az yarısına, 3. kat cennete bizi sahip kılmak için bize 12 defa farz kılmış bu hususu; ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı. Ama aynı zamanda gene biz ulaştırmayacağız. O ulaştıracak. Biz sadece Allah’a ulaşmayı dileyen birisi olacağız. Ulaştırmak Allah’ın işi, Şûrâ 13’de söylediği gibi.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Öyleyse gelin bakalım şu 12 defa farza! 12 defa farz olduğuna göre Allahû Tealâ açık ve kesin bir şekilde bütün insanları, ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştırmaya davet ediyor. Bu ise 3. kat cenneti ve dünya saadetinin en az yarısını garanti eden bir olaydır. Ama Allahû Tealâ orada bırakmıyor. Ta, bihakkın takvaya kadar daveti devam ediyor. Âli İmrân-102’de diyor ki Allahû Tealâ:

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!

“Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî: Ey âmenû olanlar! Öyle bir takvayla takva sahibi olun ki; bu, bihakkın takva olsun.”

Bihakkın takva yani Hakk’ul yakîn takvası, yani iradenizi de Allah’a teslim ettiğiniz bir takva olsun. Sizi irşad makamına ulaştıran bir takva olsun.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın muhtevasına dikkatle bakın! 12 defa Allahû Tealâ, ruhunuzu Allah’a ulaştırmanızı üzerinize farz kılmış. Yani? Yani sizi 3. kat cennete ve dünya mutluluğunun en az yarısına kesin bir daveti var Allahû Tealâ’nın.

İşte 1. âyet; Zumer-54:

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

“Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu: Üzerinize azap (kabir azabı) gelmeden önce Allah’a yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve Allah’a teslim olun. Ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim edin!”

2. âyet-i kerime Rûm-31:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O`na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

“Munîbîne ileyhi vettekûhu: O’na (Allah’a) yönel (ruhunu Allah’a ulaştırmayı dile) ve takva sahibi ol.”

Bu âyet (Rûm-31), Allah’a yönelmenin, münîb olmanın, takva sahibi (1. takvanın sahibi) olmak demek olduğunu söylüyor bize.

2. farzın bitimine ulaşalım: Allah’a yönelmek, Allah’a ulaşmayı dilemek, Allah’a ulaşmak demek değildir. Ama Zumer-54 gibi burada“Allah’a ulaşmayı dileyin ve takva sahibi olun!” emrini verdiğine göre Allahû Tealâ, buradan Şûrâ-13 ile hedefe gideceksiniz. Şûrâ-13’te Allahû Tealâ diyor ki:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

“Sadece Bize ulaşmayı dileyenleri Kendimize ulaştırırız. Ama Biz ulaştırırız, mutlaka ulaştırırız.” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse verdiği emir Allah’a yönelmek, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Hedef belli: Allah’ın Zat’ına ulaşmak! Onlar ulaşmayacaklar. Allah, onları Kendisine ulaştıracak.

3. âyet: Fecr-28. Fecr-28’de Allahû Tealâ buyuruyor ki:

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

“İrciî ilâ rabbiki : Rabbine geri dön! Geri dönerek Rabbine ulaş.”

Ve 5. âyet-i kerime Lokmân-15:

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah`a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

“Vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye): Kim Bana ulaşmışsa, sen de ona (onun yoluna) tâbî ol. Aynı yolu takip ederek sen de Bana ulaş.”

Allahû Tealâ Zâriyât-50’de diyor ki:

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).

Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

“Fe firrû ilâllâhi: Öyleyse Allah’a kaç, Allah’a sığın.”

6. âyet-i kerime: Yûnus-25. Allahû Tealâ diyor ki: “Vallâhu yed`û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin): Allah, selâm yurduna (teslim yurduna), Kendi Zat’ına davet eder. Allah, kimi oraya ulaştırmayı dilerse, onu Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.” diyor.

10/YÛNUS-25: Vallâhu yed`û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat`ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm`e ulaştırır.

Sıratı Mustakîm ise bilindiği gibi Allah’a ulaştıran yol.

7. âyet-i kerime Muzzemmil-8: “Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ: Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Allah’a ulaş.”

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi`ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

Öyleyse Allahû Tealâ muhtevayı en güzel şekilde dizayn etmiş oluyor.

8. âyet-i kerime Ra’d-21: “Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale: Ve onlar Allah’ın, Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) Allah’a ulaştırırlar.”

13/RA`D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Yani burada Allahû Tealâ, ruhun Allah’a ulaştırılmasının bir emir olduğunu, bir farz olduğunu pekiştirmiş, kesinleştirmiş.

9. âyet-i kerime; Şûrâ 47’de Allahû Tealâ buyuruyor ki:

42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).

Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).

“Üzerinize, o değiştirilmesi mümkün olmayan gün (ölüm günü) gelmeden önce Allah’ın davetine icabet edin.”

Daveti gördük. Yûnus Suresinin 25. âyet-i kerimesi, Allah Zat’ına davet ediyor. Ondan sonra Allahû Tealâ Mâide Suresinin 7. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

“O gün Allah’a: ‘İşittik ve itaat ettik.’ dediniz. Allah da misakinizi üzerinize farz kıldı.” diyor.

7/A`RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

Allahû Tealâ e lestu birabbikum günü: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor.

“E lestu birabbikum”
kâlû: dediler ki
belâ: evet

Hepimiz “evet” demişiz. Allahû Tealâ bunun üzerine diyor ki: “Ben, sizin Rabbiniz olduğuma göre ey nefsler! Bana teslim olacağınıza dair yemin verin. Ey fizik vücutlar! Bana teslim olacağınıza dair ahd verin. Ey ruhlar! Fizik vücudunuz ölmeden evvel geri döneceğinize dair, Bana teslim olacağınıza dair misak verin.” Ve ondan sonra da Allahû Tealâ sadece bu üçünün değil dördünün de (irademizin de) Allahû Tealâ’ya ulaşması konusunda bizden, irademiz de dâhil olmak üzere her üçünden, bizim bütünlüğümüzden bir misak alıyor. Ruhumuzu da vechimizi de nefsimizi de irademizi de Allah’a teslim edeceğimize dair bizlerden (bütün insanlıktan) misak alıyor ve bunu üzerimize farz kılıyor. Bu, Allah’ın ahdallahisiyle Allah’ın vasiyetine eşit oluyor.

Ahdallahi; Allah’ın bizimle ahdi, Allah’ın vasiyeti de Allah’ın bizden istediği dört teslim; ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin ve irademizin Allah’a teslimidir.

Sevgili kardeşlerim! Görüyoruz ki; Allahû Tealâ farzlarıyla dizayn etmiş ortalığı. Bu, 9. farz; Allah’ın davetine icabet etmekti. 10. farz; Mâide Suresinin 7. âyet-i kerimesindeki irademizin teslimini de esas alan misakımızdır. Ama muhtevanın içinde ruhumuzun Allah’a verdiği misak da haliyle yer alıyor.

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Ve 11. âyet-i kerime En’âm Suresinin 152. ve 153. âyet-i kerimeleri:

6/EN`ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

6/EN`ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

“Ve bi ahdillâhi evfû: Allah’ın ahdini ifa edin (yerine getirin).” Yani? “Ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim edin.”

“Hâzâ sırâtî mustakîmfettebiûh: İşte bu, Sıratı Mustakîm’dir. Ona tâbî olun.” Sonra diyor ki Allahû Tealâ: “Sakın diğer fırkalara tâbî olmayın ki; hepsi sizi, Allah’ın o yegâne yolundan ayırıp fırkalara ayrılmanıza sebebiyet verir.”

Allahû Tealâ burada bir yere ulaşıyor: “İşte Allah’ın üzerinizdeki vasiyeti budur. Allah’ın ahdidir. Sizinle Allah arasındaki ahddir. Ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Bize teslim etmenizdir.” diyor Allahû Tealâ.

İşte bu çağın parolası, hidayet çağının parolası hidayettir. Hidayet asrının, asr-ı hidayetin parolası hidayettir. Ruhunuzun hidayeti, ruhunuzun 1. basamakta Allah’a ulaşması, 22. basamakta Allah’ın Zat’ında kaybolması, yok olmasıdır. Fizik vücudun hidayeti, 25. basamakta fizik vücudunuzun, Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir özellik kazanarak Allah’a teslim olmasıdır. Birincisi ruhunuzun hidayetiydi. 27. basamakta daimî zikre ulaşıp nefsinizin kalbinde hiçbir afet bırakmadıktan sonra Allah’ın size 7 tane gök katını göstererek nefsinizin kalbinde hiç afet kalmadığı bir noktada Allah’a nefsinizi de teslim etmenizdir.

22. basamak ruhumuzun Allah’a teslimini, Allahû Tealâ Nebe-39’da anlatıyor:

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk`a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah`a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm`i) yol ittihaz eder. (Allah`a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

“Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ: İşte o gün, Hakk günüdür. O gün dileyen kişi, Allah’a giden yolu kendisine yol ittihaz eder. Kimin ruhu Allah’a ulaşırsa, Allah’ın Zat’ı o kişinin ruhuna meab (sığınak) olur.” diyor Allahû Tealâ.

Ruhun, Allah’ın Zat’ında yok olması olayı! Allah’ın Zat’ının ruha meab olması, sığınak olması olayı!

Sonra fizik vücudun teslimi; Nisâ Suresinin 125.âyet-i kerimesi:

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.

Allahû Tealâ diyor ki: “Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun: O kişi ki; vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim etmiş ve muhsinlerden olmuştur.”

Fizik vücudun hidayeti ve Beyyine Suresinin 5.âyet-i kerimesi:

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

“Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe: Ve onlar emrolunmadılar. Nefslerini ahsen, nefslerini muhlis kılarak Allah’a kul olanlar.”

Nefslerini muhlis kılarak Allah’a kul olanlar! Abd olanlar, nefslerini Allah’a muhlis kılarak teslim edenlerdir. Nefsin hidayeti!

27. basamak ve irşada ulaşmak; Allahû Tealâ Bakara-186’da diyor ki:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

“Ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn: Bize davette bulundukları zaman, Bize dua ettikleri zaman dua edenin davetine icabet ederiz. Ama onlar da bizim davetimize icabet edip mü’min (âmenû) oldukları taktirde. Ve böylece umulur ki irşada ulaşırlar.”

Allahû Tealâ irşadı üzerimize farz kılmış.

6. hidayet ve nihayet irademizin Allah’a teslimi. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 102 âyet-i kerimesinde diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!

“Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne): Ey âmenû olanlar! (7. defa âmenû olanlar) Öyle bir takvayla takva sahibi olun ki; bu, bihakkın takva olsun. Ve siz, ölmeyin, önce (teslimi küllîyle) Allah’a teslim olun, sonra ölün.”

Bu iradenin teslimini, iradenin hidayetini Allahû Tealâ Fussilet-33’te, 34’te ve 35’te anlatmış. Diyor ki:

41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).

Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve lâs seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izâllezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).

Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).

Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.

“Onlar ‘Allah’a teslim oldum.’ deyip de Allah’a çağırdılar. Onlardan daha güzel sözlü kim vardır? Hiç seyyiatle hasenat bir olur mu? Siz seyyiati hasenatla önleyin. Seyyiati hasenatla önleyenler (onlar) bu hüviyete herkes ulaşamaz (herkesi ulaştırmaz Allahû Tealâ). Onlar (ulaşanlar) hazz-ül azîmin sahipleridir.”

Fevz-ül azîm, hazz-ül azîm, ecr-ül azîm iradenin tesliminin kesin işaretlerini taşır. Burada da: “Allah’a teslim olduklarını söyleyerek Allah’a teslim olmuşlar ve Allah’a çağırıyorlar.” diyor. Kişi Allah’a iradenin teslimiyle, “İrşada memur ve mezun kılındın.” emriyle Allah’a çağırma yetkisini alır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Nereye ulaşıyoruz? Mutluluk bir bütündür. Allahû Tealâ sizi 7 tane hidayete birden davet ediyor. Her safhada mutluluğunuz artacağı için Kur’ân-ı Kerim bir saadet davetiyesidir. Sizi, 7 safha mutluluğun, en küçük mutluluktan en yüksek mutluluğa kadar hepsine birden davet ediyor.

Kur’ân-ı Kerim bir saadet davetiyesidir. Allahû Tealâ garanti veriyor: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” Allahû Tealâ garanti veriyor. “Bütün mutluluklar onların olur.” diyor.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar ki Allah’ın evliyası olmuşlardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Mutluluk vardır.” diyor.

Allahû Tealâ mutluluğunuzu garanti ediyor. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’i, bir saadet davetiyesi ve bir saadet reçetesi olarak indirmiş. Ne yapacaksınız? 7 safhayı da geçeceksiniz. Ne yapacaksınız? 4 teslimi de gerçekleştireceksiniz ve Allah’a teslim olacaksınız. 7 tane safhada 4 tane hidayet gerçekleştireceksiniz. Hepsi de üzerinize farz! Mutluluk mu? Dipten doruğa, saadet içinde olacaksınız.

Öyleyse mutluluk isteyenler mutluluğun peşine düşsünler. Mutluluk orada, Allah’ın huzurunda sizleri bekliyor. Biz de orada olacağız. Göreceksiniz. Huzur namazını göreceksiniz. Orada bizi göreceksiniz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 894