Bugün: 22.11.2019

Nefs

20.02.2002
Sevgili öğrenciler, izleyiciler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım!

Allahû Tealâ`nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dualarımızla, niyazlarımızla sözlerimize başlamak isteriz. İşte bir daha biraradayız. Bir kere daha bir güzelliği yaşamak üzere... Bir defa daha Allah`ın zikir sohbetinde Allah`tan bahsetmek üzere...

Konumuz: Nefs.

Nefs... Hiç nefsinizi gördünüz mü, sevgili kardeşlerim? Sakın bana “Görmedik.” demeyin. Hepiniz yüzlerce defa, binlerce defa nefsinizi gördünüz. Öyleyse fizik vücudunuzun içinde, bu fizik vücudunuzun aynı olan bir başka vücut daha var. Adı: Nefs.

Bu fizik vücudunuz değişemez. Şu anda ne görüyorsanız, bu fizik vücut bundan yarım saat sonra da bir saat sonra da iki saat sonra da yarın da aşağı yukarı bu vaziyettedir, değişmez. Hemen 20-30 yaş ihtiyarlayamaz, hemen 20-30 yaş gençleşemez. Bu standartlarda kalmak mecburiyetindedir, mahkûmiyetindedir. Ama nefsiniz öyle değil, sevgili kardeşlerim!  O her an değişik hüviyette olabilir. Kendinizi 8-10 yaşlarında ilkokulda bir imtihana girerken görebilirsiniz. Kendinizi bulunduğunuzdan çok daha yaşlı olarak görebilirsiniz. Hasta görebilirsiniz. Her türlü hüviyete nefsiniz rahatça girer.  

Nefsiniz; rüyalarınızı yaşadığınız vücudunuzun adıdır. Şu anda ben fizik vücudumun içinden şu gözlerimle size bakıyorum. Fizik vücudumla, fizik vücudumun gözleriyle bakıyorum. Ama rüyada olduğum zaman da nefsimin gözleriyle bakıyorum her tarafa. Nefsinizin gözleri, şu başınızdaki gözler kapalı da olsa açık da olsa görür. O zaman anlarsınız ki; başka bir vücudunuzla görüyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! Nefsinizin elektron devir sayısıyla, fizik vücudunuzunki arasında farklılık var; yarı yarıya bir farklılık. Ve fizik vücudunuzun elektron devir sayısı, gerçek uykuya daldığınız an derhal düşer. Nefsinizin elektron devir sayısı derhal yükselir. Ve ikisinin eşit olduğu noktada, nefsiniz vücudunuzu terk eder. Siz uykuya dalmış olduğunuz için bu terki hatırlamazsınız bile. Ama bir gün tayyi mekânı yaşayacaksınız. O zaman fizik vücudunuzun idrak sahasından ayrılacaksınız, nefsinizin idrak sahasına ulaşacaksınız. Bakacaksınız ki; aşağıda, seccadenin üzerinde oturan sizsiniz ama uykudasınız. O zaman ölüm yaşamış olacaksınız. Çünkü öldüğünüz zaman da aynı şeyi göreceksiniz. Belki fizik vücudunuz bir yatakta ölmüş durumda ama siz yaşamakta devam ediyorsunuz. Aklınız gene size kumanda ediyor.

İşte uykuya daldığınız zaman fizik vücudunuz uyur. Ve otomatik sistemler fizik vücudunuzu kontrol altına alır. Midenizin, bağırsaklarınızın, kalbinizin, beyninizin, akciğerinizin, karaciğerinizin, böbreklerinizin, bütün uzuvlarınızın çalışmasını kontrol eden vücudumuzdaki kontrol noktaları harekete geçer. Artık aklınızın kontrolünden fizik vücudunuz çıkmıştır. Fizik vücudunuz uyku haline girmiştir. Sonra mı? Aklınız nefsinize kumanda eder. O zaman hudutsuz bir imkâna kavuşacaksınız. Sonsuz hızla dilediğiniz her yere gidebilirsiniz.

İşte, sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım!

O nefsinizdir; bu akşam konusunu ettiğimiz nefsiniz. Unutmayın! Nefsiniz baştan aşağı afetlerle dolu bir varlıktır. Doğduğunuz andan itibaren nefsiniz afetlerle donatılmıştır. Bu afetler Allah’ın emirlerine mutlaka karşı çıkan, yasak ettiği fiilleri de mutlaka işlemek isteyen bir özellik taşır. 19 afet, nefsinizin kalbini tamamen karanlıklar olarak doldurur. Ve küfür kelimesi nefsin kalbinde, o karanlıkları (afetleri) kendisine çeken ve orada kalmalarına sebebiyet veren bir özellikle oradadır. Demek ki; nefsin kalbinde başlangıçta 19 grup afet var: Öfke, kin, kıskançlık, haset, nefret, iptilalar, isyan, düşmanlık, cehalet ve diğer afetler. 19 grup afet...

İşte, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Ruhunuzda ise 19 grup haslet var. Nefsinizde hangi afet varsa, onun tam zıddı olan haslet, ruhunuzun kalbindedir. Ruhunuz tekâmülün son aşamasına göre, son safhasına göre yaratılmıştır. Ve ruhunuz Allah’ın bütün emirlerine mutlak olarak itaat eder, yasak ettiği hiçbir fiili işlemez. Hiçbir kuvvet ruha, Allah’ın yasak ettiği bir fiili işletemez. Bu sebeple ruhunuz -siz hangi yanlış fiili işlerseniz işleyin- vücudunuzdan derhal dışarı çıkmıştır, asla iştirak etmez. Tabiî ruhunuz Allah’a gitmediyse, bu söylediklerim geçerli.

Ruhunuz vücuttan her zaman çıkmak yetkisinin sahibidir. Her zaman tekrar fizik vücuda girme yetkisinin sahibidir. Kontrol kendisindedir. Ama sizi terk edip de bu yetkiyi kullanarak Allah’a gidemez. Allah’a ulaşan Sıratı Mustakîm üzerinde ruhlar, saf halinde uçarlar. Bir taraflarında sağ kanat velîsi, bir taraflarında sol kanat velîsi, en solda ise hanım sultan vardır. Öyleyse böyle bir dizaynda, ruhun tek başına sizden ayrılıp da Allah’a doğru yola çıkması, hiçbir şekilde mümkün değildir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Nefsiniz başlangıçta bütün afetleri sinesinde toplayan zavallı bir mahlûktur. Şeytan, afetlerin hepsine tesir etmek imkânının sahibidir; nefs ona bu imkânı verdikçe yani onu dinledikçe. Bir başka ifadeyle, şeytanın nefsin afetleri üzerinde, nefsin üzerinde hiçbir sultası yoktur. Ama kandırmayı çok iyi bilir. Nefsi birçok açılardan ikna eder ve ona devamlı -zaten onun da istediği, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işletmeye çalışır veya gene onun istediği- Allah’ın emrettiği şeyleri yaptırmamaya çalışır. Daha başka bir ifadeyle, şeytan nefste zaten mevcut olan afetleri… Bütün afetler Allah’ın emirlerine karşı çıkar, Allah’ın emirlerini asla yapmak istemez. Bütün afetler Allah’ın yasak ettiği fiilleri mutlaka işlemek isterler. Zaten tabiatlarında bu vardır. Yaradılışları bu standart içindedir. Şeytansa onları daha da azdırarak Allah’ın yasak ettiği fiilleri işletmeye, emrettiği hususları da yaptırmamaya çalışır. Zaten nefsin afetleri de buna göre dizayn edildiği için, pek çok açıdan istediklerini nefse rahat rahat yaptırabilir.  Bu sebeple insanların çoğu cehenneme gidecek.
        
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Nefsinizin tesiriyle başlangıçta hep günahlar işlersiniz. İşlediğiniz bütün günahlar, şeytanın nefsinize tesiriyle, azdırmasıyla veya nefsinizin direkt olarak Allah’ın emrettiği bir şeyi yapmamayı istemesiyle veya yasak ettiği bir fiili işlemek istikametindeki talebiyle olgunlaşır. Ve devamlı derecat kaybedersiniz. Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Biz nefsi bir ahseni takvim içinde yarattık. Ahsene bir takvim içerisinde ulaşabilecek olan bir dizaynla yarattık. Sonra onu esfeli safilîne reddettik.” diyor Allahû Tealâ.

95/TÎN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

95/TÎN-5: Summe redednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).


Nefslerin çoğu ne yazık ki böyle bir maksat için yaratıldıklarını anlamadan ömürlerini tüketirler. Hep yasak edilen fiilleri işlerler. Emirleri gerçekleştirmezler. Bilmezler ki; Allahû Tealâ yasak ettiği fiilleri, kişinin mutluluğu için yasak ediyor. Emrettiği şeyleri de yine aynı maksatla, yine kişinin mutluluğu için emrediyor. İşte böyle bir dizayn…

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse nefsinize dikkatle bakın! Nefsiniz bütün günahları işleyen ve işleten afetlerle doludur başlangıçta. Peki, Allahû Tealâ ne demek istiyor? “Biz nefsi bir ahseni takvim içinde yarattık.” Yani her nefse göre değişen bir zaman parçasında aslında, o nefs değişebilir. Ruhun hasletlerine paralel bir şekil, hüviyet kazanabilir. Yani nefsinizin afetlerinin hepsi, yok olabilecek olan bir özellik taşırlar. Yerlerine ruhun hasletlerinin paralelinde olan, ruhun hasletleriyle aynı özellikleri taşıyan fazıllar (faziletler) girip yerleşsin diye.

İşte belli bir takvim içinde, herkese göre değişen bir zaman parçası içinde, insanların nefslerindeki afetler, azalarak neticede sıfırlanır. Daimî zikirle sıfırlanır. Daimî zikre ulaşan bir kişinin nefsi, hasletlerle eşit standartlarda yaratılmış olan faziletlerle dolar. O zaman, o kişi ahsen hüviyete girer. Allah’ın bütün emirlerini nefsi de ruhu da yerine getirir. Allah’ın yasaklarını nefsi de ruhu da asla işlemez. İşte, o noktada nefsiniz ahsen hüviyete gelmiştir.

Nefsiniz ezelde Allah’a yemin vermiştir, tezkiye ve tasfiye olacaktır. Yani nefsinizin kalbindeki afetler yarıdan daha fazla temizlendiği zaman, nefs tezkiyesi tamamlanmıştır. Nefsinizdeki afetler tamamen yok olduğu zaman, yerlerini tamamen (%100) faziletlerle rahmetler almışsa, o zaman ahsen hüviyete girdi demektir nefsiniz. Ve bütün nefslerin hedefi budur. Eğer olmazsa, nefsiniz böyle bir istikamette kendine düşeni yapmazsa, o zaman esfeli safilîne kadar cehennemin çeşitli katlarında bulunmak, böyle durumda olanların harcıdır. Allahû Tealâ onlar için: “Onların gidecekleri yer cehennemdir. Ebediyyen orada kalacaklardır.” diyor.

4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.


Öyleyse bir insan eğer cehenneme gidiyorsa, nefsinin afetleri sebebiyle gidiyor. Şeytanın, nefsini azdırması sebebiyle gidiyor. Öyleyse, birtakım insanlar derler ki: “Nefsle ruh aynı şeydir. İnsanın iki tane vücudu vardır. Birisi ruhtur, birisi de fizik vücuttur. Eğer ruh kötüyse o nefstir. Eğer iyiyse o ruhtur. İşte bu kadar.” derler.

Allahû Tealâ ise hiç öyle söylemez. Bakın ne kadar farklılık var aralarında. Ruh sadece hasletlerden oluşur. Hiçbir zaman dejenere olması mümkün değildir. Hiçbir zaman hasletlerin afetlere dönüşmesi mümkün değildir. Ruh, Allahû Tealâ’dan gelen bir mukaddes mahlûktur. Allahû Tealâ’nın kutsal bir emanetidir. Ruh Allah’tan gelir. Allah’ın Zat’ından gelir. Size emanet olarak ve tekrar Allah’ın Zat’ına döner. Ve şu dünya hayatında dönmesi asıldır.

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.


17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.


70/MEÂRİC-4: Ta`rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh(senetin).
Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.


Öyleyse, ruh Allah’tan gelen ve Allah’a dönecek olan varlıktır. Ama nefs, Allah’tan gelmemiştir, Allah’ın bir yaratığıdır. Ve doğduğunuz zaman sizinle beraber kılınır, Allahû Tealâ tarafından. Ölünceye kadar beraberdir. Ölünce sizi terk eder. Öldüğünüz zaman berzah âlemine gider. Kıyâmete kadar berzah âleminde yaşar. Kıyâmet günü, sur’a üçüncü üfürülmesiyle, tekrar canlandığınız zaman (ikinci defa hayata getirildiğiniz zaman) kıyâmet günü, nefs tekrar içinize girer. Cennet veya cehennem hayatını sizinle beraber yaşar. Ve sizinle beraber nefsiniz de hesaba çekilir. Orada İndi İlâhi’deki, hayat filminizi seyrettiğiniz yerde, nefsiniz fizik vücudunuzun içindedir. Çünkü işlenilen bütün hataların müsebbibi nefsinizdir.

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).


29/ANKEBÛT-57: Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne).
Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.


81/TEKVÎR-7: Ve izen nufûsu zuvvicet.
Ve nefsler eşleştirildiği (fizik vücutla birleştiği) zaman.


16/NAHL-111: Yevme te’tî kullu nefsin tucâdilu an nefsihâ ve tuveffâ kullu nefsin mâ amilet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
O gün, bütün nefsler gelir. Herkes (hayat filmini görerek, kaybettiği ve kazandığı dereceler açısından) kendi nefsi ile mücâdele eder. Ve herkese amelleri (yaptıkları) ödenir. Ve onlara zulmedilmez (haksız olarak negatif derece yazılmaz).


İşte, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Nefsiniz Allah’tan gelmedi, Allah’a dönmeyecek de. Nefsiniz bir yaratıktır. Allahû Tealâ onu “sevvâ” ettiğini söylüyor. Fizik vücudunuzu “halk” ettiğini söylüyor ve nefsinizi “sevvâ” ettiğini söylüyor.

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).


Allahû Tealâ diyor ki: “Biz insanı şekillenmiş ve kuru bir balçıktan halk ettik.” diyor.

15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.


Halk edilmişiz. Fizik vücudumuz halk edilmiş (yaratılmış). Nefsimiz mi? Sevvâ edilmiş. Ruhumuz, üfürülmüş.

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.


“ve nefeha fihi rûhihî: insanın içine ruhumuzdan üfürdük.”

Öyleyse ilk farklılık: Ruhumuz Allah’tan gelmiştir. Allah’a dönecektir. Nefsimiz Allah’tan gelmemiştir. Nefsimiz bizde “sevvâ” edilmiştir ve ölünceye kadar bizimle beraber olacaktır.

1- Her gece uykuya dalmamız halinde ayrılabilir vücudumuzdan.
2- Bayılmamız halinde ayrılabilir vücudumuzdan.
3- Ölmemiz halinde vücudumuzdan ayılır.

Bunun dışında fizik vücudumuzun içinde bir esirdir nefsimiz. Söylediğimiz gibi cehennem hayatı da olsa bizim için, cennet hayatı da olsa, nefsimiz mutlaka bizim içimizde, bizimle birlikte aynı acıları çekecektir veya aynı sevinçleri paylaşacaktır.

Öyleyse, nefs ve ruh arasında kesin farklılıklar var. Ruhun statüsü hep hasletlerle donatılmış olmaktır. Tekâmülün son noktasına göre dizayn edilmiştir. Ve nefsimiz hasletlerle değil afetlerle donatılmıştır. Ruhumuz ne tezkiye olur ne tasfiye olur. Tasfiyenin son standartlarında yaratılmıştır. Kemalâtın sonuncu dizaynı içerisinde yaratılmıştır. En üstün dizayn içinde yaratılmıştır.

Öyleyse sevgili öğrenciler,  izleyenler ve dinleyenler! Nefsiniz afetlerle %100 doludur. Ruhunuz hasletlerle %100 doludur.

Ne kadar büyük bir farklılık! Birisi, şeytanın bütün emirlerine itaat ediyor, şeytanın yasak ettiği fiilleri işlemiyor. Öteki, Allah’ın bütün emirlerine itaat ediyor, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemiyor bu; ruh. Diğeri şeytanın emrinde... Onun için Allahû Tealâ -nefs şeytanın emrinde olduğu için, Allahû Tealâ- bir açıklama getiriyor Kur`ân-ı Kerim’de. Diyor ki: “Ey Âdemoğulları! Ben sizlerden ahd almadım mı? Şeytana kul olmayacaksınız diye. Çünkü şeytan size apaçık bir düşmandır.” diyor Allahû Tealâ.

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


Niçin bizden ahd almış Allahû Tealâ? Şeytana kul olmaktan kurtulalım diye. Ve devam ediyor: “Ve Ben sizden Bana kul olacaksınız diye ahd almadım mı? Yani şeytana kul olmaktan kurtulup, Bana kul olmanız için Ben sizden ahd almadım mı?” diyor ezelde Allahû Tealâ. “İşte bu da Sıratı Mustakîm’dir.” diyor. Öyleyse, bütün insanlar başlangıçta şeytanın kulu olarak hayata başlarlar. Yani şeytanın emrinde olan insanlar olarak…

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Şeytanın insanlar üzerinde bir sultası yok. Yani, emrettiği zaman nefs onu yapmak mecburiyetinde değildir. Öyleyse, nefslerimiz başlangıçta şeytanın emirlerine neden itaat ediyor, Allah’ın emirlerine itaat etmiyor? Çünkü yapısı ona göre... Öfke, kin, nefret, gayz, intikam, düşmanlık hepsi nefsin afetleri, buna göre dizayn edilmiş. Yani, Allah’ın emirlerini yerine getirmemeye, yasak ettiği fiilleri de işlemeye göre dizayn edilmiş nefsimizin afetleri.

Şeytan da nefsimize tesir etmeye çalıştığı zaman, zaten afetlerin tabiaten yapmak istediği şeyleri ona emreder, yaptırmak ister. Nefs de zaten yapmak istiyor onları. Öbür taraftan nefsin yapmak istemediği Allah’ın emirlerini de, özellikle yapmaması için şeytan da nefsi tahrik eder. Ona tesir etmeye çalışır. Ama nefsin yapısı zaten bu. Nefsin afetleri Allah’ın bütün emirlerini yapmamaya yöneliktir. Öyle yaratılmıştır. Nefsin afetleri Allah’ın yasaklarını işlemeye yöneliktir. Allah neyi yasak etmişse nefs mutlaka onu yapmak ister. Allah neyi emretmişse onu yapmamak ister. Yani, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına tamamen ters bir yapıyla yaratılmış. Yaratılışı bu. Şeytan da aynı istikamette (nefsin yaratılışının istikametinde) nefse yol gösterdiği için, nefs de zaten aynı şeyleri yapmak üzere yapılandığı için, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemeye dönük olarak yaratıldığı için, Allah’ın emrettiği şeyleri yapmamaya, yerine getirmemeye yönelik yaratıldığı için, Allah’ın emirlerini yerine getirmek zaten istemiyor. Şeytan da bastırıyor yerine getirmemesi için. O da zaten yapısının da gereği olarak, şeytanın da ısrarı ile hep Allah’ın yasak ettiği fiilleri işliyor. Emrettiği şeyleri yapmıyor (gerçekleştirmiyor, yerine getirmiyor).

İşte öyleyse şimdi kıyâmet günü şeytan, bakalım ne diyor, etrafındaki bütün insanlara?

14/İBRÂHÎM-22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”


“Ey insanlar! Ve ey cinler! Ben size bu günahları, buraya gelmenizi icap ettiren bu günahları zorla mı işlettim? Size teklif ettim. Siz de -nefsinizin afetleri zaten buna müheyya olduğu için- benim talebimi kabul ettiniz (yerine getirdiniz). Size zorla mı yaptırdım ben bunları? Öyleyse bana kızmayın. Beni kınamayın. Nefsinizi kınayın, nefsinizin afetlerini kınayın.” diyor.

Aslında iblisin söylediği de bir bakıma yanlış değil. Neden yanlış değil? Çünkü nefsin afetleri zaten ona göre dizayn edilmiş. Şeytan da birazcık onlara yol gösterince, zaten yapılarının gereği olarak, Allah’ın emirlerine itaat etmeyecekler, yasak ettiği fiilleri işleyecekler. Şeytanın tesiriyle biraz daha geniş kapsamlı olarak yapıyorlar suçlarını.

Öyleyse şeytan hiç kimseye dediklerini zorla kabul ettiremez. Ama bütün dedikleri de, genel anlamda, çoğu zaman insanlar tarafından işlenir. Çünkü arkasında nefsin afetleri zaten, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemek ister. Emrettiği şeyleri de işlemek istemez. O zaman şeytanın talebiyle nefsin talebi aynı. Ve şeytan devamlı insanı kandırır. Yani devreye akıl girse, devreye ruh girse, nefsi ikna etmeye çalışsa, nefs yapısı buna müsait olduğu için, iblis de devamlı ısrar ettiği için, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemeye çalışır. Böyle bir varlık.

Şimdi, nefsimiz afetlerle dolu. Peki, nefsimizin ulaşması lâzımgelen bir yer var mı? Elbette var. Allahû Tealâ: “Ahseni takvim içinde yarattım.” diyor. Yani ahsene ulaşabilecek olan bir zaman parçasıyla o, ahsene ulaşabilir özelliğiyle yaratılmış. Ahsene ulaşmak demek; nefsin Allah’a teslim olması demek. Nasıl? Bütün afetlerden kurtularak, afetlerin yerini nefs tezkiye ve tavsiyesi ile ruhun hasletlerine paralel olan faziletlere terk ederek. Bu nasıl bir işlemdir?

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın dostları, sevgili kardeşlerim! Allah’a ulaşmayı dilediğinizi düşünüyorum. Dilediğiniz andan itibaren kurtuldunuz. Nefsiniz mutlaka size yenilecektir. Bunu Allah gerçekleştirecektir. Nasıl? Size Allahû Tealâ 12 tane ihsanda bulunacak, Allah’a ulaşmayı dilediniz diye. Konuyu uzatmamak için kısa kesiyorum.

• Allah’a ulaşmayı dileyen bir insan 3. basamaktadır.
• 4. basamakta o kişinin kalbindeki Allah’a ulaşma dileğini Allahû Tealâ görmüştür. Ona Rahmân esmasıyla tecelli etmeye başlar.
• 5. basamakta, Allahû Tealâ o kişinin gözlerindeki hicabı mestureyi ve görme hassasındaki gışaveti alır.
• 6. basamakta, kulaklarındaki vakrayı ve işitme (sem’î) hassasındaki mührü alır.
• 7. basamakta, kalbin mührünü açar, kalbindeki ekinneti alır, yerine ihbat koyar.
• 8. basamakta, o kişinin kalbine ulaşır.
• 9. basamakta, kalbinin nur kapısını Allah’a çevirir.
• 10. basamakta, o kişinin göğsünden kalbine, göğsünü şerh ederek (yararak) Allah nur yolunu açar.

Kişi bunların hiçbirini hissetmez normal standartlarda. Sonra mı ne yapar Allahû Tealâ?  Sonra o kişinin zikir yapması üzerine, Allah’tan gelen salâvât ve rahmet o kişinin göğsüne girmiş, şifreli yolu takip ederek kalbine ulaşır. Ama kalp mühürlüdür. Fazıllar kalbe hiç giremezler mühür sebebiyle. Rahmet de giremez. Ama rahmet nurları sızabilir. İşte bu sızma 10. basamakta başlar.

11. basamakta,  sızma %2’yi bulur ve kişi huşûya ulaşır. Ondan sonra da Allahû Tealâ 13. basamakta, o kişiye mürşidini gösterir.

“Nefs tezkiyesi nasıl başlar?” sualinin cevabı bu. Allah’tan aldığı 12 tane ihsanla. Herbiri ayrı bir ihsandır. 3. basamakta başlar, 13. basamakta tamamlanır. Ve 12 ihsanla kişi mürşidine ulaşıp tâbî olur. Tâbî oldu:

1- Devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelir.
2- Kalbin içine îmânı yazar. Kişi böylece mü’min olmak şerefine erer.
3- Sonra o kişinin ruhu vücudundan ayrılır. Allah’a doğru yola çıkar. Nefs anlatacağımız şekilde tezkiye olmaya başlar.

Konumuz: Nefs. Nasıl tezkiye olur nefs? Kişi bu kademede zikir yapar. Allah’tan sadece salâvâtla rahmet gelmez, salâvâtla fazl da gelir. Salâvâtla rahmet ve salâvâtla fazl beraberce gelirler o kişinin göğsüne. Şifreli yolu takip ederek kalbine ulaşırlar. Kalbin mührünü artık Allahû Tealâ açmıştır. Mühür hareketli hale gelmiştir. Bu mührün üzerine salâvâtla rahmet ve salâvâtla fazl (4 grup enerji) baskı yaparlar. Bu baskı, mührü kalbin alt kapısına kadar indirir. Kalbin alt kapısı, şeytanın karanlıklarının nefsinizin kalbine girdiği kapıdır. Ve aşağı kadar inilen, üzerinde 4 tane enerjinin baskısı bulunan mühür, zülmanî kapıyı mühürler.

Yani zikre başladığınız andan itibaren nefsinizin kalbine şeytanın karanlıkları artık giremez. Ve kalbin içinde şeytanın karanlıklarını nefsinizin kalbinin içinde tutacak olan “küfür” kelimesi mevcut değildir. Yerine, fazılları kendisine çekecek olan “îmân” kelimesi gelmiştir. Karanlıkları nefsin kalbinde tutacak olan bir kuvvet artık mevcut değildir. Ve zikirle nefsin kalbi birkaç dakika içinde Allah’ın rahmetiyle, fazlıyla, salâvâtıyla tamamen dolar ve bütün karanlıklar, bütün afetler kapı dışarı edilir.

Zikir boyunca nefsinde afet olmayan bir insansınız. Zikriniz boyunca, zikir dereceniz ne olursa olsun, diyelim ki; nefsinizin kalbinde sadece %20 nur birikimi var ama zikre başladığınız zaman %100 oluyor. Zikir devam ettiği sürece siz daimî zikirde olan birisinin düşünce yapısına ve kalp yapısına sahipsiniz. Ve nefsinizin kalbinde Allah’ın katından gelen rahmet, fazl ve salâvât nurları beraberce gelirler. Bütün kalbinizi işgal ederler.

Sonra? Sonra, nefsinize Allah’ın yazdığı îmân kelimesinin çekim gücü, nefsinizin kalbine ulaşan fazılları (faziletleri) etrafında toplamaya başlar. Kendisine yapıştırır. Böylece %1, %2, %3 derken nefsinizin kalbinde faziletler birikmeye başlar. İşte bu birikimin adı; nefs tezkiyesidir. Hani Allahû Tealâ ne diyordu? “Biz nefsi ahseni takvim içinde yarattık. Sonra onu esfeli safilîne gönderdik.” Kimleri gönderiyor? Bu işlemlerden geçmeyen insanları. Ama siz bu işlemlerden geçiyorsunuz ve nefsinizin kalbine Allah’ın nurları geliyor ve nefsinizin kalbine adım adım yerleşiyor. İlk %7 nur birikimi ile nefsinizin kalbinde Nefs-i Emmare teşekkül eder.

Peki, nefsinizin kalbindeki bu nefs tezkiyesine paralel olarak ruhumuz ne olur? Tâbî olduğunuz an mürşidinize, 12 tane ihsanla gelerek tâbî olduğunuz an, ruhunuz vücudunuzdan otomatik olarak ayrılır. Allah’a doğru yola çıkar. Ve bu yola çıkışın, 7 tane gök katını aşması asıldır. 1. gök katına ruhumuz ilk %7 nur birikimini nefsimizin kalbinde oluşturabildiğimiz takdirde ulaşır.

Unutmayın! Nefsiniz, vücudunuzun içinde bir rehinedir. Hiçbir zaman dışarıya çıkamaz. Kendi arzu ediyor diye dışarıya çıkamaz. Ya uyumanız lâzım ya bayılmanız lâzım ya da ölmeniz lâzım; çıkması için. Başka bir alternatif yok.

Öyleyse kendi arzusu ile vücudu terk edemeyecek olan bir rehine var vücudunuzda; nefsiniz. Allahû Tealâ -söylemiştik demin- Muddessir Suresinin 38, 39, 40. âyetlerinde söylüyor:

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.


“Bütün nefsler iktisap ettikleri dereceler itibariyle rehinedirler.”

Bütün nefslerin kaybettikleri dereceler mutlaka kazandıkları derecelerden fazladır, doğuşunuzdan itibaren. Ne zaman ki; nefs tezkiyesine başlarsınız, durum ondan sonra değişecektir.

Şimdi, nefs tezkiyesine başladınız. İlk %7 nur birikimi gerçekleşti. Ruhunuz 1. gök katına ulaştı. Saflar halinde yukarıya yükselme başladı ruhlar arasında. Nefsinizin ilk %7 nur birikiminde, bir rehine olan nefsiniz 1. gök katının kapısını remote control ile açmak imkânının sahibi olur. Bu hak rehineye verilmiştir. Ve kapı açılır.

Allahû Tealâ ne diyordu A’râf-40’ta?

7/A`RÂF-40: İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve kezâlike neczîl mucrimîn(mucrimîne).
Muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler; onlara gök kapıları açılmaz (ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştıramazlar). Deve (veya urgan) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız.


“Allah’ın âyetlerine ve resûllerine dil uzatanlar, onlarla alay edenler için, gök kapıları açılmaz.” diyor Allahû Tealâ. “Allah’ın âyetlerini yalanlayanlara gök kapıları açılmaz.” diyor. Neden? Zaten onu yalanlıyorlar: “Dünya hayatını yaşarken insanın ruhunun Allah’a ulaşması mümkün değildir. Ruh, ölümden sonra ancak Allah’a ulaşır.” diyorlar. Ama eğer o kişi nefs tezkiyesine başlamışsa, o zaman rehine, gök kapılarını açmak imkânını sahibidir. Gök kapıları kime açılır? Allah’a ulaşmayı dileyene açılır. Hangi vasıtayla? Rehine olan nefs vasıtasıyla.

Nefs ilk %7 nur birikimiyle 1. gök katının kapısını açar. Ruh 1. gök katına kadar diğerleriyle beraber ulaşır. Orada ruh tarafından bu yetkinin kazanılıp kazanılmadığı, devamlı kontrol edilir otomatik aletlerle. Oradaki elektronik sistemler, nefsin kalbindeki nur birikimini kesin ölçülerle ölçmek imkânının sahipleridir.
 
Ve 2. kata %14 fazilet %2 de rahmet birikimi ile ruh ulaşır. 2. katın kapısını yine rehine olan nefs açar, Nefs-i Levvame’de yani nefsinizi kınadığınız kademede.
 
3. defa %7 nur birikimi; Nefs-i Mülhime’desiniz. Nefs-i Emmare için, Yûsuf Suresinin 53. âyet-i kerimesinde Hz. Yûsuf Allahû Tealâ’ya diyor ki:

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).


“Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî: Yarabbi! Ben nefsimi beraat ettiremem çünkü nefs şerri emreder. Ama Rabbimin Rahîm esması ile tecelli ettiği nefsler hariç.”

İşte Rahîm esması ile Allah’ın tecelli ettiği nefsler, ilk etapta %7 nur birikimi ile ruhu 1. gök katına ulaştırıyor. İkinci etapta Rahîm esması ile tecelli, bir defa daha tesirini gösteriyor. İkinci bir  %7 fazilet birikimi; ruh 2. gök katında. Yani Kıyâme Suresinin 2. âyet-i kerimesine göre nefsini levm eden bir kişi bu.

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.


“O levvame nefse kasem ederim.” diyor Allahû Tealâ.  Levm edilen (kınanan) bir nefs söz konusu. Hata yapmak istemiyor kişi. Ama nefsi hatalara uygun şekilde yaratılmış ve onun ikazlarını dinlemiyor. Şeytanını emirlerine uyuyor. Zaten nefs bunu istiyor; Allah’ın yasak ettiği fiilleri.
 
Sonra 3. defa %7 nur birikimi; ruh, rehine tarafından açılan 3. gök katının kapısından da geçiyor. 3. gök katı açılıyor ve 3. kata ulaşıyor ruh. Nefs-i Mülhime; Allah’tan ilham alıyor. Şems Suresi 8. âyet-i kerimesi:

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.


“O nefse Allah’ın takvası da şeytanını fücuru da ilham edilir.” diyor. Artık Allah’tan da ilham almaya başlıyor kişi. Ruh 3. gök katında.

Sonra 4. kat, 4. defa %7 nur birikimi; Nefs-i Mutmainne.

“Ey mutmain olan nefs!” diyor Allahû Tealâ. Fecr-27:

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!


“râdiyeten mardıyyeh: Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan.” Fecr- 28:  

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


Ra’d- 28:

13/RA`D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?


“Onlar ki; âmenû olmuşlardır ve nefsleri mutmain olmuştur, Allah’ın zikriyle. Bilin ki; kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur.” diyor Allahû Tealâ. Mutmain olmak; doyuma ulaşmak demek. Nefsinizin kalbi doyuma ulaşıyor.
 
Sonra, bir merhale daha; bir %7 nur birikimi daha Allah’tan razı oluyorsunuz. Ruhunuz 5. katta. “Radiye” diyor Allahû Tealâ.
 
Bir daha %7 nur birikimi; ruhunuz 6. katta. Nefsiniz Allah’ın da kendisinden razı olduğu bir noktada; Mardiyye kademesi.

Ve 7. defa %7. nur birikimi; ruhunuz Allah’a ulaşıyor. 7. gök katının 7 âlemini geçiyor, Sidretül Münteha’ya ulaşıyor. Oradan Allah’ın Zat’ına ulaşıyor. Ve Allah’ın Zat’ına ulaşan bir ruh söz konusu; Allah’ın Zat’ına geri dönen ruh. Ne diyordu Allahû Tealâ Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde?

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


Diyordu ki: “Allah kullarından dilediğini Kendisine seçer. Kim Allah’a yönelirse onları Kendisine ulaştırır.” İşte burada ruh Allah’a ulaşıyor.

Nefs tezkiye olmuştur. Ruh Allah’a ulaşmıştır. Fâtır Suresi 18. âyet-i kerime:

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).


“ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî ve ilâllâhil masîr: Kim nefsini tezkiye ederse, kendi nefsi için tezkiye olur.” Neden? Çünkü Allah’a nefs yemin vermişti tezkiye olacağına dair. “Ve ruhu Allah’a ulaşır.” diyor. Zaten demin söyledik Allah’a ulaşma faslını. Ruh Allah’a ulaşıyor. Burası tezkiye noktası: Nefs-i Tezkiye.

14. basamakta başlayan yolculuk, 21. basamakta tamamlanır. Ruhunuz Allah’a ulaşır. Nefsiniz ne oldu? Tezkiye oldu. Nefsinizin kalbinde %51 nur birikimi gerçekleşti. Bu süreç içinde şeytanın hâkimiyeti yani tesir etme imkânı demek daha doğru, %100’den %49’a düştü. %2 kişi huşûda kazanmıştı. Rahmet nuru; %2. Ondan sonra 7 defa %7 fazıllar (fazilet) birikti kişinin nefsinin kalbinde. 7 kere 7, %49 artı %2 rahmet; %51. Nefsin kalbindeki karanlıklar %100’den, %49’a düştü. Şeytan yalnız karanlıklara tesir etme imkânının sahibi olduğu için, tesir etme imkânı da %100’den %49’a düştü. Hâkimiyet artık şeytanda değil, tesir etme imkânı artık Allah’ın nurlarında.

Peki, bu arada fizik vücut ne oldu? Fizik vücut eskiden Allah’ın yasak ettiği hep bütün fiilleri işlerken, emrettiklerini gerçekleştirmezken, şimdi emirlerin %50’den fazlasını yerine getiriyor. Yasakların da %50’den fazlasını işlemiyor. Öyleyse fizik vücut şeytana kul olmaktan %51 oranında kurtuldu ve Allah’a kul oldu. %50’yi geçtiği için artık şeytanın kulu değil, Allah’ın kulu sayılıyor. İşte Allahû Tealâ’nın emrettiği şey… Allah’a kul olma keyfiyeti, iki safhalı. %51 nurla (Hâkimiyet şeytandayken şeytana kul sayılıyordu.) şimdi hâkimiyet Allah’a geçti. Allah’a kul olmanın başlangıç kademesinde.

Nefs tezkiyesi yolun yarısı. Ondan sonra kişi daha çok zikretmeye başlıyor. Ruh Allah’ın Zat’ında yok oluyor. Meab olan (sığınak olan) Allah’ın Zat’ına ruh sığınıyor. Ve böyle bir sığınmada fenâfillâh makamının sahibisiniz. Nefsinizin kalbindeki nurlar %51’den %61’e kadar bu makamda oluşuyor. Sonra Allahû Tealâ size bir taht ihsan ediyor. Ve %61 nurdan %71 nura kadar beka makamında (bekabillâh makamında) nefsiniz tasfiyesine devam ediyor.

Sonra zikriniz günün yarısını aşıyor. Züht makamının sahibi oluyorsunuz. %71’den %81’e kadar nur, burada birikiyor nefsinizin kalbinde. Ve %81 nurdan itibaren fizik vücudun teslimi noktasına ulaşıyorsunuz. Ve fizik vücudun teslimi makamında da yani muhsinler makamında da (züht makamından sonraki makamın adı) fizik vücudunuz Allah’a teslim oluyor. Ve nefsin kalbinde hâlâ %9 karanlıklar var. %81’den 91’e kadar nur, bu noktada oluşuyor nefsinizin kalbinde.

Peki sonra ne oluyor? Fizik vücudunuz Allah’a teslim oluyor. Allah’a verdiği ahdi, Allah’a kul olma olayını  %100 başarıyor. Nefsin kalbinde hâlâ %9 karanlık var ama fizik vücudunuz artık onunla ilgili değil. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyor, yasak ettiği fiilleri işlemiyor.

Nefsinizin kalbi %91 nurla dolu. Ve fizik vücudun Allah’a tesliminden sonra bir de bakıyorsunuz, daimî zikrin sahibi olmuşsunuz. Daimî zikrin sahibi olduğunuz andan itibaren,  artık nefsinizin kararması mümkün değil. Çünkü şöyle oluyor:

Daimî zikre ulaştığınız an, nefsinizin kalbi tamamen Allah’ın nurlarıyla dolu olduğu bir noktada daimî zikre ulaşıyor. Yani o noktadan itibaren rahmetin, fazlın ve salâvâtın baskısı, nefsinizin kalbinde artık kesintisiz olacak; daimî zikrin sahibi olduğunuz için. Bir başka ifadeyle, nefsinizin kalbindeki zülmanî kapının açılması mümkün değil. Karanlıklar kalbinize artık dolamaz.

Ve böylece, nefsinizin Allah’a teslim olmasının birinci aşamasına geldiniz. Ulûl’elbab makamındasınız. Burası hikmet makamı. Nefsinizin kalbi %100 nurlarla dolu. Çünkü daimî zikrin sahibisiniz. Hiç afet kalmamış nefsinizin kalbinde. Bunun tabiî neticesi olarak nefsinizin kalp gözü açılır. Bunun tabiî neticesi olarak nefsinizin kalp kulağı açılır. Böylece Allah’ın söylediklerini nefsinizin kalbinde duyabilirsiniz ve nefsinizin kalbinde Allah’ın gösterdiklerini görebilirsiniz.

İşte burası hikmet makamıdır. Artık İlm’el yakîni bitirdiniz, Ayn’el yakînin sahibi oldunuz.

1- Hikmet sahibi oldunuz.
2- Hayır sahibi oldunuz.
3- Tezekkür sahibi oldunuz.

Ulûl’elbab makamında nefsinizin kalbi daimî zikre ulaşmış. Sadece zemin katı görebilirsiniz. 1 mertebe nefsinizin kalbi müzeyyen olmuştur. Ne zamanki Allahû Tealâ size 1. gök katını gösterir, o zaman ulûl’elbab makamını geçtiniz, ihlâs makamına geldiniz. Burada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. gök katlarında Allah hangi işlemlerin yapıldığını birer birer size detaylarıyla gösterir. En son 7. gök katının 7. âlemi olan İndi İlâhi’nin son noktasını, Sidretül Münteha’yı görürsünüz. Gördüğünüz zaman ihlâs makamı tamamlanmıştır. Nefsinizin kalbi %100 nurlarla dolmuştur.

Bu çerçeve içerisinde nefsinizin kalbindeki temizliğe paralel olarak, her kademede bir üst cennete ulaşmış oluyorsunuz.

1- Allah’a ulaşmayı dilediniz zaman 1. kat cennetin sahibisiniz. Dünya mutluluğu; sıfır.
2- Mürşidinize ulaşıp tâbî olduğunuz zaman 12 tane ihsanla, 2. kat cennetin sahibisiniz.  Dünya mutluluğu; sıfır.
3- Ne zaman nefsinizin kalbi %51 nurla dolarsa, ruhunuz Allah’a ulaşırsa 3. kat cennetin sahibisiniz. Dünya mutluluğunuz; %51.
4- Ne zaman fizik vücudunuzu Allah’a teslim ederseniz  (25. basamakta), 4. kat cennetin sahibisiniz. Dünya mutluluğunuz, nefsinizin kalbindeki afetlere paralel olarak; %91.
5- Ne zaman nefsinizi Allah’a teslim ederseniz, 5. kat cennetin sahibisiniz. Dünya saadetiniz; %100.

Sonra, 1 mertebe ulûl’elbab makamında, 7 mertebe ihlâs makamında aklanan nefsiniz yani müzeyyen olan nefsiniz, son mertebeye ulaştığınız zaman, Sidretül Münteha’yı gördüğünüz zaman Allahû Tealâ sizi Tövbe-i Nasuh’a çağırır. Ve bundan sonra salâh makamının sahibi olursunuz. Salâh makamında da, nefsinizin kalbi 4 mertebe daha müzeyyen olur. Ve irşada ulaşırsınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İrşada ulaştığınız zaman iradenizi Allah’a teslim etmek için hazır hale geldiniz demektir. Ve iradenizi Allah’a teslim etmeyi O’na teklif ettiğiniz an, derhal kabul görür talebiniz. Allah, iradenizi Kendi İradesi’ne bağlar.

O noktadan itibaren devamlı Allah’tan emir alan ve sadece Allah’tan aldığı emirleri yerine getiren bir piri fani olursunuz. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren bir mürşid... Allahû Tealâ size: “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle burada -iradenizi Allah’a teslim ettiğiniz noktada, bihakkın takvanın sahibi oluğunuz noktada, Hakk’ûl yakîn takvasının sahibi olduğunuz noktada- Allah sizi irşad makamına tayin eder. Ve burası yolculuğunuzun sonudur.

Sevgili kareşlerim! Görüyorsunuz ki; nefsinizdeki aklanmalara paralel bir seyirle, bütün mutlulukları yaşamak için, bütün imkânların sahibisiniz. Allahû Tealâ hepinizin kalplerinizi müzeyyen kılsın. Allahû Tealâ hepinizi irşad makamına ulaştırsın. Hem cennet saadetinin hem dünya saadetinin sahibi kılsın sizleri dualarımızla, sözlerimizi inşaallah burada bitirmek istiyoruz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

Allah hepinizden razı olsun.


  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 925