Bugün: 22.11.2019

Tevhid

02.01.2001
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Yüce Rabbimize ne kadar hamdetsek, ne kadar şükretsek azdır ki; bir defa daha bir aradayız. Allah`ın yeni bir güzelliğini yaşamak üzere. Allah’tan bahsetmek üzere. Allah’ın Kur`ân-ı Kerim’inden bahsetmek üzere.
 
Konumuz: Kur`ân-ı Kerim kavramları. Ve bu kavramlardan “Tevhid.” (Kod numarası 1.2.3.18) Kur`ân-ı Kerim kavramlarının 18.’si ile yine bir aradayız sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Tevhid…
 
Tevhid; bir olmak, birlik anlamına gelen bir kelime. Bu kelimeden mânâ itibariyle aynı noktaya ulaşan, gene aynı kökten gelen başka bir kelime var; vahdet. Tevhid de vahdet de aynı kelimeden geliyor, aynı kökten geliyor. Vahid kelimesi de aynı kökten geliyor. Biliyorsunuz ki Arapça’da bütün kökler 3 tane harften oluşur. Burada da "ve, ha, dal” 3 tane harf yan yana.
 
Vahid kelimesi; bir veya birim anlamına geliyor. Vahdet kelimesi; birlik anlamına geliyor, beraberlik, teklik anlamına geliyor. Tevhid kelimesi de gene birliği, tekliği ifade ediyor. Allahû Tealâ Hz. İbrâhîm’den bahsediyor Kur`ân-ı Kerim’de diyor ki:
 
3/ÂLİ İMRÂN-67: Mâ kâne ibrâhîmu yahûdiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen muslimâ(muslimen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Hz. İbrâhîm, yahudi veya nasrani olmadı. Fakat hanif (Allah’ın tek oluşuna, ölmeden önce ruhun O’na ulaştırılmasının ve Allah’a teslim olmanın farz olduğuna inanan), (Allah’a teslim olmuş) bir müslümandı. Ve o müşriklerden olmadı.

“Hz. İbrâhîm hanifti. Hz. İbrâhîm’in dîni hanif dîniydi.” diyor. Ve Allahû Tealâ Kur’ân’ın muhtelif yerlerinde Hz. İbrâhîm’in hanif dîninden neyi kastettiğini söylüyor.

1- Hz. İbrâhîm tek Allah`a inanıyordu.
2- Hz. İbrâhîm, Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanlara müteşekkil bir topluluğun peygamberiydi.
3- Hz. İbrâhîm ruhunu da vechini de nefsini de Allah`a teslim etmişti. Teslim-i küllî ile Allah`a teslim olmuştu.
 
Öyleyse Hz. İbrâhîm’e baktığımız zaman daha ötede bir şeyler görüyoruz. Hz. İbrâhîm’in, dünya mutluluğunun da cennet mutluluğunun da sahibi olduğuna dair işaretler taşıyor Kur`ân-ı Kerim.
 
Öyleyse hanif dîni Hz. İbrâhîm’e ne sağlamıştı? Tek Allah`a inanmayı. İşte tevhid kelimesinin Allah açısından değerlendirilmesi tek Allah`ı ortaya çıkarır, tek tanrıyı ortaya çıkarır. Allah’tan başka ilâh yoktur, sadece Allah vardır. “Lâ ilâhe illallah.” İlâh yoktur başka, sadece Allah vardır.
 
Öyleyse Hz. İbrâhîm’in hanif dîniyle Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Kur`ân-ı Kerim’de ifade bulan İslâm müessesesi aynı müessese. Kur`ân-ı Kerim tek Allah’ı işaret ediyor. “Rabbiniz olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” diyor Allahû Tealâ. “Eğer birden fazla ilâh olsaydı göklerde de kavga olurdu.” diyor.
 
Allahû Tealâ Hz. İbrâhîm’in hanif dîninden neyi kastettiğini söylüyor. Tek Allah`a inanmak, Allah`a teslim olmak ve tek bir topluluğu oluşturmak.

Tek bir topluluğu oluşturmak ve Allah`a teslim olmak; kullar açısından durum.
Tek Allah; Allah açısından durum.
 
Kullar açısından bir üçüncü nokta daha var. Cennet ve dünya mutluluğunun gerçek anlamda sahibi olmak. Yani sulh ve sükûna ulaşmak.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Hz. İbrâhîm’e baktığımız zaman hanif dîninin sahibinin ruhunu da vechini de nefsini de Allah`a teslim ettiğini kesin olarak görüyoruz. Allahû Tealâ Bakara Suresinin132. âyet-i kerimesinde, Hz. İbrâhîm’in Allah`a teslim olduğunu söylüyor.
 
2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti)..

Şimdi Kur`ân-ı Kerim’e ulaşıyoruz. Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de dîninin adını veriyor; İslâm. Ve şartlarını veriyor; hanif fıtratının %100 aynı. Tek Allah`a inanmak. Allah`a 3 vücudu da teslim etmek. Ruhu, vechi ve nefsi; sulh ve sükûna ulaşmak. Dünya saadetinin de cennet saadetinin de sahibi olmak.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Muhtevaya baktığımız zaman Kur`ân-ı Kerim’in hanif dîninin bir tekrarı olduğunu görüyoruz. Hz. Musa’nın dînine bakıyoruz, gene hanif dîninin bir tekrarı. Hz. İsa’nın dînine bakıyoruz, gene hanif dîninin bir tekrarı. Yani kısaca Kur`ân-ı Kerim’in tekrarı, Allah`a teslim olma fenomeninin tekrarı.
 
Öyleyse tevhid, Allah açısından meseleye bakıyorsak Allah`ın tekliğine inanmayı muhtevasına alır. Allah`ın tek olduğuna inanmak tevhidin sahibi olmaktır. Tek Allah’tan bahsettiği için Allahû Tealâ, Kur`ân-ı Kerim’de Allah`ın tevhid dîninin sahibi olduğunu söylüyor. Hz. İbrâhîm’in de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de bu tevhid dîninin gereklerini yerine getirdiklerini söylüyor Allahû Tealâ.
 
Öyleyse tevhid dîni, Allah açısından meseleye baktığımız zaman tek Allah`a inanmak anlamını taşıyor. Tek Allah`a inanmak. Bir tek ilâh vardır.
 
la ilâhe illallah (La ilâhe illa allah): Allah’tan başka ilâh yoktur, başka ilâh yoktur, sadece Allah vardır.

Allah`ın tekliğine inanmak, tevhidin 1. akidesi. Sonra mı? Sonra insanlar cephesinden duruma bakıyoruz beraberce, bir teklik de orada görüyoruz; vahdet, tevhid. Acaba neyi anlatıyor Allahû Tealâ bununla? Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

“Şeytan kıyâmet günü insanlara olan vaadini yerine getirdi. Mü`minleri oluşturan bir tek fırka hariç bütün fırkalar şeytana kul oldular.”
 
Ne anlatıyor bu âyet bize? Bu âyet bize tevhidin gerçek hüviyetini anlatıyor insanlar açısından. Neymiş o? Bir tek fırkada bulunmak. Mü`minler fırkasında bulunmak. Onun dışındaki bütün fırkalar… 73 fırkadan bahsediyor Peygamber Efendimiz (S.A.V) sahâbenin sorusu üzerine. Sahâbe soruyor:

“Ey Allah`ın Resûl’ü! Kaç fırka?”

“73” diyor.

“Ey Allah’ın Resûl’ü! Bu 73 fırkadan sadece bir tanesi mi kurtulacak gerçekten?”

“Evet, bir tanesi.” “İsmi ne?” “Fırka-i Naciye.”

“Ey Allah`ın Resûl’ü! Bu fırkanın sahiplerinin özelliği nedir?”

Peygamber Efendimiz (S.A.V) cevap veriyor: “Onlar da benim ve sizlerin gibi Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar olacaktır.”
 
Gelecekten bir işaret veriliyor; bu günlere bir işaret veriliyor Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesinde. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanların oluşturacağı bir topluluk. Kurtuluşa ulaşanlar. Kur`ân-ı Kerim’de böyle mi söylüyor? Hep Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerine itiraz edilir ya, gerçek hadîslerine. Uydurma hadîsler de hep kabul edilir ya. Ölçüyü hep şaşırırlar bizim sevgili âlimlerimiz. Neden şaşırırlar diyoruz? Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V) apaçık söylüyor ki: “Benim hadîslerim gelecekte tartışılacaktır. Kur`ân-ı Kerim’e bakın! Hiçbir hadîsim Kur’ân’ın dışında olamaz.” diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V). “Hiçbir hadîsim Kur`ân-ı Kerim’in dışında olamaz.”

Şimdi bakıyoruz Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in o hadîsi doğru mu? “Onlar sizin ve benim gibi Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanlardır.” Öyleyse bakıyoruz En’âm Suresinin 153. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bütün fırkalardan ve gene kurtuluşa ulaşan bir fırkadan bahsediyor, aynı olay. Geriye kalan bütün fırkalar bir tarafta, kurtuluşa ulaşan fırka bir tarafta. Sebe-20 ismini veriyor: Mü`minler. En’âm-153 vasıflarını veriyor: Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanlar. Nereden anlıyoruz? Bakınız ne diyor Allahû Tealâ?

En’âm-152:

6/EN`ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

6/EN`ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

ve bi ahdillâhi evfû: Allah ile olan ahdinizi ifa edin.
hâzâ sırâtî mustekîmen: işte bu Sıratı Mustakîm’dir.
fettebiûh(fettebiûhu): ona, o Sıratı Mustakîm’e öyleyse tâbî olun, Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunun.

Devam ediyor Allahû Tealâ: “Sakın Sıratı Mustakîm’in dışındaki diğer bütün fırkalardan hiçbirine tâbî olmayın ki bütün o fırkalar, Allah`ın yegâne doğru yolu olan Sıratı Mustakîm’den sizi saptırırlar.
 
Öyleyse bütün fırkalar bir tarafta Sıratı Mustakîm bir tarafta. Öyleyse Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlara sesleniyor: “Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar. Kurtuluşa ulaşanlar.” İşte tevhid akidesi burada açık ve kesin bir şekilde ortaya konuluyor Allahû Tealâ tarafından. Tevhid; birlik, beraberlik. Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunma keyfiyeti. Sıratı Mustakîm. Nedir Sıratı Mustakîm? Ruhumuzu Allah`a ulaştıran yol. İşte En’âm-87-88:

6/EN`ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm`e (Allah`a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN`ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).

“Onların annelerinden, babalarından, evlatlarından, kardeşlerinden seçeriz. Sıratı Mustakîm’e ulaştırırız. O Sıratı Mustakîm ki Biz onunla o dilediğimiz insanları hidayete erdiririz.” diyor Allahû Tealâ.
 
İşte insanların hidayete erdiği yolun adı, Sıratı Mustakîm. Allahû Tealâ burada Sıratı Mustakîm’den bahsediyor.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Sıratı Mustakîm, insanların kurtuluşa ulaştıkları yegâne yol. Bir ikincisi ruhlar için mevcut değil. İkinci bir Sıratı Mustakîm bütün fizik vücutlar için. Üçüncü bir Sıratı Mustakîm bütün nefsler için ama hepsi aslında tek bir isim taşıyor. Sıratı Mustakîm; istikamet üzere olan yol. Niye doğru istikamet üzere? Kurtuluş üzerine. Ruhun Allah`a ulaşmasını temin ediyor Sıratı Mustakîm. İşte Nisâ-175 Allahû Tealâ buyuruyor. Nasıl En’âm-88’de: “İşte bu Sıratı Mustakîm ki Biz onunla insanları hidayete erdiririz.” diyor Allahû Tealâ. Burada da aynı şeyi söylemiş.

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah`a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah`a ulaştırmayı dileyenleri) ve O`na (Allah`a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

“Kim Allah`a sarılmayı dilerse Biz, onları rahmetimizin ve fazlımızın içine koyarız. Ve onları Allah`a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e ulaştırırız.”
 
Öyleyse Nisâ-175 bir kurtuluş ifadesi, kim Allah`a ulaşmayı dilerse onları mutlaka Sıratı Mustakîm’e ulaştıracağını söylüyor Allahû Tealâ. Yetmez, bir işaret daha taşıyor. Bu Sıratı Mustakîm’le Allah`a ulaştıracağını da söylüyor, söylemiş oluyor Allahû Tealâ.

İnsanlar var; 72 tane fırkayı içeriyor bu insanlar. O fırkalara dağılmış durumdalar. Hiçbirinin de kurtulması mümkün değil, kurtulabilecek olanlar sadece Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanlar.
 
Öyleyse tevhid müessesesi nerede? 72 fırka bir tarafta, bir fırka öbür tarafta. Teklik, vahdet orada. Tek bir fırka, o fırkanın üzerinde bulunmak. Şimdi insanlar açısından bu meseleye baktığımız zaman görüyoruz ki; bütün tarikatlar insanların ruhlarını Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor. Bütün tasavvuf mensuplarının ruhları Sıratı Mustakîm’in üzerinde. Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında bütün sahâbenin ruhları Sıratı Mustakîm’in üzerinde.

Öyleyse nereye ulaşıyoruz? Ulaştığımız yer son derece açık. Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunmak. Vahdetin kesin işareti. Hz. Musa ve ona tâbî olanlar, hepsi Sıratı Mustakîm’in üzerindeydi. Hz. İsa ve ona tâbî olanlar, hepsi Sıratı Mustakîm’in üzerindeydi. Bütün peygamberler ve onlara tâbî olanlar, hepsi Sıratı Mustakîm’in üzerindeydi. Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve onun sahâbesi, hepsi Sıratı Mustakîm’in üzerindeydi.
 
Ne görüyoruz? Bütün peygamberler zamanında vahdet yaşanmış. O kadar mı sevgili izleyenler, dinleyenler ve öğrenciler? Hayır! O kadar değil. Bütün devirlerde insanların başlangıç gününden bugüne kadar olan bütün devirlerde bütün milletlerin içinde Allahû Tealâ resûl olduğunu söylüyor. O resûllerin o kavim tarafından kabul edilmediğini söylüyor, reddedildiğini söylüyor. Ama dikkat edin! Burada bütün kavim yok.  Burada kavmin büyük çoğunluğu var. Kavmin büyük çoğunluğu reddediyor Allah`ın resûllerini. Fakat o kavmin içinde küçük bir grup onlar reddetmiyor. Onlar mutlaka tâbî oluyorlar. Tâbî oldukları zaman ne oluyor? Ruhları vücutlarından ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşıyor. Kimin ruhu Sıratı Mustakîm’in üzerindeyse o, vahdetin sahibidir. O tevhidin sahibidir. O vahdet müessesesinin bir parçasıdır. Tevhid müessesesinin bir parçasıdır.
 
23/MU`MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkatle bakın! Hidayetten bahsediyor Allahû Tealâ.
 
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah`a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz`in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm`dir (en iyi bilendir).

innel hudâ hudallâhi: muhakkak hidayet Allah`a ulaşmaktır.

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

inne hudâllâhi huvel hudâ: muhakkak ki Allah`a ulaşmak var ya işte o, hidayettir.

Allahû Tealâ buyuruyor:
 
18/KEHF-17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi): Allah, kimi Kendi Zat’ına ulaştırmışsa o zaman o kişi hidayete erer.

Hidayetin yolu Sıratı Mustakîm’dir. Allahû Tealâ sadece Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanların, tevhidin gerçek sahiplerinin kurtuluşa ulaştığını, onun dışındakilerin ulaşamadığını açık bir şekilde demin söylediğimiz âyetlerde ifade buyurmuş.
 
Öyleyse insanlar bugün Allah`ın dostlarını karalamaya çalışıyorlar. Diyorlar ki: “Bunca tarikat var; tasavvuf var; her biri başka bir havadan çalıyor. Kadirîler, Nakşîler, Mevlevîler ve diğer bütün tarikat mensupları.”
 
Sevgili kardeşlerim! Bütün tarikatlarda bulunanlar kimlerdir, hiç düşündünüz mü? Mürşidlerine tâbî olanlar. Peki, hiç düşündünüz mü ne oluyor? Bu insanlar mürşidlerine tâbî oldukları anda olay ne? Olay son derece basit. Bu insanlar mürşidlerine tâbî oldukları anda ruhları vücutlarından ayrılıp Sıratı Mustakîm’e mutlaka ulaşıyor.
 
O zaman ne oluyor? O zaman o kişilerin hepsi mü`min oluyorlar; ruhları Sıratı Mustakîm’in üzerinde oldukları için. Sebe Suresinini 20. âyet-i kerimesi ve En’âm Suresinin 153. âyet-i kerimesi bize bu kesin gerçeği veriyor. Sadece Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar kurtuluşa ulaşan tek fırkadır. Onlar da Sebe-20’ye göre mü`minler.
 
Öyleyse kimin ruhu Sıratı Mustakîm’in üzerindeyse sadece onlar kurtuluşa ulaşanlardır. Şimdi bakıyoruz ki ancak mürşide ulaştığımız zaman ruhumuz vücudumuzdan ayrılıyor ve Sıratı Mustakîm’e ulaşıyor. Allahû Tealâ buyuruyor, mürşide ulaştıktan sonraki safhayı anlatıyor:

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk`a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah`a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm`i) yol ittihaz eder. (Allah`a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

zâlikel yevmul hakk(hakku): işte o gün Hakk günüdür.
Yani ruhun Hakka ulaşma günüdür.
femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben): o gün dileyen kişi kendisine Allah`a ulaştıran yolu (yani Sıratı Mustakîm’i) yol edinir. Kimin ruhu Allah`a ulaşmışsa Allah`ın Zat’ı o kişinin ruhu için meab olur, sığınak olur.
 
Kaf-32’de Allahû Tealâ cennete gidecek olan takva sahiplerinin evvab olanlar yani meaba sığınmış olanlar, ruhlarını meaba ulaştırmış olanlar olduğunu söylüyor.
 
50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.

Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 14. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
 
3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O`nun katındaki en güzel sığınaktır.

“Allah`ın indinde Allah`ın Zat’ından daha ahsen hiçbir şey, daha ahsen bir sığınak yoktur. Ya da Allah’ın katındaki en ahsen sığınak Allah`ın Zat’ıdır.”
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İşte Allah`ın Zat’ına ulaşan kişi o, hidayete erendir. O, felâha erendir. O, cennet saadetinin sahibi olandır. Ve zamanımızın imamları diyorlar ki: “Şu tarikatlara bakın.” 20 tane tarikatı sıralayıveriyorlar, ben sıralayamıyorum. Ve diyorlar ki: “İşte görüyorsunuz ki Allah`ın temel emrini bunlar yerine getirmiyor.”

Allah`ın temel emri gerçekten nedir? Allahû Tealâ buyuruyor:
 
8/ENFÂL-46: Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat edin, niza etmeyin (anlaşmazlığa düşmeyin), yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz (elinizden) gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

“Fırkalara ayrılmayınız. Yoksa kuvvetiniz gider, yenilirsiniz.” diyor Allahû Tealâ.
Fırkalara ayrılmayınız. “İşte” diyorlar, “Bunlar 40 tane fırkaya ayrılmış; her biri başını almış gidiyor.”
 
Sevgili kardeşlerim! Aslında 40 tane fırka falan yok. Bütün tasavvuf mensupları, bütün tarikat mensupları Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlardır. Mürşidlerine ulaştıkları anda ruhları mutlaka vücutlarını terk etmiş, Allah`a doğru yola çıkmıştır. O andan itibaren onlar Sıratı Mustakîm’in üzerindedir. İşte tevhid üzere olanlar kimlerdir? Sahâbedir. Nereden biliyoruz? Kendileri Sıratı Mustakîm’in üzerindeler ama bütün insanları da Sıratı Mustakîm’e davet ediyorlar. Yûsuf Suresinin 108. âyet-i kerimesi, Allahû Tealâ buyuruyor. Diyor ki Allahû Tealâ Yûsuf-108’de:

12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

“Habibim! O ümmîlere ve kitap sahiplerine de ki: ‘Benim ve bana tâbî olanların; hepimizin basiret üzere yani kalp gözümüzdeki görme hassası olan basarla, o basarın çalışmasıyla oluşan basiretle (kalp gözümüzün Allah’ı görmesiyle) biz Allah’a davet ederiz herkesi.”
 
Bütün sahâbe Allah’a davet ediyordu, bütün sahâbe mürşiddi. Bütün sahâbe bu davetin sahipleriydi; Allah’a davetin sahipleri.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizaynı ait olduğu yere oturttuğunuz zaman bir muhteşem olay göreceksiniz. Tevhidi göreceksiniz. Sahâbe Sıratı Mustakîm üzerinden Allah`a çağırıyorlardı. Kendileri mi? Hepsi oraya ulaşmıştı. Hepsi salâhın son mertebesi olan kölelik mertebesine ulaşmışlardı. Ve irşad etmek yetkisinin sahipleriydi. Allahû Tealâ onları salâh makamının 6. mertebesi olan, bütün insanlara göre son mertebesi olan iradenin yok edilmesi, kaldırılması, ref edilmesi noktasına hepsi ulaşmışlardı. Hepsi mürşiddiler.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bütün sahâbe tek bir grup oluşturuyordu, Sıratı Mustakîm’in üzerinde bulunanlar. Hristiyanların içinde küçük bir grup, yahudilerin içinde gene küçük bir grup; onlar da aynı yolun yolcusuydular. Büyük gruplar? Hayır. Bugün İslâm’ın da büyük grupları, hayır Sıratı Mustakîm’in üzerinde değiller. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar her zaman her devirde küçük gruplar oluşturmuştur.
 
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizde bu olaya dikkatle bakın! Hepiniz için bir güzelliğin yaşanması söz konusu. Sıratı Mustakîm üzerinde olmak, fırkalara ayrılmamak demektir. Ne kadar tarikat varsa, ne kadar tasavvufi yaşam varsa hepsi de bir tek neticeye ulaşır: Ruhu, vechi ve nefsi Allah`a teslim etmek. Onların hepsi, hepsi, hepsi Sıratı Mustakîm üzerindedir. Yani tevhid üzeredirler. Allahû Tealâ’nın temel hedefi bu olduğu için “tevhid dîni” diyor.
 
Bakınız! Allahû Tealâ 3 Sıratı Mustakîm’den bahsediyor:

1- Ruhun Sıratı Mustakîm’i
2- Fizik vücudun Sıratı Mustakîm’i
3- Nefsin Sıratı Mustakîm’i

Ama bu Sıratı Mustakîmlerin birincisi biter; ikincisi başlar, biter. Birincisi biter. Birincisinin başladığı anda birinci de ikinci de üçüncü de başlamıştır.
 
Ruhun Sıratı Mustakîm’i; ruhumuz vücudumuzdan ayrıldığı anda başlar. Allah’a ulaştığı anda ruhumuz, biter. Aynı noktada başlayan, mürşide ulaşıldığı anda başlayan fizik vücudun Sıratı Mustakîm’i devam eder. Ne zamana kadar? Fizik vücudumuz ahsen olduğu güne kadar, Allah`a teslim olduğu güne kadar. Nefsimizin Sıratı Mustakîm’i? O da aynı noktada başlamıştır. Mürşidimize tâbî olduğumuz an. Ne zaman biter? Fizik vücudun Allah`a tesliminden sonra da devam eder. Nefsimizin kalbindeki bütün afetler bitip de nefsimiz ahsen olana kadar devam eder.
 
Öyleyse 3 tane Sıratı Mustakîm boyunca insanlar hep Sıratı Mustakîm üzerindedir. Ve hepsi tevhid üzeredir. İşte zamanımızda artık tevhid müessesesi iblis tarafından bütünüyle yok edilmiş. Ne diyordu Allahû Tealâ? “Fırkalara ayrılmayın. Eğer ayrılırsanız kuvvetiniz gider, mağlub olursunuz, yenilirsiniz düşmanlarınıza.” diyor.
 
Unutmayın! Talut’la Calut’un mücâdelesinde bir enteresan olay görüyoruz. Allahû Tealâ Talut’un ordusunu imtihandan geçiriyor, tevhid kesin hatlarıyla ortaya çıksın diye. Bakıyoruz ki ordunun bir kısmı Talut’un emrine rağmen “Bu sudan sadece bir avuç içebilirsiniz daha fazla içmeye kalktığınız zaman bu su size yaramaz. Siz de bize yaramazsınız.” Böyle demesine rağmen ordunun büyük kısmı o suyun kenarına gelince suyu içmişler. Suyu içtikten sonra demişler ki: “Biz buradan artık bir yere gidemeyiz.” Geriye kalan o küçük kesim var ya onlar içmemişler. Ve kendilerinin 5 katı düşmana karşı savaşan bu insanlar, savaşı kazanıyorlar. Nasıl? Allah’ın yardımıyla. Onlar tevhid akidesinin erleriydi.
 
Bundan 14 asır evvel sahâbe tevhid akidesinin erleriydi. Hepsi Sıratı Mustakîm’in üzerindeydi. Yetmez. Hepsi Sıratı Mustakîm’e başka insanları davet ediyorlardı. Bugün mü? Bugün artık tevhid diye bir şey yok İslâm’da. İslâm’ın büyük kısmı dîn öğretenler tevhidden tamamen sapmışlar. İnsanların Sıratı Mustakîm’e ulaşmasını davet etmek, oluşturmak, onlara o istikamette yardım etmek değil; bütün insanları Sıratı Mustakîm’e ulaşmaktan men etmek. Görevleri 14 asır sonra bu olmuş.
 
Bizim dilimizde tüy bitiyor: “Mutlaka Sıratı Mustakîm’e ulaşmak mecburiyetindesiniz. Bu dîn tevhid dînidir ve yalnız Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar tevhid dîninin sahipleridir” demekten dilimizde tüy bitmesine rağmen bu insanlar bütün halkı tevhid akidesinden soğutmakta ve onların Allah`ın indinde bir hedefe ulaşmasına kesin olarak mânî olmaktalar yani insanları dalâlette bırakmaktalar.
 
Öyleyse tevhid dalâletin zıddı olan bir kavramdır. Tek bir yolda bulunmak, o yoldan saparak dalâlete düşmemek, o yoldan saparak fıska düşmemek; tevhidin temel faktörüdür.
 
Tevhid bizi nereye götürür? Tevhid bizi dünya saadetine götürür. Tevhid bizi nereye götürür? Tevhid bizi cennet saadetine götürür. Yaşanmaları; evvelâ dünya saadeti bu dünyada yaşanır,  sonra cennet saadeti kıyâmetten sonra yaşanır.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Kur`ân-ı Kerim’de tevhid müessesesine baktığımız zaman bu tevhid müessesesinin insanların sulh ve sükûna ulaşmasıyla noktalandığını görüyoruz.
 
Hanif dîni, bütün insanlarda mevcut bulunan hanif fıtratıyla oluşur. Hanif fıtratının tabiî menzilleri ruhun Allah`a teslimi, fizik vücudun Allah`a teslimi ve nefsin Allah`a teslimidir. Nefsin Allah`a teslim olmasıyla kişi yeni bir mertebeye ulaşacaktır. Ne zaman bir insan ihlâs makamının sahibi olursa göğün 1. katını gördükten sonra bütün katları görecektir. 7. katın 7. âlemi olan Sidretül Mühteha’ya kadar bütün âlemleri görecektir. Orada Sidretül Münteha görüldükten sonra Allahû Tealâ o kişiyi Tövbe-i Nasuh’a davet eder. Kişi Sidretül Münteha’yı gördükten sonra Tövbe-i Nasuh’a davet edilir. Davet edilir ve Allahû Tealâ’nın bütün söylediklerini kelime kelime tekrar ederek Tövbe-i Nasuh’unu gerçekleştirir.
 
İşte bu nokta o kişinin salâh makamının 1. mertebesine ulaştığı noktadır, Tövbe- i Nasuh. 2. mertebede o kişiye salâh nurunun ihsan edilmesi söz konusudur. Ve o kişinin günahlarının (mürşide ulaştıktan sonra vücuda getirdiği günahların) örtülmesi söz konusudur. Sonra günahların sevaba çevrilmesi, mürşide ulaştıktan sonraki günahlar. Sonra irşada ulaşma; 4. mertebe. O kişi Allah`a köle olmayı dilerse; iradenin bağlanması talebi, kabul edilişi, iradenin refi (gerçekleşmesi) ve kişi böylece Allah’a kul olmanın ötesine geçer; Allah`a köle olur.
 
İşte sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Burası salâh makamının sonudur. Tevhidin temeli, aslı burada teşekkül eder. Çünkü hanif fıtratı bir insanı buraya ulaştırmak üzere kişiye teslim edilmiştir. Sonsuz bir dünya saadetini yaşamak; 3 âlemde birden yaşamak. Kişinin iç âleminde nefsi ile ruhu arasındaki kavgayı bitirmesi, bu tevhiddir. Kişinin dış âleminde başka insanlarla kavgayı bitirmesidir, bu da tevhiddir. Kişinin Allah ile olan ilişkilerinde şeytanla olan kavgayı bitirmesidir, bu da tevhittir. Allah ile tam dostluğun kurulması hali.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse öyle bir noktada olacaksınız ki sizi Allahû Tealâ tevhid üzere hesaba katacak. Öyleyse bu açıdan meselemize bakalım. Tevhidin buradaki veçhesini görelim. Öyleyse tevhid bir sulh ve sükûn halidir. Kişinin iç dünyasında savaşın bitmesi halidir. İç dünyanızda savaşın bittiği nokta; adı, tevhid. Ne zaman? Daimî zikre ulaşıp da nefsimizin kalbindeki bütün afetler yok olduğu zaman içinizdeki kavga sona ermiştir.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Nefs ile ruhunuzun kavgası bitmiştir. Nefsiniz ruhunuzun bütün hasletlerine faziletler adıyla sahip olduğu için Allah neyi emretmişse ikisi birden mutlaka yerine getireceklerdir. %100 Allah neyi yasak etmişse ikisi birden asla onu işlemeyeceklerdir.

Öyleyse burada tevhid oluşmuştur. İki grup yok artık. İkiye ayrılma yok. Birlik sağlanmıştır, tek bir grup olunmuştur. Nefs de ruh da Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyor. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemiyor. Bu iç dünyanızda nefsinizle olan kavganın sona ermesi, ikiliğin bitmesi; tekliğe vahdete tevhide bağlamasıdır. Burası iç dünyanızda tevhidi ifade eder.
 
Dış dünyanızdaki tevhid neyi oluşturur? Ne zaman nefsinizin kalbindeki bütün afetler sona ererse onların yerini ruhunuzun hasletleri alırsa, o zaman siz sadece başkalarına hizmet eden, başkalarına yardım eden, onlara karşı asla bir düşmanlık hissi beslemeyen bir hüviyete girersiniz. İşte o hüviyet! O hüviyette başkaları size ne yaparsa yapsın siz, onlara karşı hiçbir zaman kötülükte bulunamazsınız. O insanlarla olan kavgayı bitirmişsinizdir.
 
İç dünyanızda nefsinizle ruhunuz arasında kavgayı bitiren siz; dış dünyanızda başka insanlarla ilişkilerinizde başka insanlarla olan kavgayı bitirdiniz. Onlar kavgayı devam ettiriyorlar. Kendi açılarından size düşmanlar ama bu sizi hiç alâkadar etmiyor. Siz onlara düşman değilsiniz. Siz onlarla olan kavganızı bitirdiniz.
 
Öyleyse yanlışlarını söylemeyecek misiniz? Elbette söyleyeceksiniz. Göreviniz sizin kavgayı bitirmenizle tamamlanmıyor. Başka insanların da iç dünyalarındaki, dış dünyalarındaki ve Allah ile olan ilişkilerindeki kavgayı bitirmeleri lâzım.
 
İşte ne zaman böyle bir dizaynı olgunlaştırırsanız, dış dünyanızdaki kavga biter. Başka insanların hiçbirine yanlış davranışta bulunmazsınız. Onların kalplerini kırmazsınız. Onların sizden intikam almalarına zemin hazırlamazsınız. Sizin de kimseden intikam almak gibi bir niyetiniz hiçbir zaman oluşmaz.
 
Ve böylece sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Her zaman Allah’ın bütün güzelliklerini yaşarsınız ve dış dünyanızda da kavgayı bitirmiş olursunuz. Bir gün Allah ile olan ilişkilerinizde de kavga sona erecektir. Allah ile olan ilişkilerinizde kavga nasıl sona erer? Şeytanın size gazoz ağacı olması halinde. Şeytan Allah’ın yasak ettiği hiçbir fiili size işletemiyorsa, Allah’ın emrettiği şeylerin hepsini mutlaka gerçekleştirmenize mânî olamıyorsa şeytan, sizin esiriniz olmuştur. O size artık hiçbir şey yapamaz. Ama siz onu her vesileyle duman edersiniz.
 
İşte bu muhteva içerisinde tevhidi sağladınız. İç âleminizde tevhid, dış âleminizde tevhid, Allah ile olan ilişkilerinizde tevhid. Artık üçünde de iki grup yok. Sadece bir grup var, hükümferma olan bir grup. Bu lider gruba dikkatle bakın sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Her bir grup kavgayı bitirmiştir. Sulh ve sükûna ulaşmıştır. Hanif fıtratının genel perspektifi, bir belli çıkıştan sonra bir noktaya ulaşmaktır. Bu nokta sulh ve sükûn noktasıdır.
 
İşte İslâm’ın da temeli hanif dîninin temeli ile %100 eşittir. İç âleminizde kavganın bitmesi; iç tevhid, dış âleminizde kavganın bitmesi; dış tevhid, Allah ile olan ilişkilerinizdeki kavganın bitmesi, Allah`ın emirleri ve yasaklarına karşı yasaklarıyla vücuda gelen kavganın bitmesi, şeytanla olan kavganın bitmesi anlamına gelir. Artık şeytan size hiçbir şey yapamaz hale gelmiştir. Yılanın dişleri tamamen sökülmüştür. Isırma gücü tamamen sıfırlanmıştır.
 
İşte sevgili izleyenler, dinleyenler, öğrenciler! Burası tevhid noktasıdır. 3 ayrı cepheden, 3 teslimle noktalanan; ruhunuzun, vechinizin, nefsinizin Allah`a teslim ettiği noktada oluşan bir meyveden bahsediyoruz; tevhid. Sahâbenin yaşantısına baktığımız zaman bu tevhide kesinlikle ulaştıklarını görüyoruz. Hepsi bu mertebelerin hepsini geçmişler, irşad makamına kadar yükselmişler ve hepsi irşad makamının sahibi olmuşlar. İşte Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi:

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah`a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke`den Medine`ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine`deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O`ndan (Allah`tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

“O sabikûn-el evvelîn var ya! Onlardan bir kısmı ensardandı. Bir kısmı muhacirîndendi. Bir de ensara ve muhacirîne ihsanla tâbî olanlardandı. Onlar Allah’tan razı idiler. Allah da onlardan razı idi. Onlar fevzül azîmin sahipleriydi.” diyor Allahû Tealâ.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Burada Allah`ın dizaynı apaçık bir dizayn. Öyleyse buna göre düşüneceksiniz her şeyi. Ne demek istiyor Allahû Tealâ? “Onlar fevz-ül azîmin sahipleridirler.” diye? Fevz-ül azîm en büyük mükâfatı ifade ediyor. Allahû Tealâ burada çok enteresan bir şey söylüyor: “Allah onlardan razı idi. Onlar da Allah’tan razı idiler.”
 
Öyleyse neyi ifade ediyor Allahû Tealâ? Allah’ın ifade ettiği şey son derece basit. “Sizin için sadece İslâm’dan razı oldum.” diyor Allahû Tealâ. “Dîninizi ikmâl ettim ve sizin için sadece İslâm’dan razı oldum.” diyor. Yani “Hanif dîninden razı oldum.” diyor.
 
Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi Allah`ın bütün sahâbeden razı olduğunu ifade ettiği cihetle hepsinin İslâm olmak şerefine erdikleri, hanif olmak şerefine erdikleri kesin. Öyleyse hepsi tevhidin temelini oluşturmuşlar. Bir olmuşlar, beraber olmuşlar. Kuvvetleri hep güçlülük üzere devam etmiş. Ve sonra terk etmek mecburiyetinde oldukları Kâbe’yi tekrar işgal etmişler, fethetmişler. Kâbe’nin fethi söz konusu olmuş. Ve bütün sahâbe hanif dîninin, İslâm dîninin, kâinatın yegâne dîninin sahibi olmuşlar. Böylece tevhid akidesi bütün sahâbe tarafından gerçekleştirilmiş.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hepsi sulh ve sükûna ulaşmışlar. Hepsi böylece tevhid dîninin gerçekleştirilmesi, üç âlemlerinde de tevhidi oluşturmalarıyla mümtaz birer insan olmuşlar. Hepsi Allah’a ispat etmişler ki; onlar Allah`ın emirlerini %100 gerçekleştirenlerdir.

Öyleyse tevhid müessesine baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın tekliğiyle tevhid akidesinin tamamlanmadığını görüyoruz. İnsanların tek bir sınıf oluşturmasıyla da tevhidin tamamlanmadığını görüyoruz. Tek bir sınıf oluşturmak için ruhu da vechi de nefsi de Allah`a teslim etmek, iç dünyada da dış dünyada da Allah ile olan ilişkilerde de tevhidi oluşturmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Tevhid ancak o standartlarda gerçekleşiyor. Yani? Yani tevhid eşittir; sulh ve sükûn. Tevhid eşittir; birlik ve beraberlik.
 
Bakınız nerede başlıyor tevhid? İnsanların aynı standartlarda sahip olduğu yer olan Sıratı Mustakîm’in üzerine çıkmasıyla başlıyor. Kim Sıratı Mustakîm’in üzerine çıkmışsa o, tevhidin 1. safhasını gerçekleştirmiştir. Teklik itibariyle başkalarından farklı olan bu insanlar hangi standardın sahibi olurlarsa olsunlar yani hangi tarikatın, hangi tasavvuf dalının sahibi olurlarsa olsunlar, hepsi İslâm’ın bütün esaslarını yaşamaktadırlar ve Sıratı mustakîm’in üzerinde oldukları için de tevhidin 1. kesimini, bir yol üzerinde beraberliği sağlamış oluyorlar. Bu tevhidin başlangıcıdır.
 
Sonra mı? Sonra ruh Allah`a ulaşıyor ve teslim oluyor. Sonra fizik vücut Allah`a teslim oluyor; muhsin olarak. Sonra nefs Allah`a teslim oluyor; ahsen olarak.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir teslimin gerçekleştirilmesiyle, üç teslimin tamamlanmasıyla iç âlemde nefsle olan kavga bitiyor, sulh ve sükûn başlıyor. Dış âlemde başka insanlarla olan kavga bitiyor. Sulh ve sükûn başlıyor. Allah’ın emirlerine ve yasaklarına karşı savaş bitiyor, sulh ve sükûn başlıyor.
 
3 âlemde de tevhid oluşuyor. Neyle? Teslimlerin sonunda olgunlaşan bir meyve bu; sulh ve sükûn hali, kavganın bitmesi hali. İşte hangi safhada sulh ve sükûn başlamışsa, kavga bitmişse; orada bir başarı, İslâmî başarı söz konusudur. Orada hanif dîninin bir başarısı söz konusudur. Ve kâinatta şu anda, bütün kâinatın merkezinin Mekke olduğunu söylüyor Allahû Tealâ Kur`ân-ı Kerim’inde. Ve bu merkezin bütün dünyaya dağıtması lâzımgelen şey İslâm’dır, teslimdir. Ne yazık ki; zamanımızda unutulan Allah`ın sulh ve sükûn dizaynı artık İslâm dîninin büyük parçası tarafından, büyük nüfusu tarafından yaşanmıyor. İslâm artık unutulmuş, sulh ve sükûn unutulmuş. Kısaca tevhid unutulmuş sevgili izleyenler, dinleyenler!
 
Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 964