Bugün: 18.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • “Gittikçe Artıyor Yalnızlığımız...”

“Gittikçe Artıyor Yalnızlığımız...”

Tuna Hocam haklıymış.

Daha, tatil öncesi Urfa’ya gitmeden bu kitaptan söz etmişti. Son iyi romanlardan biri, hele oku, çok seveceksin demişti. Biz öğrencilerimizle şu sıra onu okuyoruz, değerlendiriyoruz demişti. O zaman, edinmeye fırsat olmamıştı. Biz de tâtili geziyle berâber, bu Peygâmber, sahabe diyârlarında bir yandan da rahmetli babam için bir hatim başlamış, yarısını orada bitirmiştik. Dönüşte de sene-i devriye vesîlesiyle annemin dâveti vardı. Diğer yarısını da burada tamamladık, elhamdülillâh.

Bunu niye söylüyoruz? Her namazda da duâ ediyoruz babamız için. “Babacııımın kabrinin cennet bahçelerinden bir bahçe olması için, anneciiimin sâlihât-ı nisvândan olması…” şekliyle kardeşlerimi, akrabâyı, yeğenlerimizi, cümle gençlerimiz, dostlarımız ve ehl-i îmânı katarak sürdürüyoruz her dâim duâlarımızı. Allâh (CC) kâbul etsin. Duâ mâhiyetinde gayretler sergilemeye çalışıyoruz. Başkaca da yapabileceğimiz bir şey yok.

Ancak, madden ya da mânen her ne yapsak baba yarası kapanmıyor. İçimizdeki eziklik, rûhumuzdaki burukluk gitmiyor. Ne yapsak, nereye el atsak, bağda-bahçede, köyde- çarşıda, yaylada-cenikte, kaşta-bayırda hep onun izleri ve eserleri. Hangi varımızda onun etkisi ve de katkısı yok ki?

Dolayısıyla, konuşmak, yazmak ta, meseleyi tâzelediği için bu güne kadar pek mevzûbahis etmedik. İnsanlar geldiler, anlattılar, duâ ettiler, hâtıralarını paylaştılar, biz de zaman zaman not ettik bir yerlere bunları. Hâlâ da ediyoruz. İnşâllâh bundan sonra, hayırla yâda, fâtihalara vesîle olmak, torunların bilip duâ etmesi adına oralardan alıntılar ve yorumlar yapacağız.

Hattâ, bâzen, günlük yaşadıklarımızı ve gözlemlerimizi, tespitlerimizi ona hitap üzerinden, onunla konuşurmuşçasına paylaşmayı düşünmüşüzdür. Ya da en azından, bu eksenli, ayrı bir yazı köşesi. Çok da güzel olur aslında, yapabilirsek. İnşâllâh diyelim.

Hem böylelikle, hayatta yapamadığımız dertleşmelerimizi gerçekleştirmiş oluruz. Gelenek deyin, görenek deyin; ya da pasiflik deyin, zayıflık deyin, ne derseniz deyin, bir mesâfe hep olagelir babalarla oğullar arasında. Bizimki de biraz böyleydi.

Son günlerde medyada dolaşımda olan “Bâzen, babalar öpmek ister, bâzı evlâtlar istemez sakalı batıyor diye.  Bâzı evlâtlar öpmek ister, toprak izin vermez, o artık yok diye!” ya da Christophe Grange’in “Sevdiklerinizi incitmeyin; bir gün onları, ne incitmek için bulabilirsiniz, ne de kendinizi affettirmek için!” gibisinden sözler, sanki bu gerçeği ifâde için özellikle söylenmişlerdir.

Bir de, Efendimiz (SAV)in şöyle bir hadîsi var: “Üç duâ şüphesiz kâbul edilir: Mazlumun, misâfirin, bir de; Babanın oğluna yaptığı duâ.” -Ebû DÂVUD-

Acabâ diyoruz; duâsını alabildik mi? Hastâne süreçlerinde hep en yakınında olduk. Hiç ölümüne yormamışken, ameliyat olup, turp gibi gelecek derken, nasıl oldu anlayamadık; elimizden kaydı gitti. Buralarda zâten, ölümcül olsa dahî, ölecekmişçesine sorular soramaz, hareketler yapamazsınız. Sözün özü, şöyle adam akıllı bir muhabbet kuramadan hak vâkî oldu. Türkçesi, birbirimize doyamadan ayrılığa dûçâr kaldık.  Sonuçta, tüm sebepler bahâne. Rabbimiz cümlemizi Efendimiz (SAV)in komşuluğunda buluştursun inşâllâh… Tek tesellîmiz bu; Rabbimiz dinden-îmandan ayırmasın. Âmin...

Babamız 2013 Şubat’ında vefat ettiğinde 56. yaşımızı sürüyorduk. O yaşta bile büyük bir boşluk oluştu kendi evrenimizde. Hani bir söz var ya; “Ağaç devrilmeyince yeri belli olmazmış.” diye; bu daha çok babalar için söylenmiş gibidir. Zîrâ, o yaşımıza rağmen, daha önce herhangi yakın bir kayıp da yaşamamış olmamız dolayısıyla, büyük bir yetimlik hissi tattık. Bir nevî, neye uğradığımızı anlayamadık. Nasıl, anne-baba için siz kaç yaşında olursanız olun, onların nazarında çocuksunuzdur ya, aynen çocuk için de babasızlık babasızlıktır yâni. Ya babasını hiç görmeyenler, küçük yaşta kaybedenler. Onlar ne yaptılar, neler yaşadılar? Bunları düşündük ister istemez. Vel’hâsıl zor; ama sabır denen bir şey var. Rabbimiz cümleye lûtfetsin inşâllâh.

Diğer yandan, son günler medyada dolaşan bir söz var; “Babanın iyisi, kötüsü olmaz; en kötüsü babasız kalmaktır!” Evet, 4 yıl geçmiş, 7 kardeş, hepimiz bu duyguyu yaşıyoruz. Hani, yine bir söz daha var ya bu günlerde çok tekrarlanan; “Güzel olan ne çok şey kaybettik! Sokakta oyunları, vefâlı komşuları ve yaraya merhem olan, o eski insanları.” Biz bir de üstüne üstlük, tüm o günleri bizlere varlıklarıyla berâber masalvârî yaşatan, onun güven ekseninde çocukluk ve gençliğimizi doya doya yaşadığımız babamızı da kaybettik. Şâir’in dediği gibi;

“GİTTİKÇE ARTIYOR YALNIZLIĞIMIZ!”

Tuna Hocam geçen hafta uğramıştı. Birlikte gidip aldık kitabı. Hemen orada kapladım ve de dâvetin önü ardı sıra, bir-kaç gün içerisinde okudum. Bu kitap ta, babamın şoförlük tarafı ve özellikle hastâne süreçlerini tekrar yaşattı bize. Hasan Ali Toptaş’ın KUŞLAR YASINA GİDER’inden söz ediyoruz.

Ana temasını, “Babalar, alnımıza yazılmış yalnızlıklardır” sözü oluşturan kitabı anlatmayı bir başka yazıya bırakırken, tüm yetimlerin babalarına Mevlâ’dan rahmet, ehl-i îman sevenler olarak hep birlikte cümleye Efendimizin(SAV) komşuluğunda nâiliyetler diliyor sizlere sevgiler, saygılar, sonsuz mutluluk dileklerimizi sunuyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 311