Bugün: 21.09.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • ARTIK BÖYLE İMAM-HATİP GÜNÜ OLMAZ!...

ARTIK BÖYLE İMAM-HATİP GÜNÜ OLMAZ!...

Geçtiğimiz Cumartesi günü Eskipazar Câmii avlusunda Ordu İmam Hatip Mensupları Derneği’nin (ORİMDER) “Pilav Günü” vardı.
İki oğlumla katıldık. Bir çok hocalarımız, arkadaşlarımız, talebelerimiz ve de uzaktan yakından onlarca tanıdık yüzle karşılaştık.

İlk konuşmacı Başkan Recep AZAKLI Ağabey, bu neslin medâr-ı iftiharı ve de öncü isimlerinden. Bilgisi, bilgeliği, birikimi, nezâket, vakar, hasbîlik ve fedâkarlık özellikleriyle gerçek bir İmam-Hatipli, örnek bir Müslüman. O gün hastalığına rağmen oradaydı. Öğrendiğimiz kadarıyla organizasyonun yükünü çeken de oydu. Hiç sesi de çıkmıyordu. Bu, hastalığından değildi elbette. Dâvâya inanmışlık ve de ihlâsından. Daha fazlasını yapamamanın mahcûbiyetinden belki de. Allâh (CC) râzı olsun…

Daha sonra kürsüye gelen İmam-Hatip yöneticileri Adil Koçak, Ömer Umur, Muhammed Trabzon, çeşitli mahallelerde bulunan okulları hakkında bilgi verdiler. İl Kültür Turizm Müdürü Uğur Toparlak da söz alanlar arasındaydı. Şenol Sayan, Durmuş Akbulut, Burhan Duman başta ve sonda Kur’an tilâveti, Tâlip Can da Hatim Duâsı için plâtforma çıktılar.

Abdurrahman Murtazaoğlu’nun takdimiyle yürüyen programda sahnede gördüğümüz diğer isimler de, daha önce Ordu İHL`de müdürlük ve yardımcılıklarda bulunmuş Ali DENİZ, Harun TUNÇ, Mehmet Ali KILIÇ ve Sebahattin ÖZTÜRK’dü.

Ancak, o gün sahnedeki en farklı isim, okulumuzun ilk yıllarında burada görev yapmış, memleketi Adapazarı’ndan buraya, sâdece bu gün için gelmiş bulunan Mehmet ÖZTÜRK Hoca’ydı. Kendisine bu fedâkârâne, anlamlı hareketinden dolayı neslimiz adına ayrıca teşekkür ediyor, sevdikleriyle berâber, sıhhat-âfiyet üzre hayırlı, uzun ömürler diliyoruz.

Meğer, bu hocamızın lakâbı ERKEK MEHMET’miş. Bunu hatırlıyoruz ama, belki dersimize girmediği için kendisini hatırlamadık. Bu da normâl; çünkü, 72’de, biz lise 1’deyken okuldan ayrılmış. Tanıyanlar, öğretmenliğini çok övdüler. Arapça dil kuralları ve harf-i cerleri falan şiirlerle öğretiyor, dersinden de tâviz vermiyormuş. Nitekim, disiplin sever bir kişiliği olduğu gözüküyor. Rabbim selâmet versin.

“Kim, ne konuştu?”ya girersek içinden çıkamayız. Buna bir de, Ünye’den Süleyman AYDIN Memişoğlu Ağabey’le nasıl şakalaştık, Akkuş’tan Hasan Kocakoç’la nice hasb-i hâl ettik falan gibi paragraflar açmaya kalkarsak sütunlar yetmez; işin tadı kaçar. İbrahim Yüksel, Şenel Özata, Cahit Şahin, Yakup Akarsu… Tespit ettiğimiz tanıdık isimler 100’ün çok üstünde. Fotoğraflar sosyal medyada bolca bulunduğu ve de yazının sınırlarını aşacağı için buraya almıyoruz.

Aslında program kısa sürdü. 11’de başladı, namazı müteâkip sona erdi. Bu arada şunu da kaydetmek gerekir ki, 400 kişilik olduğu söylenen pilâvdan nasiplenemeyen nice kişiler oldu. Demek ki, bu kadar kişi gözükmemesine rağmen, kısa programın katılımı da uğramalar şeklinde olduğundan namazdan öncekilerle sonrakiler topyekun bir manzara arz etmediler. Öncekiler sonrakileri, sonrakiler öncekileri görmedi yâni. Nitekim, fotoğraflara bakınca bu kendisini belli ediyor.

Her şeyin çok daha iyi ve güzel olması adına, programla ilgili düşüncelerimizi söylemek gerekirse, bir defâ eski heyecanların bulunmadığını, katılımların sınırlı sayıda meraklının, - o da oldukça zayıf-ilgisinden ileri gitmediğini söyleyebiliriz. Kaldı ki, eskilerle kıyas edilince, okul sayısı kadar, öğrenci sayısının da arttığı göz önünde bulundurulunca, azın azı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz kolaylıkla görülür.

Bir defâ yeni nesil ortada yok. Eski nesilden de, hep var olan belli isimler. Onların da olmadığı düşünülücek olursa geriye bir şey kalmıyor. Eskiyle yeni bir arada, bir kaynaşma, dertleşme, yardımlaşma, dayanışma havası yok. Bunda, oldukça rehâvete kapılan hepimizin payı var.

Meselâ, özellikle tâkip ettim; dâvânın duâyeni denilebilecek nice isimler, bağlı bulundukları sosyal medya gruplarında pilav gününün duyurusunu bile paylaşmadılar. Artık, kimsenin buna ihtiyâcı yok. Katılmaya da. Herkes, İmam-Hatip mağdur edebiyatıyla makamlara mevkîlere geldi, çocuklarını işe yerleştirdi. Artık rahatız. “Çok çile çektik, bunu hak ettik! Biraz da başkaları, muhtaçlar koşsun!” Bu düşünülmüş, tasarlanmış bir şey değil belki ama, şuur altının sevkiyle yaşanılmış olan bir realite.

Bilmeyiz, yanlış mı düşünüyoruz? Doğru da, eleştiri mi biraz ağır kaçtı? Elbette kimseye târiz yok burada. Herkes mevcut şartlarda olabileceğin en iyisini fedâkâr ve de cefâkârâne yaptı zâten. Bir noksan varsa, bu topyekun hepimize taalluk ediyor. Öyleyse yeniden düşünmek ve yeni duruma göre gelecek organizeleri güncellemek, daha doğrusu formatlamak durumundayız.

Sevgili dostlar. Bunlar ilk etapta akla gelen değerlendirmeler. Aslında, yazmayı çok da düşünmüyordum. Ama arkadaşlar, yazacak mısın dediler, yazmam gerektiğini söylediler. Onlar da orda söz almamışlar, ama birilerinin bunları dile getirmesini istiyorlar. Önceki akşam namazda buluştuk. Namazlar arası ve sonrasında fikir teâtîsinde bulunduk.

İyi ki konuştuk. Meğer, onların çok daha farklı düşünceleri varmış. Misyonumuz adına memnun oldum. Bunlar çok güzel ve hiç de yapılamayacak şeyler değil. Gelecek yazıda da onlara yer verelim inşâllâh… Göreceksiniz benim söylediklerim ne kadar hafif kalıyor.

Ve yine göreceksiniz ki, bundan sonra ARTIK BÖYLE İMAM-HATİP GÜNÜ OLMAZ! Daha doğrusu olmamalı. Eğer İmam-Hatipler gelişecekse, günlerinden belli olmalı!... Arkadaşlarımıza şimdiden, ufuk açıcı, ümit aşılayıcı katkılarından dolayı hepimiz adına çok teşekkür ediyoruz.

Sözlerimizi bağlarken, kaldığımız yerden devam etmek ve de bilvesîle; Salı günü idrak ettiğimiz 1340. Hicret yılımızın İslâmlığın ve de insanlığın hayrına tecellîlerle dopdolu olması niyâz ve temennîsiyle berâber cümleye sevgiler-saygılarla, ebedî mutluluk dileklerimizi sunuyoruz ves’selâm…

           

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 287