Bugün: 17.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Bayram, Millet; Eğitim, Siyâset…

Bayram, Millet; Eğitim, Siyâset…

Sevgili dostlar. Bayram bir yana, yaz adı altında uzun bir tatil süreci yaşadık.

Özellikle daha önce yurt dışında yaşamış olanlar, bu duruma çok şaşıyorlar. Bu ne diyorlar, tatiller bitmek bilmiyor. Bu sene, özellikle öğrenciler ve eğitim câmiası tatilden neredeyse bıktılar. Daha doğrusu okullarını, arkadaşlarını özlediler. Neyse ki bu gün ortalık canlanıyor. Sokaklar cıvıl cıvıl. Yeni eğitim öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun. Öncelikle kendileri, âileleri ve de millet, memleket, insanlık için hayırlı nesiller yetişsin inşâllâh. Hep maddede değil, mânâda da yarışan, gayretli, hamiyetli, fedâkâr gençlerimizin sayısı artsın, bereketlensin inşâllâh.

Diğer yandan, güzel, müsâit havalarla berâber, bir güzel bayramı daha hep birlikte sevgi, saygı ve de coşkuyla, kıvançla yaşadık. Son 15 Temmuz hepimizin göğsünü kabarttı. Bu havanın esintisiyle bu bayram bambaşka bir muhtevâ ve anlam kazandı. Elhamdülillâh. Çok şükür bu günlerimize. Bunun, eğitime de olumlu katkılarının olacağına, eğitimin terbiyeye evrilmesine vesîle olacağına inanıyoruz. Büyük ülkemizin daha inançlı, bilinçli, öz güveni yüksek evlâtlarıyla berâber geleceğinin daha parlak ve aydınlık olacağı muhakkak. Hepimiz buna duâ edelim.

Gel gelelim, bayramıyla birlikte yaşadığımız kurban, genel anlamdaki kurban kavram ve algısının sembolik bir tezâhürü olup, tüm hayâtımıza yön verecek; bizi istikâmet ve sırat üzerinden sonsuz bayram iklîmine ulaştıracak bir alarm niteliğinde, senede bir yaşadığımız sıra dışı, uyarıcı uygulamanın adıdır. Kurban, her an yaşanması gereken bir şuurdur bu anlamda.

Aslında, neyimiz varsa her şeyin Allâh’a yakınlaşma adına değerlendirilmesi algısına dikkât çekme günleridir bu bayram. Çünkü kurban kelimesi yakınlık anlamına gelir. Allâh için kestiğimiz kurban, bizi Allâh’a yaklaştırmaktadır. Bundan dolayı, sâdece kurban kurban değildir. Zaman dâhil, neyimiz varsa, Allâh yoluna kurban niyetiyle değerlendirebilmektir esas olan. Kurban aslında bunu öğretiyor, daha doğrusu hatırlatıyor ya da ilhâm ediyor bize. Rabbimiz hepimize, cümle vârımızı bu mi’yâr üzre değerlendirmeyi nasip eylesin.

Mâlum, elbette, millet ve de ümmet olarak zor günlerden geçiyoruz. Her tarafımız, dört yanımız savaş. Özellikle son yıllarda hep mayınlı sahadayız. Her yanımız patlamalar. Ama unutmayalım ki, hilâl ve haç arasındaki mücâdele kıyasıya devam ediyor; artı siyonistler. Onları ve tüm bunların dünyâya yayılmış legâl, illegâl uzantılarını da unutmayalım. Görüntüde bitmiş gibi gözüken savaşlar, adı konulmamış hâliyle aralıksız sürüyor yâni. Örgüt, KCK, cemaat, tarîkat, Fetö, gerilla, PYD, YPG, PKK şu bu; hepsi, İslâm’a karşı savaşan geniş cephenin piyonları niteliğinde, büyük cephenin küçük havası veren yanıltıcı yansımaları. Adının ordu, görüntüsünün komple olmaması, meselenin savaş olmamasını gerektirmiyor. Her şey düpedüz ortada. Bu gerçeği artık, okumuş okumamış herkes görüyor.

Bu şuurda olunca her şey daha kolay. İşte 15 Temmuz; bunun son tezâhürü oldu. Gerektiğinde mukaddesât için değil mal, mülk, servet; canı kurban edebilmektir. Milletimiz bu minvâlde, kurban şuurunun zirvesini göstermiştir. Böyle bir milletin ferdi olmak bir mazhariyettir. Bu da, ayrı bir şükrü gerektirir.

TEDES ÜZERİNDEN GERİLİM!...

Ancak, dâhilî, hâricî tüm bu kritik durumlar kimilerinin hiç umurunda değil. Her kes kendi işinin peşinde. Nitekim bayram süresince Ordu siyâseti ilk defâ böyle bir sevimsizlik yaşadı. Çünkü yılların birikimi, kurban demeyip, bayram demeyip patladı. Halkın ümitlerini inkisâra uğratan, hayâllerini flulaştıran bencil ve de yancıl tüm bu çıkar kavgalarına sebep olanları Allâh’a havâle ediyoruz.

Biz bugün kişiler ve sebepler üzerinde yorum yapmayacağız. Her zaman olduğu gibi genel değerlendirme yapacağız. Bundan önce, benzer konularla ilgili uyarıları zaman zaman yapmaya çalıştıkça adımızı sivri dilliye çıkardılar. Şimdi bakıyoruz da, Ankara’dan, İstanbul’dan, Trabzon’dan, Rize’den, şurdan-burdan açıklamalarda ismi geçenler açmışlar ağızlarını, yummuşlar gözlerini; bırakın sivriliği, dilleri kılıçlara dönmüş. Haktan hayırlısı. Bu hep böyle kapalı devre devam edemezdi. Bir gün patlayacaktı. İşte o günler geldi çattı gâlibâ. Sonuçta zarar partiye, dâvâya ve de ülkeye. Allâh islâh etsin. Özellikle dereler geçilirken olacak şeyler değil ama neylersiniz. FETÖ’nün İslâm dâvâsına ve ülkeye zararı neyse, onların da çıkar kavgaları ve entrikalarla partiye ve onun îtibârına zararları o. Bakalım, iş nereye varacak, nasıl çözümlenecek?

Tüm bunlara ne gerek var? Ama oluyor işte. Diğer yandan, parti eğer herkesi yargılayıp ta kendini unutursa halk ve Hak nezdindeki durumunu zora sokmuş olur. Onun için, bir şekilde, bir şeyler netleşmeli, tatminkâr bir sonuca varılmalı diye düşünüyoruz.

TARIK AKAN ÖLDÜ MÜ?

Son olarak, bayramın hemen ardından Tarık Akan ölmüş. Soranlara hep iyiyim demiş. 66’ya güvenmiş herhâlde. Zîrâ, daha önceleri, 97 yaşında öleceğim diye kehânetleri varmış. Toprağı bol olsun; ne diyelim. Herkes ölüyor ya da ölecek. Korkunun ecele faydası yok. Nitekim istenmiyor elbette ama ölüm yine de geliyor. Hem de, bize hiç sormadan, yakışıklıydı, çok ödülü vardı falan demeden.

Evet, Tarık Akan öldü. Meğer ismi bile o değilmiş. Ama toprak herkesin gerçeğini ortaya çıkarır. Kimine çiçekler açar, cennet olur, kimine zakkumlar bitirir Cehennem olur. Mahşer günü, herkesin yaptıklarını ve de yaşadıklarını sayar döker.

Sevgili okurlar; Rabbimiz bizleri o gün, rezil-rüsvây olmayanlardan, dünyâda Rabbinin kendisine biçtiği rolü iyi oynayıp ödüllerin en güzeli olan sonsuz bayramlara erenlerden eylesin inşâllâh ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 235