Bugün: 21.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Evveluhû Rahmet; Hitâmuhû Misk!...

Evveluhû Rahmet; Hitâmuhû Misk!...

Bu Ramazan’ımız, zâhir plânında oldukça hareketli geçti.

Sâdece bir gece evde terâvih kıldık. Diğerlerine gelince; görevler, talepler, dâvetler ve ziyâretler bağlamında Ordu Merkez ve ilçemiz Ulubey ağırlıkta olmak üzere, Saraycık, Gülyalı, Piraziz gittik. “Hitâmuhû Misk!” dediğimiz son akşam da Gürgentepe Muratçık’taydık.

Ama, hakîkâten, hitâmuhû misk denilecek güzel bir finâl oldu. Taner Şahin isimli talebemiz bizi yıllardır hep dâvet eder. Bu sene bu dâveti daha da sıklaştırınca, bugün yarın derken son teravih akşamı nasîp oldu.

Sağolsunlar, ikisi de Gülyalılı arkadaşlarımız, Şenel Özata ve Cahit Şahin Beyler de refâkât edince, bu sefer bizim için nur üzerine nur oldu. Saat 19.00’u geçerken Gürgentepe’ye vardık.

ANIL, EMİR, BERKE, BEHLÜL…

İkindiyi, Merkez Câmi’de kılmak adına yollarda durmadan geldik. Nitekim, çevre düzenlemesi de tamamlanınca câmi gerçekten bölgeye değer katan bir şâheser olmuş. Arkadaşlarımız da çok beğendiler.

İçeri girince hep mest olduk. Hele, verdiği güven havası ve genişlik duygusundan güç alan çocukların oyunları. Sütunlar, direkler ve de minber arasına, üst kat merdivenlerine gizlenerek oynadıkları saklambaca öylesine kapılmış ve rahattılar ki. Bizi sanki hiç fark etmediler.

Adlarının Anıl, Emir, Berke, Behlül olduğunu öğrendiğimiz çocuklar, bizim namaz kıldığımız esnâda başka bir oyuna başladılar. Adı, asker (uğurlama) oyunuymuş. Öğrendiğimiz kadarıyla bâzen daha başka oyunlar oynadıkları da oluyormuş.

Bu câmiyle ilgili olarak ayrıntıya girmiyoruz ancak, alt kattaki tekstil fabrikasının devam ettiğini öğreniyoruz. Şadırvanında sıcak-soğuk sular akıyor. Böyle bir câmi, bir belde için târif edilemez bir değer hüviyetinde. Rabbimiz sebep olup emek verenlerden, maddî-mânevî katkıda bulunanlardan, bu yavrulara, pırlanta gençlere bu imkânları hazırlayıp, beldenin silûetiyle berâber bahtını da güzelleştirenlerden râzı olsun. Âmin.

MERKEZ CÂMİ, ÇINAR KÖY…

Muratçık’a ilk gidişimiz. Ordu’dan buraya yaklaşık 50 km gelmiştik; 10 km’de devâmı sürdü. Köyde iftar programına da tevâfuk ettik. Dolayısıyla, Başkan Yener Yalçınkaya’yla burada tanışmak kısmetmiş.

Ayrıca bizim, namazı başta kıldığımız tek iftar oluyor bu. Önce bir hurmayla oruç açıldı, sonra namaz ve de yemek. Çok da güzel oldu. Câmiin altı müsâit. Bahçesi de geniş ve oturma yerleri var.

En önemlisi, en az 300 yıllık olduğu tahmin edilen, gövdesi oldukça kalın bir ulu ağaç mevcut. İçindeki boşluğa 10 kişinin sığabileceği konuşuluyor. Görmeye ve de altında çay içip hasbihâl etmeye değer bir ağaç.

Kesilmesi falan söz konusu edilmiş ki, kesinlikle böyle bir şey yapılmamalı. Zâten, birçok özellikleri olduğunu gördüğümüz bu köye, ayrı bir değer de bu ağaç katıyor bize göre. Böyle bir ağacı olan bir başka köy olduğunu düşünemiyoruz; özellikle bölgemizde.

O arada güzel muhabbet, hasbihâl ve de câmide sohbetin ardından yatsı oldu. Akşam namazını görevli arkadaşımız Celâl Şâhin kıldırmıştı. Yatsı ve Teravihi de Mehmet Şâhin Hoca.

Şöyle bir geriye bakıp, göz kararı saydığımız kadarıyla 200’ün üzerinde erkek cemaat vardı. Her hâlde, kadınlar daha az değildir. Bu Ramazan, birçok merkez câmilerde dahî görmediğimiz bir sayı bu.

KADILAR, İMAMLAR; GÜRGENTEPE…

Namaz sonrası, hayretimizi ifâde edince, buranın büyük bir yerleşim olduğunu, başta İmam-Hatip menşeliler olmak üzere, her alanda çok sayıda okumuş, yetişmiş insanlarından başka 30 civârında da hâfızlarının bulunduğunu öğreniyoruz.

İşte Anadolu bu. Onun şaşırtıcı dinamizmi, ruh zenginliği ve de ufuk enginliği de bundan kaynaklanıyor. Rabbimiz böyle yörelerin sayılarını çoğaltsın inşâllâh…

Her neyse; Câhit ŞÂHİN arkadaşımız, daha Ordu’dayken aramış. Önceleri ismini çok duyduğumuz Yaşar ŞAHİN, meğer onun sınıf arkadaşıymış. Mehmet ve Celâl Hocalarla, bizim Taner Talebeyle de akrabâ. Bunlara KADIOĞULLARI diyorlarmış. Demek ki adlarının hakkını veriyorlar. Yaşar Hoca da buradaki diğer bir câmide görevli aynı zamanda. Merkez Câmii projesi başta olmak üzere birçok sosyâl işlerde emeği var.

Dönüşte onun çayını içtik. Gerek Şenel Bey’in, gerekse Cahit Bey’in birçok ortak tanışları çıkınca sohbet koyulaştı. Geç saatlerde Gürgentepe’den ayrıldık. Sahur vakti, uzaktan gelen davul-dümbelek sesleri arasında eve girdik.

Velhâsıl, mübârek ay bereketli geçtiği gibi, son akşam da, güzel cemaat ve de dostlarla berâber, hitâmuhû misk kabîlinden oldukça renkli, zevkli, tatlı ve de hareketli geçti elhamdülillâh.

BAYRAM, CENNET; HİTÂMUHÛ MİSK…

HİTÂMUHÛ MİSK’e gelince, bu tâbir Kur’an’da geçiyor. Burada, oruç tutanları da ilgilendiren cennet nîmetlerini tasvîr eden, 83. Sûre MUTAFFİFÎN’den ilgili âyetleri verelim:

22: Muhakkak ki ebrâr (içi dışı bir olan sâlih kullar), elbette (Cennette) ni`met içindedirler!

23: Tahtlar üzerinde (kendilerine verilen ni`metleri) seyrederler!

24: Yüzlerinde, ni`metlenmiş olmanın (sevinç ve) parıltısını tanırsın!

25: Onlara (Cennete mahsus, sarhoş etmeyen) mühürlü hâlis bir şarabdan içirilir!

26: Ki onun SONU MİSKTİR: (içtikten sonra misk kokusu gelir)! Öyleyse, (nefis şeyleri zevk edip) yarış(arak rağbet göster)enler, ancak bunda yarışsınlar!

İnşâllâh, Ramazanların sonunu Allâh’ın lütfûyla cehennemden kurtuluş olarak netîcelendirmiş bulunacağımız gibi, hayâtımızı da HİTÂMUHÛ MİSK ibâresiyle ifâdesini bulacak bir keyfiyette noktalayanlardan oluruz.

IYD’IMIZ, O BAYRAM OLA!…

Ramazan deyince bayram, bayram deyince de Alvarlı Efe Hazretleri geliyor akla. İşte buyrun:

Can bula cânânını
Bayram o bayram ola
Kul bula sultanını
Bayram o bayram ola...

Mevlâ bizi affede
Gör ne güzel ıyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur…

Evet, sevgili okurlar, son olarak buradan, bunca güzellikleri yaşamamıza vesîle olan, tüm dostlara teşekkürler ediyor, nice güzel bayramlar görmemiz ve de son tahlilde, affedilenlerden olmamız niyâzıyla berâber,  HİTÂMUHÛ MİSK kabîlinden, sonsuz mutluluklara ermemiz dileğiyle; inşâllâh, inşâllâh, inşâllâh diyerek sözü bağlıyor, cümleye içten sevgiler, saygılar sunuyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 368