Bugün: 18.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Hatırlı Şiirler, Şiirli Hâtıralar…

Hatırlı Şiirler, Şiirli Hâtıralar…

Geçen haftabaşı Edebiyat Öğretmeni Tuna Eselioğlu Hocam aradı; “Okulumuzda şiir yarışması var; sizi jüri olarak aramızda görmek istiyoruz” diye.

Perşembe günü geldiğinde, öğle namazını müteâkip yola koyulduk. Yarım asır öncesi bir orta-lise talebesi olarak yürüdüğümüz çamurlu yolları asfalt boyu kaldırımlar üzerinden arşınlayıp okula ulaştık.

Saat gelene kadar ilk işimiz kantine uğramak oldu. Emeklilikte 12. yıldayız. Okuduğumuz, yıllarca görev yaptığımız okulda bizi tanıyan yok artık. Geçen yılki kantinci de değişmiş. Öğrenciler zâten hep değişiyor da, öğretmenler de öyle. Velhasıl, bir yabancı gibi oturup kalkıp salona geçecekken, kimi aramıştınız falan derken tanıştık. Adının Muhammed olduğunu öğrendiğimiz yeni işletmeci ve personeline yakın ilgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Bir esnaf olmanın ötesinde sıcak, sevecen, dost ve de güvenli bir duruşları var. Bir okul için, özellikle öğrenciler bağlamında çok güzel bir şey bu. Rabbimiz cümleyi sâdıklardan eylesin. Âmin.

Salona girdiğimizde vakte az bir zaman vardı. Son hazırlıklar gözden geçiriliyordu. Zilin çalışıyla beraber koca salon birden doluverdi. Öğrenciler yerlerine otururken, biz de elimiz boş gitmeyelim diye, bizim TDED Genel Merkezimizin yayınladığı Dil ve Edebiyat Dergimizin Şubat Sayısı yanında, Ordu Vizyon gazetemize uğrayıp, geçen yazımızın yer aldığı, kendisinden de söz eden o günkü gazeteyle berâber, Kuzey Yıldızı’nın son sayısını Kürşat Bey’den teşekkürle berâber alıp getirmiştik, onları Tuna Bey’e verdik. Sonuçta, öteden beri sevdiğimiz ve de götürdüklerimizin de sevineceği bir iş yapmıştık. Mutluyduk.

Bu mutluluğumuz programla berâber daha da arttı. Bizden başka 3 öğretmen arkadaş daha vardı. Elimize puanlama kâğıtları verildi. Öğrencileri, diksiyon, vurgu, tonlama, sahne kullanımı ve seyirciyi etkileme cihetinden puanlayacaktık.

Öğrencilerin hepsi de 10 ve 11. Sınıflardan. Jürinin anonsu ve yerlerine oturmasından sonra, önce Gülderen Okutan geldi kürsüye. Rıdvan Canım’ın, Her Şey Bildiğin Gibi adlı şiirini okudu.

Diğer öğrenciler, okudukları şiirler ve şâirleri de sırasıyla şöyle:

Meliha Bodur; (Ben Sana Mecburum: Attilâ İlhan), Kübra Akkoz; (Tenha: Taceddin Şimşek)

Betül Çakır, katılabilseydi Sezai Karakoç’un (Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine) adlı muhteşem şiirini okuyacaktı. Buraya çıkıp okunamamış olunsa da, zaman zaman okunması gereken bir şiir. Hattâ tüm gençlerimiz tarafından.

Her neyse; sıra Ebru Aktaş’ta; o da, Yavuz Bülent Bâkiler’in Cebeci İstasyonu ve Sen adlı şiirini okudu.

Sonra, listede yer aldığı şekliyle şöyle devam etti. Saadet Yarımbıyık; (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman: Bahattin Karakoç)

Havva Aydınhan; (Sen Gideli: Rıdvan Canım)

Saide Güler; (Ay Gül Ey: Hasan Ali Kasır)

Nigâr Çelenk; (Sen Vurdun Ben Öldüm: A. Selçuk İlkan)

Mihriban Varol; (Ağustos Şiiri: Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Zeynep Betül Demir; (Sana Bana Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dâir; Erdem Bayazıt)

Arife Kovan; (Siyah Gözlerine Beni de Götür: Nurullah Genç)

M. Rona Vayni; (Emperyâl Oteli: Attilâ İlhan)

Yarışma bitip de puanlamalar yapılırken, okul müdürü İdris Nebi Murtazaoğlu programa dâir düşünceleri ve katkıda bulunanlara teşekkürlerini ifâde eden bir konuşma yaptı. Bize de, bu arada bir konuşma hakkı verildi. Sağolsunlar, iyi ki de verildi.

Kürsüye çıkınca birden aklıma geldi, bundan yaklaşık yarım asır evvel, biz de, belki bu kürsüde değil ama aynı yerde, böyle aynı şekilde bir şiir okumuştuk. Sene 1975. 12. Sınıf, yâni lise sondayız. Bir programda, Ali Ulvi Kurucu’nun RÛHUM SANA ÂŞIK, SANA HAYRANDIR EFENDİM… diye başlayan bir şiirini okumuştuk. Nasıl aklıma geliverdi, Allâh’ın lûtfuyla baş kısmını hatırlayınca 5-6 beyit ardından geldi. Sonra, hemen coşuverdik ve bu şiirin bestelerinden bir mısrâyı da terennüm ettik. Ve şunu ekledik;

Bu şiirle okumaya başladık, sonra onun besteleriyle bu güne geldik. Okumak çok önemli. Dolayısıyla sanat. Sanat olmadan incelik olmaz. İnceliği, yâni edebi-âdâbı olmayan dînî hayat ta kaba-saba olur. İnsanlar üzerinde olumlu etki yapmaz. O zaman da, gerek şahsî yaşantımızda, gerekse de misyonumuzda başarılı olamayız. Şiirsiz kalmamalı ki, yaşantımızda da bir şiiriyet bulunsun. İşte buna benzer şeyler söylemeye çalıştık.

Bizi yıllar sonra, kendi okulumuzda, yeni öğrencilerle buluşturan ve güzel günleri hatırlamamıza vesîle olan Tuna Bey ve program sonrası hasbihâl ettiğimiz müdürümüz İdris Bey, Başyardımcı arkadaşımız Feridun Albayrak Beylere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ve asıl teşekkürü, o destansı şiirleri en güzel şekilde yorumlamak için çaba gösteren, çalıştıkları her hâllerinden belli, ümit çiçeklerimiz öğrencilerimize etmek istiyorum. Dileğim, bu ümit üzere şiirden, sanattan, okumaktan kopmamaları; buradan aldıkları kıvılcımla berâber tüm hayatlarını bir okul havası içerisinde bilginin ya öğreneni, ya öğreteni, ya da dinleyeni olmak haysiyetiyle onun aslâ uzağında kalmamak, kopmamak şekliyle sürdürmeleri. Rabbimiz onları da, bizleri de bu meyânda muvaffak kılsın inşâllâh.

Sözlerimizi bağlarken, öğrencilerimizi dinlerken bir kere daha gördük ki, bizi çağın getirdiği, hastalık derecesine bâliğ olan alışkanlıklar ve kimseye faydası olmayan, üstüne üstlük kişinin kendisi başta olmak üzere herkese zarardan başka bir şey getirmeyen lüzumsuzluklardan kurtaracak olan şey şiire, sanata, kitaba dönmektir. Okumanın, yazmanın, konuşmanın, muhabbetin sıcaklığına dönmektir. Hattâ, başta kendimize dönmek, âile, çevre ve millet olarak birbirimizin yüzüne bakmak için de bu şarttır.

İnşâllâh diyor, buna dönük çabaları ve emekçilerini kutluyor, öğrencilerimizin de yolları ve bahtlarının açık olması temennîsiyle, kendilerine hayat boyu hayırlı muvaffakiyetler diliyor, Efendimiz (S.A.V.)’in şefaatlerine nâiliyet niyâzlarımızla berâber, siz değerli okurlarımız da başta olmak üzere cümleye sevgi ve saygılar sunuyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 362