Bugün: 20.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Netanyahu, Fetanyahu; Türkler, Araplar!...

Netanyahu, Fetanyahu; Türkler, Araplar!...

15 Temmuz kalkışmasının bir gün sonrası İstanbul’dan misâfirimiz vardı.

Bir hafta kadar önce aramıştı. Telefonumuzu, bayramlaşma merâsimi için gittiği Süleymâniye Câmii yanındaki Ensar Vakfı Genel Merkezimizde soruşturarak bulmuş. Ne de olsa, 15 yıla yakın Ordu Şûbe başkanlığı görevimiz var. Görevi bırakalı 10 yıla yakın olsa da hâlâ Ensar ismiyle hatırlanıyor olmak güzel bir şey. Rabbimiz lâyık olanlardan eylesin.

Bizler, millet olarak da Ensar bir milletiz. Bunu bir kez daha ispatladık. Milyonlarca mültecîye kucak açmanın yanında, son olayla berâber tüm ümmetin himâyesine talepkâr ve de lâyık olduğumuzu da göstermiş olduk. Hak Teâlâ Azze ve Celle bu aziz milleti ve onun tüm nesillerini, bu şuurla kâim ve de dâim eylesin inşâllâh.

Her neyse; misâfirimiz Rize Kendirli’den. Şu an Üsküdar İHL’de görev yapıyor. Âilesiyle memlekete geçerken bize de uğramayı murat etmiş. Ne de güzel etmiş. Çok memnun olduk. Ne güzel bir şey; çok görüşmediğimiz hâlde sevilmek ve de yıllar sonra aranmak, evi şereflendirilmek.

Arkadaşımız Musa KÖSEOĞLU. Yıllar öncesi, biz Lüleburgaz Lisesi’nde görev yapıyorken o Tekirdağ’ın Muratlı İlçesi İmam-Hatip Lisesi’ne müdür olarak gelmişti. Büyük bir ilçe ve merkezî bir yer olmasına rağmen Lüleburgaz’da açamadığımız okulun burada bulunması bize heyecan vermiş, okula ziyârete gitmiştik. Musa Bey’le orada tanıştık.

İşte 80’li yılların ilk yarısından 30-35 sene sonra görüşmüş oluyoruz. Birlikte teleferikle Boztepe’ye çıktık. Oradan indikten sonra Millî İrâde Meydan Toplantısı’na katıldık. Kendisi iyi bir hâfız ve de Kur’an ilimlerine meraklı olduğu için, o gün tevâfuk eden, ülke çapında dereceleri bulunan Ünye’de görevli bir arkadaşın, dünyâ hâfızları ölçüsünde yaptığı muhteşem kıraatini ayakta ve ilgiyle dinledik. Çeşitli yeni tanışmalar, sohbetler, muhabbetlerle berâber oradan eve geçtik. Sabah da kahvaltı sonrası memleketlerine doğru yola koyuldular. Allâh (CC) râzı olsun. Hayırlısıyla, tekrar görüşmelerimizi nasîp etsin inşâllâh. Yolları ve bahtları açık olsun. Âmin.

Evet, tabiî gündem hep FETÖ. Çünkü çok şaşırttı. Sâdece bizi değil, tüm dünyâyı. Bu arkadaşımız da sohbetlerinde, onun için FETANYÂHU ifâdesini kullanıyordu. Çok doğru, ama FETÖ, Netanyahu’dan çok çok fazlası. 100 Netanyahu olsa bu hâinin hıyâneti kadar zarar veremez bize. Bu içten ve de hiç umulmadık noktadan vuruş, dıştan becerilemeyecek şekilde bir vuruştu. Tek kelimeyle, Allâh korudu. Niçin? Mazlumlara, mültecîlere kapımızı açıp, onların ensarı olduğumuz, duâlarını aldığımız için. İşte size îzâh. Bilmem başka türlüsü var mı?

Gelgelelim, bu meseleye farklı bakanlar da var; yâhut farklı değerlendirenler. Nitekim, geçen gün fındığımızı çeken patozcu arkadaş, harmanda birlikte kahvaltı ederken; “Bu Araplar çok hâin. Arabistan’da çok bulundum. Bizi hep küçümsediler. Siz Hristiyan olmuşsunuz gözüyle baktılar. Bunlardan kimseye, özellikle bize, hattâ kendilerine bile hayır gelmez!” falan dedi. Mâlum, hep konuşulan şeyler.

Ama, doğru söylüyor. Biz de şâhidiz. 1989-1990 öğretim yılını dil stajı için Cezâyir’de geçirmiştik. Cezâyir Üniversitesi’ndeyiz. Oranın bir sekreteri vardı; adı da Abdülhamid. Sanırız büyükleri Osmanlı ve özellikle Abdülhamid hayranlığından vermiş olmalılar bu ismi. Ama, yeni nesil öyle olamayabiliyor.

Bize Müslüman olup olmadığımızı sordular. Biz de şaşırdık. Müslümanız dedik. Bu sefer onlar şaşırdılar. Baktık sorularında oldukça ciddîler; ezbere bildiğimiz yerlerden biraz Kur’an okuduk. Sesimiz de müsâit olup kıraatli okuyunca şaşkınlıkları daha da arttı.

Halkın düşüncesi farklı tabiî. Onlar, Türküz deyince, “İnsanların en hayırlısı!” tâbirini ifâde ediyorlar bir refleks olarak. Ama, resmî tutumlar hep batı endeksli. Bu bizlerde de böyle. Meselâ, konsolosluğumuzun düzenlediği Türk Günleri’nde bol bol Türk rakısı ikram edildiğini duyduk Cezâyir’de.

Türkçesi şu: Osmanlı’yı parçalayanlar, Müslümanların bir daha bir araya gelmemeleri için her türlü gizli-açık politikayı da uyguluyorlar. Aralarında soğukluk ihdâs etmek için sinsi propagandalar yapıyorlar. Bize, köpeklerimize arap dedirtiyorlar, onlar hâin dedirtiyorlar, onlara da Türkler laik oldu, dinsiz oldu, Hristiyan oldu, sizden koptu diyorlar. Ders kitaplarında empoze edilen fikirler, satır arası mesajlar hep bu minvâlde.

Şerif Hüseyin diyoruz, işte, FETÖ bizim topraklarımızda doğup, 60 yılı Anadolu’da geçen bir adam. Yaptığına bakınız. Eğer başarsaydı bize zararı Şerif Hüseyin’den daha öldürücü olmayacak mıydı?

FETÖ Türk milleti olmadığı gibi, Şerif Hüseyin de Arapları temsil edemez. Bunlar proje adamlar. Halklar birbirini seviyor. Ondan ötesi propaganda ve de kâfirlerin emellerine hizmet ediyor. Biz düşman olamayız. Dînimiz dostluktan öte, kardeşliği emrediyor.

İşte Vehhâbîlik. Aynen FETO misâlî bir İngiliz projesi olarak Arabistan’ı etkileyip, sonuçta Osmanlı’ya ihânet ve de ümmetin parçalanması sonucunu doğurmuştur. Vehhâbî sarmalına giren Arabistan’ın bundan kurtulması ne kadar mümkün? FETÖ başarsaydı, Türkiye çok daha kötü bir sarmala sarılacak, aslâ kendini kurtaramayacaktı.

Vehhâbîlere göre, diğerleri hep hatâlı, bâtıl, cehennemlik. Yalnızca onlar cennetlik! Kendi yanlışlarıyla mutlular yâni! Tıpkı, FETÖ’nün bile şu yaptıklarını savunup, Türk halkının ahmak olduğunu söylediği gibi.

Bilmeyiz daha başka şey söylemeye gerek var mı? Gerçekler apaçık ortada. Çok şükür, milletimiz iyi yolda, ülkemiz iyi bir noktada ve de en önemlisi Allâh (CC) bizimle. Dostlar sevinsin, mazlumlar sevinsin; düşmanlar dövünsün.

Allâh’ın rahmeti, bereketi, inâyeti bizlerin, sizlerin ve de Ümmet-i Muhammed’in (S.A.V.) üzerine olsun. Allâh (C.C.) bizlere ve nesillerimize, Hakkı Hak bilip uymayı, bâtılı da bâtıl bilip kaçınmayı ve de hep bu bilinç üzere hayat sürmeyi nasîp eylesin.

Âmin. Bi hürmeti Tâhâ ve Yâsîn. Ve selâmün alel’mürselîn. Vel’hamdü lilâhi Rabbil’Âlemîn. Hepinize sevgiler, saygılar, sevdiklerinizle berâber sonsuz mutluluklar ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 486