Bugün: 20.06.2018

Ordu, Kitabın Neresinde?

Sözü uzatmamaya çalışacağız.

Mâlum, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1-7 Ekim tarihleri arasını “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak değerlendiriyor. DİB, bu yılki temayı, kitap konusunda toplumda bir farkındalık oluşturmak amacı ile " Cami ve Kitap” olarak belirledi.

Ayrıca, Diyânet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ de bu meyanda açıklamalarda bulundu, yazılar kaleme aldı. Bu konuda, Hz. Peygâmber (SAV)den bu yana çok örneklerimiz var. Bunlar hafta süresince çok yazılacak, konuşulacaktır. Biz burada bugün somut örnekler ve öneriler üzerinden gitmeye çalışacağız.

CÂMİ, KİTAP, KÜLTÜR, MEDENİYET…

Diyânet’in bu yıl ki tema’sının CÂMİ ve KİTAP olması, bizim için yöremiz bağlamında çok şey ifâde ediyor. Her şeyden önce kültür, irfan ve medeniyetimize dâir bir ümit kıvılcımı anlamına geliyor.

İnşâllâh bu süreç te, tüm daha önceki hafta ve sonraları gibi kuru nutuklarla geçip te, sonuç elde var sıfır olarak kalmayacaktır. Kusura bakmayınız. Biraz karamsarız bu noktada yine de. Niye mi?

Yıllardır yazıyoruz buna mümâsil meseleleri. Hiçbir adım yok. Koca koca icraatlar var. Devâsâ hizmetler göz kamaştırıyor. Koca koca kültür merkezleri, hastâneler, belediye binâları, yollar, tüneller, HESLER, köprüler yapıldı; kadınlara özel plâjlar dahî var, ama kültüre, kitaba, sohbete dâir ehemmiyet atfedilen somut bir uygulama yok.

Belki abarttığımızı düşüneceksiniz ama, bakın işte, hâlâ ilimizde kitap ve kültür merkezli bir buluşma noktamız yok. Merkezî bir yerde “İşte şu da kitap-kültür sarayımız” -ya da çarşımız, merkezimiz her neyse-diyebileceğimiz, güncel kitapların, gazetelerin, dergilerin bulunup satıldığı, oturup okunabildiği, dost sohbetlerinin yapıldığı, mûsikîmizin meşk edildiği, hatt ve tezhîbin nakş edildiği ortak bir soluklanma mekânımız yok.

Koca üniversitemiz bile var artık; orada hocalarımıza, bürokratlarımıza, kitap, kültür, sanat meraklılarına denk geleceğimiz, karşılaşacağımız, tanışacağımız adam  gibi  bir kitabevimiz yok.

Merak ediyoruz; Ordu’nun okumuşları, bürokratları, şöyle çoluk-çocukları ya da arkadaşlarıyla, market dolaşır gibi rahatlıkla ve tatminkâr bir hava soluyacakları bir kitabevi özlemi duyuyorlar mı? Ya da ileri gelenler, böyle bir ihtiyâcı fark edip te çâre noktasında arayıştalar mı?

BİR "KOLUKISAOĞLU HÂTIRASI!"

Meselâ, yılların müftüsü Mustafa KOLUKISAOĞLU Hocamız, Diyânet ve belediyelerimizle el ele verip, bu hafta vesîlesiyle Ordu’ya geniş, ferah, çeşit zengini, engin bir kitabevi kazandıramazlar mı? İstediğimiz şey, Ankara’da, Samsun’da bulunan Diyânet Kitabevi’nin bir örneğinin de burada açılması. Allâh aşkına, şöyle şehre inince nefes alacağımız, dostlarımızla karşılaşacağımız, gözümüze gönlümüze aydınlık, yüreğimize genişlik verecek bir kitabevi için bir şeyler yapamaz mısınız? Emekliliğe ramak kala bir eseriniz bulunsun burada. Hem başta siz ve sizler olmak üzere, diğer ilim, kültür çevrelerini, kitap meraklılarını görme, ayaküstü de olsa selâmlaşma, hasbihâl imkânı bulmuş oluruz. Böylelikle size duâ eder, ardınızdan hayırla anarız. Herhâlde, böyle bir arayış ve de girişiminiz olursa, belediyelerimiz de size yardımcı olmaktan imtinâ ermeyeceklerdir.

Böyle bir kitabevine Ordumuz ekmek su kadar muhtaçtır. Câmiayla olduğu kadar, üniversite ve bürokrasiyle de yabancılığımız, genel anlamda kopukluğumuz buradan kaynaklanıyor. Böyle bir kitabevi Ordu için bir tanışma, kaynaşma ve de kucaklaşma anlamına da gelecektir. Biz bunu Fikret TÜRKYILMAZ dönemleri KİTAPLI AYIŞIĞI RAMAZANLARI’nda yaşamıştık. Şimdi şehir çok büyüdü. Artı, üniversite var. Artı, artık büyük şehiriz.

YÂNİ, BİR KİTABEVİ; MEDET!

Bir de bölgenin en büyük AVM’sini yapmakla öğünen Ordu’nun kitabevlerinin bakkal menzilesinde kalması, büyüklerin işin bu tarafına bîgâneliği bir tezat olarak sırıtmaktadır. Eğer düşünülürse, bu çok acı bir durumdur aynı zamanda. Niye derseniz; 20 bin öğrenciyi misâfir ettiğimiz bir yerde ev sâhibi olarak onlara böyle medeniyetimize dâir mataryel ve imkânlar, irfanımızın aromasını taşıyan mâkul, müspet ferah mekânlar sunamıyorsak iyi bir ev sâhibi ve de ebeveyn değiliz demektir.

Bu arada, geçen hafta DİN DİLİ ve EDEBİYÂT konulu bir program tertipleyen, Diyânet-Sen Ordu 1. Bölge Şûbe Başkanı Kerim Alptekin’i, seçilişinin bu anlamlı ilk etkinliği dolayısıyla tebrik ediyorum. Duygu ve düşüncelerimizi orada da kısaca ifâde etmiştik. Tuna Eselioğlu ve Aydın HIZ Beyler ve izleyicilerden katkıda bulunanlar güzel düşünceler ileri sürdüler. Her anlamda, câmiayı da bir araya getiren, kaynaştıran, düşündüren, kitaba, kültüre yönlendiren böylesi etkinlikler devam etmeli.

Burada şunu da söylemek gerekir ki, çağın idrâkine, bu günkü gençlerin ve insanlığın anlayışına dîni sunabilmek adına yapılacak şey, onun dilinden konuşmaktır.  Bu da kendimizi yenilemekle, duygularımızı tâzelemekle; algımızı güncellemekle olabilecek bir şey. Din de bizden bunu istiyor zâten. Onun için ilk emir “OKU”dur.

İşte bundan dolayı şehir için, hepimiz için, geleceğimiz için kitap diyoruz, kitabevi diyoruz, kültür diyor, irfan diyoruz ve de bu noktada bizi yönetenlerden biraz da bu konulara ağırlık vermelerini, kısa zamanda bizi görkemli bir kitap merkezine ya da kitapçılar çarşısına kavuşturmalarını bekliyor, Yüce Mevlâ’dan, toplum olarak istikâmet anlamına gelen CÂMİ ve KİTAP eksenli bir hayâtı yaşamayı bizlere ve nesillerimize nasip etmesi niyazıyla cümleye sevgiler, saygılar ve de sonsuz mutluluk dileklerimizi sunuyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 485