Bugün: 16.12.2018

Türkiye Birliği Kurulsun!

Lâf olsun, torba dolsun diye söylemiyoruz.

Çok ciddîyiz. Hem, neden olmasın? Bir de, gâyet basit. AB olacaktı, olur TB! Tek bir harf değişikliğiyle mesele hâlloluyor!

Demek istediğimiz; Avrupa Birliği dağılıyorsa ve dünyâ için, en azından kimi bölgeler için birlik bir ihtiyaçsa, bunun dünyâ barışına katkısı olacağı düşünülüyorsa, o zaman, bölgede yıkılanın yerini dolduracak yegâne merkez ülke Türkiye’den başka neresi olabilir?

DÜNYÂNIN ÇEKTİĞİ!

Aslını sorarsanız bu işler aslında Türkiye’ye yakışır. Hem onun tecrübesi de var. Hayâl değil, yaşanmış örneği de var. Hem de en güzelinden. Fiilî örnek te alabildiğince sürüyor. Herkesin gözü burada. Bu, Türkiye’nin insânî ve de vicdânî potansiyelinin bir göstergesi.

Bunu bugün herkes görüyor ve söylüyor. Lâkin, zâten geçen yüzyılın başında onun dağıtılması çabaları da bundan dolayıydı. Sömürünün önündeki en büyük engeldi. Bu gün de aynı sebeplerle başı belâda.

İşte, nitekim, bakınız; Osmanlı sonrası, onların doğrudan ya da dolaylı olarak müdâhil olduğu Orta Doğu bugün kan gölü. Ramazan denilmiyor, bayram denilmiyor, çocuk denilmiyor, ihtiyar denilmiyor. Allâh aşkına, nedir bu dünyânın çektiği?

Bu ne vahim bir durum. Kanıksadığımız için pek farkında değiliz ama, insan olan insanın içine sindireceği şeyler değil aslında bu olan bitenler. Özellikle, cihan devletleri kurmuş bir milletin evlatları olarak bizlerin kabullenebileceği şeyler değil.

TÜRKİYE FARKI…

Diğer tarafta herkesin eli-kolu bağlı. Sâdece seyirci. Yine burada da Türkiye farkını belli ediyor. One minute diyor, Dünyâ Beşten Büyüktür diyor; bir şeyler söylemeye çalışıyor. Öylesine canavarlaşmış bir dünyâda bunun lâfı bile bayağı mesele. Kimileri bu sözleri bile, kendi siyâsî görüşü gereği göstermelik görmeyi yeğlerken, aslında dünyâ egemenlerinin şuur altımıza yüklediği etkileri yansıttığının farkında bile değil.

Öyle ya da böyle, bunlar söylenmeli. Konuşulmalı. Diğer yandan da arka plânda hazırlıklar ikmâl edilmeli. Söylemler, yeri geldiğinde eylemle desteklenebilmeli. Bunun için de alt yapı hazırlanmalı ki, üst perde boşluğa düşmesin. Ülkemizin bunu da yaptığına inanıyoruz. İnanmaktan öte, görüyoruz elhamdülillâh.

Şimdi gelinen noktada Avrupa Birliği hayâli, dört tarafı sularla çevrili ada ülkesi İngiltere’de suya düşüyor. Demekki bağlılık için, alttan tüneller, üstten uçaklar yetmiyor.

Beri yanda, Türkiye, dış coğrafyası ne kadar bölünse de, iç coğrafya îtibarıyla kopukluğa müsaade etmedi. Gönüller hep bir çarptı ve de çarpıyor. Nitekim, doğusu-batısı, güneyi-kuzeyi, başı sıkışan Türkiye’ye koşuyor. İşte Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar. Yaşama ve huzur iklimi anlamında, Akdeniz ve Ege sâhillerimiz de AB Üyesi ülkelerin vatandaşlarıyla dolu.

GÂVURU, MÜSLÜMANI…

Bunu her zaman düşünmüş ve söylemişizdir; Türkiye birlik kursa ve Müslüman-Hristiyan, Türk ya da Grek, Gürcistan, Ermenistan, Bulgaristan vs. çevre devlet ve topluluklar Türkiye etrafında kendi kimliklerini korumak sûretiyle, AB kriterleri örneği çerçevesinde halkalansa, dünyâ barışa erer mi, ermez mi? Bununla, çevre ülkeler de rahatlamaz mı en az bizim kadar.

Elbette ama, bundan rahatsız olanlar, bulanık suda balık avlamaya alışkın olanlar buna müsaade etmez. Etmez ama, bu kervan da artık böyle gitmez. Bu kanlara, kinlere, hendeklere, inlere dur deme zamânı gelmiş olmalı artık. Ülkemiz de bunu yapmaya çalışıyor. Elbette bunun bedeli ağır. Savaş PKK ile değil. Onlar üzerinden bütün dünyâ, yer üstü, yer altı egemenleriyle savaşıyoruz. Ve bu savaşı kazanacağız.

Çünkü buna ihtiyacımız var; en az bizim kadar bölgenin ve de tüm dünyânın ihtiyâcı var. Bunun için de önce kendimizin, tüm siyâsî, etnik, bölgesel, mezhebî yanlarımızı bir tarafa bırakıp bir olmayı, diri olmayı becerebilmeli, dünya sömürgenlerinin ekmeğine yağ çalacak tutumlardan kaçınmalıyız. Aksi takdirde dünya olduğu gibi, son tahlilde belki ülkemiz bile kurtlar sofrasında çerez olma durumuyla karşı karşıya kalacaktır Allâh korusun. Önce kendi menfaatimiz, sonra da tüm insanlık adına buna zerre prim verici davranışlardan kaçınmalıyız.

SAVAŞTAN BAYRAMA!...

İngiltere bir imparatorluk ülkesi. Bu son olay, bir bakıma batının da bir çözülüş sürecinin önemli yansımalarından biridir. Kim ne derse desin, mevcut hâliyle insan olan insanları tatmin etmeyen dünyâ düzeni güven ve îtibârını yitirmiştir. Tüm gelişmeler lehimizedir. İbre bizden yanadır. Dünyâ bir dönüm noktasında. Ülkemiz de. Dolayısıyla zorlu bir imtihandan geçiyoruz. Allâh yardımcımız olsun.

Ki oluyor ve de olacaktır da. Buna her zaman inanıyoruz. Bu ülke ne günler, ne devirler, ne yöneticiler, ne kanunlar, yönetmelikler, yasaklar gördü ama, şu ya da bu şekilde bu günlere geldi. Daha da gelecek inşâllâh. Dişimizi sıkmaya, bağrımıza taş basmaya devam. Pes etmek yok.

Rabbimiz ölenlerimize rahmet, kalanlarımıza da şehitlerin rûhu ve şefaatini nasîp eylesin inşâllâh. Şu Ramazan ayı her türlü duâ, ibâdet ve şehâdetlerin yüzlerce, binlerce katıyla değerlendirildikleri mübârek günler.

Bu duygu ve düşüncelerle berâber, mübârek Ramazan’ın şu son diliminde, hepimize onu necatla, yâni cehennemden kurtuluşla netîcelendirmeyi diliyor, bayramları bunun mutluluğuyla idrâk etmeyi hepimize nasîp buyurması niyâzıyla sizleri Allâh’a emânet ediyor, cümleye kalbî sevgi ve de saygılar sunuyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 700