Bugün: 16.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ulubey, Gülyalı; Yâr, Bâr, Gülizâr…

Ulubey, Gülyalı; Yâr, Bâr, Gülizâr…

“Nerde hareket, orda bereket” derler ya; bizim de bu ayımız daha bir öyle geçiyor.

Mübârek ayın mânevî bereketleri saymakla bitmez. Kürsülerde, ekranlarda anlatıldığından çok daha fazlasıdır. Çünkü, değil mi ki Yüce Mevlâ; “"İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfâtını da ben vereceğim" “Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır." buyurmuştur.

O zaman, hayâl edemeyeceğimiz sürprizler, dünyâ bayramlarından çok öte sevinçler, sonsuz mutluluklar bizi bekliyor. İnşâllâh, gerçek oruçlarla, feyizli teravihler, coşkulu salavâtlar, hakîkâtli namazlar, gerçek kardeşlikler, sevgiler, saygılar, infaklar, ikramlar, latîfeler, samîmî muhabbetlerle berâber bu sonucu elde edenlerden oluruz.

YARAŞLI, HOŞKÖY; PEZİK, HOŞGIRAN...

Hareket dedik te, geçen Salı iftarda, hanım köyde, Yaraşlı’daydık. Dut döktük, çocuklar kiraz topladılar. Sofrada medîne hurmasına kadar çok çeşitli nîmetler vardı. Ama, en orijinâli hoşgırandı. O, çocukluk günlerimizin mısır tarlalarının olmazsa olmazıydı. Ama şimdi, bir ürün olarak ayrıca yetiştirmek gerekiyor. Kayınvâlide, pancarlığında tıpkı lahana, maydanoz, pezik, marul gibi ayrıca yetiştirmiş. Allâh râzı olsun.

Dün akşam da Gülyalı, Hoşköy’deydik. Tam havaalanının karşısında, hemen yolun üstü. Câmisi de 1 Km yukarda. Bacanağın yeni dünürleri, Nâhit-Nâciye Cebeci çifti, kendi elleriyle, çoğunluğu kendi yetiştirmeleri, kendi bağlarından ikramlarla bizi ağırladılar.

Oğulları Nedim Damat da hamarat bir delikanlı. Eli her işe yatkın mâşâllâh. Doğrusu, böyle meziyetlerimiz olsun isterdik. Çünkü, Efendimiz buyurmamış mı ki; “Kavmin efendisi, ona hizmet edendir.” O zaman bu özellik çok güzel bir şey. Yine Efendimiz (SAV) bir çok işlerini kendisi yapmamış mı, evde eşlerine yardımcı olmamış mı?

Nitekim, O’nu kendisine örnek alan büyüklerimiz, müminde bulunması gerekli ahlâkî güzelliklerden söz ederken; “Tasavvuf ahlâkında esas, insanlara yâr olmak, bâr(yük) olmamaktır; gülzâr olmak, hâr(diken) olmamaktır.” demişlerdir.

Bunu da geçen gün radyodan kaptım. İsmi kaçırmışım, takvimde tevâfuk etti; söz Ubeydullah Ahrar’a âitmiş. Rabbimiz kendisinden ve bize bunu nakleden Esad Hoca’dan râzı olsun.

CEBECİ CENNET BAHÇESİ...

Her neyse, Cebeci âilesi tümüyle hamarat. Çok güzel bahçeleri var; âdetâ cennet bahçesi. Çok çiçekler, sebzeler, meyveler yetiştirmişler. İncir gibi, adı Kur’an’da geçen ve övülen Zeytin ağacı bile var. Toplayıp, sofraya getirdikleri yıllar da oluyormuş. Ayrıca limon, mandalina, hurma, âhududu, muşmula, vişne vs.

Sağolsun, Nedim Bey kiraz toplamıştı. Ama ben duttan söz edeceğim. Simsiyâh ve de ipiri. Ekşi dut dediğimiz cinsten. Bizim oralarda da var, fidancılardan alınıp dikilmiş. Cins aynı ama, burayı sevmiş ve de büyüdükçe büyümüş, karardıkça kararmış; bir bala dönüşmüş. Çok olgunlaşmamış, kırmızıları ekşimtırak. Bizim oralardaki gibi. Demek burada iklimini ve de toprağını bulmuş. Artanı da bir plâstik kaba koymuşlardı. Sahurda da yedik. Allâh râzı olsun. Rabbimiz de onlara cennet nîmetlerini tattırsın inşâllâh.

KÖYLER, CÂMİLER, KÖPRÜLER...

Burada da, değişik bir çay muhabbeti oldu. Teravih için câmiye gitmiştik. Câminin yanları hep ev. Yarı kasaba hüviyetinde. Alt kat çay ocağı, üstü câmi. Çok güzel. Namazı bitirip, daha merdivenleri inerken bir delikanlı bizi, daha doğrusu tüm cemaati çay tepsisiyle karşıladı. Câmiden çıkan herkes bardaklara konulmuş hazır çayları alıp, ayaküstü ya da isterse içerde masalarda oturarak içiyor. Câmideki kaynaşma burada sürüyor, buradaki muhabbet de câmide. Bu anlamda, böyle toplu yerlere heves etmemek mümkün değil.

Meselâ, yine söz edeceğim; dün bizim köydeydim; Eymür’de. Mezar üstüne giderken ikindi vaktiydi. Câmide namazı kılayım dedim. Hem de Ramazan olduğu hâlde hiç cemaat yok. Çünkü, köy dağınık ve de câmi, o zamanların ulaşım şartları dolayısıyla, köyün aşağısıyla yukarısının tam ortası olsun diyerek yanında yöresinde yerleşim olmayan, üstelik bayır diyebileceğimiz bir yere yapılmış. O da işte bu kadar oluyor. Biraz da bu açıdan, Şuayip’le araya köprü yapılmasını çok arzuluyoruz. Karşılıklı gelip gitmeler kolaylaşır da, ortalık biraz daha şenlenir diye. Bu arada, fırsat bu fırsat ilgililere de duyurularak hatırlatılır.

CUMÂ, KADİR; RAMAZAN, BAYRAM...

Cumada da İmam-Hatip Câmii’ndeydik. Emekli olduktan sonra pek yolumuz düşmüyor, özellikle cumâlarda. Görev yaptığımız yıllarda cumâlarımız genellikle orada geçerdi. İbrâhim Yüksel dayıyla berâber çok müezzinlikler yapardık dayı-yeğen olarak. Arkadaşlar bizlere latîfe ederlerdi. Devirler geçiyor, devranlar dönüyor, o günlerin yerlerinde yeller esiyor. Dünyâ fâni diye boşuna söylenmiyor. Dünler hep geçiyor, yarınlar yolda. Onlar da dün olacaklar. Bu böyle kıyâmete kadar sürecek. İşin sonu hayırlı olsun, önemli olan bu ve bunu başaranlara ne mutlu. Rabbimiz, Ramazan ve de, yarın (Çarşamba) idrâk edeceğimiz bin aydan hayırlı Kadir Gecesi yüzü suyu hürmetine lûtfeylesin inşâllâh.

Sözü bağlarken, öncelikle Kadir Geceniz ve bayramınızı tebrik ediyor, nice Ramazanlara ve bayramlara, tüm sevdiklerimizle berâber sıhhat-âfiyetler içerisinde ulaşmamız temennîsiyle, başta Hoşköy çaycısı, genç delikanlı kardeşimiz Remzi Cörüt olmak üzere, bereketli kiraz ağacından nasiplendiğimiz, Nedimlerin kapı komşusu, Bulancak Sarayburnu Câmii Dernek Başkanı Yusuf Ziyâ Sipahi’ye, bizlere Ramazan neşesini yaşamada, muhabbet havasını solumada büyük katkıları olan cümle dostlara teşekkürler yanında, bayramın tüm İslâm Âlemi ve insanlığa barış, huzur ve de hayırlar getirmesi niyâzıyla cümleye içten sevgiler, saygılar, sonsuz mutluluklar diliyoruz ves’selâm…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 230