DOLAR

18,8116$% 0.01

EURO

20,4382% -0.29

STERLİN

23,3099£% -0.23

GRAM ALTIN

1.164,52%-0,15

ÇEYREK ALTIN

1.917,00%-0,15

BİST100

5.191,83%-0,75

BİTCOİN

433602฿%-1.26744

İmsak Vakti a 06:08
Giresun HAFİF KAR YAĞIŞLI -5°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
X
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

26 Ocak 2023 Perşembe

    Toplum ve Siyaset İlişkisi

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Değerli okuyucularım,

    Aralık ayı ortalarından itibaren 2 ay kadar hastane ve evde tedaviye tabi tutuldum.

    Bu sebeple yazı gönderemedim. Hakkınızı helal edin ve bana dua buyurun.

    Nevzat Laleli

    Bir inancın, bir fikrin insanların hayatına girmesi, o fikrin yaşanmasını sağlar. Eğer bir fikir siyaset sahasına girmemişse o sadece iyi bir sohbet hatırası olarak kalır ve hiçbir değer taşımaz. Başkalarına iyilik yapmak iyi bir harekettir ama bu ferdi kalmaya mahkûmdur. Bu ve benzeri iyilikler kanunlara girerse, toplum bu iyilikle ulaşacak böylece de sosyal bünyede iyilik ortamı kurulmuş olacaktır.

    Bunun tersi de doğrudur. Ekonomik sıkıntı çeken birine bir Tefeci para verirken ondan faiz alması kötü bir iştir. Bunu sistemleştirerek bankalar kanalıyla her para alandan faiz istenmesi, geciken devlet alacaklarından faiz istenmesi ve hele zamanında ödenemeyen faizleri borca dâhil ederek faizinde faizinin istenmesi yani temerrüt faizi alınması çok daha büyük bir kötülüktür.

    Kendilerini İslami hareket olarak gösteren bazı cemaatler her sözlerinde imandan bahsettikleri halde siyasetten kaçıyorlarsa, bunlar sadece kalplerde saklı bir cevherden bahsediyor, o cevherin toplumun hareketlerini tanzim etmesini istemiyorlar demektir.

    “İnsanın dünyasını tanzim etmeyen, onun dünyadaki problemlerine çözüm getiremeyen bir dinin de din olma özelliği yoktur.”

    1969’dan önce ülkemizde iki siyasi hareket öne çıkmış, birbirleri ile didişip durmaktaydılar. Bunlardan AP Adalet Partisinin temsil ettiği zihniyete “Sağcılık”, CHP Cumhuriyet Halk Partisinin temsil ettiği zihniyete ise “Solculuk” deniyordu.” O yıllar CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, partisinin siyasi yerini belirtmek için; “Biz ortanın solundayız” diye açıklama bile yapmıştı.

    Halkımız bu iki hareketten Sağcılığı Müslümanlık, solculuğu ise İslam karşıtlığı olarak görüyor, ona göre onlara destek oluyor ve seçimlerde oyunu kullanıyordu. Siyasiler de sözleriyle ve hareketleriyle bu oluşumları körüklüyor, bu yanlış fikrin canlı kalmasını sağlıyorlardı.

    Hâlbuki ABD’de kurularak bütün dünyaya ihraç edilen sömürücü, ahlaksız, faizci düzenin sahipleri Adam Schmit, Keynils, Durkaym, Darvin, Froud birer Yahudi idiler.

    Güya bu sistemin alternatifi olarak takdim edilen ve Rusya’da kurulan Komünizmin kurucuları Karl Mars, Lenin, Troçki de birer Yahudidirler.

    Kapitalizm de kâr da faiz de serbest bırakılmış, Komünizm de ise kar da faiz de yasaklanmıştır.

    Kapitalizmin yürütücüleri Patronlar, Holdingler ve çok Uluslu şirketlerken, Komünizmin yürütücüleri bizatihi devlet idi. Halk her ikisinde de ezilen ve sömürülen sınıfı oluşturuyordu.

    Özel sektörcü faizci, sömürücü ve ahlaksız kapitalist sistem ile Devlet patronlu insan tabına aykırı Komünist sitem ve bunların elinde halk…

    DİNİMİZDE SAĞCILIK VE SOLCULUK

    Zira Kur’an-ı Kerimde; “Defteri amelleri sağından verilecek olanlar ve defteri amelleri solundan verilecekler olanlar” olarak iki zümre bildirilmekteydi. Aslında bu siyasi hareketler ABD’den dünyaya ihraç edilen faizci, sömürücü ve ahlaksız Kapitalist düzen ile Rusya’dan dünyaya ihraç edilen kar ve faizin yasak olduğu insan tabına aykırı Komünizm düzenlerinden başka bir şey değildi. Kur’an-ı Kerimin tasnifine her ikisi de defteri amelleri solundan verilecek insanlar gurubuna girmekteydi. Peki, neredeydi defteri amelleri sağından verilecek Hak’ka bağlı insanların siyasi hareketi?

    1969 yılında Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın önce Bağısızlar harekâtı sonra MNP Milli Nizam Partisi ve diğer siyasi çalışmalarını değerlendirirken buna dikkat edilmesi gerekir. Erbakan Hoca bu iki yanlış siyasi hareketin karşısına bir üçüncü siyasi hareketi oturtmuş ve adına “Milli görüş” demişti. Gençlerimiz, bu siyasi hareketleri belirtmek ve bunların hangisinin yanında yer aldıklarını söylemek için; “Ne sağdayız, ne sol da. Hak yoldayız hak yolda” sloganını atıyorlardı.

    Devamını Oku

    Omuz Omuza Bir Ömür

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ender yetişen insanla bir ömür birlikte olmak ve onun sevk ve idaresine razı olarak çalışmak her kula nasip olacak Rahmet-i İlahi değildir. İşte bu kardeşiniz bu büyük ilahi lütfa mazhar olmuş bahtiyar insanlardan birisidir. 1968 – 2011 yılları arasında Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la omuz omuza çalışmış bir kardeşinizim. Hayatının baharında hem mürşit, hem emir vasıflarına sahip bir insanla birlikte olmaktan Allah’a hamd eder, sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’e salât ve selam ederim.

    Yüksek tahsil için 1968 – 69 öğrenim yılının başında babamla birlikte, Mühendislik tahsili yapmak için Ankara’ya geldik ve eski adı Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu, şimdi adı Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi olan okulun önce açılış merasimine katıldık. Merasim bitince, veliler ve öğrencileri okulun anfisine aldılar ve orada üzerinde beyaz bir önlük giymiş bir Profesörün ‘İslam ve İlim’ adındaki konferansına dinledik.

    Bu zat konferansında; ilimlerin kurucularının İslam âlimleri olduğunu, matematik, tıp, kimya, trigonometri, cebir, uzay bilimleri ve diğer ilimleri ilk bulan ve kullananların Müslümanlar olduğunu, isimler ve buluşlar vererek anlattı. Batılıların bu ilimleri en az 500 sene daha sonra sahip olduğunu vurguladı.

    Daha sonra biz derslere katılmaya başladık. Mühendislikte ‘İmalat Usulleri’ adıyla bir dersimiz vardı. Bu derse giren Hocamızın, bize açılışta konferans veren Hocamız olduğunu gördük ve adının Prof. Dr. Necmettin Erbakan olduğunu öğrendik. Bu Hocamız İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki dersleri arasına bizim okulumuzu da almış haftada 1 Ankara’ya gelerek bize ders veriyordu. Tabii hafta içi derslerimize de yanında asistan olarak çalışan şimdi Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da giriyordu.

    1968 yılı, ülkemizde Müslümanlığın hor ve hakir görüldüğü, sadece kapıcı ve odacıların merdiven altı boşluğunda namazlarını kıldıkları yıllar. ‘Yeryüzünün iyiliğe programlanmış tek insanı Müslüman’ın, ‘Gerici, Yobaz, Softa…’  ilan edildiği yıllar.

    Çok şükür ben ailemden aldığım şuurla ortaokuldan beri namazlarımı düzenli olarak namazlarımı kılmaya çalıştım. Yüksek Okul’da da okulun mescidine iner namazlarımı orada cemaatle kılardım. Bir de ne görelim, namaz kılanlar arasında derslerimize giren Hocamız Prof. Dr. Necmettin Erbakan da bulunması bizi fevkalade memnun ediyordu.

    Bir ders çıkışı Hocamızla birlikte yürüyorum. O’na bayramda Konya’da karşılaştığım kendisi ile ilgili bir olayı anlattım. O da, bu sebeple beni tanımış oldu. Bir beni arkadaşlarımla arattırarak yanına çağırmış. Kendisinin okulda bulunduğu bir saatte yanına gittim. Bana; “Seni yetiştireceğiz” dedi.

    “Hocam ne yapacak da beni yetiştirecek?” diye merak ederken İstanbul’da yayınlanan bir ulusal gazetenin Ankara bürosunda büro elemanı ve muhabir olarak çalışmaya başladım.

    GAZETECİ YETİŞTİRMEK

    “Tanrı’yı insanlar yarattı” diyen Eski Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in olaylı cenazesinde Maltepe camisinde muhabir olarak bulundum, gazeteme haberler geçtim. 1969 seçimlerinde Bağımsızlar Harekâtı olarak bilinen Erbakan ve arkadaşlarının haberlerini gazeteme bildiriyor, gazetenin Ankara bürosunun bir odasını seçim karargâhı olarak kullanan Ankara Bağımsız Milletvekili adayı Elektrik Mühendisi Osman Kirişcioğlu’nun çalışmalarına yardımcı oluyordum.

    Seçim gecesi TRT’nin seçim haberleri bürosunda muhabir olarak bulunuyor, seçim neticelerini gazeteme iletiyordum. Oradaki muhabirlerin hemen hepsi o günün siyasi devleri Süleyman Demirel’in Adalet Partisi (AP) ve İsmet İnönü’nün CHP’si ile ilgilenmiyor sadece bir çocuk seviyesindeki Prof. Erbakan’ın Konya Bağımsız Milletvekili seçimlerde alacağı oyla ilgileniyorlardı. Neticede Hocamız 3 milletvekili reyi ile Konya Bağımsız Milletvekili olarak Meclis’e girmeyi başardı.

    Sonra Odalar Birliği Başkanlığı’nı seçimle kazanan Hocamızı, Demirel Hükümeti polis zoruyla görevinden alıyordu. Bu ve benzeri bütün haberler yüzde yüz doğru bir şekilde gazeteme iletiyor, okuyucularımızın doğru habere ulaşmalarını sağlıyordum.

    Daha çok fotoğraflara ağırlık verdiğim bu albüm, Hocamızın ‘Milli Görüş’ Partilerinin Genel Başkanlığı benim de partilerimizin Gençlik Kolları Genel Başkanı olarak birlikte yaptığımız çalışmaları ihtiva etmektedir.

    HOCAMIZ BENİ TANIYOR

    Aynı yıl içinde mübarek bir bayram günü Konya’dayım. Arkadaşlarımla birlikte; “Sağcı partilere bayramlaşmaya gidelim” dedik. O sıralarda henüz Milli Görüş yok. Sağcı parti olarak Adalet Partisi var, daha sonra adı MHP olacak olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) var.

    CKMP’de bayramlaşma esnasında birisi; “Prof. Erbakan adında birisi, yeni bir parti kuracakmış” dedi.

    Ben; “Allah Allah… Prof. Erbakan bizim Hocamızdır ama ben ondan böyle bir şey duymadım” diye düşündüm.

    Bayram tatili sonrası Ankara’ya döndüm ve Hocamızın bir dersinden sonra Hocamızla birlikte yürüyerek okuldan çıktık.

    Ben, Hocama, “Hocam, Konya’da böyle bir şey duydum, bu sözün aslı var mı?” diye sordum.

    Bir taraftan yürüyoruz. Ama Hocam derin bir düşünceye daldı. Anladım ki Hocamız müşkül bir duruma düştü.

    O henüz cevap vermeden ben tekrar konuşarak; “Hocam, sizi müşkül duruma sokmuşsam sorumu geri alıyorum” dedim.

    Bu sefer Hocamız kendisini mutlaka bir cevap vermeye mecbur hissetti ve; “Kurulursa iyi olur, demişimdir” dedi.

    Aradan birkaç gün geçince de beni yanına çağırarak; “Nevzat seni yetiştireceğiz” diyerek, o günlerde yayın hayatına yeni başlayan Bizim Anadolu Gazetesi’nin Ankara bürosuna elaman olarak çalışmamı sağladı.

    Buradan bütün gençlerimize bir tavsiyede bulunuyor ve; “Gençler, sizler de yetişmek isterseniz, inancımızın başkalarına ulaşmasını sağlayacak bir medya gurubunda çalışmalı, yazı yazmalı, gazete taşımalı, kamera çekmelisiniz…” diyorum.

    Devamını Oku

    Bir Kızımız Yazıyor

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Aşağıda okuyacağınız mektubunda H. A. adında bir genç kızımıza aittir. Bu kızımız mektubunda diyor ki; “Hayallerimin başında hiç şüphesiz, eşim olacak delikanlının beni sevmesi, benim de onu sevmem gerekir. Her genç kızımız kocası olacak delikanlının, yani “beyaz atlı prensinin” anlayışlı, yakışıklı, bir kariyer sahibi ve çevresinde saygınlık uyandıran bir insan olmasını ister. Tabii biraz da varlıklı olması gerekir ki kendisini başkalarına muhtaç etmesin” diye yazıyor.

    BİR GENÇ KIZIN HAYALİ

    Sizi ve çalışmalarınızı uzun süredir takip ediyorum. İnternet sitelerinde yazılarınızı okuyor bu konuda verdiğiniz konferansların notlarını takip etmeye çalışıyorum. Sonun da size bu mektubu yazmayı uygun buldum.

    “Her genç kız gibi benimde geleceğe yönelik birçok hayallerim vardır. Öğrenimi tamamlamak, bir kariyer sahibi olmak, iyi bir iş sahibi olmak, sonra kendisini anlayan ve seven, kendisinin de onu sevdiği ve “kocam” diyebileceği bir erkeği olmak. Daha sonra çocuklarının annesi olmak. Bunlara bakmak, bu çocukları ile mutlu bir hayat yaşamak istiyorum. Bu hayaller için de en önemlisi hiç kuşku yok ki evleneceği erkeği seçmek, böylece mutlu bir hayatın kapısını aralamak, geliyordu.

    Çevremde birçok kız arkadaşım, kendilerine bir takım erkek arkadaşlar bularak onlarla flört etmeye başlamışlardı. Her bir arkadaşım, delikanlı ile neler konuştular, neler yaptılar, nasıl heyecanlar yaşadılar bunları bana anlatıyorlardı.

    Ben bunları dinliyorum ve içimden bir ses bana; “(H), senin bu kızlardan neyin eksik. Flört eden kız arkadaşlarına söylesen onlar da erkek arkadaşlarına söylerler ve sana da bir erkek arkadaş bulurlar. Veya sınıfta beğendiğin delikanlıya biraz hissettirirsen o seni hemen arkadaşlığına alacaktır” diyordum.

    Aynaya bakıyor, çirkin bir kız olmadığımı görüyordum. Hatta güzel bir kız bile sayılırdım. Boyum, bosum yerindeydi. Giydiklerime dikkat ediyor, eteğim ile ayakkabımın, çorabım ile çantamın uyumlu renkleri taşımasına dikkat ediyordum. Saçlarını itina ile tarıyor, ancak kabartarak delikanlıların dikkatlerini üzerinde toplamaktan kaçıyordum.”

    Ama ben bu yolu tercih etmemiş, her şeyimi ama her şeyimi kendisine “kocam” diyebileceğim bir delikanlıya vermenin erdemini taşımak istiyordum.

    FLÖRTTEKİ YANLIŞLIKLAR

    Çevremde bir delikanlılar ile flört eden kız arkadaşlarım vardı. Ancak flört eden arkadaşımın o yılışık hallerini, oğlanın yapışkanlığını ve cüretini hoş karşılamıyordum. Sonra benden büyük bazı kızlar flört ederlerken, delikanlı tarafından terk edilmişler ve bu kızlar büyük yalnızlık içine itmişlerdi.

    Yine çevremde flört ettiği ve kendisini çok seviyorum, dediği delikanlı ile evlenen ancak birkaç sene sonra boşanarak ayrılan bazı kızlar tanıyordum. Bunlar flört ederlerken, “kendi evleneceğim eşimi kendim tanımak ve daha sonra onunla evlenmek isterim” dedikleri halde evlilikleri fazla uzun sürmemişti.

    Kendi kendime soruyordum, “Bu nasıl tanıma ve nasıl evlenme… Maden birbirinizi tanıdınız ve evlendiniz. O halde niçin boşanıyorsunuz?”

    Boşanan kızların durumu gerçekten içler acısıydı. İlk evliliği boşanma ile sonuçlanan bu kızlara, evlenmek için hiç kimse talip olmuyordu. Bunlar kızken etraflarında pervane gibi dönen insanlardan artık kimse kalmamıştı. Boşanan bu kızlar toplum içinde ikinci derecede bile değil, ta dördüncü dereceden düşmüşlerdi.

    Sonra annem veya babam, benin flört etmesini nasıl karşılarlardı? Her halde hoş karşılamazlar diye düşünüyordum. “Annem ve babam, benim her zaman iyiliğimi ve mutluluğumu istemişlerdir. Onların benim flört etmeme sıcak bakmamaları da yine benim iyiliğim içindir. Onlar memnun olmadıkları halde ben flört edersem onların kalplerini kırmış ve üzerimdeki haklarını çiğnemiş olmaz mıyım?” diye aklımdan geçiriyordum.

    Geçenlerde ablamın (S) adında ki bir kız arkadaşı anlatmıştı. “Nişanlım Bülent, bana talip olmadan önce çok beni araştırmış. Hatta nişanlandıktan sonra da araşmasını sürdürmüş ve beni gözlemlemiş. Benim daha önce hiçbir erkekle konuşmamış biri olmadığı anlayınca bana talip olmuş ve benimle nişanlanmayı kabul etmişti” demişti.

    İşin başında olması gereken en önemli şey, yaratıcımızın bu konuda ki emir ve yasakları nelerdir?” Çünkü flört yapanlar, kız olsun erkek olsun, bunlar birbirleri ile nikâhlı değillerdi. Ama yaşadıkları hayat sanki nikâhlı iki insanın hayatıydı.

    Bu kafamı kemiren soruları din ve ahlak dersi hocası Ahmet Hoca, zaman zaman derste açıklık getiriyor; “Bakın çocuklar. Flört yapmak, dinimizde yasaklanmıştır. Yaratıcımız bir erkek ve kızı, ancak nikâhlanmak suretiyle birbirinin helali olabilirler. Flört yapan erkek ve kızın tutuşmuş oldukları elleri, bunlar birbirinin helali değillerse o zaman helakleri (dünya ve ahiret zararları) olur” diyordu.

    Ama bu Hocayı dinleyen pek olmuyordu. Onlar birbirlerine, falan dizide kız oğlana ne demiş, oğlan kıza ne yapmış bunları konuşuyor, dizi de seyrettiklerini kendileri de uygulamaya çalışıyorlardı.

    İşte bütün bunları düşünüyor ve bir gün kendisinin de bu acı yalnızlığa itilmemesi için “yapılacak flörte ile bu yolla evlenmeye değer mi, bütün bu acılar?” diyordum.

    Duyuyor ve takip ediyorum ki HAY-DER, Hayırda Yarışanlar Derneği “Yuvamız” diye bir büro açmış. Genç kızlar hiçbir riziko taşımadan hayallerinde ki “Beyaz atlı prenslerini” oradan bulmaları mümkün olabiliyormuş.

    Ne güzel bir haber bu… Böylece genç kızlarımız, bünyesinde büyük tehlikeler taşıyan “Flört yapmak” yerine buradan kendileri işin uygun eş bulabilecekler” diyerek bizlere, selam ve saygılarını sunuyordu.

    Devamını Oku

    Milli Görüş Çalışmalarım

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bu öz geçmişte mesleki ve ticari çalışmalarım yazılmamıştır.

    – 1968 Mühendislik tahsiline başlama Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile onun asistanı Temel Karamollaoğlu’nun öğrencisi

    – 1969 MNP Gençlik kolları Genel Başkanı

    – 1971 MSP Yenimahalle ilçe Başkanı

    – 1972 Makine Mühendisi olarak mezun olma

    – 1972 TÜMAŞ ta Mühendis olarak çalışmalar. Genel Müdür Recai Kutan

    – 1974 Başbakan yardımcılığı Özel kalem Müdürü.

    – 1974 MSP Gençlik Kolları Genel Başkan

    – 1975 Sanayi Bakanı Danışmanı Ağır sanayi yüksek ihtisas okulu Yönetim Kurulu Başkanı

    – 1975 MSP Denizli müfettişliği

    – 1977 MSP Ankara Milletvekili adayı

    – 1978 Kur’an Kursları Federasyonu Genel Başkanı

    – 1980 12.Eylül muhalefete ihtilal

    – 1980 MGV Milli Gençlik vakfı Genel Başkanı (Bu çalışma 17 yıl devam etti)

    – 1ğ81 RP Afyon, Uşak, Denizli müfettişliği

    – 1983 Konya Bağımsız Milletvekili adayı

    – 1984 Gençlik dergisi sahip ve yazarlığı 20.000 tirajlı aylık dergi

    – 1984 Kıvılcım çocuk dergisi sahip ve yazarlığı 20.000 tirajlı aylık dergi

    – 1987 RP Denizli. Millet vekili adayı

    – 1997 MGV den ayrılma ve Milli Gençliğin Şeref Başkanı (1878 şube, Üniversitelerde teşkilatlanma 250 bin Üniversite genci)

    – 1995 RP Ankara Milletvekili adayı

    – 1999 Yuvamız Evlendirme çalışmaları YUVAYI KURUYOR VE KORUYORUZ

    – 2012 HAY-DER Hayırda Yarışanlar Derneği Genel Başkanı

        MUTLU İNSAN, SAĞLAM AİLE, GÜÇLÜ TOPLUM

    – 2012 6 yerel gazetede ve 6 İnternet sitesinde yazı yazma

              KİTAPLARIM

    – 2018 Dünya ve ahiret saadeti kitabımın yayını

    – 2019 Flört yangını kitabımın yayını

    – 2019 En güçlü silah MEDYA kitabımın yayını

    – 2020 Dünya ve ahiret saadeti kitabımın yayını

    – 2022 ADİL DÜZENİ DOĞRU kitabımın yayını

    Allah’ım, benden bu çalışmaları senin yolunda yapılan çalışmalar olarak kabul et ve bu çalışmalara madden ve manen destek verenlerden de razı ol.

    Nevzat Laleli

    Milli Gençliğin Şeref Başkanı

    Devamını Oku

    Evlenmede Akıl Öne Alınmalı

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Evlilik; iki ayrı cinsin kendi kararları ile hayatlarını birleştirmeleri ve bir arada yaşamaları demektir. Çünkü ister erkek ister kadın olsun hayatlarının bütün dönemlerinde ihtiyaçlarının karşılanmasını isterler. Bu ihtiyaçlar, bizzat kendilerinden kaynaklanabildiği gibi kendi dışından kaynaklanabilir.

    Allah (c.c) ilk insanı yani Hazreti Âdem’i yarattı. Hz. Âdem cennette olduğu ve ihtiyaçlarının karşılanmasında hiçbir zorluk çekmediği halde bir ruhi yalnızlığın içerisinde olduğunu bilen Allah, ona eş olması için Hazreti Havva validemizi yarattı. Böylece ilk evli çift meydana geldi. Bunların yeryüzüne gönderilmeleri ve evlenerek çoğalmaları sebebiyle de bugün yeryüzünde bulunan altı milyara yakın insan oluştu. Allah’ın (c.c) koymuş olduğu bu ilahi kanun kıyamete kadar devam edecek ve bundan sonra dünyaya gelecek insanlar da yine iki ayrı cinsin evlenmesiyle yaratılacaklardır.

    EŞDE TERCİH

    Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Kadın şu dört hasleti için nikâhlanır… Malı, asaleti, güzelliği ve dini. Sen dindar olanına bak.” (Ebu Hureyre r.a.) buyurmuştur.

    Peygamberimizin dikkatimizi çektiği din, insanın dünya görüşü demektir. Bir başka ifadeyle kim, dünyada işlerini hangi ölçülere göre yapıyorsa o ölçüler onun dini demektir.

    Asr-ı Saadette insanlar evleneceği kimsede iman, güzel ahlak, edep ve terbiye gibi manevi değerleri ararken, bugün gençlik, güzellik, zenginlik, makam, mevki, mallar, katlar, yatlar aramakta, maddeye dayalı kurulan yuvalar yine madde ve menfaat için yıkılmaktadır.

    Birbirlerine uygun iki insanın bir araya gelmesinde mutlu bir hayat, ayrı dünyaların insanlarının bir araya gelmesinden ömür boyu mutsuzluk oluşmaktadır. Büyük ümitlerle ve maddi imkânların birleştirilmesi ile kurulan yuvaların yıkılması ile karı ve kocanın yanı sıra çocuklar etkilenmekte ve perişan olmaktadırlar. Boşanan eşleri adı “dul”a çıkmakta ve bugün toplumumuzda ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmaktadır.

    EVLENMEK AMA NASIL?

    Evlenme, birlikte hayat süreceği karşı cinsten bir insan için karar vermektir ve hayatın en önemli dönüm noktasıdır. Evlenmeye verilecek karar sizi, ya hayat boyunca mutlu edecek veya mutsuz bir hayatın içerisinde çırpınıp duracaksınız.

    Çevrenizde birçok mutlu çiftler olmakla birlikte, birbiriyle geçinemeyen mutsuz çiftler de görürsünüz. Mutlu çiftleri takdir ederken, mutsuz çiftlerin bu mutsuzluklarındaki sebebi araştırırsanız, onların birbirleriyle aynı dünya görüşünü paylaşmadıklarını görürsünüz. Biri Dünya’da yaşarken diğeri sanki Mars’ta yaşamaktadır. 20–30 sene birlikte güzel güzel anlaşarak yaşayan bazı çiftlerin sonradan birbirleriyle geçinemez olmaları, eşlerden birinin dünya görüşünde değişiklik olmasındandır. Mutlu bir evlilik bu fikri değişiklikle yıkılmaya doğru gitmektedir.

    Bu nedenle eşler birbirleriyle fikrî uyum içerisinde olmalı ve aynı dünya görüşünü paylaşmalıdır. Evlilik öncesi araştırmalarda eşler birbirlerindeki önemli özelliklerin tespit etmeli ve evlenmeye karar verirken aklı ön plana çıkarmalıdır. Adına sevgi veya aşk denilen hissi duygular, bu karara karıştırılmamalıdır.

    Bir şey hakkında karar verirken, hele bu evlilik gibi çok önemli bir konu ise mutlaka akılla ölçüp tartmalı ve karar ondan sonra verilmelidir. Hislerle verilen kararlar ya da karar vermede hislerin öne çıkartılması, verilen kararın isabetli olmadığı, tarafları acılar içerisine düşürünce görülmektedir. Zira hislerle verilen kararlar, çoğu zaman isabetli değildirler.

    Gençler genellikle; “evleneceğim insanı kendim görecek, onunla tanışacak ancak ondan sonra evlenmemeye karar vereceğim” demektedirler. Elbette hiçbir evlenme metodunda evlenecek iki insanın birbirini görmesi engellenmemiştir.

    EVLENECEĞİ KIZI GÖRMEK

    Bir genç peygamberimize gelerek; “Ben falanca hanımla evleneceğim, ne dersiniz, ya Rasulullah.” deyince, Peygamberimiz; “Onu gördün mü?” diye sormuştur. “Görmedim ama güzel diyorlar” deyince, yine “Onu gördün mü?” diye sormuş. Gencin, “Görmem biraz zor demesi üzerine” de; Peygamberimiz bir kere daha, “Onu gördün mü?” diyerek sorusunu üç kere tekrarlamıştır. Bu tekrarlar, evlenecek eşlerin birbirlerini görmeleri ve tanımalarının, dinimizde ne kadar önemli yeri olduğunu göstermektedir.

    Evlenecek insanların birbirlerini görmeleri ve tanımaları evlenmeye karar verirken önemli bir husustur. Ancak buradan tehlikeli sahalara girilmemelidir. “Biz, birlikte gezeceğiz, birlikte seyahatlere çıkacağız, kalabalıklardan köşe bucak kaçacak yalnız kalmaya çalışacağız, güleceğiz, oynayacağız.” diyenler, yanlış bir sahada at koşturduklarının farkına evlendikten sonraki birkaç yıl içinde varmaktadırlar.

    Bu uygun olmayan sahaya “flört etmek” denmektedir. Bu dönem eşlerin birbirlerine karşı davranışları ve birbirlerini algılamaları hep “hissi” olmaktadır. Bu dönemde gençler, karşı tarafın kendisini beğenmesini istediğinden birbirlerine daha güzel-yakışıklı, daha zengin, daha uyumlu bir çift gibi görünme gayreti içine girmektedirler.

    Bu arada yaratıcımızın karşı iki cinse verdiği cazibe gücü, çalışmaya başlamış ve gençler arasında bir sevgi ve/veya aşk oluşmaya başlamıştır. Adına ister sevgi, ister aşk deyin bu duygular, hissi duygulardır. Ve bundan sonra verilecek evlenme kararı, bu hislerin tesiri altında verilecek” demektir.

    FLÖRT METODU

    Hissi duyguların tesiri altında evlenenler, çoğu zaman mutlu olamamaktadır. “Cicim ayları” geçtikten ve her bir eş normal yaşayışa dönmekte, eşlerden her biri birer “şok” yaşamakta, göz de büyütülen insanın meğer ne kadar normal olduğu, hatta flört esnasında göremediği kusur ve hatalarının bulunduğu görmekte, bin bir ümit ve maddi imkânlarla kurulan yuva çatırdamaya başlamakta ve hatta yıkılmaktadır.

    Bizim milli değerlerimiz, evlenmenin hissi duygularla kararlaştırılmasını değil, aklın öne çıkartılarak “evlenmenin akılla karar verilmesi” metodunu ortaya koymuş ve böylece eşleri, çocukları, bütün bir aileyi ve hatta toplumu korumuştur.

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.