DOLAR

32,5889$% 0.34

EURO

34,8215% 0.22

STERLİN

40,5122£% -0.24

GRAM ALTIN

2.506,58%0,90

ÇEYREK ALTIN

4.275,00%0,62

BİST100

9.693,46%1,77

BİTCOİN

2100546฿%1.76121

Akşam Vakti a 19:14
Giresun PARÇALI BULUTLU
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X


ABD Ne Demek?

Çok uzun yıllardır Türkiye ile ABD birçok platformda müttefik (!) olarak yer aldı ve almaya da devam ediyor. Ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları üzerinde yapılan birçok anket ve kamuoyu araştırmalarında ABD, en nefret edilen bir ülke olarak öne çıkıyor ve hatta çoğunlukla 1. sırayı kimseye kaptırmıyor.

Gerçekten bu araştırılması gereken bir konudur. Çünkü toplum ABD’den nefret ediyor ancak; bu toplumun seçtiği devlet adamları ‘ABD ile iyi geçinelim, yoksa başımız ağrır’ mantığı ile olsa gerek her türlü kötü muameleye rağmen yapılanları yok sayarak müttefikimiz (!) ile iyi geçinmenin yollarını arıyor. Bu aslında emperyalizm dediğimiz olgunun doğurduğu bir sonuçtur. Zamanında Osmanlı İmparatorluğu’ndan da tüm dünya ülkeleri çekinirdi. Netice itibari ile Osmanlı da emperyalizm ve fetihler kültürü üzerine yönetilen bir devlet oluşumuydu. Belki de diğer emperyalist ülkelerden tek farkı sömürgeci ve baskıcı zihniyetten uzak olmasıydı. Aslında hiçbir toplum normal şartlarda kendi ülkesinin kendi kontrollerinden çıkmasından hoşlanmaz ve tepki gösterir. Zaten Osmanlı bu sebepten dolayı 600 sene hüküm sürmüştür.

Ancak bütün emperyalist ülkelerin ortak noktası bugünkü tabiri ile ‘Süper Güç’ olmalarıydı. Tarih bunların örnekleri ile doludur. Örneğin Moğol İmparatorluğu, Orta Asya Türk İmparatorlukları, Roma ve Bizans İmparatorlukları, Osmanlı İmparatorluğu vs… Emperyalist devletlerin ortak noktalarından biri ise sömürdükleri ülkelerden geri çekilmişler ve hatta tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Günümüzde de adının sonunda imparatorluk yazmayan ancak emperyalist ve sömürgeci düşünce ile güçsüz ülkelerde hâkimiyet kuran ülkeler var. Mesela İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz vs… Son dönemlerde ise ABD emperyalizmin önderliğini yapmaktadır. Sevindirici olan ise ABD’ye kadar ismini belirttiğim ve belirtemediğim emperyalist ülkelere karşı sömürülen bu halklar kısa, orta veya uzun vadede özgürlüklerini kurtuluş mücadelesi göstererek kazanmışlardır.

Aslına bakarsanız Türk halkının yapmış olduğu ‘Kurtuluş Savaşı’ da emperyalizme karşıdır. Bu savaş birçok sömürülen halk için örnek teşkil etmiştir. Bu açıdan bakıldığında Türk halkı dünyadaki emperyalist güçler tarafından her zaman bir ‘Çıbanbaşı’ olarak görülmüştür ve ‘Kurtuluş Savaşı’nın rövanşını muhakkak almak isteyeceklerdir.

Cumhuriyet tarihimiz bu rövanş mücadelelerini defalarca yaşamıştır. 10 yılda bir yapılan askeri darbelerin Türkiye’nin sadece iç meselelerinden dolayı oluştuğunu düşünmek tek kelime ile ‘Ahmaklıktır’.  Bir kardeşi solcu, diğer kardeşi de sağcı yaparak ve ellerine seri numaraları birbirini takip eden silahları tutuşturanlar ve bu rövanş mücadelesine maddi kaynak sağlayanlar aynı ‘Süper Güç’tü. Bu müdahaleler Türkiye’de kardeş kavgasını körüklemeye yönelik toplumsal gelişimini engelleme hareketleridir ve kaynağı toplumun büyük kesimi tarafından bilinmektedir. Türkiye için söylenen bir söz var: “Kurudukça sulanan, büyüdükçe budanan köklü bir ağaç.” Özellikle ABD’nin bazen yaptığı askeri yardımlarını Kıbrıs savaşında yapmaması ve Türkiye’ye ambargo uygulaması bu sözle oldukça güzel örtüşmektedir.

ABD dediğimiz ülke bugüne kadar oldukça fazla toplumsal trajediye imza atmıştır ve belki de Anti-Amerikan düşünce dediğimiz Amerikan karşıtlığının sebeplerini bu şekilde oluşturmuştur. Vietnam ve Japonya bunun en güzel örneklerinden bazılarıdır. Günümüzde hâlâ atom bombası ve kimyasal silahlardan dolayı sakat bebekler doğmaktadır. Afganistan ve Irak’ta yaşananlar ise ABD ikiyüzlülüğünün zirve yaptığı olaylardır. Rusya dağılmadan önce S.S.C.B. ile savaşan Taliban gerillalarına silah ve maddi destek sağlayan ABD, bugün Taliban’ı terörist ilan ederek onlara karşı savaş açmıştır. Bu trajikomik bir durumdur. Irak’ta da benzer bir olay yaşanmıştır. İran-Irak savaşında İran’a karşı Irak’ı ve dolayısı ile Saddam’ı silah ve para ile destekleyen ABD, maşası ile işi bittiğinde ne yapılması gerekliyse onu yapmış ve Saddam’ı idam ettirerek (ederek) ondan kurtulmuştur. Aynı ABD, Abdullah Öcalan’ı paketleyip bize teslim ettiğinde tek şart olarak idam edilmemesini istemiştir. Onların düşüncesine göre idam cezası doğru değildir. Ancak aynı ABD hem Saddam’ı idam ettirtmiş (etmiş), hem de kendi hukuk sisteminde idam cezasını uygulamaya devam etmektedir. İdamın insanlık adına utanç verici bir şey olduğunu belirten ve Türkiye’de uygulanmaması için her türlü baskıyı uygulayan ABD’nin bu yaptığı tamamen bir tezattır.

ABD’nin kullandığı bir başka maşa da PKK’dır. Türkiye ne zaman PKK’ya karşı askeri hareket teşebbüsünde bulunmak istese ABD izin (!) vermemektedir. Sebebine gelince ise Türkiye’nin terör belasından kurtulmasını ABD ve bu ülkedeki silah satan uluslararası firmalar istememektedirler. Çünkü onlar para kazandıkları bataklıkların kurumaması için o ülkede her türlü siyasi ve ekonomik krizleri çıkarmak için çalışırlar. Bundan korkan ülke yöneticileri ise ülkenin siyasi ve ekonomik bir krize sürüklenmemesi adına ABD’nin sözünden dışarı çıkmamaktadırlar.

Son günlerde yaşanan askeri hareketlilik, beklendiği gibi ABD’den ters tepki gördü ve zaten müttefikimizden (!) farklı bir şey de beklenemezdi. Sözde Ermeni soykırımı tasarısı da bu olaya tuz biber ekmiştir. Türkiye’yi sürekli soykırım ile suçlayan ABD ve Avrupa’nın tarihi kölelik, sömürge, katliam ve soykırımlarla dolu iken Osmanlı’nın güçsüz duruma düşmesinden istifade ederek sivil insanlara saldıran Ermeni çetelerine karşı askeri müdahalede bulunmasını soykırım ile tanımlamaları aslında tarih bilgisinden yoksun, cahil ve art niyetli olduklarını ortaya koyan bir neticedir. Durum bu iken bizim tarihi belgelerle kesinleşmiş soykırım olaylarını ABD’nin ve Avrupa’nın yüzüne bugüne kadar çarpmamamız üzücü ve düşündürücüdür.

Bu noktadan sonra aslında hangi ülkelerle müttefik olunması gerektiğinin tartışması yapılmalıdır. Benim düşünceme göre ABD ve AB macerasına nokta koymalı ve Rusya, Çin ve Hindistan’ın oluşturduğu büyük ekonomik güçle ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. Gerçi ABD’nin de korktuğu bu üç ülke ile bugüne kadar gerektiği kadar yakın ilişki içinde olmamamız bizim adımıza kayıptır ve ABD’nin bize karşı takındığı tavrı değiştirecek tek hamle bu üç ülke ve diğer sınır komşularımız ile oluşacak iyi ilişkilerimizdir.

Artık vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğu ABD ile olan müttefiklik (!) ilişkilerimizin askıya alınmasını ve hatta tamamen bitirilmesini talep etmektedirler. ABD bize karşı yolunu çizmiştir ve bizim o yoldan gitmemiz mümkün değildir. Çünkü benim düşünceme göre ABD, “(A)sla (B)irlikte (D)urulamaz” bir devlettir.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.