Bugün de, İsmiyle Müsemmâ; Niğde / Çiftlik’e Gittik…

Altunhisar’dan 25 km. Yollar güzel. Yalnız hayli yokuş tırmanıyorsunuz. İki ilçe arasında seyerân ederken Hasandağı’nın devâmı mesâbesindeki Melendiz dağ silsilesi içerisinden geçmiş oluyorsunuz. Arada 1980 rakımlı TOPALAKKAYA GEÇİDİ var. Her iki ilçe tarafında da ilk yola girerken sâbit kar ve kayma uyarı levhası bulunuyor. Şimdi rahatça tırmanılan ve keyifle katedilen bu yolların kışınki hâlini yol kenarlarında, bilhassâ sırt ve dönemeçlerde sık sık karşılaştığımız tipikıranlardan yâni kar çitlerinin varlığından hayâl edebiliyoruz.

Yol boyu en çok dikkâtimizi çeken şey ise, ilk etapta güneş enerjisi paneli zannettiğimiz şeylerin yakınlaşınca geniş sebze ve meyve seraları olduğunu anlıyoruz. Geçitten biraz sonra alçalmaya başlayınca karşıdan ağaçlıklı bir düzlük geliyor önümüze. Çiftlik burası olmalı. Bunca kıraç tepelerden sonra böyle bağlı-bahçeli, dört tarafı tepelerle çevrili yeşil ovayı görünce bu yerin ismiyle müsemmâ olduğunu düşünüyorsunuz. Nitekim burada daha çok patates ziraati yapıldığını işyeri camlarına yapıştırılmış PATATES İŞÇİSİ TEMİN EDİLİR yazılarından anlıyoruz.

Niğde’nin Çiftlik ilçesinde, Hasan Dağı’nın eteklerindeki verimli ve yüksek rakımlı topraklarda patatesten başka kuru fasulye, elma, lahana, buğday, arpa, çavdar, yulaf, nohut, yem bitkileri gibi ürünler yetiştirilir. Hayvancılık ta oldukça yaygındır. Dolayısıyla ilçe tarım ve hayvancılık üssü hüviyetinde bir yerleşimdir.

Târih ve coğrafya açısından bakınca, Niğde’nin kuzeybatısında, Hasandağı’na yaslanan Melendiz Dağları ve Ovası çevresinde bulunan Çiftlik çevresi tarih öncesi çağlardan itibaren iskân görmüş, Hititler ve Geç Hititler devrini yaşamış, Orta Çağ’da Türk hâkimiyetine girmiş eski bir yerleşim sahasının parçasıdır.

Melendiz adı üzerinde durmak gerekir. Melendiz, ova ve dağlarla birlikte Çiftlik çevresinin tarihî coğrafyasını ifade eder. Resmî tarihçe ve bölge tanıtımlarında Çiftlik, ‘Melendiz (Çiftlik)’ şeklinde de anılır.

Osmanlı döneminde Melendiz bir nahiye olarak kaydedilmiştir. Bu isim de İslâm öncesi buralar için telâffuz edilen Melendos kelimesinden gelmiş olmalıdır. Tıpkı bizim Ordu’daki Melet isminin Meletos’tan geldiği gibi.

Çiftlik adı, Osmanlı dönemine ilişkin 1894 tarihli idarî yerleşim listesinde de görülür. Dolayısıyla ad yalnızca 1990’da ilçe kurulurken ortaya çıkmış değildir.

Çiftlik ve çevresindeki yerleşimler 1894’ün idarî kayıtlarında bu isimle yer almaktadır. Çiftlik, o dönemde böyle bağımsız ilçe değil, ama daha geniş idarî yapıya bağlı bir yerleşim şeklindedir.

Çiftlik Belediye teşkilatı 1972’de kuruldu. 1990’da da İlçe statüsü verildi.

Çiftlik’in tarihini Niğde’nin genel siyasî tarihinden ayırmamak gerekir.

Niğde, Anadolu Selçukluları döneminde gelişmiş; tarih kaynakları Karamanoğullarının Niğde üzerindeki hâkimiyetini destekler; fakat Çiftlik merkezinde bu beyliğe ait olduğu kesin biçimde belgelenmiş bir saray, kitabe veya müstakil bir beylik yapısı tespit edilmiş değildir. Nitekim biz de şöyle bir genel gezintide göze çarpan bir eser ya da yol gösteren bir işâret levhasıyla karşılaşmadık. Yalnız, Namaz için gittiğimiz Merkez Câmii’nin önünde 70’li yıllarda yıkılıp yerine bu câmiin yapıldığını öğrendiğimiz süslü nümûnelik kilise sütun başlıklarını gördük. 3 tâne var. Fotoğraflarını da çektik.

Câminin İmam-Hatibi Mustafa ERTOSUN Hocamız buralı. O da NÖHÜ (Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi) İlâhiyât Fakültesi mezunu. Yüksek İhtisas da yapıyor. Tez gününe 1 ay kalmış. Konusu; Son dönem tefsirlerinde büyü olayının değerlendirilmesi gibi bir şey aklımda kaldığı kadarıyla.

Hocamız sağolsun; gösterdiği anlayışla bize burada da ezan okuma bahtiyârlığını yaşatmış oldu. Kendisine teşekkür ettik yine ediyoruz. Bu arada câmi ve çevresi çok güzel. İnsanların avluda oturabilecekleri, çocukların oynayabilecekleri yerler var. En güzeli de câmide çocuklar için çikolata kumbarasının bulunmasıydı. Hocamızı tebrik ettik.

Câmiden çıkınca şöyle biraz dolaştık, sonra az da olsa eyleşip çay içmek adına arayışa girdik. Çok güzel bir öğretmenevi var. Fakat çay içme yeri yokmuş. Sonra meydanda Kafe Kent diye bir levha gördük. Yeri ve konumu güzel olsa da ismi bize yavan geldi. Kelimelerin ikisi de irfânımızın ürünü değil. Her neyse orası da henüz faaliyette değilmiş.

İşin Türkçesi; böyle küçük yerler böyle hizmetleri kaldırmıyor. Bir yer en az bir eleman istiyor. Ama o yerin giderini sağlayacak getiri döngüsü olamıyor. Aklıma takıldı, özellikle tekrar öğretmenevine gittik, sorduk. Ama sistemin yürümediğini söylediler. Oradaki görevli, ben içireyim size çay dedi ama ocak kapatılmıştı. Biz de, derdimiz çay değil, su da olur; gâye tanışmak ve de hasbihâl dedik. Suyumuzu içip kalktık. Çay siteminden dolayı da görevliden özür dileyip hakkını helâl etmesini istedik.

Biz tabi büyük şehir şartlarına göre değerlendirme yapıyoruz. Küçük yerlerin durumları farklı. Altunhisar’da da bunu kısmen görüyoruz. Belirli saatten sonra zâten insanlar evlerine çekiliyorlar. Şehir tenhâlaşıyor.

Fakat öğretmenevi içerisinde İlçe Halk Kütüphanesi var. Çok güzel. Ayrıca çocuklarla cıvıl cıvıldı. En güzeli de burasıydı. Bir güzellik te mescid diye levhalanan odanın yarısının şark köşesi tarzı ve yöresel halılarla tefriş edilmiş, bir nevî sohbet için de çok elverişli olmasıydı.

Evet çay arayışı devam ederken tevâfuken selâm verdiğimiz Çağdaş Kitabevi sâhibi Mahmut YILDIRIM, buyrun bizden için deyip çayımızı söyledi. Hem tanıştık, hem de hasbihâl ettik. Sohbet arasında, burada patates ziraatinde usül bizdeki gibi yarıcılık, üçte bircilik ya da buna benzer oranlamalar değil, topraklar dönümüne göre dâire gibi kiraya verilme şekliyle oluyormuş.

Bir ara şehir içinde şöyle bir tur atarken Çok Programlı Lise levhası görünce müstakil bir İmam-Hatip Okulu yoktur, bu lisenin içinde şûbe vardır düşüncesi bizi arayıştan alıkoydu ama sonra dijitâlden araştırınca hem 50 talebeli Lise, hem de ilçeye bağlı Bozköy kasabasında 70 talebeli Ortaokulu olduğunu öğrendik. Çok sevindik. Tıpkı kıraç tepeler ve yol boylarından sonra bu bereketli Çiftlik arâzisini görünce milletimiz adına mutluluk duyup sevindiğimiz gibi. Rabbimiz kemiyetini de keyfiyetini fe bereketlendirsin inşâllâh; Âmîn...

İki saate yakın kaldığımız ilçeden dönerken içerisinde çok güzel câmi de bulunan ve şehre güzel bir çehre kazandıran TOKİ evlerinin yanından geçiyoruz.

Geldiğimiz iniş-yokuşları tekrar kat ede ede dönüyor, en son sağımızda Hasandağı ve oradan batmaya yakınlaşmış güneşin grubu, önümüzde de derin ovaya doğru sıra sıra serpilmiş, yedi kardeşler de denildiğini duyduğumuz küçük konik tepelerle berâber melûlleşmiş ufuk manzarasını temâşâ ede ede Altunhisar’a vardık.

Bize böyle güzel topraklar, zamanlar ve de onları böyle güzel güzel değerlendirme imkânları lûtfeden Rabbimize sonsuz şükürlerle berâber, vatanlarında böyle hür hareket etmekten mahrum, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlum kardeşlerimizle sömürgenlerin kıskacındaki mağdur halklara da nasîp etmesi niyâzıyla yalvarıyor, cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm...