DOLAR

32,5889$% 0.34

EURO

34,8215% 0.22

STERLİN

40,5122£% -0.24

GRAM ALTIN

2.506,58%0,90

ÇEYREK ALTIN

4.275,00%0,62

BİST100

9.693,46%1,77

BİTCOİN

2100546฿%1.76121

Akşam Vakti a 19:14
Giresun PARÇALI BULUTLU
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X


Seçilmek ya da Atanmak, İşte Bütün Mesele Bu!

Ülkemizin en kökleşmiş sorunlarından biri de yetki alanları karmaşasıdır. Kimin neden sorumlu olduğu ve karşı tarafın sorumluluk alanındaki bir konuda fikirler ve emrivakilerde bulunması 61 yıllık bir demokratik geçmişi bulunan Türkiye’nin aslında bu anlamda gelişmesini tamamlayamadığının bir göstergesidir.

Sürekli söylenmekte olan bir görüş var: “Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almazlar” diye. Bunun da sebebi olarak Avrupa Birliği’nin aslında Hıristiyan kulübü olduğunu, dolayısı ile Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Türkiye’yi bütün şartları yerine getirse de kabul edilmeyeceğini öne sürerler ama yanlıştır. Demokrasinin bütün kurum ve kurallar ile yerleşemediği Türkiye’yi diğer şartları yerine getirse de kabul etmeyecekleri açıktır. Zaten ülkemizin demokratik geçmişi 4 sefer asker postalları ile çiğnenmiş ve Türkiye hâlâ bu kamburdan kurtulamamıştır. Eylem olarak olmasa da söylem bazında ve darbe niteliğinde muhtıralar Türkiye’nin uluslararası itibarını zedelemektedir. Bu durumları yaşadıkça hepimizin aklına geçmiş dönemlerdeki askeri darbeler gelmektedir. Üzücü olan ise geçmişte aynı sıkıntıları yaşayan ve şiddetle eleştiren siyasi aktörlerin günümüzde; ‘Bize söylenmedi. Bizi ilgilendirmez.’ şeklinde yaklaşımları veya sessiz kalmalarıdır.

Avrupa Birliği’ne üye herhangi bir devletin çeşitli kademelerindeki ‘atanmış’ insanların demokratik seçimle işbaşına gelmiş iktidarlara karışması veya emirler yağdırmasını aklı başında hiçbir Türk vatandaşı düşünemez ve bu düşünce hepimiz tarafından komik bile karşılanabilir. Ayrıca Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bu durum söz konusu dahi olmaz. ‘Atanmış’ bu kişiler, ‘seçilmiş’ insanlara bu sözleri söyleme cesareti dahi gösteremez. Ama söz konusu Türkiye’nin yönetimi olunca aynı kişiler aynı fikirde maalesef kalamıyorlar. Çünkü onlara sorarsak; ‘Türkiye o ülkelerden farklı yapıda bir ülke.’ diyeceklerdir. Bu kişilere; “Türk halkı aynı demokrasiyi hak etmiyor mu?” diye sormak lazım.

Bu düşünce bazında çifte standardı ortaya koyan bir durumdur. Kime sorsak hepimiz Avrupa Birliği’nin demokratik ve hukuksal yapısını beğeniriz ve Türkiye’de uygulanmasını ‘canı gönülden’ destekleriz. Ama uygulamada bunu yaşamamız mümkün değildir. Çünkü düşüncede çifte standarda sahip bu kişiler hemen ‘göreve’ başlarlar ve halkın seçtiği iktidarlara baskı uygulamaya ve basını kışkırtmaya çalışırlar. Bu sayede iktidarı bir şekilde düşürmeye veya bir sonraki seçimde mevcut iktidarı değiştirecek zemini oluşturmaya çalışırlar. Ama bu kişiler Türk halkının psikolojisini iyi analiz edememekte ve geçmişten bu yana yaşanan durumları göz ardı etmektedirler.

Türk halkı ‘atama’ ile gelen kişilerin, ‘seçtikleri’ insanlara yaptığı antidemokratik baskılara karşı tersi bir tepki göstermiştir. Hatta o ‘seçilmiş’ iktidara geçmiş dönemde oy vermemiş insanlar bile geleneksel alışkanlıklardan kaynaklanan ‘düşenin elinden tutma’ psikolojisine girerek oy vermiştir. Bunun bir örneğini yakın dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile gördük. Hapse giren ve çıkan Recep Tayyip Erdoğan halkın gözünde ‘mağdur ve haksızlığa uğramış kişi’ olarak görülmüş ve arkasına aldığı rüzgârla son yılların en büyük oyunu alarak tek başına iktidar olmuştur. Yani bu antidemokratik baskılar halkın gücü karşısında her zaman yok olmuştur ve engellenen siyasi görüşler bir sonraki seçimde daha da güçlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri dönmüştür.

Demokrasi tarihimiz bunun örnekleri ile doludur. Mesela 1980 darbesi ile siyasetten yasaklanan Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve rahmetli Alparslan Türkeş halkın oyları ile yasaklarından kurtulmuşlardır. Yani seçmenler, askerlerin düşündüğü gibi bu siyasi partileri ve liderleri Türkiye için bir tehlike olarak görmemişlerdir. Askerlerin, seçmenlerin kararına sonuna kadar saygı göstermesi zaten demokratik bir ülkeye yakışan bir duruştur.

Bir ‘Düşünce’ olarak şunu sormak istiyorum: “ ‘Atama’ ile göreve gelen devlet görevlisinin yetkilerinin sınırı nedir, halkın ‘seçtiği’ iktidarın yönetim alanına karışması ne kadar demokratiktir ve ‘Ben demokratım’ diyenlerin bir kısmı bu duruma neden sessiz kalmıştır?” Türkiye bu sorunları çözmeden gerçek demokrasiyi hiçbir zaman yaşayamaz diye düşünüyorum.

“Seçim neden yapılır?” diye bir soru da hepimize tuhaf gelebilir ama cevaplanması en önemli sorulardan biridir. Mevcut iktidarın uygulamalarını toplum olarak beğenmiyorsak ve başka bir partinin öne sürdüğü yönetim biçiminin ülkemize fayda getireceğini düşünüyorsak iktidara gelmesini istediğimiz o partiye oy veririz. Doğal olarak ta demokratik seçimler sonucunda hangi parti en çok oyu aldıysa iktidara gelir ya da koalisyon oluşur. Buraya kadar olan süreç hepimizce bilinen normal bir durumdur. Asıl sorun bu süreçten sonra başlar. İktidar partileri meydanlarda seçmenlerine, yapmak üzere söz verdiği icraatlara başlamak istediğinde ‘atanmış’ kişilerin baskılarına maruz kalır. Bu ‘atanmış’ kişiler sanki ‘Sayın seçmenler. Siz bu partiyi seçtiniz ama Türkiye’ye zarar veriyor. Siz bunu düşünemediniz. Onun için biz sizin yerinize düşünüp bu iktidarı değiştirmek istiyoruz.” dercesine söylemler içine girmektedirler. Adeta seçmenlerle alay edercesine yapılan bu müdahaleler bir sonraki seçimde ters tepmekte ama bu kişiler aynı uygulamaları bir sonraki seçimden sonra da yapmaktan kendilerini alıkoyamamaktadırlar.

Bu ‘kör dövüşü’ artık bitmelidir. Bu antidemokratik ortam Türkiye’nin geleceğini de tıkamaktadır. Türkiye’ye yatırımların yapılmamasının bir sebebi de budur. Yabancı yatırımcılar en az bizim kadar bu yaşanan hoş olmayan durumu incelemektedirler. Geleceği belirsiz bir demokrasinin yaşandığı Türkiye’de yatırım yapmanın riskleri ortadadır. İşsizlikten yakınan ülkemizde yatırımlarında bu sebepten gelmemesinden dolayı toplumsal patlama olabilir. İnsanları işsiz ve aç bir toplumu bir arada tutmak imkânsızdır. Ülkemizin menfaatlerini de gözeterek artık bu antidemokratik düşünceleri tarihin tozlu sayfalarına kaldırmanın vakti çoktan geldi de geçiyor bile! Bu ülke ‘atanmışlarla’ değil ‘seçilmişlerle’ yönetilmeli. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti ne bir kral, ne bir padişah, ne de askeri cunta tarafından yönetilmeyen bir ülkedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu ülke demokratik yönetimi fazlasıyla hak etmektedir.

Ve artık ‘yenilen pehlivan güreşe doymaz’ mantığı ile muhalefet yapılmamalı. Her genel seçimin bu ülkeye zaten maddi yükü ortadadır. Bir de erken seçim isteyerek bu yükü arttırmanın gereği yoktur. Zaten halk mevcut iktidardan memnun değilse ve diğer siyasi partinin söylemlerinin ülkeye fayda getireceğine inanırsa o partiye oyunu verir. Türk halkı demokrasi ile tanıştığı 1946 yılından bugüne kadar geçen süreçte 4 askeri darbe ile yıkılan iktidarlar da dâhil hiçbir iktidarı Türkiye’ye zarar versin diye seçmemiştir. Seçmesi de kesinlikle düşünülemez. Eğer zarar vermeye başladığını da düşünürse bir sonraki seçimde o siyasi partiyi Meclis dışında tutmasını bilir! Türk halkı, en azından ‘atanmışlar’ kadar bu ülkeyi sever ve Türkiye’nin menfaatleri çerçevesinde oyunu kullanır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Türkiye’den başka gidebileceğimiz başka bir Türkiye yok! Bu düşünceyi beynimize kazımalı ve ülkemizin menfaatleri neyi emrediyorsa onu yapmalıyız. Kişisel makam ve menfaat kaygıları bizim düşüncelerimize hâkim olmamalı. Yoksa belki de bu ülkeyi tek parça halinde tutmak bile zor olabilir!

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.