İspanya Mektupları-4: Gurbette Ramazan; Nerede Ezan?

Madrid’e geldiğimizin 3. günü mübârek Ramazan ayı girdi. Ama buralarda hiç alâmet yok. Dedik ya gurbet; hem de tamı tamına. Türkiye’de yer yerinden oynuyor. Bir heyecan bir heyecan mâşâllâh. *ADI DA, KENDİ DE GÜZEL BAKAN* Allâh C.C. râzı olsun, adı gibi kendi de güzel Millî Eğitim Bakanımızın Ramazan etkinlikleriyle ilgili genelgesi, üstüne üstlük bir de Celâl Aktüre kardeşin melodik olduğu kadar ritmik ve de oldukça mistik ilâhisiyle berâber coşkunun uğramadığı yer kalmadı. Bu Ramazan Türkiye’de her yer bayram. *TÜRKİYE’DEN DÜNYÂ’YA* Bu dalga başta gönül coğrafyalarımız olmak üzere tüm diğer Müslüman mahallere yansıdı. Bizim bulunduğumuzun İspanya’nın Granada şehrinden bile Ramazan ilâhisi paylaşımları düştü ekranlara. *BURSA DEĞİL, BARAS* Geliniz görünüzki, bizim bulunduğumuz Madrid’in merkeze 20 km kadar uzak ama Hilton gibi büyük oteller, Bauhause, Aldi gibi büyük ATM’lerin, yan yana Apart sitelerin, devâsâ Gross Marketlerin topluca bulunduğu, içinden bir yanı Barselona’ya çıkan, gece-gündüz trafik akışı hiç durmayan BARAS denilen merkez ilçe statüsünde bir yerdeyiz. *TÜRK NÂDİR; GAYRI MELEZ* Şöyle biraz dolaşmak, hem alışveriş etmek için çıktığımızda nâdiren bir Türk’e tevâfuk ediyoruz. Onlar da bizim gibi süreli gelmiş kişiler. İspanya’da Faslı Arap çokmuş ama bizim burada onlara da pek rastlamıyoruz. Zâten özel kıyafetleri yoksa pek ayırt ta edilemiyorlar. Ne de olsa aynı iklîmin insanları ve de Endülüs’le berâber zâten iyice karışıp melezleşmişler kanaatimizce. *NE DÜKKÂN, NE MAĞAZA, NE ÇARŞI!** Buralarda, bizim anladığımız mânâda sıra sıra normal işyerleri ya da mağazaların olduğu çarşı diyebileceğimiz halk pazarı diye bir şeylere zâten tevâfuk etmiyoruz. *CUMHÛRİYET MAHALLESİ BİLE!* Ordulular için söylüyorum, bizim beğenmediğimiz, câmiler çok uzak, halka hitap eden yer yok, minâre görmek için yer yer dürbün kullanılması lâzım diye karikatürize ettiğimiz, çok kozmopolit diye dudak büktüğümüz batı özentisi Cumhûriyet Mahallesi bile 10 kere yunmuş yıkanmıştır buralardan. *CÂMİ UZAK, CUMÂ YAKIN* Mâlum geçen hafta burada, cumâya gitmek için otobüse binmemize rağmen yürümeleriyle falan bir saate yakın zaman geçtiğini ifâde etmiştik. Bu şartlarda burada Ramazan’ın çok içine kapanık ve sosyâl anlamda heyecânsız geçtiğini söylememiz gerekir. *DÜNYÂYA KAPALI, ALLÂH’A AÇIK* Bunu derken elbette şikâyet değil. Biz çok şükür, üstâd Necip Fazıl merhûmun ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUP şiirinin bir kıtasında çok güzel dillendirdiği gibi: Ses demir, su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir, Ne gelir ki elden, kader bu, emir... Garip pencerecik, küçük, daracık; Dünyaya kapalı, Allah’a açık... *SUSMA ORUCU, SONSUZ TEFEKKÜR* Evet; her yerde Allâh’a açık pencere var. Açmak isteyen için sonsuz hem de Elhamdülillâh. Hanım az önce dışardan dönerken yolda tam da bunu ifâde eder tarzda şöyle diyordu: - Allâh C.C. bize bu Ramazan susma orucu lûtfetti. Ora senin, bura benim bi hurrâ gitmek yok. Kendinize dönün, içinize dönün! dedi. *İYİ Kİ KİTAPLAR VAR* Şahsen ben de katılıyorum. Nitekim biz de mûtad hatimden ayrı olarak Türkiye’den getirdiğimiz kitapları okumak sûretiyle farklı şekilde değerlendiriyoruz. İnşâllâh o kitaplardan da sizlere söz etme imkânı buluruz. Düşünce okarak zâten var da; ama, tabiî ki Yâ Nasîp. *NİYÂZ, DUÂ, TAZARRÛ* Bu arada çocuklar da zâten hep duâ etmemizi istiyorlar. Telefonda az önce aynı talepte bulundular: - Babacığım; hem babasın, hem gurbettesin, hem Ramazan, hem yolcusun; ümmete bol bol duâ et, bizi de unutma. Değerli okurlar. Söz çok uzuyor. Biraz da nesirden nazma geçelim. Merâmımızı biraz da öyle arz edelim; buyrun bakalım İnşâllâh: *GURBET ŞİİRİ* Nerelere gelmişiz Buraları neresi? Ne minâre, ne câmi Ne de bir ezan sesi! *** Şu Ramazan gününde Ne ardı ne önünde Ölsen de, öldüğünde Salâsız cenâzesi... *** Ne sahur, seher, mani İftar, terâvih, hani? Ramazan heyecâni Mahya, ne minâresi! *** Ne davul, ne dümbelek Tüm tadlar-tuzlar kelek Yanlış; cümle düzenek Bozuk hep mîzânesi... *** Ne salavât, ne tekbir Ne ilâhi, ne zikir Çevre de yok; birikir Ne dost, ne çayhânesi... *** Var mı vatan gibisi? Her şeylerin iyisi Bura; madde irisi Mânânın virânesi! *** Oturulmaz yan yana Habâset, kokar sana Menülere baksana Hep domuz nişânesi! *** Ne, dokusu dokuma Ne, kokusu kokuma Uymaz; maval okuma Kalsın hertür yâvesi... *** Teknikleri; zulüm, kin Ne ahlâk vardır, ne din O değilsen, zelilsin; Kâfî her bahânesi... *** Uygarlığı ortada İnsanlık hep vartada Güven yok son kertede Katliâm dîvânesi... *** Ey benim güzel yurdum Bir yürüyüp, bir durdum Yine hayâller kurdum Lâzım Türk şirâzesi... *** Dünyâ çıktı çığırdan Alma artık ağırdan Hep feryatlar; bağırdan Nâçârlık ifâdesi... *** Titre ve kendine dön Uçurum arka, hem ön Vermelisin artık yön Arzın istifâdesi... *** Bekleyen mazlûmlar var Sabîler, mâsumlar var Zulmete mahkûmlar var Çok, cihânın yâresi... *** Kralları; kraldır Lâkin, halkı normâldir Perdeyi, tülü kaldır Bulunur hâl çâresi... *** Mâlum; Türk beklenendir Ümîde eklenendir "Osmanlıdır" denendir Yetmez mi sermâyesi?! *** Nûrânî gördü yazdı Garbın ahvâli üzdü Gurbet tesbîhi dizdi Ülkemdir imâmesi... *** Madrid’den sevgi, selâm Eyledik arz-ı merâm Derizki âhır kelâm Şâd ola dil hânesi... *** Hayr’ola Ramazanlar Gürül gürül ezanlar İnşâllâh tüm cihânlar Duysun bu ulvî sesi... *** Âlem pâyidâr olsun Cümle berhüdâr olsun Bunda hissedâr olsun Hepimizin nefesi... *** Âmîn, Âmîn ey dostlar Çok mühim bizim postlar Sohbet meftûnu mestler Muhabbet hikâyesi... *** Dünyâ muhtaç bu meşke İslâmı bilse keşke Tutulalım bu aşka Budur işin mâyesi... *ŞİİRDEN DUÂYA, KAHIRDAN NİYÂZA* Bir şiir daha vardı ama, fazla darlık vermeme adına şimdilik bu kadar, onu İnşâllâh bir başka defâ değerlendirmek üzere diyor, Ramazanlarımızın tekrâr mübârek olması, mazlumların kurtuluşu, milletin dirliği, ümmetin birliği ve de insanlığın hidâyetine, tüm dünyâyı her yönüyle eline dolamış habis ruhlu canavar zâlimlerin kahr u perişâniyetine wesîle kılması niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, cümleye Madrid’den sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm...