Pınar Yazıları-1; Gül Bahçesi, Gönül Lehçesi…

Kardeşim; bugün îtibârıyle seni ebediyete uğurlayalı tam 7 yıl oldu. Anmadığımız, yanmadığımız gün yok desem inan kardeşim. Zaman ne çabuk geçiyor. Bizler de son hızla önden gidenlere, sizlere, sana doğru geliyoruz. Rabbimiz cümle konak ve menzillerimizi, gidiş ve varışlarımızı hayırlı eylesin. Âmîn...

Bu hafta sonu yengenle berâber annemdeydik. Öğleye yakın vardık oraya.

Akşama doğru odada oturuyoruz; televizyon açık. Ekranda dînî mûsikî programı var. Aşağıdaki ilâhi başladı.

GÜL YÜZÜNÜ RÜYÂMIZDA

GÖRELİM YÂ RESÛLALLAH

GÜL BAHÇENE DÜNYÂMIZDA

GİRELİM YÂ RESÛLALLAH

Sanatçı aşkla söylüyor. Bizim hanım;

- “HEY gidi Ayşe Abla. Bu ilâhiyi çok severdi!” dedi.

Bu arada şunu da söyleyeyim ki yengen senden çok etkilenmiş, üzerinde çok iz bırakmışsın. İçimizde seni en çok anan, gündeme getiren o. Meselâ; birkaç örnek vereyim:

- “Ayşe Abla derdi ki;”

- “Ekmek olsun yeter! Gerisi kolay.”

Hemen ortaya bir sofra getirirdi. Çok hamarat, çok bereketli, çok güler yüzlüydü. Hayât doluydu. Çok cana yakındı. Dost canlısıydı. Fitne-fesat bilmez, aksine arabulucuydu. Bir anlaşmazlık olsa çözmeyi kendine görev sayar gibiydi...

İşte böyle bacım. O da en az benim kadar gönlü sana meyilliydi. Söz konusu sen olunca gelmeye hazırdı. Biz şimdi yine hâlâ öyleyiz. Daha, önceki hafta Mehmet Fâtihlere kahvaltıya gittik.

Sonra, Mâşâllâh; 5. torunun oldu. Onu ayrıca ziyâret ettik. Çocuk aynen babası. Hani ne derler; Hık demiş, Abdullâh’ın burnundan düşmüş. Allâh C.C. cümlesini de hayırlı evlât eylesin. Büyüklerine güzel günlerini göstersin. Âmin.

Daha geçen hafta da büyük kaynının oğlu Ali Rıza kardeşe geçmiş olsuna uğradık. Konya’da doktor kuzeni ve kızının yanında ameliyat olmuştu. Şimdi buralarda.

Bu hafta da yengen ve ablası Nevin’le berâber Bulancak’ta katıldığımız 103 Hâfızın icâzet programından dönerken Muhsin Eniştenin çayını içtik. O arada Mehmet Fâtih’le Abdullâh’ı da gördük. Burcu gelin doğum sonrası izni bitip hafta başı göreve dönmüş.

Evet; hayât bu minvâlde devam ediyor. Elif de buralardan hiç kopmuyor. Sık sık geliyor. Bizim çocuklar da gidiyor. Biz de gidiyoruz arada Samsun’a onlara. Torunlar görüşüyor. Her bir araya gelişte Ali Erdem’le feşellik yarışı yapıyoruz. Bir defâsında; dedim “Yeter. Sâkin ol!” Hemen ânında tepki verip lâfı yapıştırdı;

- “Ben sâkin olursam feşelliği kiminle yapacaksın?” diye. Daha okula gitmeden bu kadar hazırcevap mâşâllâh.

Elif te senin gibi dedik ya; çalışan bir hanım olmasına, bâzen evde de ilgilenip kafa yormak durumunda kalıyor olsa da her zaman dâvet ediyor zâten sağolsun. Biz de çok meşgûl etmeme prensibiyle ihmâl etmeme arasında bir yerde kalmaya çalışıyoruz.

Şunu da belirteyim ki; yengen Elif’i ayrı bir seviyor. Akranlar olarak büyük kızım ve Mehlika yeğenimiz arasındaki bağ ve muhabbet ayrı bir hikâye. Uzak olmalarına rağmen bir araya gelmek için her fırsatı değerlendiriyorlar.

Semrâ Hanım Elif’in hâl ve hareketlerini, konuşma tarzını, fedâkârlık ve samîmiyetini sana çok benzetiyor.

Önceki gün sabah burda bir cenâze lâfı oldu evde. Yengen telefonda konuşuyor. Elif falan diye hitap ediyor arada. Meğer bu bizim Elif’miş. Cenâze, Elif’in de tanıdığı bir arkadaşının annesiymiş. Onu haber vermiş. Biraz dertleşmişler; annenin âilede, özellikle çocuklar nezdindeki önemi, birlik-berâberlik ve de kaynaşmanın devâmı bağlamında.

O arada; “Dayın da hep anıyor anneni, okuyor, duâ ediyor” derken bitirmek üzere olduğu Şevvâl hatmini, son birkaç cüzünü bana havâle ederek Ayşe Abla’ya olsun dedi sağ olsun.

Bu arada; lâf lâfı açıyor; ne demiştik; tv’de ilâhi programı. Mâlum mîlâdî yıl îtibârıyle de 20 Nisan Efendimiz S.A.V.’in doğum yıldönümü ya belki de biraz bu vesîleyle bilhassâ terennüm edilmiş olmalı. Televizyondaki ilâhi benim de hem aklıma hem dilime takıldı. Hüdâyî dostları olarak Vefâ derneğinde Pazar sabahları toplanıp birlikte namaz kılarak kahvaltı ettiğimiz programda, sesimizin idâre etmesi dolayısıyla bizden de her defâsında illâki bir ilâhi ya da kasîde bekliyorlar. Ben de bu defâ özellikle bu ilâhîyi seslendirdim.

Son olarak ta;

YÂ RABBENÂ, YÂ RABBENÂ

YARDIM EYLE KIYÂMETTE

FAĞFİR LENÂ, ZÜNÛBENÂ

YARDIM EYLE KIYÂMETTE...

şeklindeki duâ kısmıyla bitirdim. Şimdi düşünüyorum da, son yıllarda insanların imkânlarının da el vermesiyle berâber umre seferleri çok arttı. Seninle birlik bunu yapmayı çok arzu ederdim. Elbette sen de isterdin.

Ama, Rabbimiz, yukarda ilâhide de seslendirildiği gibi günâhlarımızı affeder de bizi Efendimiz S.A.V.’in livâül’hamd sancağı altında buluşturup tüm sevdiklerimizle berâber gül cennetine girenlerden eyler. Rabbimiz gafûrur’rahîmdir. Af dâiresi geniş, lütufları sınırsızdır. İnşâllâh orada buluşmak dileğiyle gönülden Âmîn diyoruz...

Evet neden ‘PINAR’ dedik, nerden buraya geldik? Oralara giremeden, bizi bu yazıyı yazmaya iten ajanda notlarını hiç iktibâs edemeden yazının sonlarına geldik. İnşâllâh onları bir başka sefere bırakarak sözü bağlamaya çalışıyoruz. Öyle de; bu o kadar zor ki!

Kardeşim; sen de yazıyordun. Hâlden anlarsın. Bu arada İnşâllâh o Ordu Hayat’taki gazete yazılarını da derler-toplar bir araya getiririz. Betül yeğenin yazdıklarıyla bir arada bir şekilde, bir yerlerde değerlendiririz inşâllâh. Bunu yapmalıyız.

Yapmalıyız da, ben şimdi eski ajandalara bakıp ümitsizliğe kapılıyorum. Her şey gözümde büyüyor. Ajandalar kıyı-köşe dolu. Seninle ilgili düştüğüm notlar tevâfuk etti. Onları değerlendireceğim derken konu nerelerden nerelere geçti. Bu şartlarda nasıl yapacağız?

Demek; işte böyle, eskilerle yenileri karıp-katıp ilerlemeye çalışacağız. Rabbimiz muvaffak kılsın. Âmîn.

Son olarak; şâirliğimizi de gösterelim. Ondan öte, bu yazıyı yazarken dimağa konan bir ilham oldu. Es geçmeden arzedip birkaç mısrâ daha ilâveyle bugünü de böylece bağlamaya çalışalım inşâllâh:

*GÜL BAHÇESİ, GÖNÜL LEHÇESİ*

Gül bahçesiydi; gülleri açardı

Karşılardan gelenleri görünce

Ayrım yapmazdı hiç aralarında

İster kaynanadır, ister görümce...

***

Sevdikleri için çarpardı kâlbi

İçini dökerdi, samîmî, harbî

İnsan bir insanın yurdudur derdi

Cennet olur derdi; gönül verince...

***

Muhabbet olsun isterdi arada

Neciyiz dostlar derdi burada

Hak katında ermek için murada

Halkına davranmak gerektir; ince...

***

Adı Ayşe’ydi; gül gibi bir şeydi

Hümeyrâ yıldızı; melek mi neydi?

Adını duyanlar hep saygı duydu

Duâlar ettiler, içten, derince...

***

Toprak değil, kalbimizde gömülü

Hatırıyla, hâtırası ödülü

Ayşe annemizle bir açar gülü

Yüce Rabbin ihsânına erince...

***

Yâ Rabb; hep birlikte haşreyle bizi

Sevdiklerine kat herbirimizi

Eş-dost, akrabâ; sevdiklerimizi

Buluştur civâr-ı Peygâmberince...

***

Âmîn, Âmîn, Âmîn diyor, böyle sevenlere, hakîkî dostlara, yakınlara böylesi sonuçlar lûtfetmesiyle berâber başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlumların tez zamanda kurtuluşunu göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, tekrar görüşmek dileğiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm...