45,4360$% 0.03
53,2602€% 0
61,5108£% 0.06
6.843,66%-0,04
11.066,00%-0,31
14.644,84%0,32
3625687฿%0.2732
02:00
Eline sazı alıp döktürenler kadar sâhici ve de profesyonel olmasak ta, biz şiir yazanlar arkadaş grubu, tarz olarak ta halk şiirini koşanlar olarak amatörce de olsa bir şeyler yapmaya, şimdilerde imitasyon olarak ifâde edilen taklitvârî atışmalar ortaya koymaya çalışıyoruz.
*NİYET YOK, ALÂKA ÇOK*
Aslında başlangıçta böyle bir niyet yok. Ayak verme, kâfiye gönderme falan yok. Meselâ Şenel Şâkir Bey döktürmüş. Sonra Hüseyin Bey derken biz de yerimizde duramamış, almışız mızrabı ele ve de dokundurmuşuz tele. Hamdi ordan. Depe-yi Bâlâ’dan şiire nesirle sataşmada bulunmuş. Bizim saz tekrar dellenip tellenmiş. Tekrar. Aldı Şenel olmuş!
*ÇARŞI-PAZAR; ATF-I NAZAR!*
Kimi diğer paydaşlar da dizelerden etkilenip coşup koşarak nesren duygularını beyân etmişler.
Derken Hamdi Dağdan inmiş! Pazara ermiş. Kendini nazara vermiş. Mesut Hoca büyüklük yapıp atışmayı yatışmaya meylettirerek işi tatlıya bağlamış.
*YÜRÜYÜN KİM; MEYDAN SİZİNDİR!*
Ben olanı-biteni özetledim. Siz de bu anlattıklarımızı aşağıdaki uygun yerlere yerleştirerek hikâyeyi masallaşmadan, mantıklı bir bütünlükle şekillenen anlamlı bir kompozisyon hâline getirin inşâllâh. Yürüyün kim, meydan sizindir şimdi; hadi bakalım, kolay gelsin…
*İlk hamle; Âşık ŞÂDÎ’den*
BU ŞANLI MİLLETİ DARA DÜŞÜRME
Mevlâm senden gayri dostumuz yoktur
Ne olur, bizleri zora düşürme
Sevabımız yoktur, hatamız çoktur
Bu güzel milleti dâra düşürme
***
Günahlarım çoktur ümidim Sen’de
Marifet Sen’dedir cehalet bende
Her canın hesaba vardığı günde
Bizi cehennemde nâra düşürme
***
Kimi maldan kimi candan geçtiler
Kimi şehadet şerbeti içtiler
Aşk ile geldiler aşkla göçtüler
Aşıkları âhu zâra düşürme
***
Küfür ateş olmuş dünya yanıyor
Zalimi arsızı herkes tanıyor
Yaralar göz göz olmuş kanıyor
Bunca masumu zora düşürme
***
Dünyayı kuşatmış bu nasıl zulüm
Sevgi esir olmuş kurumuş gülüm
Daha neler neler varmıyor dilim
Bizi insafsız kullara düşürme
***
İnce dal köprüden kör nasıl geçer
Rehbersiz mürşitsiz kul nasıl göçer
İnsan ne ekerse hep onu biçer
Bizi pîrsiz dar yollara düşürme
***
Rabbim senden gayri kapımız yoktur
Ne olur, bizleri zora düşürme
Sevabımız yoktur, hatamız çoktur
Bu masum ümmeti dâra düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Küfürü, küffarı hep uzak eyle
Amellerimizi makbul, hak eyle
Mahşerde yüzlerimizi ak eyle
Ya Rab anlımıza kara düşürme.
***[Hüseyin GÜRLEYİK]***
Her yanlar put dolu kurulmuş tuzak
Herhâneler yakın, câmiler uzak
Günâha kaydırır, sokaklar kızak
Yâ Rabb; emniyetsiz şâra düşürme…
***
Nûrânî der; şudur işin gerçeği
Ortalıklar hep bataklık çiçeği
Ne bülbül, ne kumru; börtü-böceği
Gül koklayım derken hâra düşürme…
***[Nûri KAHRAMAN]***
Nurâni der hakikati gerçeği
Takmaz ne karga ne börtü-böceği
Anlamaz mı sırgan ile çiçeği
Nurâni bülbüldür şârâ düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Kıskanç Hamdi; ille de parazit yapacak ya; hiç durabilir mi?:
“HEP AYNI KİŞİLER AÇIL BİRAZ DEĞİŞİK YÜZLER BUL KENDİNE…”
***[Hamdi ÖZCAN]***
“Hamdi Hocam hayırlı sabahlar. Sen yalnızlığı, uzleti seçtin. Sadece balkondan ordu manzarası. Anla artık, dost meclisleri sensiz olmuyor vesselam.”
***[Şenel ÖZATA]***
Çay var, muhabbetsiz asla tadı yok
Sokak insan dolu, bizde adı yok
Kulağa ulaşmaz, bir kanadı yok
Abdulkadir gülsün, zara düşürme.
***
Aramızda yapsak ta şaka-şamata
Gem vuralım binilen aygır ata
Adımları ber-kadem ata ata
Arı, namusu pazara düşürme.
***[Hüseyin GÜRLEYİK]***
Yaptırmış kendine fildişi kule
Kurmuş etrâfına çeneden kale
Belli ki; kimseyi almaz kaale
Hamdi-misâl bir istikbâra düşürme!
***
Değil mi ki şehre yukardan bakar
Onun ırmakları tepeden akar
Söze palavradan kanatlar takar
Nâçâr bırakıp nâçâra düşürme…
***
Konuşur, dilinin kemiği yoktur
Ağalık havası, farfarı çoktur
Millete bîgâne, sohbete toktur
İşi-gücü intizâra düşürme…
***
Nûrânî bırak Hamdi’yi hâline
Niye aldırırsın kîylükâline?
Baksın kendi hâl-i pür-melâline
Kurtar; bu, dili carcâra düşürme…
***[Nuri KAHRAMAN]***
Nurâni bırakma; Hamdi’siz olmaz
Bir ömür Hoca kulede kalmaz
Hamdi’miz iyidir yeri hiç dolmaz
Konuşup Hamdi’yi zora düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Hamdi Bey de bilsin haddi-hudûdu
Gönüller almazken, yıkar umûdu
Hasretinden gözyaşımız kurudu
“Gel” diyelim; “intizâra düşürme!”
***[Nûrî KAHRAMAN]***
Yükseklerde olur karga yuvası
Nasıl kabul olmaz Hamdi duası
Yılda bir mi olur Dostun sefası
Yazıp da Hamdi’yi dara düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Bırak şu Hamdi’yi dile dolama
Doladıkça işler olur yalama
Uzaktan merhabâ, devam selâma
Fayrap verip te farfâra düşürme…
***[Nûrî KAHRAMAN]***
HEY NURİ KAHRAMAN!
ALEYHİME ATMAN SAĞDA SOLDA!
SONRA ELİME DEĞNEĞİ ALIRIM!
EN SON; İSTANBUL’A, HACIBEY’E
ŞİKÂYET ZORUNDA KALIRIM!…
***[Hamdi ÖZCAN]***
“Rabbim sizleri bu yoldan ayırmasın.”
***[Mustafa YILDIZ]***
“Hocam diline sağlık. Allah razı olsun.”
***[Mesut ÖZTÜRK]***
Değerli müftüm; Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Vesselam.
***[Şenel ÖZATA]***
[12/5 16:16] Abdülkadir DEMİR Hoca: “Ekip burada reis nerede? Ben adayım diyor Hamdi abi. Tarlada bel bellemeyi bırak da derhal yetiş reis!”
[12/5 16:42] Nuri KAHRAMAN: “Hamdi’ye kim haber uçurdu? İçimizde köstebek mi var yoksa üstâd? Adam resmen gelip tam orta yere oturmuş ya! Way anassını… Wes’selâm!”
*EL İŞLER, ÂLET ÖVÜNÜRMÜŞ*
Hamdi ÖZCAN: “Nihayet beni de alet ettiniz ya avare işlere, Hacıbey gelince haddinizi bildiricem size.”
[12/5 16:43] Nuri KAHRAMAN:
DÖRT ARKADAŞ; DÖRDÜ BİR YERDE
HANİ BUNLARIN REİSİ NERDE?
Mevzûyu tam kapatacakken, Hamdi Bey’in salvosu yetmiyormuş gibi, Abdülkadir Hoca’nın WhatsApp hesâbından, yanında Hüseyin, Hamdi ve Şenel Beylerin de bulunduğu yeni bir 4’lü fotoğrafla berâber aşağıdaki metin de çıkageldi.

*İKİ NEFES YOK; MESAJLAR YAĞMUR*
Az bir köye çıkalım, iki nefes alalım dedik ama adamlardan rahat yok. Reis-meis ayağına iki ayağımızı bir pabuca koyuyorlar. Cevap vermesen de olmuyor. Her neyse…
Bir de, bu gidişle Abdülkadir de şâir olacak başımıza herhâlde! Fotoğrafla berâber paylaştığı dizelere bakar mısınız?:
GEL REİS!
Uzakları yakın eden ol Yaradan aşkına
Yollarına taş dökülmesin gel
Adımların aydınlığı getirsin
Tunç bileğin bükülmesin gel
***
Tarla bağ-bahçe işleri
Ekipten ayırmasın seni
Dört güzel adam bekler
Uzun adam reis, yeter ki gel…
*İŞTE BU BİZİM HİKÂYEMİZ!*
Evet dostlar; işte böyle bizim hikâye-i pür-melâlimiz. Ne diyordu bir eski şarkımız bizim gençliğimiz zamanlarda:
“İşte bu bizim hikayemiz öyle saf öyle temiz.”
*BUGÜNLÜK TE BU KADAR*
Olmasın kimsenin ne dünyâsı ne âhireti dar
Bizler böyle işte birkaç artı birkaç kafadar
Farzeyleyip âlemi hep havadar
Estirmekteyiz kendimizce keyifli havalar
Ama unutmuyoruz elbette mazlumları
Telde saz kadar, dilde de hep duâmız var
*MORÂL DEPOLUYORUZ BÖYLE ÂŞİKÂR*
İnşâllâh çok yakındır o gelecek dostlar
Yumruğumuz siyon-itin ensesinde patlar
İnşâllâh, İnşâllâh, İnşâllâh dostlar
Çok yakın olsun o günler; Âmîn wes’selâm…
Dağ Günlüğü: Dünden Bugüne; İlhan Teyze’den İmdat Kardeşe…