Nuri Kahraman – Giresun Kerasus Haber
DOLAR

48,6701$%0,05

EURO

55,9705%0,28

STERLİN

65,2404£%0,27

GRAM ALTIN

6.770,80%1,52

ÇEYREK ALTIN

11.053,00%1,10

BİST100

%

BİTCOİN

3715079฿%0.20715

Sabah Vakti a 02:00
Giresun HAFİF YAĞMUR 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X
Nuri Kahraman

Nuri Kahraman

07 Eylül 2026 Pazartesi

    Eski Haritalar, Yeni Ümitler…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İlkokul yıllarımı hatırladım köydeki

    Şu dünyâ haritasını görünce

    Nasıl da koşardık kar-kış demeden

    Bir elimizde odun, bir elimizde çanta

    Uçar gibi giderdik, kayar gibi

    Karatahtanın önünde bulurduk kendimizi

    XXX

    Bir harita olurdu sınıfta mutlakâ

    Hattâ iki tâneydi ayrı ayrı köşelerde

    Bir tarafta ülkemiz, bir tarafta dünyâ

    Küreyi de unutmayalım bu arada

    Zîrâ ki bir derslikte bir-kaç sınıf

    Duvarlarda târih çağları, aylar

    Duvarlar yedi renk; dört mevsim…

    XXX

    Türkiyemiz harita olarak ta çok güzeldi

    Ne kadar uyumluydu bir baştan bir başa

    Ne kadar dengeli, ne kadar hoş

    Üç tarafı deniz, dört yanı sevgi

    Yedi bölge; hepsi birbirinden güzel…

    XXX

    Karadeniz, Akdeniz, Marmara

    Egeden açılırız dünyâlara

    Bir adım aşağısı Afrika, Kızıldeniz

    Bir yanı Asya, diğeri Avrupa…

    XXX

    Biz hep kendi oyunlarımızı oynardık

    Kendi çizgilerimizi çizerdik yollara

    Haritada bile işimiz; isim bulmaca

    Hakkari, Sinop, Kırklareli, Adana

    Hadi göster yerini bakalım haritada

    Böyle böyle öğrendik bir bir illerimizi

    Böyle öğrendik nehirlerimizi, göllerimizi

    XXX

    Bize neydi uzak uzak diyârlardan

    Yaban ellerden, yabancı ülkelerden

    Neyimize yetmiyordu Edirne’den Kars’a

    Herkesin hanedânı, krallığı yerindeyken

    Saray’ı yağmalamıştık, âileyi dağıtmıştık biz

    Ocak gitmiş, baş bozulmuş, yetim kalmıştı evlâtlar

    Sürmüştük bizi zirve yapan asil sülâleyi

    Gerekmezdi artık öyle büyükçe arsa!

    XXX

    Gayrı; bir barakalık yer olsun yeterdi

    Zîrâ; eski devlet çok büyük, çok beterdi

    Devâsâ, 3 kıta; çok yorucu, çok terdi

    Batı görmüş yeni nesil; jöntürk yâni

    Bu ağır yükü nasıl çekerdi!…

    XXX

    En iyisi kırpmaktı Hoca’nın kuşu misâli

    Kim neyse-ne’ydi; nereyse-nere’ydi

    Çağları aşanlar çağa boyun eğdi

    ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’tu artık sonuçta

    Gönül coğrafyası eski meseleydi…

    XXX

    Eski dediğimiz, eskimezmiş meğer

    Oralardaymış kaybedip aradığımız değer

    Tekrar geçmeliyiz haritanın önüne

    Tekrar dönmeliyiz o günlerin gününe…

    XXX

    Gözümüzü çevirmeli kesilip fırlatılanlara

    Düpedüz; bilâ-bedel satılanlara

    Mehir ya da başlık hiç konu edilmeden

    Nâmahremlerin önüne atılanlara…

    XXX

    Ülkem güzel, yeri güzel, misyonu güzel

    Dünyânın merkezi, coğrafyanın kâlbi

    Sömürgenler acımasız, zulmü kutsamış

    İnsanlık külliyen merhamete susamış…

    XXX

    Yeniden haritanın önüne geçme vakti

    Târih atlasını hasretle açma vakti

    Değil artık sevgili, can kardeşler

    Vazîfeden kaçma vakti…

    XXX

    Aynen eski çocukluğumuzdaki gibi

    Olmalıyız haritaların aşkla tâlibi

    Ve Allâh için, Resûlullâh için, ümmet için

    Gazzeli şehitlerin, Keşmirli gâzîlerin hatırı

    Doğu Türkistanlıların hürriyeti,

    İnsanlığın hidâyeti, beşeriyetin felâhı

    Tüm mağdurların necâtı için…

    XXX

    Şu, âdetâ kapana kısılmışlık

    Bir köşeye tıkılmışlıktan kurtulmak

    Hem kendimiz, hem dünyâ adına

    O eski sevdâlara tutulmak

    Ve de Asr-ı Saâdet’ten sonra

    Ecdâdımızın bir örneğini sergilediği

    Mutlu günlerin benzerleri için…

    XXX

    Geçmeliyiz haritaların önüne tekrar

    Olmalıyız yeniden kıtâların hâkimi

    Olmalıyız yeniden ey aziz dostlar

    O eski coğrafyaların sâhibi…

    XXX

    Ve kurmalıyız canlar; üstüne üstlük

    İblis ruhlu siyon-itlerin ateşe verdiği

    Paralı çetelerinin cehenneme çevirdiği

    Acımasız, cânî canavarlara inat

    Yakın-uzak; tüm arza nefes, kol-kanat

    ‘Yeniden Büyük Türkiye’yi wes’selâm…

    Devamını Oku

    Fındıklar Dalda; Maniler Dilde…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Fındık dalda, mani dilde

    Ameleler emmim gilde

    Yarın bize gelecekmiş

    Sıcak zor; fındık değil de

    ***

    Sâhilden yaylaya üç ay

    Fındık mevsimi çizer yay

    Kimi ağlar, hep hoşnutsuz;

    Kimi; çayda çıra, halay…

    ***

    Temmuzda başlayan var

    Kimi ekim’e uzar

    Ne kaş, ne yar, ne bayır

    Denmez; değmesin nazar

    ***

    Sâhillerde bitti fındık

    Biz yukarda bakakaldık

    Korkumuz; çepel giderse

    Bak işte o zaman yandık…

    ***

    Fındık diye yorma bizi

    Suya-tere karma bizi

    Kazâra insan ölüyor

    Bir dal için kırma bizi

    ***

    Fındığın ağası çoktur

    Süsü, dağdağası çoktur

    Mahsul az olsun, çok olsun

    Havaya girmeyen yoktur…

    ***

    Siyâsetin adı fındık

    Öyle edâlar takındık

    Bunun dîni-îmânı yok;

    Fiyatı az veren zındık!

    ***

    Azın-çoğun sınırı yok

    Her durumda çekilir ok

    İkiyüz değil; bin olsa

    Bu defâ da mâliyet çok!

    ***

    Bilmem her mahsül böyle mi

    Müstahsilin zıt eylemi

    Lânet eder, hattâ küfür

    Memnûniyetsiz söylemi…

    ***

    Ucuz der; kendisi yemez

    Nîmeti hiç benimsemez

    Şükür yok; surat bir karış

    Allâh için gülümsemez…

    ***

    Sabredemez; yılda bir ay

    Vara-yoğa gerilir yay

    Oniki ay işleyen var;

    Az kendini onlardan say…

    ***

    Patronlar barut, fırtına

    Çuval almadan sırtına

    Bu ayda değişir huylar

    Bir keşmekeş, bir curcuna…

    ***

    Bir koşuşturma, telâş

    Yasaktır olmak yavaş

    Belki de dahası yok

    Herkesle helâlleş

    *FINDIĞIN HİKÂYETİ*

    Derler ki; aslı çalmadır

    Oradan, buradan almadır

    Bundandır tüm sıkıntılar

    Her safhası bunalmadır…

    ***

    Neredendir köklemesi

    Ocak ocak eklemesi

    Ona kadar varır potak

    Yine de çok teklemesi…

    ***

    Ocak arasına mısır

    Ekilirdi geçen asır

    Fasulyesi, hoşgıranı

    Bahçeler olurdu hasır…

    ***

    Önce her şey sökülürdü

    Sonra fındık dikilirdi

    Araya hayvanlar için

    Fiyle kürül ekilirdi…

    ***

    Fındığın hikâyeti zor

    Nîmettir; şikâyeti zor

    Fiyâtı, emek takdîri

    Hem, hakka riâyeti zor…

    ***

    Yüce Hakk’ın bir kulunu

    Yiyemezsin hiç pulunu

    Sen kulsan bil; o da bir kul

    Beğenmesen de çulunu!

    ***

    İşçi çalıştırmak müşkil

    Hakkını veremez her gil

    Riâyet etmeyeceksen

    Patronluktan hemen çekil!

    ***

    Girebi, bışkı, kirinti

    Serendi, sergi, serinti

    Fındığa hazırlık gerek

    Bırakmadan yer, girinti

    ***

    Eskilerde kısa dalga

    Radyolar asılı dalda

    Şimdilerde her şey cepte

    Herkes ayrı bir kanalda

    ***

    Eskiden her şey imece

    Sabah-akşam, gündüz-gece

    Birlik-berâberlik vardı

    Yaşanırdı hece hece…

    ***

    İmeceler bir şenlikti

    Muhabbetti, yârenlikti

    Onlar gitti, köy de bitti

    Gurbet üstüne tüy dikti…

    ***

    Açsak geçmiş sandığını

    Hissedersin yandığını

    Bilen var mı tüm gavsulun

    Elle ayıklandığını…

    ***

    Eskiden araba nerde

    Yollar cılga, dallar perde

    Sen de hayvanlar da biter

    Bahçeler uzak yerlerde…

    ***

    Ağdırma giderken yükü

    Yoksa çıkamazsın diki

    Hele bir de yıkılırsa

    Nasıl yapacaksın peki?

    ***

    Tanımıyor kimse kimi

    Kim hastası, kim hekimi

    Koptu herkes evden, köyden

    İstisnâ fındık mevsimi…

    ***

    Fındıkta; herkes fındıkta

    Yoklar kapı çalındıkta

    Ümit; belki görüşürüz

    Üste namaz kılındıkta!…

    ***

    Köyde komşular yabancı

    Kim şu gelen karavancı

    Sene boyu görüşme yok

    Çoğu yolcu, azı hancı…

    ***

    Tereddüdümüz ar dostlar

    Başlara yağmış kar dostlar

    Hepten unuturduk yoksa

    İyi ki fındık var dostlar…

    *BAHÇELERDE BÖĞÜRTLEN*

    Ocaklar sık, fındık seyrek

    Dallar nasıl çekilecek?

    Toplamak zor, mahsül de az

    Kârı çeyrekten de çeyrek!

    ***

    Kimi daldan, kimi yerden

    Kimi toplar filelerden

    Her yıl, her yıl bir arayış;

    Kaçmak için çilelerden…

    ***

    Kimi yoluyor olmadan

    Kızarmadan, hiç solmadan

    Kimi bekler; hep dökülsün

    Toplasın dala salmadan…

    ***

    Bitirende var neşesi

    Çaylı muhabbet köşesi

    Kimilerindeyse hâlâ

    Geliyor ot-motor sesi!

    ***

    Kimisi indi pazara

    Gelmesin harman nazara

    Memnun olan yok fiyâttan

    Sormayın aman, kazâra…

    ***

    Süpürge, tırmık, branda

    Mutlak gerek bir harmanda

    Fındık teyakkuz mevsimi

    Olmalı hep alabanda…

    ***

    Fındık aman ıslanmasın

    Küflenip te sislenmesin

    Geri dönüp te kantardan

    Depolarda puslanmasın…

    ***

    Bahçelerde böğürtlen

    Kavşaklarda yüğürtlen

    Örneksiz hiç olmuyor;

    Sâde kuru öğütlen…

    ***

    Ameleler Batman’dan

    Kimisi Urfa, Van’dan

    Bir kardeşlik iklîmi

    Hepsi hoş, hepsi candan…

    ***

    Kimi işçi Siverek’ten

    Gelmişler çok severekten

    Âile, aşîret boyu

    Toplu kazanç diyerekten

    ***

    Fındık bir yardımlaşma

    Dostlukta adımlaşma

    Aynı bayrak altında

    Kaynaşma, canımlaşma

    ***

    Ayşe, Mehmet, Sâlih, Peri

    Ne hoş; güzel isimleri

    Sıcak kanlı, can çocuklar

    Tebessümden resimleri…

    ***

    Zor gelse de kimimize

    Sebebiz birbirimize

    Seni-beni yok; kullarız

    Emânetiz Rabbimize…

    Devamını Oku

    Mevsimlerden Fındık; Yollardan Eymür…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Sevgili Babacığım. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Konular o kadar çok ve girift ki; daha başta seçimde zorlanıyor, ifâde kapısında düğümleniyorum.

    En iyisi şuradan başlayayım: Bugün rahatım. Sanki de bahâneye bakıyormuşum. Evde bir iki ufak tefek tâmirât gibi işler dışında mevsimin îcâbâtı olanları ıskaladım.

    Yâni; bir hafta on gündür hemen hemen her gün, akşamda-sabahta bahçede motor vurarak kendimi oyalayıp bir bakıma da tesellî ederken bugün çıkmadım.

    Sebep; Sâlim torununun sabah çarşıya giderken kesin tenbihlemesi. Telefonda annesine de ayrıca söylemiş; “Babamın yapacağı başka işler var” diye. Çocuk haklı. Yaş yetmiş. İş bitmemiş ama motor işi biraz sarsıcı ve yorucu.

    Hem bu yaz; en az 5 motor vak’ası oldu bahçelerde 50-70 bandında. Vatandaş motor vurmaya gidiyor. Geç kalınca telefonla arıyorlar, ya da akşam dönmüyor. Bir de gidip bakıyorlar ki adam bir yanda, motor bir yanda. Hattâ birisinde motor çalışır hâlde, şahıs yerde yatıyor şekilde buluyorlar.

    Bir de mâlum; durum eskisi gibi değil. Bizim çocukluğumuzda köyler şenlikti. Dedeler, torunlar, kardeşler bir arada, evler yan yana. Her evde bir düzine insan vardı ortalama neredeyse. Kimsenin bahçeye yalnız gitmesi gibi bir durum mevzûbahis değildi. Bahçeye gidenlerle çocuklardan biri de gider, hattâ inek-dana da götürülür, evin zağarı da peşlerine takılırdı. Şimdi belki özel arabayla gidiliyor ama yapayalnız. Hani diyorlar ya bu çağ yalnızlık çağı. Bu köylerimiz, kırsalımız için de geçerli. Dolayısıyla bahçelerde, kimse görmeden yalnız başına vefât edenler çoğalıyor. Rabbimiz öbür dünyâda yalnız komasın. Bizleri sevdiklerimizle berâber sevdiklerine katsın. Âmîn…

    Evet; gelgelelim, biz de farkındayız çocukların îkâz ettiği durumun, mevzûya muttalîyiz; haberleri de duyuyoruz da insan birşeyler yapmak, bir işe yaramak, bir işin kulağından tutmak istiyor işte. Motoru da bu sene iyi bir bakımdan geçirdik; kafa otomatik oldu, düzenli çalışıyor. En küçüğümüz Yusuf Kerem’le götürdük tâmire. Ustamız Piraziz’de; adı Selim. Ona alıştık. Adı gibi sâkin, işini yapan, aynı zamanda pratik, pozitif bir insan.

    Daha doğrusu biz öteden beri Ayşe Bacımla berâber burayı sevdik. Ayağımız alıştı. Piraziz’den kopamıyoruz. O şimdi burada; Ayrılık tepede Evliyâ Mezarlığı’nda yatıyor. Buraya gelmek ona gelmek gibi bizi rahatlatıyor hâlâ. Rabbimiz mekânını cennet eylesin. Öbür tarafta hep birlikte Efendimiz SAV’in komşuluğunda buluşmayı lütuf buyursun. Âmîn.

    Ne diyorduk; ustamız motora güzel bir düzen verdi. Şimdi öyle sök-dak misineyle uğraşma işi falan yok. Yorulana kadar bayağı durmadan çalışabiliyoruz. Hâl böyle olunca da bu motorla çalışmak bir zevk. Çok yorulunca zâten bırakıyoruz.

    Eve gelince de bir duş alıyoruz. Öyle güzel, rahat ve zevkli oluyor ki. Belki yeni nesle bu değerlendirme mübâlağa gelebilir. Ama bizim zamanımızda bırak duşu, içmeye bile su zor bulunuyordu. Tüp te yoktu. Herşey bir sobaya bakıyor. O da 10 kişilik nüfûsa yemek mi pişirsin, ameleye börek, çay gibi ara ikramlar mı yetiştirsin, ahırdaki hayvanlara yal mı kaynatsın?! O da odun varsa. Çünkü başka alternatif yakacak da yok o zamanlar. Bakmayın şimdi kimsenin bahçelerdeki odunları almadığına. O zamanlar yaz-kış en büyük ve temel bir ihtiyâçtı.

    Her neyse; bu fındık öncesi bahçe altı ot temizliği çalışma süreci, yorgunluktan ziyâde psikolojik bir terapi oluyor âdetâ aynı zamanda insana. Çok şükür; sağlığımız yerinde. Çalışabiliyoruz; daha ne olsun…

    Babacığım; bu meyânda başta sen olmak üzere, senin adını taşıyan Sâlim torununa öyle çok duâ ediyoruz ki. Hattâ sık sık;

    – “İki Sâlim arasında işimiz iş, keyfimiz yerinde; Allâh C.C. ikisinden de râzı olsun!”

    diyorum. Başta ev olmak üzere her şey en azından, hemen hemen bütün imkânlarımız senin vesîlenle ya da doğrudan senin hazırın zâten. Sâlim torunun da senden sonra köye hemen kalorifer sistemi kurdurdu. Ayrıca bir de elektrikli şofben taktırdı. Çalışıp az terleyince bir duş ilâç gibi geliyor. Hem bedenen, hem rûhen bir zevk ve rahatlık. Artık başka ne diyeyim. Çatı yenilenirken ısıgün taktırınca daha da iyi olacak inşâllâh.

    Diğer yandan annem burada. Yâni Eymür’deki evimizde. Pazar günü getirdik çarşıdan. O da sana hep duâ ediyor. Onun için en rahat yer, senin sağlığında olduğu gibi arabanın şoför mahalli. Kendini oraya bir attımıydı; değme keyfine. Ama rahatsızlıkları var tabiî. Arabaya kadar gelmesi, eve çıkması; hep iki taraflı koluna girmekle olabiliyor. Öyleyken bile en fazla üç adımda sandalyeye oturup dinlenme ihtiyâcı duyuyor.

    Bu noktada sana hep ayrıca duâcıyız. Bilhassâ annem. Öyle ya; bu ev 80 yapımı. O zamanlar binâlarda, apartman da olsa asansör nâdirâttan. Sen büyük bir ileri görüşlülükle merdiven sarmalı ortasında boşluk bırakıp daha sonra da asansör yaptırdın. Yapılmamış olsaydı, başta annem gibi hastalar olmak üzere insanlar nasıl inip çıkacaklardı? Öyle ya; bir değil, beş değil. Muâyeneye gidiş-gelişlerde bile son derece zorluklar yaşanıyor. Bir de sık sık gitme ihtiyâcı hâsıl olduğu düşünülürse başta hasta için gâyet müşkil bir durum.

    Dolayısıyla, öncelikle annem olmak üzere herkes Allâh C.C. râzı olsun diyor. Nitekim; işte o gün annemi asansöre rağmen koluna girip dinlendirerek o ahvâlde arabaya bindirebildik. İmam-Hatib’in oraya doğru geliyoruz, annem eski cevvâl günlerini hatırlayıp iç geçirerek;

    – “Hey gidi Nefise! Buralardan kuş gibi uçiidun, uçsana daa(h)a!”

    diyor. Sonra, şehir mezarlığına, Çakalçıkmaz’a doğru giderken yolun altındaki bir evi göstererek;

    – “Şu binâya ne kadar çok geldik-gittik. Çatı kat. Hem, merdiven de yok. Bi hamnada çıkardım yukarı. Sohbetler olurdu. Kur’an okunurdu. Vaaz edilirdi. Bacılıklarla lâflaşırdık. Birbirimizle hasbihâl eder hasret giderirdik. Ne güzel olurdu, ne hoş, ne tatlı günlerdi. Şimdi de gitsene! Hey gidi hey!”

    – “Hacım beni her hafta getiriyordu buraya. Nereye istesem götürüyordu. Birlikte ne çok ziyâretler yapıyorduk. Tâ nerelere gidiyorduk. Hey hacım hey. Allâh C.C. cennet efendisi etsin seni. Âmîn.”

    Evet babacığım; yazacaklarımız bu minvâlde devâm ediyor. Lâkin; en iyisi bugünlük sonucu bağlamak. Yollardan Eymür dedik ama daha Çakalçıkmaz’dan çıkamadık. Yol gözlemleri başlı başına bir konu. Dolayısıyla o kısmı bundan sonraya bırakırken şununla bağlayayım istiyorum.

    Biz torun Sâlim’in ve kardeşlerinin bize yaptıklarını sana yapamadık. Sen son nefesine kadar, hem de ilgili olduğun tüm cephelerde mücâdele eden bir savaşçıydın. Sana dur demek, diyebilmek haddimiz değildi. Belki diyecek, diyebilecek sâkin ortam bile oluşmuyordu. Öylesine bir gayret yoğunluğu vardı. Belki işlerin akışı buna meydan vermiyordu. Belki de çocuklarımız da buna binâen bize kedini yorma diyorlar.

    Her neyse ne. Herkesin bir kaderi var. Ondan kaçamıyor. Dünyâ zor-kolay, çileli-çilesiz, gayretli-gayretsiz bir şekilde geçiyor. Geçen de geçmiş olup unutuluyor. Önemli olan kalıcı olanın bizi kurtarması ve de Rabbimizin bizi Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluşturması. Tüm hasret ve gayretimiz bunun için. Buna azmediyor, Rabbimizin lütfunu niyâz ediyoruz. Âmîn…

    Şimdi burada sözü bağlarken, yine de, çocukların da biraz müsâdesiyle şöyle harmanda biraz motor çalıştıralım, oradan azıcık bahçeye doğru da geçeriz serine belki, hazır çocuklar da burada değillerken!

    Bu duygu ve düşüncelerle, hasat mevsimlerimizin hayırlı, kolay, bereketli, kazâsız-belâsız, sabırlı, şükürlü ve de öşürlü geçmesini diliyor, bu yazın, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere bütün mazlumlara ve mağdur insanlığa iyilikler-güzellikler getirmesini Cenâb-ı Hakk’tan niyâz ediyor, kaldığımız yerden hasbihâle devâm, daha güzel günlerde görüşmek ümîdiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Dondurma Yalayan Çocuk

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Dondurma yalayan çocuk

    Köyün başında

    Fındık mevsimi

    Yazın ortası

    Oyun ortası

    XXX

    Ayağına geliyor çocukların

    Şimdi herşey

    Bizim zamanımız mı?

    Hey gidi hey!

    XXX

    Bir kar kuyusu tâbiri var kulağımda

    Evimizin denize bakan tarafında

    Kuz derlerdi;

    Kuzeyde olduğu için herhâlde

    Belki de soğuk

    En azından daha serin

    XXX

    Oraları bir oyuk oyuktu

    Bizim çocukluğumuzda

    Hayvan yayarken görürdük

    Dikkâtimizi çekerdi

    Birşeyler saklanırmış

    Gömülürmüş toprağa

    Dururmuş bozulmadan her neyse

    Hattâ erimeden kar

    Yazın gerektiğinde

    Dışarı çıkar…

    XXX

    Şehirde bile bir de

    Dondurma derlerdi bilirdik

    Hatırlamıyorum; yemezdik-yerdik

    Bisiklet tekerli

    Kulübemsi arabalarda satılırdı

    Elma şekeri ya da pamuk helva gibi

    Dizilirdi çocuklar

    Sabırsızlıkla beklerlerdi sıralarını

    Kimse kaynak yapmasın diye de

    Sıkı tutarlardı aralarını

    Külâhta yenirdi yalnız

    Veyâ bilmiyoruz ötesini

    XXX

    Öyle dükkân falan bilmiyoruz yâni

    Dondurmaya dâir; şimdiki gibi

    Hele kışın, zâten hiç yoktu

    O zaman dondurmanın mevsimi vardı

    Meyvelerin, sebzelerin

    Herşeylerin…

    XXX

    Ha bir de, dondurma deyince

    Evlerde buzdolabı yoktu

    Adı sanı da duyulmamıştı

    Buzhâne duyardık sâdece

    Buz üreten yer

    Belediyeye âit

    Ordan alınan buzlarla

    Soğutulurdu herşey

    Evlerde, dükkanlarda, lokantalarda

    Balıkçılar, dondurmacılar

    Oradan alırlardı soğutucularını

    Oradan dediğim

    Şimdi teleferiğin olduğu yer

    Tahtadan at ya da el arabalarının

    Üzerinde taşınırdı buz kalıpları

    Atölyelerden talaş ya da

    Hızar tozuna belenmiş…

    XXX

    Bundan; elli, atmış yıl öncesi

    Daha böyle gariplikler; nicesi

    Şehirde sular kesilir arada

    Elektrikler sık sık

    Köyde henüz musluk kültürü yok

    Boru bilinmiyor

    Evinde su akan yok

    Güğümler sağolsun

    Uzak ta olsa

    İp gibi aksa da çeşmeler

    Su kovalamacayla geçer

    Çoğu geceler

    XXX

    Çünkü taşıma suyla döner

    Bütün işler

    Beklersin saatlerce

    Dolacak diye kabın

    Sık sık çağrılır uzaktan adın

    Hadi nerdesin, yemeğe yetiştir

    Amelenin öğün zamanı diye

    XXX

    Âfiyet olsun

    Dondurma yalayan çocuk

    Bize de ayır biraz

    Biz de sana veririz bulabilirsek

    O güzel günlerin tadından

    Asmada üzüm, dalda kiraz…

    Devamını Oku

    Algıcılarla Çalgıcılar Arasında Fındık Denklemi!

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bu yazımız bir Facebook paylaşımından oluşuyor. Gâyemiz de sâdece meseleyi soğukkanlı değerlendirmeye yardımcı olmak. Çok şükür; elimizde güzel bir ülkemiz var. Ülkenin de en yaşanılır, siyon-itlerin de gözü olduğu, dünyâ cenneti bir bölgemiz, ürünlerin gözdesi fındık gibi bir mahsülümüz, ne kadar bozmaya çalışıldıysa da, yine de dünyânın ümîdi bir milletimiz, iyi-kötü çeyrek asırdır bu milletin teveccühüne mazhar olmuş bir yönetim ekibimiz var. Her yanımız ateş; biz gülbahçesinde yaşıyoruz. Ufak-tefek şeylerden bizim de içimizde ateş çıkarmak isteyenler var.

    Fındık konusunda hatâlar, eksiklikler olabilir. Eskiye göre çok iyi olmasına rağmen bunu gizleyip hazır elimizdeki nîmete karşı bizleri nankörlük etmeye çalışanların olabileceği muhakkak. Biz de yüksek volümlü kuru gürültü arasında îtidâlin sesi olmak, ülkemizin sükûneti, milletin selâmeti, insanlığın saâdeti adına fikirlerimizi serdetmek istedik. Burada kimseye cevâp yok. Sâdece; acabâ böyle de olamaz mı şeklinde bir sükûnet arayışı ve bu iyi niyet ve gayretin netîcesinde umulan sevâp. O kadar. İnşâllâh deyip Facebook’taki paylaşım ve bizim yorumumuzdan oluşan metne geçiyoruz. Buyrun:

    *FINDIKTA ALGICILAR VE DE ÇALGICILAR*

    [Ordu Haramililer Facebook Sayfası’ndan]

    * FINDIK FİYATLARI VE ALGICILAR *

    Açıklanan fındık taban fiyatı doğal olarak üreticiyi memnun etmedi. Normal… Çünkü söz konusu fiyat ne piyasa gerçekleriyle ne üretici gerçekleriyle uyumsuz… Hal böyle olunca da üretici tabir caizse burnundan soluyor çatacak birilerini arıyor. Bu da normal…

    Anormal olan bu fiyatlar karşısında “müjde, hayırlı olsun, yaşa varol v.b.” bazılarınca yapılan açıklamalar. Zannediyoruz onlar da biliyorlar durumun vahametini. Lakin bu şekilde yaparak hesapta algı ile durumu kurtarmaya çalışıyorlar… Ancak özellikle üreticiyi saf yerine koyarak yapılan bu açıklamalar açıklanan fiyattan daha çok can acıtmakta…

    Yapmayın Beyler…

    En azından tepkisiz kalın…

    Buna bile razıyız…  (Adnan YILDIZ)

    [Bizim bu paylaşıma yazdığımız yorum da şöyle:]

    *BİR DE ÇALGICILAR VAR*

    Bir de; fiyât ne okursa olsun bunu bir şekilde hükümete düşmanlık için bahâne eden çalgıcılar var. Fındık bu noktada hükümete atmak için istismar da ediliyor.

    Şunu unutmamak gerekir. Fındık gibi ürün olmaz. Mevcut liderler içinde Erdoğan’dan daha iyi demiyorum, daha yüksek fiyat veren olmaz. Mevcutlardan başka lider bulduysanız onu bilemem.

    Arkadaşlar; şu an verilen fındık fiyatı [1 ABD Doları eşittir: 47,74 Türk Lirası] 5 Dolar’a tekâbül ediyor. Bunun 1 küsur dolar olduğu zamanları ne çabuk unutuyoruz. Daha iyi olsun elbette ama bizde de biraz insaf olsun, akl-ı selim olsun. Muvâzeneyi kaybetmeyelim. Hep hayâl görmeyelim. Bir piyasa gerçeği olduğunu göz ardı etmeyelim. Patates, soğan fiyatı artınca niye kızıyoruz? Onlar üretici değil mi? Onların masrafı yok mu, bizden daha mı az emek veriyorlar? Lütfen; insanlarımızın, ülkemizin kıymetini bilelim. Şu an; bir tek bizim ürünümüz, piyasa değerinin çok çok üstünde yüksek değerle alınsın. Öbürlerinin fiyatı hep aşağıda olsun gibi bencilce bir yaklaşım sergileniyor eğer insaflı düşünülürse. Fındığın fiyatına itiraz edilmediği bir sene hatırlamıyorum. Fındık fiyatı yetmiyorsa; İç Anadolu insanına bakarak bölgemizde açıkça çok bâriz fark edilen her biri villa boyutunda evler, lüks arabalar nasıl alınıyor? Allâh C.C. aşkına, ne nîmeti inkâr edelim ne de değerini. Nîmeti inkâr bize değer katmaz. Nîmetin de, kendi değerimizin de, nîmeti verenin de farkında olalım. Fındık üzerinden algı yaparak millet-memleketin birliği-dirliğine çalışanları îtibarsızlaştırmak, devleti küçük düşürerek çevremizdeki düşmanların ekmeklerine yağ çalmakta olduklarının farkında olmayanların dolduruşuna gelmeyelim.

    Bu arada; fiyat genel olarak normâl denebilir ama Düzce ile Harami gibi yerler bir tutulmamalı. Harami gibi bayır yerler için kilo başına, meselâ 50 TL gibi artı değer uygulanmalı. Bu istenebilir. Burada bir dengesizlik söz konusu. Bu giderilmeye çalışılmalıdır.

    Bu tür konuların en rahat konuşulacağı hükümet yine bu hükümettir. Böyle 5 Dolar’ı her hükümetin verebileceğini düşünemiyorum. Denemesi bedava diyeceğim de; Allâh bu ülkeyi tekrar dinsiz-îmansızların eline düşürmesin. O zaman fındığın 1.000 Lira değil 1.000 Dolar olsa ne yazar! Onlar 250’yi de vermezler, veremezler de, verirlerse de ülkeyi pkk ve destekçileri olan küresel güçlere peşkeş karşılığı göz boyamak, belki birkaç defâ onları şirin göstermek adına gelecek şişirme desteklerle olabilir. Ya sonrası?!

    Bunları da düşünmek gerekir. Bugün silahımız var. Kendimize güvenimiz var. Bunun hiç hatırı yok mu? Fiyat az değil ama, az diyorsan, o kısmı da o silahlara, o gurura, o güvene pay olarak yaz.

    Arkadaş bu nedir? Gâvura bu kadar hörelenmiyor insanlar. Âdetâ burunlarından soluyorlar. Mâneviyâtın hiç mi değeri yok ki; fiyata gösterilen tepkiyi hiçbir mânevî konuda görmüyoruz.

    Neyse; söz uzuyor. Kısaca; biz hiçbir evde maaş yokken, her ev Çelik-çocuk 10 nüfustan aşağı değilken, fiyat ta 1-2 Dolar aralığındayken geçinip gidiyorken;

    Bugün fiyat 5 Dolar, âileler 3-5 kişi, arabasız, maaşsız ev yok, çocuklar da çalışıyor, işleri, görevleri, gelirleri var.

    Eskinin yoksul şartlarında geçinip gidenler, bugünün düne göre 5’e katlayan iyi şartlarında tepinip gidiyoruz.

    Problem hep şartlarda değil sâdece gibi gözüküyor. Hak katında mahcup olmamak, kendimize ve bize hizmet verenlere karşı dürüst olmak, mahcup düşmemek adına akl-ı selimle hareket etmek en doğrusudur. Böyle yaparsak Rabbe karşı şükürsüzlük, sorumlulara karşı insafsızlık durumundan da kurtulmuş vicdânen rahatlığımızı kaybetmemiş oluruz.

    Haklı değilsem siz haklısınız demek olur. Ona da bir şey diyemeyiz. Hani ne derler; Yapacak bir şey yok!

    Bir sürü zamânınızı aldık. Hakkınızı helâl edin. Biz de bir sürü emek edip, hattâ kimilerinin küfür edeceğini de bilip bunu göze alarak bunları yazıyoruz. Neden? Çünkü; nasıl ki bahçeye giderken arabanızın kayıp uçuruma yuvarlanması mutlu etmezse, sizlerin mânevî alandaki kaymalarınız ya da savrulmalarınız da bizi mutlu etmediği gibi toplumun, hattâ çocuklarımızın hayrına olmaz.

    Fındık gibi bir nîmet yok yere küfür, isyân sebebi olursa, hangi ürün mutluluk sebebi olabilir?

    Belki bir faydamız olur diye yazdık. Atalarımızın hiç fındığı yoktu. Yaşadılar. Bizler de bu günlere geldik. Bu ülke de târih yazmaya devam edecek. Yakındır dünyâ masasına yumruğunu vuracak. Vurmak zorunda. Çünkü bu zulümler durmak zorunda. O görev yine bizde inşâllâh. Onun için, biz büyük milletiz. Küçük işleri büyük hedefleri etkileyecek kadar büyütmeyelim deriz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.