Nuri Kahraman - Giresun Kerasus Haber
DOLAR

49,9888$%0,05

EURO

55,9464€%0,02

STERLİN

67,0808£%0,03

GRAM ALTIN

6.307,61%-0,51

ÇEYREK ALTIN

10.347,00%-0,50

BİST100

%

BİTCOİN

3838734฿%-1.91938

Sabah Vakti a 02:00
Giresun PARÇALI BULUTLU 6°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Nuri Kahraman

Nuri Kahraman

30 Ekim 2026 Cuma

    Alaaddin’den Şems’e, Vakıf’tan TDED’e; Niğde 2. Konya Gibi…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bugün bizim Niğde Merkez günümüzdü. Önce Şems-i Tebrizi’yi ziyâret ettik.  Oradan da Öğle namazı için Alaaddin Câmii’ine geçtik. Bu iki isim aklınıza hemen Konya’yı getirdi belki ama, netîcede aynı isimler; aynı dönemler ve bağlamlarla ilişkili olarak burada da var.

    *ALAADDİN CÂMİİ VE TEPESİ*

    Namazdan çıkışta da adını câmiden alan ve orta yerde çok güzel, şehre hâkim konumda ve de çok güzel, ağaçlıklı, piknik yapmaya müsâit Alaaddin Tepesi’nden etrâfı şöyle bir temâşâda bulunduk.

    O arada Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Şûbe Başkanımız Eğitimci-Yazar Muhammed ÜNSAL hocamız da telefonlaştığımız üzere gelmiş, yanımızdaydı. Onun verdiği bilgilere göre Niğde, 20-30 yıl öncesinde bu tepeyi çevreleyen binâlardan müteşekkil, nüfusu oldukça mahdut miktarda olan kendi hâlinde bir şehirmiş. Çok kısa sürede, her tarafa doğru genişleyip büyümek sûretiyle nüfusça bugünkü hâliyle 10 misline bâliğ olarak 200 binlere yaklaşmış.

    *RAHMÂNİYE, KALE, SAAT KULESİ*

    Hem konuşup hem ağaçların arasından yürürken kaleye yakın köşede yer alan, o zamanlar kadınlara mahsus olarak inşâ edilmiş Rahmâniye Câmii’ine geldik. Hemen yakınlarındaki, Sultan Abdülhamid’in saat kulesiyle Selçuklu eseri Kaleyi de gördük.

    *SANCAK BEYİ VE MÎMARLAR*

    Niğde Alaaddin Camii, 1223 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ın saltanatı döneminde, onun adına Niğde Sancak Beyi Zeyneddin Beşare tarafından yaptırılmış önemli bir Selçuklu yapısıdır.

    Niğde’nin simgelerinden biri olan yapı, şehrin iç kalesinin içinde, güneyde yer alır.

    Kitabelerine göre yapının başmimarları Mimar Sıddık ve Mimar Ebubekir’dir. Mimar Mahmud ve kardeşi Mimar Gazi de diğer iki mimardır.

    *KONYA, NİĞDE, KAYSERİ*

    İmam-Hatip arkadaşımız Îsâ Bey hocamızın verdiği bilgiye göre Konya’daki ve Kayseri’de bulunan Hunat’la berâber aynı dönemde binâ edilmişlerdir. Kayseri Hunat Camii ile ilgili kaynaklarda I. Alâeddin Keykubad’ın eşi ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından 1238 yılında yaptırıldığı şeklinde bilgiler yer almaktadır.

    *KADÎM TEPE, CEDÎT PROJE*

    Câmiin çevresindeki eski binâlar istimlâk edilmiş olup yarı yıkılmış vaziyettedir. Cumhurbaşkanlığının özel talebiyle berâber burası yeniden özel bir çevre düzenlemesiyle halkın ve insanlığın hizmetine daha uygun hâle getirileceği günleri beklemektedir. Bununla ilgili projeler deklare edilmiş; câmiin kıble tarafındaki panolarda görmek mümkündür.

    *MEVLÂNÂ, ŞEMS, KESİKBAŞ*

    Şems-i Tebrîzî Türbesi’ne gelince; hakkında birçok efsâne ve söylentiler vardır. En kuvvetlisi burada yatan kişinin Şems-i Tebrizi olduğudur. Mehmet Önder ‘Mevlana’ adlı eserinde ‘Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e mal edilir’ demek suretiyle bu inanışı, bir nevî benimseyip incelemelerinde zikr’ederek tescillemiştir.

    *TÜRBE, HAZÎRE, CÂMİ*

    Türbenin yanında bir de şirin bir câmi var olup târihî mezarların yer aldığı hazîreyle berâber hepsi ihata duvarıyla çevrilidir…

    *WHATSAPP’DAN DEVÂM*

    Evet; başa dönersek, Şems ziyâreti sonrası öğlede Alaaddin Câmii’inde TDED Niğde Şûbe Başkanı Eğitimci-Yazar Muhammed ÜNSAL Bey’le buluştuğumuzu söylemiştik. Bundan sonrasını da TDED WhatsApp Grubu paylaşımları üzerinden sürdürelim inşâllâh; evvelen bizim yazdıklarımız, buyurun:

    *NİĞDE TDED BAŞKANIMIZLA…*

    “Misâfereten bulunduğumuz Niğde’de kuruluşunu yeni öğrendiğimiz şûbemizin başkanıyla irtibata geçerek Alaaddin Câmii’inde buluştuk. Yine Edebiyâtçı-Yazar Murat SOYAK Bey de yanımızda bulunmak sûretiyle başkanımızın rehberlik ve mihmandarlığında dolaştık. Başkanımız bizi özellikle kendi bölgesi Gümüşler’e götürerek hem ikramda bulundu hem de çocukluğunun da geçtiği Gümüşler Manastırı’nı gezdirdi.

    Başkanımız çok doğal, sâkin, rahat ama çok birikimli, cevvâl, yöndem bir kişilik. Önümüzdeki ay 1. Olağan kongresini yapacak. İyi bir kadro kurma yanında İstişâre heyeti bile oluşturmuş.

    Şunu bir müjde olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Niğde TDED bir geliyor, pir geliyor. Daha şimdiden Üniversite ve Millî Eğitimle protokol imzalamışlar. Murat SOYAK Bey’le berâber yeni faaliyet alanları konusunda fikir teâtîsinde bulundular.

    Sözün özü Niğde Şûbesi başa güreşecek ve câmiamıza açılım getirecek bir performansın habercisi. Niğde de bir Selçuklu şehri olarak müsâit bir bölge olarak gözüküyor. Ayrıca burası gerek şûbe, gerek şehrin irfânî mâhiyet ve imkânları olarak yıllık istişâre toplantısı yapılabilecek bir yer aynı zamanda. Başkan da; “-Memnûniyetle” dedi zâten. Bürokrasiyle ilişkileri gâyet güzel ve faaliyet için ya da büyük organizasyonlar için yer problemi olmadığı âşikâre gözüküyor.

    Başkanımız, başta Pâkistan olmak üzere yurt dışı tecrübesi de olan genç ve girişken bir arkadaşımız. Mihmandarlığı da mükemmel. Bizi GÜMÜŞLER MANASTIRI’nın bütün kıvrım ve dehlizlerinde dolaştırarak tüm ince detaylara kadar, burada yaşadığı çocukluk hâtıralarını da katarak anlattı.

    Uzun yıllar çeşitli STK’larda da görev yapmış olan arkadaşımız genç yaşına çok güzel tecrübe ve gayretler sığdırmış. En güzeli de çok daha fazlası için istekli ve heyecanlı olması.

    *HEPİMİZİN GÖZÜ AYDIN…*

    İnşâllâh ilk genel istişâre toplantımızda siz de kendisini tanıyacak, az bile yazmışsınız diyeceksiniz.

    Kendisini gıpta ile dinleyip gözlemlediğimiz başkanımıza, aramıza hoşgeldiniz der tebrik ederken, câmiamızın gözü aydın diyor, Rabbimizden kendisi ve ekibini muvaffak kılmasını niyâz ediyor, ev sâhipliği, misâfirperverliği ve de profesyonel mihmandarlığı dolayısıyla teşekkürler ediyor, tekrar görüşebilmek dileğiyle buradan kendisine ve cümleye sevgiler-saygılar sunuyorum wes’selâm…”

    Bizim bu paylaşımımıza sevgili başkanımız Muhammed ÜNSAL Bey de şöyle mukâbelede bulunmuş:

    “Aleykümselam,

    Gösterdiğiniz bu latif yaklaşım ve güzel değerlendirmeler için gönülden teşekkür ederim Nuri Başkanım, şehrimize hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

    Alaaddin Câmii’nin gölgesinde başlayan muhabbetimiz bizim için de unutulmaz bir zenginlikti.

    Yolun başındaki bu ilk adımlarımızda sizlerin nazarıyla taltif edilmek, gayretimize ayrı bir şevk kattı. İnşallah bu kubbede hoş bir sâda bırakabilmek, kültürümüze ve ortak değerlerimize omuz verebilmek için ekibimizle birlikte elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

    Latif yazınız, kadirşinaslığınız ve bu güzel muhabbetiniz için şahsım ve arkadaşlarım adına şükranlarımı sunarım.

    En derin saygı ve dualarımla…”

    *BİL’MUKÂBELE, MUVAFFAKİYETLER*

    Başkanımıza bilmukâbele diyor sevgilerimizle sunuyoruz ve diyoruz ki; görüldüğü gibi Niğde, sosyo-kültürel faaliyetleriyle de, Alaaddin Câmii örnekleri gibi Konya-Kayseri çizgisine doğru yükselme seyrinde. Rabbimiz kendilerini muvaffak kılsın.

    *GAZZE, DOĞU TÜRKİSTAN, ULUKIŞLA*

    Bu duygu ve düşüncelerle huzûrunuzdan ayrılırken, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak cümle mazlumlar ve dünyâ mağdurlarının vampir zâlimlerin cenderesinden kuruluşunu an-karîbiz’zamân göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, cümleye, şu an bulunduğumuz Ulukışla’dan sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Bugün de, İsmiyle Müsemmâ; Niğde / Çiftlik’e Gittik…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Altunhisar’dan 25 km. Yollar güzel. Yalnız hayli yokuş tırmanıyorsunuz. İki ilçe arasında seyerân ederken Hasandağı’nın devâmı mesâbesindeki Melendiz dağ silsilesi içerisinden geçmiş oluyorsunuz. Arada 1980 rakımlı TOPALAKKAYA GEÇİDİ var. Her iki ilçe tarafında da ilk yola girerken sâbit kar ve kayma uyarı levhası bulunuyor. Şimdi rahatça tırmanılan ve keyifle katedilen bu yolların kışınki hâlini yol kenarlarında, bilhassâ sırt ve dönemeçlerde sık sık karşılaştığımız tipikıranlardan yâni kar çitlerinin varlığından hayâl edebiliyoruz.

    Yol boyu en çok dikkâtimizi çeken şey ise, ilk etapta güneş enerjisi paneli zannettiğimiz şeylerin yakınlaşınca geniş sebze ve meyve seraları olduğunu anlıyoruz. Geçitten biraz sonra alçalmaya başlayınca karşıdan ağaçlıklı bir düzlük geliyor önümüze. Çiftlik burası olmalı. Bunca kıraç tepelerden sonra böyle bağlı-bahçeli, dört tarafı tepelerle çevrili yeşil ovayı görünce bu yerin ismiyle müsemmâ olduğunu düşünüyorsunuz. Nitekim burada daha çok patates ziraati yapıldığını işyeri camlarına yapıştırılmış PATATES İŞÇİSİ TEMİN EDİLİR yazılarından anlıyoruz.

    Niğde’nin Çiftlik ilçesinde, Hasan Dağı’nın eteklerindeki verimli ve yüksek rakımlı topraklarda patatesten başka kuru fasulye, elma, lahana, buğday, arpa, çavdar, yulaf, nohut, yem bitkileri gibi ürünler yetiştirilir. Hayvancılık ta oldukça yaygındır. Dolayısıyla ilçe tarım ve hayvancılık üssü hüviyetinde bir yerleşimdir.

    Târih ve coğrafya açısından bakınca, Niğde’nin kuzeybatısında, Hasandağı’na yaslanan Melendiz Dağları ve Ovası çevresinde bulunan Çiftlik çevresi tarih öncesi çağlardan itibaren iskân görmüş, Hititler ve Geç Hititler devrini yaşamış, Orta Çağ’da Türk hâkimiyetine girmiş eski bir yerleşim sahasının parçasıdır.

    Melendiz adı üzerinde durmak gerekir. Melendiz, ova ve dağlarla birlikte Çiftlik çevresinin tarihî coğrafyasını ifade eder. Resmî tarihçe ve bölge tanıtımlarında Çiftlik, ‘Melendiz (Çiftlik)’ şeklinde de anılır.

    Osmanlı döneminde Melendiz bir nahiye olarak kaydedilmiştir. Bu isim de İslâm öncesi buralar için telâffuz edilen Melendos kelimesinden gelmiş olmalıdır. Tıpkı bizim Ordu’daki Melet isminin Meletos’tan geldiği gibi.

    Çiftlik adı, Osmanlı dönemine ilişkin 1894 tarihli idarî yerleşim listesinde de görülür. Dolayısıyla ad yalnızca 1990’da ilçe kurulurken ortaya çıkmış değildir.

    Çiftlik ve çevresindeki yerleşimler 1894’ün idarî kayıtlarında bu isimle yer almaktadır. Çiftlik, o dönemde böyle bağımsız ilçe değil, ama daha geniş idarî yapıya bağlı bir yerleşim şeklindedir.

    Çiftlik Belediye teşkilatı 1972’de kuruldu. 1990’da da İlçe statüsü verildi.

    Çiftlik’in tarihini Niğde’nin genel siyasî tarihinden ayırmamak gerekir.

    Niğde, Anadolu Selçukluları döneminde gelişmiş; tarih kaynakları Karamanoğullarının Niğde üzerindeki hâkimiyetini destekler; fakat Çiftlik merkezinde bu beyliğe ait olduğu kesin biçimde belgelenmiş bir saray, kitabe veya müstakil bir beylik yapısı tespit edilmiş değildir. Nitekim biz de şöyle bir genel gezintide göze çarpan bir eser ya da yol gösteren bir işâret levhasıyla karşılaşmadık. Yalnız, Namaz için gittiğimiz Merkez Câmii’nin önünde 70’li yıllarda yıkılıp yerine bu câmiin yapıldığını öğrendiğimiz süslü nümûnelik kilise sütun başlıklarını gördük. 3 tâne var. Fotoğraflarını da çektik.

    Câminin İmam-Hatibi Mustafa ERTOSUN Hocamız buralı. O da NÖHÜ (Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi) İlâhiyât Fakültesi mezunu. Yüksek İhtisas da yapıyor. Tez gününe 1 ay kalmış. Konusu; Son dönem tefsirlerinde büyü olayının değerlendirilmesi gibi bir şey aklımda kaldığı kadarıyla.

    Hocamız sağolsun; gösterdiği anlayışla bize burada da ezan okuma bahtiyârlığını yaşatmış oldu. Kendisine teşekkür ettik yine ediyoruz. Bu arada câmi ve çevresi çok güzel. İnsanların avluda oturabilecekleri, çocukların oynayabilecekleri yerler var. En güzeli de câmide çocuklar için çikolata kumbarasının bulunmasıydı. Hocamızı tebrik ettik.

    Câmiden çıkınca şöyle biraz dolaştık, sonra az da olsa eyleşip çay içmek adına arayışa girdik. Çok güzel bir öğretmenevi var. Fakat çay içme yeri yokmuş. Sonra meydanda Kafe Kent diye bir levha gördük. Yeri ve konumu güzel olsa da ismi bize yavan geldi. Kelimelerin ikisi de irfânımızın ürünü değil. Her neyse orası da henüz faaliyette değilmiş.

    İşin Türkçesi; böyle küçük yerler böyle hizmetleri kaldırmıyor. Bir yer en az bir eleman istiyor. Ama o yerin giderini sağlayacak getiri döngüsü olamıyor. Aklıma takıldı, özellikle tekrar öğretmenevine gittik, sorduk. Ama sistemin yürümediğini söylediler. Oradaki görevli, ben içireyim size çay dedi ama ocak kapatılmıştı. Biz de, derdimiz çay değil, su da olur; gâye tanışmak ve de hasbihâl dedik. Suyumuzu içip kalktık. Çay siteminden dolayı da görevliden özür dileyip hakkını helâl etmesini istedik.

    Biz tabi büyük şehir şartlarına göre değerlendirme yapıyoruz. Küçük yerlerin durumları farklı. Altunhisar’da da bunu kısmen görüyoruz. Belirli saatten sonra zâten insanlar evlerine çekiliyorlar. Şehir tenhâlaşıyor.

    Fakat öğretmenevi içerisinde İlçe Halk Kütüphanesi var. Çok güzel. Ayrıca çocuklarla cıvıl cıvıldı. En güzeli de burasıydı. Bir güzellik te mescid diye levhalanan odanın yarısının şark köşesi tarzı ve yöresel halılarla tefriş edilmiş, bir nevî sohbet için de çok elverişli olmasıydı.

    Evet çay arayışı devam ederken tevâfuken selâm verdiğimiz Çağdaş Kitabevi sâhibi Mahmut YILDIRIM, buyrun bizden için deyip çayımızı söyledi. Hem tanıştık, hem de hasbihâl ettik. Sohbet arasında, burada patates ziraatinde usül bizdeki gibi yarıcılık, üçte bircilik ya da buna benzer oranlamalar değil, topraklar dönümüne göre dâire gibi kiraya verilme şekliyle oluyormuş.

    Bir ara şehir içinde şöyle bir tur atarken Çok Programlı Lise levhası görünce müstakil bir İmam-Hatip Okulu yoktur, bu lisenin içinde şûbe vardır düşüncesi bizi arayıştan alıkoydu ama sonra dijitâlden araştırınca hem 50 talebeli Lise, hem de ilçeye bağlı Bozköy kasabasında 70 talebeli Ortaokulu olduğunu öğrendik. Çok sevindik. Tıpkı kıraç tepeler ve yol boylarından sonra bu bereketli Çiftlik arâzisini görünce milletimiz adına mutluluk duyup sevindiğimiz gibi. Rabbimiz kemiyetini de keyfiyetini fe bereketlendirsin inşâllâh; Âmîn…

    İki saate yakın kaldığımız ilçeden dönerken içerisinde çok güzel câmi de bulunan ve şehre güzel bir çehre kazandıran TOKİ evlerinin yanından geçiyoruz.

    Geldiğimiz iniş-yokuşları tekrar kat ede ede dönüyor, en son sağımızda Hasandağı ve oradan batmaya yakınlaşmış güneşin grubu, önümüzde de derin ovaya doğru sıra sıra serpilmiş, yedi kardeşler de denildiğini duyduğumuz küçük konik tepelerle berâber melûlleşmiş ufuk manzarasını temâşâ ede ede Altunhisar’a vardık.

    Bize böyle güzel topraklar, zamanlar ve de onları böyle güzel güzel değerlendirme imkânları lûtfeden Rabbimize sonsuz şükürlerle berâber, vatanlarında böyle hür hareket etmekten mahrum, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlum kardeşlerimizle sömürgenlerin kıskacındaki mağdur halklara da nasîp etmesi niyâzıyla yalvarıyor, cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Tekke’den Cephe’ye, Dünden Bugüne, Yerden Göğe; Bor’un İki Değeri…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bugün yine Bor’daydık. Cumâyı Sokullu Câmii’inde kıldıktan sonra ziyâret için gittiğimiz okul, ne zamandır düşündüğümüz İmam-Hatip Lisesi. Nasîp bugüneymiş.

    Bizi buraya, daha önce tanışmış olduğumuz Osman ÇETİN İmam-Hatip Ortaokulu Müdürü Ahmet Sâmi BAYRAKTAR Bey bıraktı.

    Okula, Türkiye Yüzyılı’nın kahramanlarından şehit Ömer HALİSDEMİR’in adını vermişler. Çok da isâbetli olmuş elhamdülillâh.

    *ÜÇ ORTAOKUL, BİR LİSE*

    Bizi önce Md. Yardımcısı Selâmi ÖZSARAÇ Bey’e götürdüler. Oradan da birlikte Müdür İbrâhim BAŞER Bey’e çıktık. Önce görevi dolayısıyla tebrik edip başarılar diledik. Çay, kahve, pasta derken epey hasbihâl ettik.

    Genç, dinamik Müdürümüz Konya Necmettin Erbakan İlâhiyât Fakültesi Mezunu. Buraya geleli 2 ay olmuş. Lise-Ortaokul toplam 160 talebeleri ve de 20 civârında personelleri var. İlçede; iki İmam-Hatip Ortaokulu daha var.

    Okulun her tarafı, özenle seçilmiş ve çoğu koridor, kapı ve duvarlara nakşedilmiş öğretici, îkâz edici yazı, figür ve desenlerle bezenmiş. Bunların çoğunu paylaşmak isterdik ama mümkün değil. Belki birkaçını verebiliriz inşâllâh…

    *İRFÂN DÎVÂNI, VAKIF BELEDİYESİ*

    Arkadaşlarımız bizimle çok ilgilendiler. Epey muhabbet ettik. Ayrıca günün hâtırasına, Bor’un sultânı, tasavvuf büyüklerimizden, ülkemizin EY RAHMETİ BOL PÂDİŞÂH ilâhisiyle tanıdığı Ahmed Kuddûsî Hazretlerinin dîvânını takdim ettiler. Hacimli, özenle basılmış, aynı zamanda bilimsel bir kitap. Kitap BORLU AHMED KUDDÛSÎ VAKFI yayını. Bor Belediyesi Kültür Hizmeti olarak basılıp halka sunulmuş. İrfânımızın bu değerli şahsiyeti ve kitap için ayrıca bir yazı düşünüyoruz. İnşâllâh diyelim… Âmîn…

    En son, yönetici arkadaşlara teşekkür edip birkaç fotoğraf karesi aldıktan sonra okuldan ayrıldık.

    *İMAM-HATİP’TEN RAMAZAN İRİ’YE**

    İkindiyi civârdaki Ramazan İRİ Câmii’inde kıldık. Rabbimiz, geniş, düzenli, bol ağaçlı bahçesi ve ihata duvarıyla berâber böyle mükemmel, ferah bir mâbedi yaptırıp emek ve katkı veren, görev yapan, içerisinde namaz kılan cümleden râzı olsun. Âmîn.

    Hocamızla tanışınca sağolsun görevi bizlere tevdî etti. Yusuf Kerem Bey’in kıldırdığı namaz sonrası Altunhisar’a dönmek üzere -herkesin sorunca o tarafa yönlendirdiği türbenin oraya, yâni- merkeze geldik.

    *KONYA-EREĞLİ, NİĞDE-BOR*

    Câmiin görevlisi, Konya Ereğli’den, Niğde NÖHÜ (Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi) İslâmî İlimler Fakültesi mezunu Mehmet SAÇIKARALI Hoca ikram ve de gideceğimiz yere götürme konusunda ısrâr ettiyse de biz teşekkürlerle ayrıldık. Dolayısıyla Bor’un bakımlı, düzenli genel çevre manzaralarını, tertemiz güzel parklarını temâşâ ede ede, hemen şurası zannettiğimiz yer olmaması üzerine 15-20 dakîkalık hoş bir yürüyüş keyfiyetiyle berâber menzil-i maksûda vâsıl olduk.

    *KEYİFLİ YÜRÜYÜŞ, MÜRİH TEMÂŞÂ*

    Biz, uzaktan kendisini belli eden transit yol üzerinde, Niğde’den gelen minibüse bineceğimizi umarken sorduğumuz kişilerce buraya, merkeze yönlendirilmemiz de gâyet iyi oldu. Hem keyifli bir yürüyüş yapmış, hem de daha ilk geldiğimiz günlerde keşfettiğimiz büyüğümüzün mekânına bu defâ elimizde kitabıyla berâber gelip, tekrar ziyâret etmiş olduk.

    *ŞEHRİN RÛHU, KENTİN MERKEZİ*

    Nitekim; işte türbe. Burası merkezdir. Orada yatan o şehrin büyüğü, mânevî sultânıdır. Bekçisi diyen de vardır. Gerçekten de öyledir. Onlar orada bizim kültür ve irfânımızın bekçileri olup insanlar ve müntesibi bulunduğu milletler için varlıkları bir berekettir.

    Filhakîka, hiç tanımadığımız hâlde çocukluğumuzdan beri kulaklarımızda çınlayıp içimizde tınlayan şu ilâhi bile bunun en müşahhas delîlidir. Tekrar hatırlayalım ve de birlikte terennüm ederek hissiyâtımızı hem de hâtıralarımızı tâzeleyelim inşâllâh; buyrun:

    *CÜRMÜM İLE GELDİM SANA*

    Ey rahmeti bol Pâdişâh,

    Cürmüm ile geldim Sana.

    Ben eyledim hadsiz günâh,

    İsyân ile geldim Sana…

    ***

    Hadden tecâvüz eyledim,

    Deryâ-yı zenbi boyladım.

    Mâlûm Sana ben neyledim

    Cürmüm ile geldim Sana…

    ***

    Senden utanmadım hemân

    Ettim hatâ gizli âyân

    Vurma yüzüme el’amân

    Cürmüm ile geldim Sana…

    ***

    Adın senin Gaffâr iken

    Ayb’örtücü Settâr iken

    Kime gidem Sen vâr iken

    Cürmüm ile geldim Sana…

    ***

    Bin kere bin, ey Pâdişâh!

    Etmem dahî böyle günâh

    “Lâ taknetû” yeter penâh

    Cürmüm ile geldim Sana…

    ***

    İsyânda KUDDÛSÎ şedîd

    Kullukta bir battal pelîd

    Der: Kesmezim Senden ümîd

    Cürmüm ile geldim Sana…

    *BOR YEKTÂ, BÖLGEDE HATTÂ*

    Bor hem coğrafî, hem târihî, hem de irfânî bakımdan stratejik, topraktan kültüre çok bereketli ve de dolayısıyla hareketli bir yer olarak bölgenin köşetaşı mâhiyetinde kadîm yerleşimlerinden. Hakkında yazılmış çok kitaplar ve şiirler var. Ama tüm bunlar içerisinde şahsiyeti, eseri ve fonksiyonel irfânî kimliği, mânevî derinliği, menkıbevî müktesebâtıyle berâber Kuddûsî Sultan’ın ayrı bir yeri ve reîsî bir konumu olduğunu görüyoruz. Elimizdeki dîvânına baktığımızda coşkulu duyguları, ince ve incelikli dokunuşlarıyla âdetâ mânevî bir çağlayan keyfiyetine şâhit oluyoruz. İnşâllâh okuyup feyz almaya, zaman zaman da irfan damlalarından kimini sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

    *İLİMDEN CİHÂDA, TEKKE’DEN SERHÂDA*

    Rabbimiz bizlere, i’lâ-yı kelimetullâh için, Allâh adına; biri kalem, diğeri kılıç kahramanı olan bu iki isim ve günümüzde Gazze, Doğu Türkistan, Keşmir gibi gönül coğrafyamızın kimi yerlerindeki âlim, komutan kabîlinden cihad önderi benzerlerinin değerlerini bilmeyi, canıyla, kanıyla Hakk’a adanmışlığını ispatlamış böyle sâlih kulların izlerinden gitmek, ziyâretlerle de olsa onlara sevgimizi ızhâr etmek sûretiyle de tüm sevdiklerimizle berâber Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluşmayı lûtfeylesin… Âmîn wes’selâm…

    Devamını Oku

    Hatırla Sevgili

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    OSMANLI’YI YIKMALARI;

    TÜM DÜNYÂYI YIKMAK İÇİN

    CİHÂNI KOLAYCA İFSÂT

    MADDEN-MÂNEN YAKMAK İÇİN…

    ***

    TÜRK’Ü İKTİDAR TAHTINDAN

    TÜM MAZLUMLARIN BAHTINDAN

    KAYDIRIP MÜLKÜ ALTINDAN

    FÜTURSUZCA ÇÖKMEK İÇİN…

    ***

    NİTEKİM BÖLGE KARIŞTI

    DEVLER İŞGÂLDE YARIŞTI

    KÜFFÂR EMELE ERİŞTİ

    DÜNYÂYA TÜY DİKMEK İÇİN…

    ***

    OLDU GÛYÂ, NE ÇOK DEVLET

    BÖL-PARÇALA; ÖYLE HÂLLET

    HER IRKA AYRI HÜRRİYET

    SINIRLARA TIKMAK İÇİN…

    ***

    BİR TEK ÜMMET, NE ÇOK ÜLKE!

    TÜMÜNE İSLÂMSIZ İLKE

    GARBÎ GİYSİ, ŞARKÎ HALK’A

    ÇARKA ÇABUK ÇEKMEK İÇİN…

    ***

    EMPERYALİST EMELLERİ

    ATMAK KÜFRÎ TEMELLERİ

    YERLEŞTİRMEK TEKELLERİ

    İŞLERİNE BAKMAK İÇİN…

    ***

    NE KADAR ZAYIF, HOR VARSA

    HEP İŞGÂL, KENDİNE ARSA

    HADSİZ-HUDUTSUZ; GASP, PARSA

    YIĞIP ÜSTE ÇIKMAK İÇİN…

    ***

    ŞİMDİ YAKINMAK BOŞUNA

    GELMİŞ BİNİLMİŞ DÖŞÜNE

    KİM MUKTEDİR TEK BAŞINA

    ÇAKILANI SÖKMEK İÇİN…

    ***

    ÇIK HADİ İŞİN İÇİNDEN

    MEDET ABD’DEN, ÇİN’DEN

    VAZ GEÇTİN KOYUN-KEÇİNDEN

    MC-DANILDS’TAN TIKMAK İÇİN…

    ***

    NEDİR BU SAFTİRİK TUTKU?

    ECDÂDIN TUTULUR NUTKU

    KALKIP SEYR’ETSELER UFKU

    ÖVÜNÇ TÂCI TAKMAK İÇİN!

    ***

    GÖRSELER HER YAN ECÂNİP

    SİYON-İT HERŞEYDE GÂLİP

    ÖZÜNE OLAN YOK TÂLİP

    ÇINARA SU DÖKMEK İÇİN…

    ***

    ASLINI HATIRLA, TEKRAR

    KENDİN OLMAYA VER KARAR

    NE VARSA YİNE SENDE VAR

    SELÂMETE ÇIKMAK İÇİN…

    ***

    UNUTMA; YOK BAŞKA ŞANSIN

    AHFÂD-I ÂL-İ OSMANSIN

    TÜM MAZLUMLARA MİHMÂNSIN

    HEM ULUBAT; SANCAK İÇİN…

    ***

    NÛRÂNÎ; YÜKSELT HEP TUĞU

    YOLUNDA HAK YOLCULUĞU

    YETECEK TÜRK’ÜN YUMRUĞU

    BAŞLARINA TOKMAK İÇİN!…

    [17.oo  17.10.2026 Altunhisar]

    Devamını Oku

    Altunhisar, Altınova, Bor; Tepeleri Değil, Cafe’leri Sor!

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bugün bizim için Bor günüydü. Altunhisar’dan 20 km. saat başı dolmuş var. 100 TL. İndiğimizde öğle ezanı okunuyordu. Çok tanıdık geldi burası. Bu türbe hiç de yabancı değil. O zaman şu câmi de geçen geldiğimizde akşamı kıldığımız, şurası da Altunhisar dönüşü için beklediğimiz durak olmalı. Aynen de öyle. Nitekim bugün de öğleyle ikindiyi burada kılmak nasîp oldu. Dönüşümüz de yine buradan gerçekleşti.

    *İYİLİKLER-KÖTÜLÜKLER; NAMAZ-NİYÂZ*

    Hacı Veli Câmii’ne girdiğimizde İmam Hocamız mihrabın hemen yanındaki mütevâzı yer kürsüsünde cemaata tatlı tatlı sohbet yapıyordu. Herhâlde konu namazın ehemmiyeti olmalı ki; yapılan iyiliklerin önceki kötülükleri sildiğini; Hud Sûresi 114. Âyette; 

    [اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِؕ:

    “Muhakkak ki iyilikler kötülükleri siler.” buyurulduğu, dolayısıyla bu kıldığımız namazların da gün boyu yapılan hatâları sildiği şeklinde vurgulu bir açıklama yaptı.

    *YOKSA İKİNDİYİ Mİ KAÇIRDIN?*

    Bir diğer vurgusu da şuydu;

    Birgün Efendimiz S.A.V.’e sahabeden biri;

    – “Yâ Resûlullâh! Çok büyük bir günâh işledim!” şeklinde bir ifâdeyle soru sormaya başladı. Efendimiz S.A.V. ise o bunu der demez sonunu beklemeden, hayr’ola ne yaptın falan gibi başka bir şey de söylemeden;

    – “Yoksa ikindiyi mi kaçırdın?” diye ânında mukâbelede bulunuyor.

    Hoca Efendi; Efendimiz S.A.V.’in bu tarz tepkisinden hareketle Efendimiz S.A.V. için en büyük günâhın namazı terk ya da savsaklama olduğuna dikkât çektiğini ifâde ediyor.

    *BOR BEREKETİ, GÖNÜL HAREKETİ*

    Namazdan sonra müezzin efendi de Furkan Sûresi son sayfadan aşir okudu. Bor’da, geçen hafta gelişimizde olduğu gibi bu meyânda bir bereket gördük genel olarak. Öğle, ikindi denilmeyip aşir okunuyor. Namaz önceleri boşa geçirilmeyip va’z ü nasîhatta bulunuluyor. Tebrik etmemek elde değil. Nitekim daha sonra gittiğim müftülükte de oradaki tüm vazîfeli arkadaşların ilgili, sempatik davranışları dikkât çekiciydi.

    *İLGİ-ALÂKA, SOHBET-MUHABBET*

    Hemen müftü beyi aradılar vilâyetteki toplantıdan ne zaman dönecekleri noktasında. Gecikecekmiş. Şûbe Müdürümüz ilçede, işi bitmek, dolayısıyla gelmek üzereymiş. Sağolsunlar, tanımadıkları hâlde ilgili davrandılar. Hamza KÖSE Bey müftü hocamızla olmasa da Ömer ER Bey hocamızla tanışmak nasîp oldu. Güzel sohbet ettik. Ankara İlâhiyât mezunu. Buradaki Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi İslâmî İlimler fakültesi’nde yüksek lisans yapıyormuş.

    *DİLDEN GÖNÜLE, KİTAPTAN TAKVİME*

    Ayrılırken bize, talep ettiğimiz şekliyle, misâfereten bulunduğumuz konağa bırakmak üzere Kur’ân Yolu Meâli, Hatemül’Enbiyâ Hazret-i Muhammed kitaplarıyla, bir de takvim sormuştuk, dâirede araştırdı, olmayınca kendi masalarındakini takdim ettiler. Teşekkürlerimizi arz ederek ayrıldık.

    Demek ki Bor’da hava bu. Gerek camilerde, gerekse burada bir gönül terbiyesi ve genel nezâket ve de tevâzu kıvâmı var. Tekrar tebrikler.

    *OSMAN ÇETİN, AHMET SÂMİ*

    Namaz sonrası konuştuğumuz, ikindide gelince adını panodan öğrendiğimiz Mustafa Bey hocamız genelde bu sohbet ve kraatlerin böyle yapıldığını ifâde etti. Allâh C.C. râzı olsun.

    Onlara okulu sorduk. Târif ettiler. Bizim de Namaz sonrası ilk işimiz Osman Çetin İmam-Hatip Ortaokulu’na yönelmek oldu. Sokullu Câmii’inden az daha ötede. Târihî mîrâsın yoğun olduğu şehirde sağı-solu temâşâ ede ede, kimi zaman da fotoğraf çekmek sûretiyle giderken nevigasyon geldiğimizi haber verdi.

    *ÖNCE OKUL, SONRA CÂMİ*

    O haber vermeden zâten orada gördüğümüz, sonra adının Abdüllatif olduğunu öğrendiğimiz câminin de uzaktan fotoğrafını çekmeye başlamıştık. Okul da hemen yanındaymış. İkisini de ziyâret güzel ve bereketli oldu çok şükür.

    Okul müdürü arkadaşımızla ilgili akşamdan ön bilgi sâhibi olmuştuk.

    *ENSAR’DAN ÇEDES’E, İHH’DAN KERMESE*

    Sosyâl medyada yer alan mâlûmât şöyle:

    Ahmet Sâmi Bayraktar, Niğde ve Bor İlçesi’nde eğitim ve sivil toplum alanlarında çeşitli görevlerde yer alan ve şu an Osman Çetin İmam-Hatip Ortaokulu’nun müdürlüğünü yapan bir idarecidir.

    Devâmında da geçen yıl Ensar Vakfı Niğde Şube Başkanlığı görevini üstlendiği, ÇEDES Koordinatörlüğü gibi sorumlulukları bulunduğuna yer veriyor. Sohbetimiz esnâsında bunun çok daha fazlasının var olduğunu anlıyoruz.

    *AHLÂK’TAN EDEB’E, VAKIF’TAN DERNEĞE*

    Anlattıklarından, görevi ve misyonu gereği hemen hemen EDEB’inden İHH’sına, yetiminden kermesine, yürüyüşünden konferansına her faaliyetle iç içe olduğu görülüyor. Vakıf olarak ta faaller. Program yapmakta ve öğrenci bulmakta sıkıntı çekmediklerini ifâde ediyor ki bu çok sevindirici.

    *HER HOCA BİR KANAAT ÖNDERİ*

    İmam-Hatip demek milletimiz için her şey demek zâten. Bir İmam-Hatip müdür ya da öğretmeni de doğal bir kanaat önderi. Nitekim, bunun tezâhürü olarak burada da okuldan içeri girince bambaşka bir hava sarıyor sizi. Pırlanta çocuklar cıvıl cıvıl. Okul koridorları; duvarlarında yazıları, motif ve düzenlemeleriyle sizi kendinize getiriyor. Bunların kimini fotoğrafladık ama hepsini değerlendirmek mümkün değil takdir edileceği gibi.

    *İMAM-HATİPLER MİLLETİN HERŞEYİ*

    Okulun, yarısı köylerden taşımalı 350 civârında talebesi var. Öğlende 200’e yakın talebeye okulda yemek veriliyor. Müdür bey kimisinin öylesine geldiğini söyleyip hayıflansa da, ne olursa olsun çocukların bu çatı altında değerlerimizle haşır-neşir olması, okul ve öğrenci sayısının çok olmasının, daha çok yavrumuzun her şeye rağmen bu havayı teneffüs etmesinin başlı başına bir kazanç olduğu konusunda görüş birliğimizi dillendiriyoruz.

    *ABDULLATİF CÂMİİ, HAVUZLU PINAR*

    Sözü uzatmamak adına artık dönüş yoluna girelim. Oradan Abdüllatif Câmii’ne geçtik. Avlunun alt tarafında havuzlu, petekli, kanallı bir ulu çeşme var. Halkın ortak çamaşır yıkama yeri gibi. İlk defâ gördüğümüz bir çeşme şekli. Araştırmak ya da bir bilene sormak lâzım. Şimdilik buna imkân yok.

    Oradan, yukarda söz ettiğimiz müftülüğe geçtik. Oradan da câmiye. Çıkışta da durağa.

    *DÖNÜŞ YOLU, TALEBE DOLU*

    Saat başı ya; minibüsün 16’da Niğde’den kalktığı düşünülürse çoktan gelmiş olması lâzımdı. Saat buçuk şu anda. Bekleyenlere sordum; “Talebe dağılım vakti olup duraklarda bekleme çok olduğundan gecikmesi normâl” dediler. Nitekim 40 geçeye doğru geldi ama millet ayakta. Neyse biz de sıkıştık, ayaktayız. Manzara izleyebilmek için çömeldik. Bir yandan da temâşâ-yı garîbe-i cebelân yapmaya çalışıyoruz.

    *HİTAPLIK SORU, KİTAPLIK CEVAP!*

    Hem öğrenmek hem de cep telefonlarının herkesi kendi nağarasına hapsettiği ortamı biraz canlandırıp havalandırmak adına;

    – “Gençler, şu sağdaki tepelerin adlarını söyleyebilecek olan var mı? Ta ilerdeki Hasandağı biliyoruz da, bunlar hangileri?”

    diye bir soru attık ortaya. Çıt yok. O arada şoför;

    – “Dayı! Sen onlara tepelerin değil cafe’lerin ismini sor!” demesin mi?

    Bu cevap üzerine bir kitap yazılır değil mi sevgili dostlar?! Hakîkâten; hani ne derler, damardan bir cevap, gerçekten kitaplık bir cevap. Sâdece gençlerin değil, hepimizin durumunu ortaya koyan bir cevap.

    *YOLUN SONU, YAZININ HİTÂMI*

    Bu cevap en azından başlı başına bir yazı konusu. İnşâllâh başka zaman da, soruyu da tam yerinde sormuşuz ki, meğer şoför askerliği komando olarak yapmış. Değil tepeler, aradaki derelerle alâkalı bilgiler de verdi, isimlerin de üzerine yazılmış olduğu fotoğraflar sundu. Ama onlara girmeyeceğiz tabiatıyla. Çünkü, bu yolun son durağı olduğu gibi yazının da son durağı çoktan gözüktü.

    *MAZLUM COĞRAFYA, MAHZUN DÜNYÂ*

    Bu duygu ve düşüncelerle bugünkü sohbetimizi de noktalıyor, tez zamanda tüm mazlum kardeşlerimizin necâtını, dolayısıyla gönül coğrafyamızın selâmetini, insanlığın hidâyetini bizlere göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor; Altunhisar’dan cümleye kalbî sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.