45,9766$% 0.02
53,6168€% 0.49
61,9775£% 0.36
6.611,50%0,88
10.859,00%0,43
13.768,35%-1,41
2867632฿%-7.15629

02 Haziran 2026 Salı

Ölmeden Önce ‘Allah’a Teslim Olmak’ ve Kadir Gecesi

1 Ayda 163 Milyon 800 Bin TL Ödüyoruz!...

Toplumsal Sorunlar ve Altyapıları

Bu Adaletsizliği Gidermek Elimizde…

Bir Ağır Hasta Ziyaret Ediyor

Tarikatlar Korunabilir mi?
Geçen gün, İbrâhim YÜKSEL dayımız ve Şenel Şâkir ÖZATA Bey kardeşimizle berâber, Bilâl AZAKLI merhum kardeşimizin cenâzesi sonrası, orada yayla komşumuzun haber vermesiyle rüzgârdan eserlenen yayladaki evi şöyle bir gözden geçirmek niyetiyle Şuayip, Karaağaç, Haramı güzergâhından giderek bir Çambaşı seferi yaptık.

YAYLA-CENİK, İNEK-ENİK
Bizim kısmen, onun daha çok hayâtının geçtiği, daha doğrusu her yıl baharın yaylaya göç, güzün Ceniğe dönüş bağlamında sayısız yaya, atlı göç, hayvan gütme, mal sürüp getirip-götürme, köpek, manda, değirmen, zahra hâtıralarının olduğu bu yolla ve yaşadıklarıyla ilgili anlattıkları gerçeklerin ta kendisi olup, şartlar bugünle kıyas edilebilecek gibi değildi. Bugünün gençlerine anlatsanız da tahayyül edemez. Hayâl de sonuçta bir gerçeklik ya da yaşanan, bilinen, görülen bir örnek üzerine binâ edilir.
MELET HAVZASI, YEKTÂ HOCASI
İbrâhim Dayı, daha Şuayip Mezarlığının içinden geçerken sarıklı taşını gördüğümüz Müderris Gacaroğlu Ahmet Efendi’nin 70 yaşından sonra, Arpaköy’den Mustafa Murtazaoğlu’nun oğlunu okutması için kaç yıldır yalvarmasına dayanamayıp, günün zor siyâsî şartlarına rağmen en son; “Gönder bâri” demesiyle ve bunun üzerine onu görenin, duyanın gelmesiyle berâber gün gün sayının 50’yi geçip hocanın Melet Havzası’nda bir ilâhî kandil hüviyeti olarak başlarda yektâlık ve öncülük arzetmesi keyfiyeti ve de yetiştirdiği talebelerle imkânların genişlemesi safhalarını anlattı durdu.
SAĞNAK YAĞMUR, CİLİM ÇAMUR
Şurda atların ayakları cilim çamurlara gömülürdü. Hayvanlar ayaklarını zor alırlardı. Bir bakmışsın nal gömüde kalmış! Yük yıkılır. Yapmakta çok zorlanırdık. Yağmur yağınca sığınacak yer yok. Kuru tahtalı hanlarda mola verirdik. Ekmeğin yanına evden süzme olurdu. Ya da dükkândan helva koyardık. Yayla yolunda bir gece mutlakâ konaklardık.
İKİNDİ SÜTLER, DEĞİŞEN YOLLAR
Bu arada sohbet ederken vakit girdi. İkindiyi kıldığımız Kuylu/Sütler Câmii’nde Ordu İHO ilk mezunlarından, dayımın sınıf arkadaşı Celâl KURUCU Ağabey’le karşılaştık. Ayaküstü hasret hasbihâli yaptık.
Çambaşı’na kadar, sarı avu manzaraları, çayırlar, çimenler, doruk ağaçlarını izleye izleye gittik. Yollar ise bambaşka. Hem güzergâh, hem genişlik, hem de nitelik olarak çok değişmiş.
YOKUŞDİBİ, GILİGILİ, TURNALIK
Şimdilik Yokuşdibi’nin içinden gidiliyor ama dıştan çevre yolu açılmış, tamamlanma aşamasında.
Turnalık’ta yol tamâmen değişmiş. Dükkânların ordan gitmiyor artık. Tam ortadan, iki tarafı eşit parçaya bölerek ve uzakları da yakınlaştırarak, herkese yakın çok güzel, nefes aldıran bir hüviyetle hizmet veriyor.
ÇAMBAŞI CENİKLEŞMİŞ
Her neyse, Çambaşı’na vardık. Ordu’dan 60 km civârında. Yayla çok ağaçlanmış. Yerleşimler sıklaşmış. Ağaçsız yerleşim yok gibi. Bizim çamlar da çok büyümüşler. Temâşâya mânî bir boyuta ulaşmışlar. En azından alt dalları budanmalı gibi gözüküyor.
ÇATIDAN TEMÂŞÂYA
Mârem KIRIŞ komşumuzun haber verdiği gibi çatının bir köşesini rüzgâr önden koparıp arkaya katlamış. Açılan yerden içeri damlamış ve belirli kısmı ıslatmış. Çinkoyu düzelttik. Asıl operasyonu bu keşif sonrasına bırakarak geçici bir iyileştirme niteliğinde gerekli tâmirâtı yaptıktan sonra şöyle genel bir temâşâ faslına geçtik.
KARAGÖL, ERTAŞ, GÖNDELİÇ
Evin olduğu yere GÜMÜŞANA MAHALLESİ deniliyor. Burası Ordu tarafındaki tepenin yarı beli sayılır. Dolayısıyla biraz yüksek olduğu için seyir açısı geniş. Çambaşı tam ortada. Buradan bakış îtibârıyle onun devamı Ertaş Oba zirvesi, sol yan Karagöl tepesi, onun bize göre sağı da Göndeliç. Hep duyuyoruz da, diğerleri arasında tahkik ve tespit noktasında dayıma sordum; dolayısıyla burasının olduğunu teyiden söyledi. Çocukluğunda gitmiş oraya. Elle kesilmiş gibi hayret verici bol miktarda büyük kalıp taşları hatırladığını ifâde etti.
DEĞİRMENBAŞI, GÖNDELİÇ*
Doğrusu biz de çok merak ediyoruz. İnşâllâh en yakın zamanda, bu yazın gitme niyeti taşıyoruz. Önceki sene Değirmenbaşı Obası’na kadar gitmiştik. Göndeliç oranın hemen yukarısı zâten.
HAYÂLLERİN DE ZİRVESİ
Neden gitmek derseniz; bir defâ burası Ordu’nun 2 bin 730 rakımla en yüksek noktası. Biz de; TDED adına ya da şahsen çıkarmak istediğimiz derginin adını GÖNDELİÇ olarak belirledik. O zirveye çıkış da, dergi de bir hayâl olarak ufkumuzu süslüyor. İnşâllâh gerçekleştirmek nasîp olur.
NİYET HAYIR, ÂKIBET HAYIR
Burası, ilimiz Kabadüz ilçesine bağlı, Mesudiye’ye sınır güzel ve rûhâniyetli bir yer. OBB’nin de buraya dâir kayak tesisi plânı var. Bakalım; hayâl çok. Allâh CC hayırlı niyetlere muvaffakiyetler ihsân eylesin. Âmîn…
MEZARLIK BOĞAZI, ÇITLAK SUYU
Her neyse; birkaç fotoğraf alarak câmi yanına indik. Biraz dolaştıktan sonra, içeriye girilemediği için arabayla arka yollardan dâire çizerek dayıların, bizim de çok çocukluk hâtıralarımız olan evlerinin yanından geçerek oradan dönüşü başlatıp Mezarlık Boğazı, Kayak Merkezi, Kabalak, Çobanbağırtan derken ÇITLAK Obası alt yandaki çeşmeden suyumuzu aldık.
TURNALIK’TA AKŞAM, ŞUAYİP’TE YATSI
Akşam ezanı Turnalık’a tevâfuk etti. Namazı müteâkip Yokuşdibi’nden geçerken dayımız ekmeğimizi aldı. Çay-çorba ikrâmlarımızı da Şuayip’teki mâlikânesinde yaptı. Yatsıyı da cemaatle orada edâdan sonra güzel bir sefer ve de ziyâretler, cemaatler ve de bereketlerle dolu bir günü tamamlamış olduk.
HER ŞEY GÜZEL, NANKÖRLÜK KÖTÜ
Gün güzeldi. Yollar güzel. Yayla güzel. Nasıl anlatılır bu güzellikler bilemiyorum.
Yayla yolu üzerinden hükümete lâf söyleyenlere ne diyeceğimi de bilemiyorum. Arkadaş; yepyeni bir yol açılmış. Güzergâhlar, özellikle Yokuşdibi- Gıligıli arası tamâmen değişip, neredeyse yokuş diye bir şey kalmamış. Bir yokuş var; o da güzel bir yokuş ve de güneye düşürülerek buzlanma riski azaltılmış.
Turnalık’tan ötesi zâten kaymak. Sâhil yolu standartlarında. Zemin olarak daha da güzel denilebilir.
YOLLAR GENİŞ, UFUKLAR DAR!
Yolu kısaltmak adına tepeler indirilmiş, güvenlik adına duvarlar yükseltilmiş. Manzara güzel, yolculuk ayrı bir zevk.
Yolboyu 10’a yakın sürüye tevâfuk ettik. Yolların genişliği onları da, vâsıtaları da rahatlamış. Hemen yandan geçiveriyorsunuz. Lütfen; Allâh aşkına; insaflı olalım.
ŞİKÂYET ÇOK, ÇÖZÜM FİKRİ YOK!
Sonra; tenkit kolay ve hem de güzel de; ÇÖZÜM NE? Senin dediğin adamların daha iyisini yapacağından eminim misin ve de garantin ne? Durup dururken nankör olmanın ne âlemi var? İnsaflı olmak daha güzel, daha mâkul ve de insânî, hem de ahlâken ve de psikolojik olarak rahatlatıcı değil mi?
BOL YAYLALAR, NİCE BAYRAMLAR
Bu duygu ve düşüncelerle berâber yaz dönemimizin hayırlı ve bol yaylalı olması, memleket sevgimize ve birbirimize daha çok saygımıza, birlik-dirliğimize wesîle olması, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlumların tez zamanda kurtuluşunu göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, nice bayramlara hep birlikte sıhhat-âfiyetler üzere erişmek temennîsiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Bir Kurban Bayramı daha gelip geçti. Rabbimiz tüm sevdiklerimizle berâber hepimizi, din-îman selâmetleri ve de sıhhat-âfiyetler üzere nicelerine eriştirsin. Mazlum kardeşlerimizin de bayram edeceği günleri tez zamanda göstersin inşâllâh; Âmîn…
İLK GÜN KURBAN, 2. GÜN KUMRU
Bu bayramın genel rutini mâlum. İlk gün Kurban kesimi, 2.gün âile büyükleri, 3.4. günler eş-dost-akrabâ ziyâretleri. Araya sıkıştırılan sıradışı sürprizler de oluyor.
Nitekim; 2. gün bir TDED Şûbe Başkanı olarak Kumru’ya dâvetliydik. Câhit ŞÂHİN Ensar adına, Dr. Beytullâh ŞÂHİN de sağlık çalışanlarımızı temsilen bu geleneksel STK Buluşmasına katıldık.
GÜLER, UÇARMAK, YÜREKLİ
OBB Başkanı M. Hilmi GÜLER ve Ticâret Bakan Yardımcımız Sezai UÇARMAK Beylerin şeref misâfiri olduğu buluşmanın moderatörü Murat YÜREKLİ idi. Başta ev sâhibi Belediye Başkanı Yusuf YALÇUVA olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ayrıntıyı fotoğraflarla berâber Sosyâl Medya’da paylaştık.

ÜÇ BAYRAM, ÇOK SEVİNÇ
3. gün de bayram içinde bayramlar günüydü âdetâ. Bir defâ, günlerden Cumâ’ydı aynı zamanda. Haftalık bayramımız yâni. Üstelik ayrıca, 29 Mayıs İstanbul’un Fetih günü. Bayram üstüne bayram. Ne mutlu bize.
İÇ EZAN, DIŞ HAZAN
Tüm bu güzelliklerin verdiği coşkuyla okuduğumuz iç ezan. Keşke diyorum bu ezanı tüm insanlığa ulaştırabilsek. Asıl bayramımız bu olacak ta; ezanı öncelikle duyduğunu sananlara duyurabilsek. Hattâ bizim gibi iştahlı ve de makamlı bir şekilde icrâ ederek okuduğunu, ezanın mâhiyet ve misyonunu anladığını, rûhunu idrâk ettiğini sananlara onun gerçeğini hissettirebilsek. Her neyse. Bu çok ayrı ve de uzun bir konu. Hem bugünün konusu değil.
AHMED FÂRUK BİN SÂLİH
Karşıyaka Câmii’ndeyiz. Namazı da, Sâlih Hocamızın oğlu kıldırmasın mı? Bu da geleceğimiz adına çok güzel bir şey değil mi? Mâşâllâh, sanırım yaşı daha 20’nin altındadır. Kusursuz bir hutbe îrâdı ve düzgün, telâşsız, vakur tilâvet ve de imâmet.
HÂFIZLIK’TAN TEFSÎR’E
Namaz sonrası tebrik ederken öğrendiğimiz kadarıyla medresede hıfzını tamamlamış, şimdi de Arapça okuyor. Ve elbette ardından Kur’ân’ı anlama ve de anlatma ilmi olan Tefsir gelecek. Her hâfız için bu mutlakâ yapılmalı. Bunu duymak ta bizi sevindirdi. Zîrâ, hâfızlar sa artık ezberle bırakılmıyor; anlam boyutuna nüfuz seyri icrâ ediliyor Elhamdülillâh…
İSMİYLE MÜSEMMÂ; ÖMRÜNE BEREKET
Delikanlının adı Ahmet Fâruk. Birkaç arapça soru sorduk. Pratik konuşmaya vâkıf Mâşâllâh. Rabbimiz ismiyle müsemmâ bir hayat seyriyle berâber ilim yolculuğunu ve hayâtını bereketlendirsin; sa’yini meşkûr eylesin. Âmîn…
CUMÂ HAREKETİ, DOST BEREKETİ
Bir de; çoktan beridir müşerref olmadığımız dostlar tevâfuk etmesin mi? İlk aklıma gelenler; Mustafa ÖZATA, Telât ÖNER, Hârun ÇALIŞKAN, Beşir KASAP. Hem hasret giderdik, hem de bayramlaştık. Nur üzerine nur oldu Elhamdülillâh…
ŞEYH ŞÂKİR’DEN DERVİŞ ÖZATA’YA
Asıl sürpriz de Mustafa ÖZATA Üstâdımızın Buharalı Şeyh Şâkir Efendi’ye dâir anlattıklarıydı. Âdetâ, şehrimizin gönül sultânı o mübârek zat da aramızdaydı sanki burada bugün. Nasıl mı? Anlatayım:
Mustafa ÖZATA Bey üstâd, Buharalı Şeyhin yatırına en yakın câmiin avlusunda TDV yayınevi adına Diyânet kitabevini işletiyor. Burası âdetâ bir okul hâline geldi. Kitap-kültür meraklılarının, irfân sevdâlılarının uğramadan edemediği, hacmi küçük, hükmü büyük bir dergâh hüviyetinde bir boyut kazandı burası. En çok da üniversite talebelerinin gıdâlandığı bir yer. Bir de hüsnihat çalışanların.
BİR HANIMEFENDİ; AZ MENKIBE, ÇOK ÇİÇEK
Önceki gün bir hanımefendi gelmiş kitabevine. Kitap falan sorarken konu bir şekilde Buharalı Şeyh’e gelmiş. Mustafa kardeş de bildiği kadar anlatmış. Kadın çok memnun olmuş, heyecanlıymış. Menkıbevî şeyler anlatmış. Kendisi burayı biliyor. Başka bilenlerin de çıkması onu olağanüstü sevindirmiş. Çok mutlu olmuş. Ne yapacağını bilmez, meczûbâne hâllere bürünmüş. Birgün sonra eşiyle berâber iki demet çiçek fidesiyle gelerek bunları yatırdaki kabirlerin üzerlerine dikmiş.
MÜMTAZ SULTAN BİLİNMELİ
Mustafa Bey, bu konuda daha fazla bilgi ve kaynak soruyor. Daha çok araştıralım, çünkü bizim çocuklar dâhil çoğunluğun şehrimizin bu mümtaz sultânından haberi bile yok, hiç duymamış. O da kim diyorlar. Olacak şey mi? Dolayısıyla birşeyler yapmamız, bu mübârek insan ve misyonunu insanlara anlatmamız lâzım diyor.
VAKIF’TAN KİTABA; ÇALIŞMALAR
Biz de Muzaffer GÜNAY Bey’in önceki gün dile getirdiği, şeyhin adına bir vakıf kurulması fikrinden, bizim de kaynak ve söylentiler, söylemler ekseninde günce, öyküleştirme şeklinde bir kitap çalışmamızdan söz ettik.
İnşâllâh bu konuda ciddî hamleler zuhûr etmeye başladı. Niyet hayır, âkıbet hayır. Bunun gerçekleşmesi de Ordu ve halkı, ümîdimiz gençlerimiz için gerçek bir bayram olacaktır.
TEZ ZAMANDA; İNŞÂLLÂH
Rabbimiz tez zamanda, hayırlısından, isâbetli, doğru gayretler, bereketli, gözle görülür, merkezî hüviyette bir mükellef, külliyevârî, Hacıbayram misâli bir irfânî, kültürel muhît tesîsine bizleri muvaffak kılsın İnşâllâh. Âmîn…
YAĞMUR’DAN LEYÂL-İ AŞR’E
Bu arada, namaz sonu çay falan derken yağmur bindirdi. İkindiye kadar altta çay ocağında muhabbeti sürdürmek durumunda kaldık. İkindinin imâmeti de bize nasîp oldu. Peşinden aşir olarak ta, hayâtta ilk, İspanya’da bir cumâ hoca efendinin baştan sona okuduğu, sûrede geçen VE LEYÂLİN AŞR: ON GECE ifâdesinin içinde bulunduğumuz Zilhiccenin ilk on gününe işâret etmekliği bağlamında tilâvetini sağlamlaştırdığımız Fecir Sûresi’ni ezbere okuduk.
FASILDAN ASLA, FENÂ’DAN BEKÂ’YA*
Rabbimiz bizleri iyilikten-güzellikten, mutlu tevâfuk ve hayırlı sürprizlerden ayırmasın. Lâyık olmasak ta, olamasak ta, affedici ve de affetmeyi seven Rabb olarak bizleri bağışlayıp, tüm sevdikleri ve sevdiklerimizle Efendimiz SAV’in komşuluğunda berâber olacağımız âhiret bayramlarını da lûtfeylesin; Âmîn…
YARAŞLI, ŞUAYİP, EYMÜR
3.günün akşamında da hanımköy Yaraşlı ziyâreti. 4.gün de Şuayip’ten Eymür’e dayımızgilden kendi köy komşularımıza bir ziyâret turu ve büyüklerimizin duâlarıyla bayramı tamamlamış olduk.
BAYRAM O BAYRAM OLA
Rabbimiz; Gazze, Doğu Türkistan, Lübnan, Keşmir başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyalarımızdaki zulümlere dur diyecek imkân, idrâk, fırsat ve hamleyi bizlere gösterdiği günleri tez zamanda lûtfetmesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, daha nice yazılar ve bayramlarda buluşmak dileğiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Dünyâda çatışma, bizde atışma! Gerçekleşmiyor bir türlü yatışma!
Her tarafta;
Kalkışma üstüne kalkışma!
Çatışma üstüne çatışma!
Dolayısıyla; ne mümkün bunca gürültü-patırtı, toz-duman ve de yangın içerisinde yatışma! Değil mi?
*YARI GERÇEK, YARI LATÎFE;*
Sanmayın işi alıyoruz hafîfe.
Ancak; bu aziz millet birgün
Açacak eskisinden, yeni sahîfe…
Hem de BU İŞİ ÇAY ÇÖZECEK!

Yâni, Çayın içildiği ayık ve uyanık
ve de doğal, şarkî masalar çözecek.
Yâni ki, Anadolu çözecek! Süslü, soslu, olimposlu, tütsülü
garbî masalar değil.
*MESELE DERİN; ŞİMDİ BOŞ VERİN!*
Aslında sonu derinlere doğru giden, çok güzel bir giriş oldu
ama, biz bugün lâfı uzatmadan, niyet kurduğumuz üzere kısadan kesip diyoruz ki;
*ÇAYA DEVÂM, ÇAYCILARA SELÂM*
İşte, plânladığımız gibi, nazım diliyle meram:
Önce, sazı ele almak sûretiyle mızrabı tele vurarak nazma
ayak verip sözü başlatanla başlıyoruz;
Eyitti ŞÂDÎ; işte buyrun:
*DOSTLARLA MUHABBET ŞİFAYMIŞ MEĞER*
Acele etmeyin demlensin çaylar
Muhabbetle şenlenir haftalar aylar
Gelsin nev bahar yeşersin koylar
Dostlarla muhabbet şifaymış meğer
[Şenel ÖZATA]
Aldı KAMBERÎ; Hüseyin GÜRLEYİK:
Bize göre değil cin, kola, pepsi
Doldur çaycı çayı, dem olsun hepsi
Çay değil muhabbet dağıtır tepsi
Muhabbetin demi şu çaymış meğer.
Şenel ÖZATA:
Hep canlar burada Nûrani nerde
Sohbet şifa derler onulmaz derde
Dostlar çok meşgul gelirim der de
Dostlukta mizan vefaymış meğer
Hüseyin GÜRLEYİK:
Boylarız reissiz uçurum, kaşı
Olmalı herkesin sadık bir başı
Emin değil ise yolda yoldaşı
Yol da, yolculuk da cefaymış meğer.
Şenel ÖZATA:
Reis olur da Hamdi’den olmaz
Reisle gidenler yollarda kalmaz
Reis dediğimiz hep verir almaz
Reisle muhabbet sefaymış meger
Nuri KAHRAMAN:
Anlaşılan oki; çay değil, deryâ
Hele eşliğinde muhabbet varya!
Buhara’dan kopup gelen Sakarya
Ummana akan su, bu çaymış meğer!
Şenel ÖZATA:
Şeker mi desem bal mı desem
Dost ile içilen çaya ne desem
Tadı tuzu olmuyor ben ne yesem
Bu işin hikmeti dosttaymış meğer
Nuri KAHRAMAN:
Çay ki; hele bir de dostun elinden
Ne dökülse, baldır akan dilinden
Aşk nağmesi sızar sazın telinden
Semâver muhteşem hocaymış meğer…
Kul MURTAZA:
Çayın tadı mı olur, dostsuz, muhabbetsiz
Nerede görülmüş rahmet, zahmetsiz
Tehlikeli insandır; zalim merhametsiz
Çayın faydası, zararından bolcaymış meğer
Şenel ÖZATA:
Kadim dostlar kahve bahane derdi
Yarenle muhabbet şahane derdi
Aşıkların yeri meyhane derdi
Aşıklar aşk ile ne hoşmuş meğer
Hüseyin GÜRLEYİK:
Hadi doldur çaycı, daha bekleme
Koyu süt derim ben bardakta deme
Sakına bu nasıl benzetme deme
Bardak evlat, demlik anaymış meğer.
Nuri KAHRAMAN:
Çay, yok dere derken süt te karıştı
Kaşıklar değil mızraplar yarıştı
Aşkın potasında hepsi barıştı
Çay her muhabbete mayaymış meğer…
Hüseyin GÜRLEYİK:
Koyu doldur, sohbet olsun şekeri
Şöyle dursun şimdi kârı gideri
Öderiz biz her ne ise ederi
Dünya için hesap boşaymış meğer.
Şenel ÖZATA:
Çayı ince ince süzmesini bil
Sözü tarta tarta dizmesini bil
Umman umman deme yüzmesini bil
Dostları incitmek fenaymış meğer
Hüseyin GÜRLEYİK:
“Çok söz kur-an için” diyordu anam
Gevezelik edip dilden mi yanam
Bolca tefekkürle az sohbet tamam
Boşa lakırtı far faraymış meğer.
Şenel ÖZATA:
Dostlar meclisinde susmak da güzel
Sazını duvara asmak da güzel
Nûrânî can gibi coşmak da güzel
Boş işler konuşmak boşaymış meğer
*HÂRİÇTEN GAZEL; O DA ÇOK GÜZEL!*
Bineğe gerek var, zıplasın taylar
Toynağı sağlamsa lüzumsuz yaylar
Ne kadar düşerse hakkına paylar
Bir çoban sakızı değermiş meğer
[AliNaci DURMUŞ]
Ortamı bulmuşken demle sen çayı
Dostlukta arama ne az, çok sayı
Herkese eşit tut bardakta payı
Yakını gözeten ciğermiş meğer
[Şenel ÖZATA]
Şenel Bey Hocamız, katkı hoşuna gitmiş olmalı ki, şiirden sonra nesren de devâm ediyor, hattâ üstüne bir dörtlük daha ekleyerek memnûniyetini perçinliyor:
“Alinaci Durmuş hocam.
Çok teşekkür ederim.”
Cahilin balından hem gülüşünden
Kibirlinin kibrinden hem gelişinden
Vakit bulup meşgalesinden, işinden
Dostun bir selâmı yetermiş meğer…
*HİTÂMUHÛ MİSK; İLGİSİZLİK RİSK!*
Bu yanda muhabbet, içilir çaylar
Gönlümüz Gazze’de yaklaştı aylar
İstikâmet Hicâz döşenir raylar
Kudüs’ün hasreti betermiş meğer…
***
Muhammet Ümmeti toparlanacak
Vahdet vücut bulup çıparlanacak
Siyonlar kâmilen koparlanacak
Tüm başağrıları geçermiş meğer…
***
Ümmet de, dünyâ da muhtaç bu sona
Geçit vermemeli siyon, masona
Yâ Rabbi ülkemi çıkar balkona
Tüm mazlumlar bunu beklermiş meğer…
***
Kurtar dünyâmızı şu habis ruhtan
Cümle siyon-it’ten, çirkef gürûhtan
Kalksın üstümüzden gayri bu bühtan
Kudüs ne esrarlı, ne yermiş meğer…
***
Nûrânî der; göster özgürlüğünü
Dünyâ tatsın, gerçek bir hürlüğünü
Hem duysun İslâm’ın ses gürlüğünü
Desin; İslâm, lâzım-ı beşermiş meğer…
Eline sazı alıp döktürenler kadar sâhici ve de profesyonel olmasak ta, biz şiir yazanlar arkadaş grubu, tarz olarak ta halk şiirini koşanlar olarak amatörce de olsa bir şeyler yapmaya, şimdilerde imitasyon olarak ifâde edilen taklitvârî atışmalar ortaya koymaya çalışıyoruz.
*NİYET YOK, ALÂKA ÇOK*
Aslında başlangıçta böyle bir niyet yok. Ayak verme, kâfiye gönderme falan yok. Meselâ Şenel Şâkir Bey döktürmüş. Sonra Hüseyin Bey derken biz de yerimizde duramamış, almışız mızrabı ele ve de dokundurmuşuz tele. Hamdi ordan. Depe-yi Bâlâ’dan şiire nesirle sataşmada bulunmuş. Bizim saz tekrar dellenip tellenmiş. Tekrar. Aldı Şenel olmuş!
*ÇARŞI-PAZAR; ATF-I NAZAR!*
Kimi diğer paydaşlar da dizelerden etkilenip coşup koşarak nesren duygularını beyân etmişler.
Derken Hamdi Dağdan inmiş! Pazara ermiş. Kendini nazara vermiş. Mesut Hoca büyüklük yapıp atışmayı yatışmaya meylettirerek işi tatlıya bağlamış.
*YÜRÜYÜN KİM; MEYDAN SİZİNDİR!*
Ben olanı-biteni özetledim. Siz de bu anlattıklarımızı aşağıdaki uygun yerlere yerleştirerek hikâyeyi masallaşmadan, mantıklı bir bütünlükle şekillenen anlamlı bir kompozisyon hâline getirin inşâllâh. Yürüyün kim, meydan sizindir şimdi; hadi bakalım, kolay gelsin…
*İlk hamle; Âşık ŞÂDÎ’den*
BU ŞANLI MİLLETİ DARA DÜŞÜRME
Mevlâm senden gayri dostumuz yoktur
Ne olur, bizleri zora düşürme
Sevabımız yoktur, hatamız çoktur
Bu güzel milleti dâra düşürme
***
Günahlarım çoktur ümidim Sen’de
Marifet Sen’dedir cehalet bende
Her canın hesaba vardığı günde
Bizi cehennemde nâra düşürme
***
Kimi maldan kimi candan geçtiler
Kimi şehadet şerbeti içtiler
Aşk ile geldiler aşkla göçtüler
Aşıkları âhu zâra düşürme
***
Küfür ateş olmuş dünya yanıyor
Zalimi arsızı herkes tanıyor
Yaralar göz göz olmuş kanıyor
Bunca masumu zora düşürme
***
Dünyayı kuşatmış bu nasıl zulüm
Sevgi esir olmuş kurumuş gülüm
Daha neler neler varmıyor dilim
Bizi insafsız kullara düşürme
***
İnce dal köprüden kör nasıl geçer
Rehbersiz mürşitsiz kul nasıl göçer
İnsan ne ekerse hep onu biçer
Bizi pîrsiz dar yollara düşürme
***
Rabbim senden gayri kapımız yoktur
Ne olur, bizleri zora düşürme
Sevabımız yoktur, hatamız çoktur
Bu masum ümmeti dâra düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Küfürü, küffarı hep uzak eyle
Amellerimizi makbul, hak eyle
Mahşerde yüzlerimizi ak eyle
Ya Rab anlımıza kara düşürme.
***[Hüseyin GÜRLEYİK]***
Her yanlar put dolu kurulmuş tuzak
Herhâneler yakın, câmiler uzak
Günâha kaydırır, sokaklar kızak
Yâ Rabb; emniyetsiz şâra düşürme…
***
Nûrânî der; şudur işin gerçeği
Ortalıklar hep bataklık çiçeği
Ne bülbül, ne kumru; börtü-böceği
Gül koklayım derken hâra düşürme…
***[Nûri KAHRAMAN]***
Nurâni der hakikati gerçeği
Takmaz ne karga ne börtü-böceği
Anlamaz mı sırgan ile çiçeği
Nurâni bülbüldür şârâ düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Kıskanç Hamdi; ille de parazit yapacak ya; hiç durabilir mi?:
“HEP AYNI KİŞİLER AÇIL BİRAZ DEĞİŞİK YÜZLER BUL KENDİNE…”
***[Hamdi ÖZCAN]***
“Hamdi Hocam hayırlı sabahlar. Sen yalnızlığı, uzleti seçtin. Sadece balkondan ordu manzarası. Anla artık, dost meclisleri sensiz olmuyor vesselam.”
***[Şenel ÖZATA]***
Çay var, muhabbetsiz asla tadı yok
Sokak insan dolu, bizde adı yok
Kulağa ulaşmaz, bir kanadı yok
Abdulkadir gülsün, zara düşürme.
***
Aramızda yapsak ta şaka-şamata
Gem vuralım binilen aygır ata
Adımları ber-kadem ata ata
Arı, namusu pazara düşürme.
***[Hüseyin GÜRLEYİK]***
Yaptırmış kendine fildişi kule
Kurmuş etrâfına çeneden kale
Belli ki; kimseyi almaz kaale
Hamdi-misâl bir istikbâra düşürme!
***
Değil mi ki şehre yukardan bakar
Onun ırmakları tepeden akar
Söze palavradan kanatlar takar
Nâçâr bırakıp nâçâra düşürme…
***
Konuşur, dilinin kemiği yoktur
Ağalık havası, farfarı çoktur
Millete bîgâne, sohbete toktur
İşi-gücü intizâra düşürme…
***
Nûrânî bırak Hamdi’yi hâline
Niye aldırırsın kîylükâline?
Baksın kendi hâl-i pür-melâline
Kurtar; bu, dili carcâra düşürme…
***[Nuri KAHRAMAN]***
Nurâni bırakma; Hamdi’siz olmaz
Bir ömür Hoca kulede kalmaz
Hamdi’miz iyidir yeri hiç dolmaz
Konuşup Hamdi’yi zora düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Hamdi Bey de bilsin haddi-hudûdu
Gönüller almazken, yıkar umûdu
Hasretinden gözyaşımız kurudu
“Gel” diyelim; “intizâra düşürme!”
***[Nûrî KAHRAMAN]***
Yükseklerde olur karga yuvası
Nasıl kabul olmaz Hamdi duası
Yılda bir mi olur Dostun sefası
Yazıp da Hamdi’yi dara düşürme
***[Şenel ÖZATA]***
Bırak şu Hamdi’yi dile dolama
Doladıkça işler olur yalama
Uzaktan merhabâ, devam selâma
Fayrap verip te farfâra düşürme…
***[Nûrî KAHRAMAN]***
HEY NURİ KAHRAMAN!
ALEYHİME ATMAN SAĞDA SOLDA!
SONRA ELİME DEĞNEĞİ ALIRIM!
EN SON; İSTANBUL’A, HACIBEY’E
ŞİKÂYET ZORUNDA KALIRIM!…
***[Hamdi ÖZCAN]***
“Rabbim sizleri bu yoldan ayırmasın.”
***[Mustafa YILDIZ]***
“Hocam diline sağlık. Allah razı olsun.”
***[Mesut ÖZTÜRK]***
Değerli müftüm; Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Vesselam.
***[Şenel ÖZATA]***
[12/5 16:16] Abdülkadir DEMİR Hoca: “Ekip burada reis nerede? Ben adayım diyor Hamdi abi. Tarlada bel bellemeyi bırak da derhal yetiş reis!”
[12/5 16:42] Nuri KAHRAMAN: “Hamdi’ye kim haber uçurdu? İçimizde köstebek mi var yoksa üstâd? Adam resmen gelip tam orta yere oturmuş ya! Way anassını… Wes’selâm!”
*EL İŞLER, ÂLET ÖVÜNÜRMÜŞ*
Hamdi ÖZCAN: “Nihayet beni de alet ettiniz ya avare işlere, Hacıbey gelince haddinizi bildiricem size.”
[12/5 16:43] Nuri KAHRAMAN:
DÖRT ARKADAŞ; DÖRDÜ BİR YERDE
HANİ BUNLARIN REİSİ NERDE?
Mevzûyu tam kapatacakken, Hamdi Bey’in salvosu yetmiyormuş gibi, Abdülkadir Hoca’nın WhatsApp hesâbından, yanında Hüseyin, Hamdi ve Şenel Beylerin de bulunduğu yeni bir 4’lü fotoğrafla berâber aşağıdaki metin de çıkageldi.

*İKİ NEFES YOK; MESAJLAR YAĞMUR*
Az bir köye çıkalım, iki nefes alalım dedik ama adamlardan rahat yok. Reis-meis ayağına iki ayağımızı bir pabuca koyuyorlar. Cevap vermesen de olmuyor. Her neyse…
Bir de, bu gidişle Abdülkadir de şâir olacak başımıza herhâlde! Fotoğrafla berâber paylaştığı dizelere bakar mısınız?:
GEL REİS!
Uzakları yakın eden ol Yaradan aşkına
Yollarına taş dökülmesin gel
Adımların aydınlığı getirsin
Tunç bileğin bükülmesin gel
***
Tarla bağ-bahçe işleri
Ekipten ayırmasın seni
Dört güzel adam bekler
Uzun adam reis, yeter ki gel…
*İŞTE BU BİZİM HİKÂYEMİZ!*
Evet dostlar; işte böyle bizim hikâye-i pür-melâlimiz. Ne diyordu bir eski şarkımız bizim gençliğimiz zamanlarda:
“İşte bu bizim hikayemiz öyle saf öyle temiz.”
*BUGÜNLÜK TE BU KADAR*
Olmasın kimsenin ne dünyâsı ne âhireti dar
Bizler böyle işte birkaç artı birkaç kafadar
Farzeyleyip âlemi hep havadar
Estirmekteyiz kendimizce keyifli havalar
Ama unutmuyoruz elbette mazlumları
Telde saz kadar, dilde de hep duâmız var
*MORÂL DEPOLUYORUZ BÖYLE ÂŞİKÂR*
İnşâllâh çok yakındır o gelecek dostlar
Yumruğumuz siyon-itin ensesinde patlar
İnşâllâh, İnşâllâh, İnşâllâh dostlar
Çok yakın olsun o günler; Âmîn wes’selâm…
Babacığım; çoktandır hasbihâl edemedik. Dünyâ bildiğinden çok daha hızlı, karışık ve de karmaşık. Savaşlar bile çocuk oyuncağına döndü. Sınırların bir anlamı kalmadı dense yeridir.
*YARAMAZ ÇOCUKLAR, ÇILGIN LİDERLER!*
Eskiden yaramaz mahalle çocukları kuş lâstiğiyle gözünü kestirdiği binâların camını indirirdi ya; şimdiki savaşlar da öyle gibi bir şey işte. Atan atana, tutturan tutturana. Ne olup bittiğini, kimin ilerde kimin geride olduğunu kestirmek de zor. Öyle bir süreçteyiz.
*İLHAN TEYZE, NEVİN ABLA*
Her neyse; beri yanda özel hayâtlar da devam ediyor tabiî. Biz, hafta sonu anneme gittiğimizde, senin çok iyi tanıdığın, Şuayip Veliefendioğulları’ndan Şükrü YÜKSEL kızı İlhan Teyze, yanında bir komşusu, Tâlip Amcası’nın kızı Nevin Abla ve gelinleri vardı. Çok güzel muhabbet oldu.
*SEYİR MÂŞÂLLÂH, NEŞİR İNŞÂLLÂH*
İlhan Teyze mâşâllâh anlattı da anlattı eskilerden. Hâfıza o biçim. Ben de Hacı İbrâhim Efendi bağlamında sordum da sordum. Veliefendioğulları’nın şeceresine dâir 2 saate yakın konuştuk. Not almaya çalıştık. İnşâllâh lâyıkıyla değerlendirme durumumuz olur. Annem de çok memnun kaldı konuşmalardan. Ona da insan lâzım, konuşuk lâzım. İnsanın ihtiyâcı yine insan sonuçta.
*ASIL-ASÂLET, HÜRMET, LETÂFET*
Onları uğurladık. Kimini senin yaptığın gibi bizzat götürdük. Bizim hanım;
“İlhan Teyze’ye mâşâllâh” diyor. “Ne güzel konuşuyor. Kendini dinletiyor. Asıl-asâlet te var diyor. Rahmetli kayınpederime de çok değer verirlerdi. Tabiî o da hanımının tarafını çok tutardı. Ziyâretlerini ihmâl etmezdi. Buraya onlardan biri gelecek olsa hemen eve çıkar hoşlardı. İlgilenirdi. Hâl-hatırlarını sorardı. Sohbet ederdi. Çok sıcak davranırdı. Bayramlarda çocuklarını da alır akrabalarını bir bir dolaşırdı.”
*HURMA, ZEMZEM, TELEFON*
Çok doğru. Aynen öyleydi. Tabiî biz bunları yazalım derken ajandayı elime alınca gördüm, tevâfuk etti açınca; geçen yıl bir defâsında annem, yanına gittiğimde bana İlhan Teyze’ye telefon açtırmış. O günü şöyle not düşmüşüm:
“Anneme gittim. İlâçlarıyla berâber, Hacıbey ve Mihri Teyze’nin umre hediyesi hurma-zemzemlerini götürdüm. Babamla ilgili yazdığım gazeteleri de. Okurum dedi. Benim doğduğum günü ve mevsimi anlattı. 17 Şubat 2025”
*SÂLİM ENİŞTE FARKLIYDI*
Babacığım; annem bugün ben vardığımda İlhan KÖKSAL kuzeniyle görüşüyordu telefonda. Bayağı da uzun konuştular. İlhan Teyze senden çok övücü sözlerle bahsetti. Annem de tevâzûdan;
– “He bacım; nâyeti akrabâlık var!”
falan deyince İlhanTeyze;
– “Yok ama, Sâlim Âbi farklıydı. İnsana yakındı, insan canlısıydı!”
gibi ifâdelerle mukâbelede bulundu.
*ÇALIŞKANDI, HEP KOŞTURURDU*
Annem de bunun üzerine ayni minvâlde devâm ederek sitâyişle bahsetti:
– “Evet, tabiî; başka insandı beyim. Evine, çelik-çocuğuna çok düşkündü. Dışarda ne yerse evine de getirirdi. Çok pratikti. Çalışkandı. Hep koştururdu. Sâdece bize değil, etrafına, insanlara yardımcı bir insandı. Annemin konuşması bu minvâlde devam edip gitti.”
*BETÜL TORUN, DÜRDÂNE TEYZE*
Dün de Betül torunun anlatıyordu; geçen hafta son gidişimizde Fatsa’daki akrabamız Dürdâne Teyze, onun babasının adının da Sâlim olduğunu, isimleri gibi birbirleriyle alâkalı, benzer özelliklerinizin bulunduğundan falan söz etmiş.
*İMDAT KARDEŞ DE GİTTİ*
Babacığım; gelelim İmdat Kardeş’e. Şu, Keloo’na gelmeden yol üzerinde atölyesi vardı ya; o. Bizim Günindi soyadlı talebelerimiz vardı. Onların babası. Hiç rahatsızlığı yokmuş. O benden bayağı küçük olmalı. Yaylada gübre atarken birden yere yığılmış. Hepsi bu.
*ABDANAAA’NDAN EYMÜR’E*
Bizim de haberimiz oldu. Şenel ÖZATA arkadaşımızla berâber gittik. Daha Abdanaaa’nı dönerken arabalar vardı yol boyu. Allâh Allâh dedik. Bir baktık ki oradan mezarlığa kadar araba dizili. Bir o kadar da Eymür tarafına doğru. Senin anlayacağın; cemaat çok kalabalıktı.
*DEMEKKİ BU İNSAN;*
Herkesin dikkâtini çekmişti bu. “Demekki bu insan, gönüllere dokunmuş” diyordu insanlar. Bir de duâ yapılırken söz edilen 29 hatim de dost çevresi ve sevenlerinin çokluğunun bir nişânesiydi. Allâh C.C. rahmet eylesin. Âile efrâdı ve sevenlerine sabr-ı cemîller ihsân buyurup, mahşer günü tüm sevdikleriyle berâber Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda böylece buluştursun. Âmîn…
*CILGA YOLLAR, ÇAMURLU YILLAR*
Cenâze vesîlesiyle geldiğimiz Kelooo mezarlığına, atölyenin üst yanındaki boğazdan biraz ilerlerken, o zamanlar yolun da arabamızın da olmadığı çocukluğum yıllarında senin peşinde, zaman zaman elimden tutmuş olarak buradan kestirme şekliyle cılga, çamurlu, karanlık, korkutucu yollardan evimize döndüğümüz günleri hatırladım.
*ISLIK ÇAL, HABER SAL!*
Bundan söz ettiğimiz esnâda adının Hayâti olduğunu öğrendiğimiz Ahmet Günindi Amca’nın oğlu, seninle ilgili olarak 66 ve 68 ya da 69 yılına âit olacağını tahmin ettiği iki hâtırayı nakletti.
İlkinde bir hastaları olmuş, belki de doğum; tâ buradan ıslık çalıp seslenmişler, arabayla gelip hastâneye götürmüşsün.
– “Nasıl duyulacak ki?”
– “Öyle zannedildiği gibi değil.”
*GOCASANOO YA DA GOCAGAŞ!*
O zamanlar her tarafta sessizlik var. Bir aykırı ses hemen duyulurdu. Bir de duyuramadığımızda Kocasanooo Hamdi Amca’ya çağırttırıyorduk. Onun sesi daha gürdü. Ta ırmağın karşısından, Karaağaç’tan bile duyulurdu. Ya da alantı yerlere, Kocakaş gibi pur, açık, annak yerlere gidilip oralardan seslenilirdi.
*FINDIK MİTİNGİ, ÖCELİ HATTI*
– “68-69’da da fındık mitingi olmuş, yollar kapanmıştı. Her taraf gergin. Geçiş yok. Endîşe çok. Öyle günlerimiz vardı.

Sâlim Amca o zaman da bizi arabasıyla Öceli tarafından bir yerlerden dolaştırarak getirmişti. Yolları çok iyi biliyordu. Zâten o dönemler pikapla taşımacılık yapıyor, dolayısıyla her tarafı biliyordu. Allâh C.C. râzı olsun. Ganî ganî rahmet eylesin. Faydalı insandı. İyilikleri unutulmaz…”
*HUZUR; GAZZE, DOĞU TÜRKİSTAN*
Evet babacııım. İşte böyle. Bugünlük te bu kadar. Huzûrundan ayrılırken, bizleri tüm sevdiklerimizle berâber Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluşturması, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlumların kurtuluşlarını tez zamanda göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.