DOLAR

18,4191$% 0.52

EURO

17,8508% -1.1

STERLİN

19,9991£% -3.5

GRAM ALTIN

973,04%-1,08

ÇEYREK ALTIN

1.622,00%0,12

BİST100

3.281,61%-0,41

BİTCOİN

350721฿%-0.31657

Öğle Vakti a 12:23
Giresun AÇIK
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X
Nuri Kahraman

Nuri Kahraman

22 Eylül 2022 Perşembe

Eski Şiirler, Eskimeyen Dostluklar…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hafta başı yayınladığımız, Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur YAŞ OTUZ BEŞ’inden mülhem 65 YAŞ DESTANI şiirimiz bilhassa bizim gibi emekli kategorisinde olanlar tarafından çok beğenildi. Bunlardan birisi de, çiçeği burnunda emekli biz ayrıldıktan yıllar sonra Kepirtepe Öğretmen Lisesi’ne gelen ve burada öğretmenken emekli olan Halil AKTAN.

Mezkur şiir ister istemez biraz hayât özeti gibi ve dolayısıyla nostaljikti. Lüleburgaz’la ilgili kısım ise şöyle:

Paylaştığımızda ilk yorum yapanlardan biri oldu Halil Aktan Hoca:

[21:36, 21.09.2022] LLB Halil AKTAN: Saygılar Nuri Hocam. Şiirinizi okudum. Mukabele etmek şu ana nasip oldu. 35 yaş’tan mülhem 65 yılın serencamı. Güzel bir şiir olmuş Nuri hocam. Hala şiirle iştigaliniz sürüyor demek ki. Ne güzel. Başka şiirlerinizi de okumak isterdim.

Lise, Yüksek Okul; derken vazîfe

Ver elini hey güzelim Trakya

İlk göz ağrıları gelmez târife

Nasıl anlatılır; bre, a be ya?

Lüleburgaz; bir belde-i latîfe!

[22:09, 21.09.2022] Nuri Kahraman: Benim sana, Konya’ya gittiğinde yazdığım şiiri bulamadın herhâlde; bilvesîle sorayım dedim.

Şiire devam ediyoruz da halk tarzı. Mesaj ağırlıklı. Bunları okumak istersen Google a adımızı yazınca köşe yazıları arasında çıkar karşınıza.

Cümleye Ordu’dan sevgiler-saygılar, hayırlı geceler sevgili kardeş wes’selâm…

ON DAKÎKA SONRA; İŞTE ŞİİR!

[22:10, 21.09.2022] LLB Halil AKTAN: Aleyküm Selam Nuri Hocam.

O şiir bende mevcut. Şu an köyde olduğum için şiiri bulabilir miyim bilmem.

22.20: Önceden şiirleri tuttuğum bir eski defterim vardı. Oradan buldum.👍👋👋

Evet, bu cevap benim son yıllarda duyduğum cümlelerin en güzellerinden biriydi. Akrostiş’i o heyecanla hemen dostlarla paylaştım. Hem, mevsim olarak ta tam zamânıydı.

HALİL AKTAN’A SELÂMLA –Akrostiş-

Hayır dileyeceğiz gayrı yok başka çâre

Aşkettin gönüllere gerçi bir başka yâre


Lâkin biz katlanırız, sen adam ol yeter ki;

İsmin, nâmın yazılsın; böyük böyük duvâre!


Lâmbalar sönebilir geceleri ansızın;

Al bir kaç tâne mum da koy onları kenâre


Konya’nın herifleri çok şedîd olabilir;

Takılayım deme sakın, sakın ha kızlâre!


Ayağını denk tut, hem dünyâ hem âhirete

Nûri Âbi’n yetişemez, çünkü yok tayyâre!


Adam ol dedik, kızma; biliyoruz adamsın

Seni “Çocuk!” dediler, biz sorduk da civâre…


Eloğlu öyle diyor, mektep bitirmeyince;

Leylâ’n derslerin olsun çalım için ağyâre…


Âhireti bilmeyen dünyâ yolu şaşırmış;

Mürşid bilmiş takılmış, gidiyor yıldızlâre!


Lütfu ne çok Allah’ın îmanlı olanlara;

Al uygula plânı, hiç gerek yok efkâre…

NURİ KAHRAMAN

29.10.1981 LÜLEBURGAZ

Kendisine de bu gönderisi üzerine şöyle mukâbele etmiştim:

“Hay gözünü seveyim. Ama Allâh CC için şiir de güzelmiş. Bu benim yazım değil; sen temize cekmişsin; şiir daha bir güzelleşmiş. Yoksa kendi yazım olsa zar zor okurdum. Şimdi bu saatte bizim elimize geçmesi tarifi zor bir haz ve güzellik. Şükürler olsun Rabbimize. Bizi ahirette de sevindirsin, dünyâda şiir güzelliğinde buluşturduğu gibi orada da muhabbet güzelliğinde buluştursun inşâllâh; hayırlı geceler, Rabbim hayırlısından ne murâdın varsa versin Paşam wes’selâm… 23.41

Halil AKTAN: “Amiin,âmiin. Cümlemize inşallah Nuri Hocam. Şiir güzel, şair özel muhterem hocam. Hayırlı geceler.🤗👍👋👋 23.45”

Bu şiiri orijinal fotoğrafıyla berâber sosyâl medyada paylaşırken de şu cümleleri kullandık:

“ÇOCUKLARIMIZ ÜNİVERSİTEYE BAŞLARKEN
ve de EĞİTİM-ÖĞRETİM HAFTASINDAYKEN;

Az önce bize ulaşan, 41 yıl önce Lüleburgaz’da, ev sâhibimizin oğlu Halil Bey okul kazanınca ona yazdığım Akrostiş tarzı şiiri sizinle paylaşıyorum. Şiiri yazdığımı biliyordum, sanırım ona Konya’ya okula gittiğinde ardından mektup olarak göndermiştim. Ondan yıllardır bunu istiyordum, yeni bulmuş olacak ki az önce gönderdi. Fotokopisi gelecek diye umarken o deftere temize çekmiş onun bir fotoğrafını gönderdi. Yoksa benim yazım olsa ben bile zor okurdum! Şu an bu şiire ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu hazla berâber sıcağı sıcağına sizlerle paylaşıyorum.
Yeni okul kazanan herkese hitap niteliğindeki bu şiiri paylaşırken, Ümit çiçeklerimiz olan gençlerimize Yüce Mevlâ’mızdan zihin açıklıkları niyâz ediyor, onları hayırlılarla karşılaştırması ve iyi insan, nitelikli eleman olmaları noktasinda muvaffak kılması duâsiyla hepsinin gözlerinden öpüyor, cümleye hayırlı, uzun ömürler temennîsiyle sevgiler-saygılar sunuyorum wes’selâm… 22.9.22 00.05”

Bu paylaşıma ilk yorumu yazan da, Lüleburgaz Lisesi’nden, şu an İzmir’de yaşayan talebemiz oldu.

Birol Şahin: Halil kardeşimize çok selam .. Görmeyeli 40 yıl oldu nerdeyse!

Biz de Birol Bey’e çok selâm ediyor, görüşmeyi umuyor, işlerinde başarılar diliyoruz.

Halil Hoca, yukarıda da arz ettiğimiz gibi ev sâhibimizin oğluydu. Adı gibi halil, dost, sıcak, mütebessim, halim ve de müeddep bir insan. Âile olarak ta nezih bir âileler. Ben oraya ilk atandığımda yanımda kız kardeşim de vardı. Bizi evlatlarından ayırmadılar. Rabbimiz Emrullâh Amca’ya sonsuz rahmetiyle muâmele eylesin. Melahat Teyze ve çocuklarına da âilece hayırlı, sıhhatli, uzun ömürler, güzel yaşantılar ihsan buyursun. Öbür dünyâda da hep berâber Efendimiz SAV’in komşuluğunda buluştursun.

HALİL HOCA, AKTAN PAŞA!

Eğer dikkât ettiyseniz Halil Bey’e bir yerde Paşam diye hitap ettim. Kendisi Edebiyât Öğretmeni olduğu için, sık sık Ziyâ Paşa’dan şiirler terennüm etmesi bağlamında biraz da halim-selimliğine telmih sadedinde PAŞA lakâbını münâsip görmüşler.

Halil Bey çocuklarıyla bir yaz Ulubey Eymür Köyümüzde misâfirimiz de oldular. İnşâllâh yine gelir, bekleriz. Rabbimiz ne buyuruyor: “DOĞRULARLA BERÂBER OLUN!” Rabbimiz böyle güzel, adı gibi Halil, can dostlar ve sâdık, vefâlı, âlicenâp insanların sayısını çoğaltsın.

ANLATMAKLA BİTMEZ…

Bu âilenin ve Lüleburgazlı dostların bize iyilik ve yaklaşımlarını anlatmaya cümleler yetmez. Belki ayrıca yazarız. Yazarız değil, inşâllâh yazacağız; yazmalıyız da. Ancak şimdilik bu kadarla yetinelim. Tekrar görüşmek dileğiyle, Lüleburgaz’daki dostlar başta olmak üzere cümleye sevgiler-saygılar wes’selâm…

Devamını Oku

Akkuş’tan Bulancak’a;  Vefâ’dan Sehâ’ya…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ahmet bin KAYS‘a âit güzel bir söz var: ‘VEFÂ OLMAYINCA ARKADAŞIN, SEHÂ OLMAYINCA MALIN HAYRI YOKTUR…’ 

Güzel Rabbimiz bu iki güzelliği bir arada yaşattı; güzel dostlar sâyesinde hayâtımızın en güzel günlerinden birini yaşadık hamd olsun. 

Îsâ ÖZTÜRK Ağabey, -hiç te öyle görünmüyor ama aramızda 5-6 yaş olduğunu öğrendik, mecbur böyle hitap edeceğiz- Hacıbey VAROL hocamızın feysinde bizi görüp biraz sorgulamış ve tamam demiş; bu hocamızı al gel bir muhabbet edelim, ağırlayalım demiş. Bizi 80’li yıllarda Akkuş’ta görev yaptığımız yıllardan tanıyormuş.  

VEFÂ ve SEHÂ BULUŞMASI… 

Bugün Hacıbey VAROL Hocamızla, Sezâyi BAYRAK Hocayı da alıp kendilerini ziyâret ettik. O da bu vesîleyle ortak tanışlarımız olan Bulancak Müftülüğü Şûbe Müdürü Fâtih ÖZDEMİR, Vâizler İsmail BAYRAM ve Adnan CÖMERT Beyler, Din Hizmetleri Uzmanı Yûnus SÖNMEZ ve Orta Câmi Uzman İmam-Hatibi Hâfız Aydın KILIÇ hocalar ve de hizmet ve gayret ehli olmakla mâruf olduğu için kısaca DÖŞEMECİ diye nam salmış Mehmet ŞÂHİN kardeşi de dâvet ederek vefâ ve sehâ sofrasının bereketine bereket kattılar. İkramlar da güzeldi muhabbet te.  

YÂ RAHMÂN, YÂ RAHÎM, YÂ VEDÛD… 

En güzeli de yaklaşık 40 yıl sonra bir dostun bir kardeşini arayıp vefânın en güzelini cömertçe sergilemesi ve de VEFÂNIN SÂDECE İSTANBUL’DA BIR SEMTİN ADI OLMADIĞINI GÖSTERMESİYDİ. Daha da güzeli dostluğun, muhabbetin, sevginin ve doğrularla berâber olmanın insana yaşattığı hazdı. 

İnanıyoruz ki Rabbimiz de kendisi için, Esma-ül-Hüsnâ’sından el-VEDÛD’un tecellîsi meyânındaki bu vefâ ve dostluk tezâhüründen râzıdır. Rabbimiz ister ki; cümle Ümmet-i Muhammed böyle birbirini kendi rızâsı ve adından MUHABBET hâsıl olan Habîbinin hatırı için sevsinler. 

“BU NASIL SEVMEK?” 

Bu olayı sosyâl medyada paylaştığımızda bir hoca arkadaş; ‘Bu nasıl iş, 40 yıl sonra vefâ mı olur?’ anlamına gelen bir yorumda bulundu. Haklıydı. Hakikâten, dostluksa ve sevgiyse bunun devamlılık arz etmesi gerekir. Hele hele bu kadar ara olacak şey değil! Gâyet yerinde ve merak mâhiyetinde bir îtiraz.  

Biz bu yorumu okuyup değerlendirene kadar, ilk görev yerimiz Lüleburgaz’dan tanıdığımız, şu an İzmir’de antika işi yapan kuyumcu esnafından talebemiz açıklama mâhiyetinde olabilecek bir yorum geçmiş: 

Birol ŞAHİN: “Ben de 40 yıl sonra buldum hocamı:) Facebook tan:)” 

Biz de şöyle bir açıklama ile hem arkadaşın merakını gidermeye, hem de konuyu biraz daha açmaya çalıştık: 

“DOĞRULARLA BERÂBER OLUN!” 

“Mewlüt Bey Hocam; burada ayrıntıya giremedik. Akkuş’ta çalışırken kurumlarımız ayrıydı. Kendisi PTT’de çalışıyordu. O zaman öyle çok sıkı görüşemedik. Zâten bizim bir ayağımız hep Ordu‘daydı. Yıllar sonra Îsâ Bey’in bu dostluğu canlandırmak istemesi çok güzel bir şey.  

Bunda dost canlısı ve bu tür hasbî muhabbetleri seven, bu meyanda kaynaşmalara wesîle olmaya çalışmayı kendine bir görev ittihaz eden Hacıbey VAROL hocamızın büyük katkısı var sanıyorum. Sonuçta çok güzel bir şey çıktı ortaya. Şu an bunu yazarken bile içim kıpır kıpır.  

Bugün bizim için, “Rabbimizin DOĞRULARLA BERÂBER OLUN” emrine imtisâlin en güzel örneklerinden birisi oldu. Rabbimiz sebep olan ve de katkıda bulunanlardan, sizlerden bizlerden, cümle ehl-i îmandan râzı olsun wes’selâm…” 

Hocamız da verdiğimiz cevap sonrası; “Amin ecmain. Çok doğru bir tesbit yapmışsınız. Selam ve dua ile fi emanillah” diyerek memnûniyetini ifâde eden bir mukâbelede bulundu. Rabbimiz râzı olsun. Konuyu biraz daha açıklamamıza vesîle oldu. Kendisine müteşekkiriz. 

YER BULANCAK, GÜN AKKUŞ!… 

Değerli dostlar, tevâfuka bakınız ki; sanki bu gün benim AKKUŞ günüm. Daha akşamdan feyste paylaşımlarda karşılaşmıştık ta, sabah bu yazıyı yazarken Messenger’dan bir mesaj geldi: 

Orhan BIYIK: “SAYGI VE SELAMLARIMLA, SAYGI DEĞER HOCAM; AFFINIZA SIĞINARAK BİR ŞEY SORMAK İSTİYORUM…!!! AKKUŞ İMAM HATİP LİSESİNDE 84 85 li YILLARDA MÜDÜRLÜK GÖREVİNDE BULUNMUŞ MUYDUNUZ..!! 11:05” 

Biz de; “Evet: 85-89 arası wes’selâm” diye cevapladık. Hemen karşılık geldi: 

Orhan Biyik: “O zaman 85 – 86 en haylaz öğrenciniz bendim HOCAM. Ellerinizden öperim…” 

Profilini baktığımızda İstanbul’da yaşadığını ve bulunduğu Esenyurt’ta faal bir kişilik olduğunu gördüğümüz bu talebemize biz de şöyle mukâbelede bulunduk: “Haylazlar hareketli ve de netîce îtibârıyle bereketli oluyorlar. İlginize teşekkürler; inşâllâh görüşmek dileğiyle wes’selâm… 11:33” 

BİR EDEBİYATÇI ve HEY GİDİ GÜNLER! 

Orhan Biyik: “CENABI MEVLAM HER DAİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN SAYGI DEĞER HOCAM…!!! Beni şöyle hatırlarsınız; Bir edebiyatçı gelmişti bizim sınıfta üç kız arkadaşımız vardı onların sacını açtırmak istemişti başörtülerine dokununca önce benden sonra Musa ve Erdoğan arkadaşların hışmına uğramışdı edebiyatçı; Siz de bize istemeden disiplin uygulayıp eccücek bardaklarımızı okşamıştınız… Bir de biz üçümüz de kuran kursundan gelmiştik. Resmî günlerde şiirleri hep bana okuturdunuz HOCAM…” 

AKKUŞ’A BİR İKİ!… 

Biz de tekrar, Bulancak’ta yaşadığımız o güzel saatlerle köprü kurarak şöyle bağladık muhâvereyi: “Dün de o yıllarda Akkuş’tan tanıştığımız bir arkadaşın dâvetlisiydik. Ziyâretimizi feyste paylaştık. Oradan okuyabilirsin; bir günde Akkuş’tan iki eski dostla buluşmak büyük bir tevâfuk ve bereket çok şükür, sizinle de rûberû görüşmek nasip olur inşallah wes’selâm….” 

Orhan Biyik: İNŞALLAH SAYGI DEĞER HOCAM; ELLERİNİZDEN ÖPERİM..!! 

ÇOK GÜZEL BİR MECLİS OLDU… 

Evet, şimdi tekrar dostlar meclisine dönelim. Hacıbey Varol Hocamız bu olaya dâir paylaşımımıza yaptığı yorumda şöyle diyor:  

“Nuri hocam çok güzel bi buluşma oldu. Yıllardır bizim dostluğumuzda saklıymış sizin buluşmanız. Vefalı dostlara selam…” 

Evet. Gerçekten öyle. Rabbimiz bugünde katkısı bulunan, vesîle olan, bize hizmet eden ve bu işi severek yaptığı her hallerinden belli olan Mehmet ve Barış kardeşlerimiz ve diğer kahve ikram hizmetlerini yapanlar başta olmak üzere cümle dostlardan râzı olsun. 

AKKUŞ’TA TOP, BULANCAK’TA ISO…  

Îsâ Ağabey Akkuş’ta 19 yıl kalmış. Çok sevmiş burayı. Tekrar görev olsa orada yapmak isterim diyor. Demek ki ilk göz ağrıları hep böyle oluyor. Oğulları Cüneyt ve Ertaç Beyler de Akkuş’u hasretle anıyorlar. Özellikle çok top oynadıkları, ilçenin âdetâ bu iş için en yakın ve müsâit yeri İmam-Hatip Okulu’nun düzünü unutamıyorlar. 

Bu âilenin Akkuş’tan Bulancak’a, buradan da İSO 500’e ÖZTÜRK FINDIK olarak ayrı bir hikâyesi var ki apayrı ve başlı başına bir konu. Onu da bir gün yazmak nasîp olur inşâllâh. 

BULANCAK’TAN LÜLEBURGAZ’A… 

İşin Lüleburgaz’la ilgisi ne? Akkuş Îsâ Ağabey’in ilk göz ağrısı olduğu gibi Lüleburgaz da bizim ilk göz ağrımız. Tam bu yazıyı bağlayacakken, yine Lüleburgaz bu muhabbeti kıskanmış olmalı ki, Lüleburgaz Ensar Vakfı Başkanı arkadaşımızın bir paylaşımı düştü ekrana: 

Eyyüb Sabri Erdem: “Hakikat… Mutlak Hakikat: Sıkı bağlarım olduğunu sandığım insanları, sadece ben sıkı tutuyormuşum meğer. Bir gün yanlışlıkla ipi gevşettiğimde farkettim…” 

Sanki bu sözle, ta oradan farkında olmadan yazımıza ilmek atan, daha doğrusu katkı yapan Eyüp Sabri Bey demek istiyor ki, dostluklar dâim ve kâim olsun. Samîmî olsun. İllâ sebeplere merbut bulunmasın. Îman kardeşliği ve Allâh rızâsı birbirimizi sevmemiz için yeterli olsun. Hep şartlara bağlı kalmasın. 

KALBÎ SEVGİLER, EBEDÎ MUTLULUKLAR… 

Fakat, elbette ki, her şey olduğu gibi dostluklar da îtinâ ister. İnşâllâh karşılıklı sevgi-saygı ve alâkayla berâber bu minvâl üzere hayâtımızı ve dostluklarımızı sürdürüp VEDÛD olan Rabbimizin sevgisini kazanarak Âlemlere Rahmet Efendimiz SAV in komşuluğunda buluşmaya lütf-i ilâhiyle muvaffak oluruz inşâllâh temennîsiyle cümleye hayırlı, güzel günler, sevdikleriyle berâber sonsuz mutluluklar diliyor, kâlbî sevgiler ve saygılar sunuyoruz wes’selâm… 

Devamını Oku

65 Yaş Destanı 

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaş atmış beş; yolun neresi eder? 

Kim demişti; ortasındayız ömrün? 

Artık, çok kıymete binen seneler 

Düşünmek, kaşınmak nâfile bugün 

Önüne-ardına bakmadan gider!

İlkokul yılları; köyler, yaylalar

İnek-dana yayıp, koyun güttüğüm

Alaftan çıtıman, ottan balyalar

Ağaçlarda bülbül gibi öttüğüm

Yurttan sesler, her çeşitten parçalar

Ahmet Gâzi Ayhan, Yıldıray Çınar

Ali Ekber Çiçek, Yüksel Özkasap

Dolaşır ibreler hep kıyı-kenar!

Çeker mi her dalga, uyar mı hesap?

Çıkar mı arasak Müzeyyen Senar?

Sinema çok seyrek, hep mûsikî var

Tarlalarda ağaçlara asılı

Radyo tellerine hangi kuş konar?

Ali Ercan, Zeki Müren; hâsılı

İmeceler, ses verecek ses arar…

Lise, Yüksek Okul; derken vazîfe

Ver elini hey güzelim Trakya

İlk göz ağrıları gelmez târife

Nasıl anlatılır; bre, a be ya?

Lüleburgaz; bir belde-i latîfe!

Gelince “bir akkuş kanadıyle revan” 

Akkuş’a da revân olduk bir zaman

Ayrılırken âh çekerek derinden 

Topkapı, Ankara, Niksar üzerinden

Argan manzaralı gürgenli mekân…

Ordu İmam-Hatip, kendi okulum

Derken bir yıl staj, haydi Cezâyir

Rüzgârın önünde yaprak bir kulum

İkibin beş yılı gelmişken âhir

Dedik, elvedâ ey mezun olduğum!

Cıvatalar mı foltaklaştı ne var? 

Niye gıcırdıyor bu yay gibi diz? 

Kâh somurtan, kâh sırıtan aynalar! 

Neden böyle tereddüt edersiniz? 

Baka baka zor seçtiğim kankalar?

Gittikçe sen de çok değiştin Nîsan! 

Hangi takvime baksam sen değilsin! 

Nerde o bahar, o meşk, o kahraman? 

Bu hicran yüzlü akşam sen değilsin 

Çoktan’dır sen, “sen olmadığın” çoktan!

Derme-çatma şeylerden ilk köşkümüz 

Resimleri dahî bir melâl verir

İstikbâle maa’n yürüdüğümüz 

Çok arkadaşlar da göçtüler bir bir 

Günbegün artıyor hüzünlüğümüz…

Kitapların başka miski de varmış 

Geç fark ettim böyle hoş koktuğunu 

Harfler aşka boyar, ışka yakarmış 

O mürekkeplerin eşk olduğunu 

Gözler bu yaşı yaşınca anlarmış… 

İlkte açar,  sonda döker; her bahar 

Seneden seneye özümsediğim 

Niye dönmesin ki havada kuşlar? 

Raksa sebep, bu kez yoksa ben miyim? 

Saçlar sanki başka türlü târümar!

Neylersin gitmek herkesin yaşında 

Oldun, ya da olamadın; olacak!

Kim bilir, hangi gün, son kumaşında 

Sessiz va’z ü nasîhatın olacak; 

Yatay kürsü, o musallâ kaşında…

Devamını Oku

Sivas’ın Yollarında…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu ayın ilk hafta sonu ÖNDER İmam-Hatipler 19. Kurultayı vesîlesiyle ORİMDER adına yaptığımız Sivas seferi bizim için her yönüyle bereketli oldu. Bir defâ yol arkadaşlığımız hem gidişi, hem dönüşüyle başlı başına bir güzellikti çok şükür.  

TÂHÂ VAROL, EMİRHAN GÜZELKAYA… 

Başta şunu söylemeliyiz ki, bu sefer bağlamında daha bir tanışıp kaynaştığımız Hacıbey VAROL Hocamız ve oğlu Genç Önder Başkanımız, Giresun İslâmi İlimler talebesi Tâhâ VAROL ile onun gibi Ordu Selimiye İHL’den mezun, Samsun İlâhiyât Fakültesi’nde okuyan Emirhan GÜZELKAYA yavrularımızla berâber, bundan sonraki yürüyüşümüz adına yol boyu gözlem ve izlenimlerimizi paylaşarak duygu, düşünce ve hayâllerimizi değerlendirip pekiştirdik.  

Şu an, bizim kuşaktan sonrası için İmam-Hatip nesli adına bu iki delikanlı yetişmiş, hazır eleman konumundalar. Hem de şimdiden çok deneyimliler. Kendileri ÖNDER adına kurultay süresince görevliydiler. Çok rahat ve özgüvenliler mâşâllâh. Girişkenler aynı zamanda. Allâh CC nazardan esirgesin. Kendilerinden çok ümitliyiz. 

HİZMET AŞKI, ÇALIŞMA ŞEVKİ… 

Bu gençlerin daha arkadaşları da var ve ardı arkası da gelecek inşâllâh. Bu önemli. Çünkü siyâsette olmuyor da, maddî ya da siyâsî getirisi olmayan bu tür STK’larımızın eleman bulma husûsunda sıkıntıları kaçınılmazdır genelde. Ama biz, öyle gözüküyor ki böyle bir durum yaşamayacağız. Bunu bilmek ve görmek, bizim mevcut çalışma şevkimizi de artırdı. Sonuçta birlikten kuvvet doğar demiş atalarımız. 

ÖNER MELİKOĞLU, A. MURTAZAOĞLU… 

Evet, konuştuklarımız bunlarla sınırlı kalmadı. Ortalama, 5 gidiş, 5 geliş olmak üzere 10 saat birlikte yolculuk ettik. Cumâ günü ikindi sonrası İmam-Hatip Câmii altında tevâfuk ettiğimiz, bizim köyden, Tâlip CAN Bey’in de köylerinin Göndeliç’in öte yüzünde bulunmaları bağlamında yayladan komşuları Öner MELİKOĞLU Ağabeyin ikram ettiği çayların ardından yola koyulunca başkanımız Abdurrahman MURTAZAOĞLU’nun sefer duâsıyla açılışı yaptık. 

Artık arkası geldi. Kur’an tilâvetinde Âyetel’Kürsî sayfasından okuduk. Sohbet, muhabbet, ilâhi, kaside; yer yer türkü, şarkı, mehter, yol boyu devam etti. Yine de bu yolculuğa şoförlüğü ve de anlattıklarıyla Hacıbey VAROL damga vurdu.  

HÂTIRALAR, ÖYKÜLER; AHDE VEFÂ… 

Bunu derken, yazılarımızı tâkip edenler hatırlayacaklardır, hocamızın 1 aydan biraz fazla bir zaman önce babası vefat etti. Ona çok yandı. Hâlâ da yanıyor, ağlıyor. Sık sık babası merhum Ahmet Amca’dan bahsediyor. Daha önce anlattıklarından birçoğunu bu sütunlarda paylaşmıştık. Yenilerini de ekledi. Bunları yazmasını söyledim; yazdığını, kitap hâline getireceğini söyledi. Çok sevindik.  

Bunlar ve benzerleri, hepimiz için, şu yaptığımız çalışmalar gereği olarak ta hayâta geçirilmeli. Neden derseniz; ÖNDER’in bu sene için belirlediği şiâr AHDE VEFÂ değil miydi? O zaman, işte bu ve benzeri kitaplar da birer ahde vefâ nümûnesi olacak değil midir? 

KİTAPLAR, DERGİLER; MEKTEPLER… 

Aslında her okul kendi hikâyesini ve kahramanlarını kitaplaştırmalı. Hâtıralarını canlı tutmalı. Geleceğe taşımalı ki bir hâfıza oluşsun. Dergi çıkarsa meselâ her okul; hem gençlerin gelişimi, hem de okulun hâfıza oluşumu için ne kadar güzel olur ama kurultayda da sık sık vurgulandığı gibi, bırakın bunları, İmam-Hatiplerin alâmet-i fârikası olan temel meslek dersleri bile akademik başarı ya da üniversite başarısına fedâ ediliyor. Bu konunun inşâllâh zamanla aşılacağına inanıyoruz… 

Her neyse, biz burada, Hacıbey Hoca’nın, sohbet arasında, özellikle terbiye konusu bağlamında babasından naklettiği iki söze yer vermekle yetineceğiz. Ahmet Amca dermiş ki rahmetli; 

AHMET AMCA’DAN TERBİYEVÎ SÖZLER… 

“Her çoban hopal yetiştiremez!” diğer bir söz de şöyle; “Dana yediği çeğeli unutmaz!” Çeğel ne hocam diyoruz; Çeğel bizim oralarda küçük taş parçasına denir diyor. Ne güzel, ne öğretici sözler bunlar; değil mi dostlar? Bu sözler ayrıca, yeni eğitim-öğretim yılı için şiâr olsun. Hacıbey Hoca’nın hep anıp okuduğu gibi biz de Ahmet Amca ve 5 yıl önce bizim Sivas yolunda kazâda kaybettiğimiz yeğenimiz için bir Fâtiha okuyalım bu vesileyle inşâllâh… 

UHUD DAĞI, UHUD DAĞI! 

Hacıbey’in ilâhileri de biraz da bundan dolayı olmalı, hep kahırlı, yâni duygulu oldu. Neredeyse ağlayacak. Bu arada Süleyman Âbi de coştu. O da pehlivan ya, Hamza Pehlivanla, Uhud Dağı ilâhisini seslendirdi. Biz de uymaya çalıştık onlara bilebildiğimiz kadarıyla.  

“ARTIK SENİ BIRAKMAYIZ!” 

İkisi önde ve de konuşkan oldukları için muhabbeti daha bir koyulttular. Görev yıllarından, talebelik ve evlilik süreçlerinden falan samimiyeti ilerlettiler. Süleyman Âbi ona, “artık bizimlesin, sana ihtiyacımız var. Dernekte bizi bırakma. Zâten daha kurtulamazsın. Seni kendi hâline bırakmayız” dedi. 

KURULTAYIN EN AĞIR MİSÂFİRİ! 

Süleyman Âbi de ta Ünye’den gelerek koşturuyor. İşte Sivas’a gitti. Geçen sene Aksaray’a gitmişlerdi. Araba da onun. Bunun yanında sağlık durumu çok elverişli değil. Kilo problemi var. Bunun için ameliyat olmuş. 120 kilo vermiş ama yine de geriye bir o kadar daha var. Ağırlıktan ayakları patlak. Zor üzerine basıyor. Yanında devamlı birkaç merhem, yara bantları falan mevcut. Ayrıca iskemle taşıyor. Bir yerden bir yere zor yürüyor. Kat çıkamıyor. Mutlakâ asansör olmalı vs. falan. Buna rağmen koşturuyor. Bu işe gönül vermiş. Bu kadar fedakârlık yapınca sözü de etkili oluyor tabiatıyla…  

ELİNİ ÇABUK TUT AĞABEY! 

Süleyman Ağabey’i gazete yazıları ve paylaşımlarından da hatırlayacaksınız. Bu yolculuk süresince de çok anlattı; talebelik yıllarına âit güreş turnuvaları, karşılaşmalar, okullar ve bölgeler arası organizasyonlar; güreşçilerin o günden bu güne spor ve hayat hikâyeleri, hepsi Süleyman Âbi’nin hâfızasında. Ona yaz demeye gerek yok ta elini çabuk tut diyoruz. Hakîkâten bunlar toplum adına o günler ve de bizim okul geçmişimize dâir birebir orijinâl kayıtlar. Onun da kitabını heyecanla bekliyoruz. Allâh CC muvaffak etsin. 

-YÂ HU, HOCAM; UZATMA! 

Bir de dönüşteki nükteyi tekrarlayıp bugünkü yazıyı noktalayalım. Nasıl oldu anlayamadık, Hafik levhasından sonra Zara levhasını gözlerken İmranlı görmeye başladık. Sonra da dedik geri dönmeyelim; vardır bunda da bir hayır. Nitekim öyle de oldu. Hacıbey Hoca’nın tanıdığı balcı Taner Kardeş’e uğradık. Bu arada yolu bildiğini söyleyen biz kendimizi biraz suçluyorduk. Kendimizi savunmak adına; “bakın arkadaşlar, âyette de buyurulmuyor mu, sizin hayır dediğinizde şer, şer dediğinizde hayır olabilir diye!” Hacıbey Hoca işi hemen tatlıya bağladı; 

  • Yâhu Hocam uzatma; bizim şer zannettiğimizde BAL varmış işte! 

Hakîkâten yolculuğumuz bal gibi bir yolculuk oldu. Bu, kovandan kova işi bal da işi katmerli ballandırdı. Rabbimiz Taner Akdeniz kardeşimizden râzı olsun. Dünyâsını da âhiretini de hayırlısından tatlandırsın… Âmin… 

ŞUAYİP, PİRAZİZ; EBÜL’HAYIR, BULANCAK… 

Bu arada Hacıbey Hoca 40 yıldan beri tanıdığı merhum Hakkı MEMİŞ Hoca’dan da çok bahsetti. Bu hocamız Şuayip’te Gacaroğlu Müderris Ahmet Efendi’de okumuş, Gülyalı, Piraziz, Bulancak havâlisinin kanaat önderlerinden bir isim. Onu da burada bir vefâ gereği olarak zikrediyoruz. İnşâllâh hocamızın bu konuya dâir anlattıklarını da ayrıca yazmaya fırsat buluruz. 

ÖNER’DEN TANER’E, ÇAY’DAN BAL’A… 

İnşâllâh diyor; Öner Ağabey’in muhabbet çayı ile başlayıp Taner Kardeş’in ballı ikrâmıyle taçlanan bu güzel sefer bağlamında tekrar buluşmak ve mümkün olduğunca güzellikleri paylaşmaya devam etmek ümîdiyle cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm… 

Devamını Oku

Ordu’dan Sivas’a, ORİMDER’den Önder’e…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hafta sonu, her köşesi ayrı güzel memleketimizin nabzı Sivas’ta attı âdetâ. Yazıyı okuyup, geçen isimleri, bunların makam-mevkileri ya da halk nezdindeki menzileleri gözünüzün önüne gelince siz de bize hak vereceksiniz.

Hâdise şu; Ülkemizdeki İmam-Hatip Okulları Mezun ve Mensuplarının çatı teşkilatı ÖNDER, 2005’ten bu yana her yıl gerçekleştirdiği İMAM-HATİPLİLER KURULTAYI’nın 19.sunu 3-4 Eylül târihlerinde Sultan Şehrimiz Sivas’ta gerçekleştirdi. 

ZENGİN MUHTEVÂ, ENGİN KATILIM…

Program, muhtevâ olarak gâyet zengindi. Yapılan konuşmaların hepsi de birbirinden değerliydi. Orada çeşitli yetkililer, değişik bölgelerden arkadaşlarla tanışmalar, dostluklar yanında bizim yolculuğumuz da çok güzel, muhabbetli, oylumlu, renkliydi. Detaylara girmek mümkün değil ama hiç olmazsa satır başlarıyla da olsa kimilerini paylaşalım istedik. 

Evet dostlar; 81 vilâyetten yüzlerce temsilcinin, onlarca etkili ve yetkili ismin katıldığı bu programda ORİMDER olarak Ordu’yu temsîlen bizler de bulunduk. Cumâ günü Ordu İHL Tatbikat Câmii’nde ikindiyi edânın ardından, Ünye’den Süleyman Aydın, Kumru’dan Murat Peru’ya bizler de Abdurrahman Murtazaoğlu, Hacıbey VAROL, Ordu Genç Önder’den Emirhan GÜZELKAYA olmak üzere katılarak yola koyulduk. 

SUŞEHRİ, GÖKTUĞ, YÂSİN, ZARA…

Akşam’ı Suşehri’de kılıp, ilk kez 2017 Mayıs’ında Yeğenim Göktuğ Bey‘in kazâ yapması dolayısıyla geldiğim, daha sonra Sivas CÜ‘de yatarken defâlarca gelip geçtiğimiz buralardan geçerken şimdi de kendisi için Yâsin okuduk, duâlar ettik. “Rabbim, Sen affedicisin, affetmeyi seversin; onu da bizleri de affet” dedik. Âmin, onun için, bizim için, hepimiz için sevgili dostlar…

Derken, Zara’ya kadar geldik. Burada kısa bir mola verip târihî câmiin etrafında biraz da olsa soluklandıktan sonra Saat 22’yi geçerken Sivas’a ulaştık. 

B. AKKAYA, M. ATEŞ, M.COŞKUN, İ. KÜÇÜK…

Bizi orada Ordu Genç Önder Başkanımız Tâhâ VAROL ve buradaki organizeyi yürütmekle görevli ekip arkadaşları, başta Ünye İHL mezunu, kamp koordinâtörü olarak görev yapan, ümit gençlerimizden Mehmet Emin ALTINOK yavrumuz bizleri kapıda karşıladılar. Hemen kayıtlarımızı yaptırıp, yurtlardaki odalarımıza yerleştik. Akkuş, Tokat üzerinden gelen Ünye‘den Mustafa COŞKUN ve ATEŞ Beylerle İbrâhim KÜÇÜK, İkizce‘den Bahri AKKAYA Hocalarımız da buradalar. ​

Öncü Spor etkinlikleri ve Hasbihâl bitmiş, kapıda açık havada yapılan müzik dinletisi devam ediyordu. Yanlarından geçerek yemekhaneye ulaştık. Yetkililerin ilgileri, geç vakit te olsa, her zaman her yerde kayda değer ilgi, samimiyet ve sıcaklıktaydı. 

TİLÂVET, HİTÂBET; SELÂMLAMA… 

Açılıs oturumu Cumartesi 10:00–12,00 arasında Sivas Cumhûriyet Üniversitesi büyük kültür salonunda yapıldı. Aynı Üniversite’de okuyan, dünden dikkâtimizi çeken âmâ bir talebenin düzgün, güzel, müessir tilavetiyle başlayan programda protokolden sırasıyla; Sivas Imam Hatipliler Derneği Baskanı Hüseyin Duman, CÜ Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız, Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Sağlık Bakan Yardımcısı Halil Eldemir, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Osman Sezgin, Sivas Valisi Dr. Yılmaz ŞİMŞEK birer selamlama konuşması yaptılar. 

ÖNEMLİ AYRINTI, MÜHİM NOT!

Rektörün, burasının, bir zamanlar 1.lerin dahî örtüsünden dolayı ağzının kapatılıp konuşturulmadığı üniversite olduğunu hatırlatması anlamlıydı. Biz de bunu belirtmeden geçemeyeceğiz.

Kurultay açılış konuşmasında İlimYayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal ERDOĞAN kürsüye geldi.

Her yıl bir şiar olarak seçilip yıl boyu tema olarak işlenen, bu yılın şiârı olan ‘AHDE VEFÂ’yı Abdullah CEYLAN açıkladı. 

MUTLU DERSLER, MESUT SUNUMLAR…

Açılış dersinde, İslam Düşünce Enstitüsü ve Uluslararası İslam Düşünce Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ kürsüye geldi. “BİZ, VA’DİMİZ, AHDİMİZ VE MİSAKIMIZ” başlıklı konuşma ilgiyle dinlendi. 

Öğleden sonraki kurultay sunumları kısmında da önce Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Osman Sezgin sunumunu yaptı. Sonra Din Öğretimi Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül, Geleceğin İnşasında İmam Hatip Neslinin Rolü’nü anlattı.  

VEFÂYA DEVÂM, KIRKLAR’A SELÂM!

Kırklareli Üniversitesi’nden, kendisiyle tanışıp, Lüleburgaz, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ve Ensar Vakfı meyânında tanışmış bulunduğumuz Kırklareli’deki dostlara selâm gönderdiğimiz Dr. Yasin Çakırel Bey de SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINDA KURUMSALLAŞMA konusunu paylaştı 81 ilden gelen 1200 civârındaki dinleyiciyle. 

GEÇMİŞTEN GELECEĞE, NAKIŞTAN BAKIŞA…

Çay molası ardından kürsüye çıkan isim, mesleğin içinden gelen ve Mesut BARIŞ isimli hocasının örnekliğinde, örnek bir eğitimci, İmam-Hatip Gönüllüsü ve dâvâ insanının özelliklerini ‘DAVA ADAMI OLMAK’ başlığı altında anlatan Cemal YILMAZ Hoca oldu ve sunumu oldukça ilgiyle izlendi. 

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa ŞENTOP’un konuşması ise başlı başına özel ve güzel bir konuşmaydı. ‘Genel Değerlendirme ve Geleceğe Bakışlar’ başlığı altındaki konuşma bence tüm İmam-Hatip Câmiasınca mutlakâ dinlenmesi gereken çok ufuk açıcı, akademik bir konuşmaydı. 

İkindi Namazı ve Çay Molası ardından kurum içi KOMISYON TOPLANTILARI yapıldı. 

YER OKUL, GÖK MEDRESE!

Akşamın ardından da SİVAS GÖK MEDRESE gezisi yaptık. Bizi oraya, tahsis edilen vâsıtaların hâricinde, Hacıbey Hoca’nın Ordu’da tanışıp dost olduğu, burada bizi bırakmayan İbrâhim ÖZDEMİR Ağabey özel arabasıyla götürdü. Yıllardır restorasyonda olan ve henüz resmî açılışı yapılmadığı hâlde bizler için özel olarak açılan eseri gezdikten sonra yukarı merkeze çıktık. Meğer orada SİVAS KİTAP FUARI varmış. Bugün de son günüymüş. Onu görme imkânı da bulduk.  

İbrâhim Âbimiz bize orada Çifte Minâreli Medrese avlusunda ikramda bulundu. Dönüşte de Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak’ın altından geçtiği EĞRİ KÖPRÜ tarafından götürerek bu târihî eseri de görmemizi sağladı. Bu ganî gönüllü, özüne vefâkâr insana teşekkür ediyoruz. 

TÂRIK ÇOCUK, ÖRNEK GENÇ…

4 Eylül Pazar günü ise Önder İl Başkanları Toplantısı yapıldı. Ardından, Kapanış Dersi’nden önce kürsüye, geçtiğimiz Aralık ayında arkadaşlarıyla berâber trafik kazâsında şehit olan Tarık KESEKÇİ’nin annesi geldi. Bence bu kurultayın en can alıcı kısımlarından biri, hattâ en başta geleni buydu. Gerçek bir dâvâ gencinin hayât şiârını ortaya koyan bu örnek çok etkileyiciydi. Şöyle bir baktık; salonda gözü yaşarmayan yoktu. Bu delikanlı sanki Rabbimizin çağın gençlerine örnek sunmak üzere seçtiği özel bir gençti. Bugünün gençliğine lâzım olan her şey ayrıntısıyla onda, ahlâkında, hayâlinde ve cümlelerinde mevcut sanki; özel seçilmiş gibi. Rabbimiz sayılarını çoğaltsın. Âmin… 

ALİ ERBAŞ, AHDE VEFÂ ve GERÇEKLER… 

En son olarak ta, Diyânet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali ERBAŞ’ı ‘AHDE VEFÂ’ adlı konuşmasında dinledik. Ayaküstü de olsa kısaca hasbihâl de ettiğimiz başkanımızla konuşmalarımız bağlamında, Ordu ve gerçekleri dolayımında ayrı bir yazı yazmayı düşünüyoruz inşâllâh. 

Başkanımızın ufuk açıcı konuşmasının ardından kapanış oturumu gerçekleşti. Burada da ÖNDER Genel Baskan Yardımcısı Ahmet Yapıcı Bey’i “İmam Hatip Câmiası; Algılar ve Gerçekler” adlı sunumunda dinledik. ÖNDER Genel Baskan Yardımcısı Sabahattin Yamak Bey’in, Degerlendirme konuşmasının ardından SONUÇ BİLDİRGESİ okundu. 

​ULU CÂMİ, TOPRAK MEDRESE…

ÖNDER Genel Başkanı Abdullah CEYLAN’ın teşekkür konuşması Kurultayı sonlandıran kısım oldu. Gerçekten bizler de âdetâ ülkemizin nabzının attığı bu kurultay süresince mükemmel, aktif, canlı, yakın ve ilgili, fedâkârâne organizasyonlarından dolayı ÖNDER yetkili ve ilgilileri başta olmak üzere, candan yaklaşımlarıyla Genç Önder, Sivas Belediyesi, Üniversite Yetkilileri, Yurt personeli ve katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz. 

Öğle yemeğiyle beraber yurttan ayrıldık. Öğle namazını özellikle ULU CÂMİ’de kılmak istedik. Câmi Avlusu’nda bulunan hazîredeki, başta İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak olmak üzere cümle ehl-i îmân, ehl-i irfân mevtâlarımıza fâtihalar okuduk, duâlar ettik. 

“ADAYIMIZ BELLİ, KARARIMIZ NET”

Günlerden 4 Eylül ve ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin de, 2023 sürecinde bir şiâr olarak çok anlamlı ve güzel bulduğumuz, geldiğimiz günden beri Sivas sokaklarını îlân mâhiyetinde afiş olarak ta süsleyen ‘ADAY BELLİ KARAR NET’ başlıklı meydan konuşma programı bağlamında burada bulunması dolayısıyla trafik kısıtlamalarına dûçâr olmama adına çarçabuk dar sokaklardan kendimizi dışarı atıp 15.30 suları dönüş yoluna koyulduk… 

KIZIL DAĞ, BAL TEPE; TANER AKDENİZ…

Dönüş yolunda Tâhâ VAROL da bize katıldı. Direksiyona da o geçti. Zarâ’ya doğru geçiyoruz derken bir kavşakta yanlış yapmış olmalıyız ki, baktık İMRANLI yazmaya başladı levhalarda. Orayı da görmek nasipmiş. Hacıbey Hoca’nın her yerde bir tanışı, tanıştan öte ahbâbı var; burada da Topluca’lı, Kayabaşı’da oturan Taner Akdeniz’i bulup bir kısmı kırsalda seyreden yolla kendisine ulaştık. Kızılırmak’ın doğduğu Kızıldağ yakınında, aşağıda baraj manzarası da var. Gölet te diyorlar. Hemen yanı başı köy ama, genelde ıssız bir havası var buraların. 

Taner Kardeş bizi bala doyurdu. Ancak bu kadar olur. Süleyman Ağabey “40 yıllık balcıyım. Bu çok özel ve güzel, katkısız bir bal” dedi. Rabbimiz râzı olsun. Sevdikleriyle berâber sevdikleri arasına katsın… Âmin… 

OLANDA HAYIR, RABBİM SEN KAYIR…

Belki biraz dolaşmış bulunduk ama yeni yerler görmüş, durumlar yaşamış olduk. Hani ne derler; olanda hayır vardır. Aynen öyle, ballı ve de börekli oldu çok şükür… 

Değerli dostlar ne program ne de yolculuk konusunda ayrıntılara giremiyoruz. Tek kelimeyle, çok güzel bir sefer oldu. Adım adım yazılsa ne güzel olur ama bu, köşe yazısının boyutunu çok aşar. Meselâ, yapılan konuşmaların hepsi de değişik açılardan birbirini tamamlayan özgün konuşmalardı.

Yolculukta yaşadıklarımız, sürprizler, espriler, fıkralar, hâtıralar, ikramlar, kişiler, duygular, düşünceler, manzaralar… Belki her bireri ayrı birer yazı konusu olabilir; lâkin onun da sonu gelmez. Gelgelelim yine de zaman zaman, özellikle bize âit bölümler noktasında yeri geldikçe kısmen değinmeler imkân dâhilinde olabilir elbette. Yalnız, şimdi ancak, Yâ Nasîp demekten öteye bir şey söyleyemiyoruz maal’esef…

CÂMİAMIZ, MİLLETİMİZ; ÜMMET-İ MUHAMMED…

Diğer yandan, şu kadarını söyleyelim ki, ÖNDER yetkilileri genel program kısmının kitap olarak yayınlanacağını söylediler. Belki dijitâl olarak da sitelere konulacaktır. Bir kısmını biz de Facebook’ta canlı yayın olarak paylaştık. Hesabımızdan bakılabilir. 

Bizim için, özellikle gençler açısından çok verimli olan bu programın câmiamız, milletimiz, Ümmet-i Muhammed ve de insanlık için hayırlara vesîle olması niyâzıyle, nice bu ve benzeri programlar ve de paylaşımlar vesîlesiyle buluşmayı temennî ediyor, cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.