DOLAR

18,8116$% 0.01

EURO

20,4382% -0.29

STERLİN

23,3099£% -0.23

GRAM ALTIN

1.164,52%-0,15

ÇEYREK ALTIN

1.917,00%-0,15

BİST100

5.191,83%-0,75

BİTCOİN

433602฿%-1.26744

İmsak Vakti a 06:08
Giresun HAFİF KAR YAĞIŞLI -5°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
X
Nuri Kahraman

Nuri Kahraman

27 Ocak 2023 Cuma

    Asr-ı Saadet, Özel İmtiyaz (?!); Gönlün Abdesti…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bugün Allâh CC izin verirse asr-ı saadette dolaşacağız. Önce, Âlemlere Rahmet Efendimiz (SAV)den çok “özel!” bir örnek kesitin ardından, O’nun “yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız” buyurduğu arkadaşlarının, peygâmber terbiyesi imbiğinden süzülmüş yolumuzu aydınlatan sözleriyle devam edeceğiz.

    —ODUNU DA BEN TOPLARIM!—

    Resul-i Ekrem, dostlarıyla birlikte, binek hayvanlarından iner inmez, yüklerini yere koydular, daha sonra bir koyun keserek yemek hazırlığı için karar aldılar.

    Birisi:

    – “Koyunu ben keserim” dedi.

    Diğeri:

    – “Derisini ben yüzerim” dedi.

    Öbürü:

    – “Etini de ben pişiririm” diye söze katıldı.

    Resul-i Ekrem (S.A.V.) de;

    – “Odunu da ben toplarım” buyurdu.

    Topluluk:

    – “Ey Allah’ın elçisi, siz zahmet etmeyip sakin bir köşede oturursanız, biz bu işlerin hepsini seve seve yaparız” dediler.

    AMA, ALLÂH (CC) BUNU SEVMEZ!

    Resul-i Ekrem (S.A.V):

    – “Evet, yapabileceğinizi biliyorum. Fakat Allah, ‘Herhangi bir kulunun, kendi dostları ve arkadaşlarından, özel imtiyazlarla ayrılarak, seçkin bir vaziyette görünmesini sevmez” buyurdu.

    Sonra çöle doğru gitti ve çölden çalı çırpı toplayıp getirerek hazırlığa katkıda bulundu.

    —SAHABEDEN VECİZELER—

    “Veciz konuşmanın sırrı fuzuli sözleri terk etmektir.”  (Hz. Ebubekir)

    ***   ***   ***

    “Çalışanlar kötülük yapmaya vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise kötülük yapmaktan kurtulamazlar.”   (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Şikayetçi olup ağladığım nice günler oldu. Zaman geldi ki ağladığım günlere ağladım.” (Hz. Ebubekir)

    İKİSİNİ DE AFVEYLE!

    Sahabeden biri: “Ya Ebubekir, çok günahlarım var; benim için dua eder misin?” 

    Hz. Ebubekir: “Ya Rabbi; bu günahkâr, bir diğerinden dua istiyor ikisini de affeyle.”  (Hz. Ebubekir)

    ***   ***   ***

    Hz. Ali’ye; “Neden sık sık mezarlığa gidiyorsunuz?” diye sormuşlar.

    “İki sebebi var; anlattıklarıma itiraz etmiyorlar, gıybetimi yapmıyorlar.” (Hz. Ali)

    KİŞİNİN HELÂKİ, İNSANIN ŞEREFİ…

    “Çok ziyaret usandırır. Az ziyaret dostluğa zarar verir.” (Hz. Osman)

    ***   ***   ***

    “Kişinin helakı kendisini beğenmesidir.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “İnsanlığın şerefi aklı ile, asaleti dini ile, şahsiyeti ise ahlakı iledir.” (Hz. Ömer)

    ***   ***   ***

    “Şiddet göstermeden güçlü, kuvvetli, zayıflık belirtmeden yumuşak ol.” (Hz. Ömer)

    İLİM Mİ, SERVET Mİ; YA DA NE?

    “Kalp katılığı çok yalan ve hasetten meydana gelir.” (Hz. Ebubekir)

    ***   ***   ***

    “Üç şey kardeşlik sevgisini safileştirir: selam vermek, mecliste yer vermek, sevdiği isim ile onu çağırmak.” (Hz. Ömer)

    ***   ***   ***

    “Bir kimseyi komşusu akrabası ve arkadaşı överse onun iyiliğinde şüphe etmeyiniz.” (Hz. Ömer)

    ***   ***   ***

    “İlim servetten üstündür. Çünkü serveti sen korursun, oysa ilim seni korur.”   (Hz. Ali)

    EVİN ZEKÂTI, ARKADAŞIN NİSÂBI!

    “Evin zekatı içinde misafir için bir oda bulunmasıdır.” (Hz. Osman)

    ***   ***   ***

    “Arkadaşlar ateş gibidirler, azı nimet çoğu felakettir.” (Hz. Ebubekir)

    ***   ***   ***

    “Kişinin haysiyeti dilinin altında gizlidir.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Kötü insan hiç kimseye iyi zan beslemez. Çünkü o herkesi kendisi gibi görür.”  (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “İnsanlar üç sınıftır. Tam adam, yarım adam, sıfır adam.” (Hz. Hasan)

    ***   ***   ***

    “Çok konuşmak dili kaydırıp şaşırtır. Dostları usandırır.” (Hz. Osman)

    ***   ***   ***

    “Dünya senin bineğindir. Binebilirsen seni taşır. O sana yüklenecek olursa öldürür.” (Hasan-ı Basri)

    ***   ***   ***

    “İnsanı vaktinden önce yıpratan bir şey varsa o da tembelliktir.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “En şiddetli fakirlik ahmaklıktır.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Ömrün bereketi güzel ameldir.” (Hz. Ali)

    BÖYLE HÂKİMLİK OLMAZ!

    “Senden şikayetçi olanlar pek çok, fakat memnun olanlar yok denecek kadar az; ya şikayete sebep olan şeylerden sakın, yahut hâkimlik makamından çekil.”  (Hz. Ömer)

    ***   ***   ***

    “Birazcık marifet pek çok ibadetten daha iyidir.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Başa kakanın sadakasının günahı onun sevabından daha çoktur.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir.” (Hz. Ali)

    HAYAT NEDİR, ZENGİN KİMDİR?

    “Hayat, iman ve cihaddır.” (Hz. Hüseyin)

    ***   ***   ***

    “Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    “Aklın abdesti ilim ile gönlün abdesti aşk ile alınır.” (Hz. Ali)

    ***   ***   ***

    Evet, bugünlük te bu kadar. Okuduklarımızın, mübârek Üç Aylar ikliminin feyziyle berâber hayâtımıza daha bir bereket katması niyazıyla, yazının hazırlanmasında yararlandığımız İslâm Hikâyeleri sitesi ve Necâti DİZDAR Bey Hocamıza teşekkür ediyor, cümleye sevgiler-saygılarla, hayırlı, uzun ömürler, Allâh C.C.’ın lütfuyla, Efendimiz (S.A.V.) ve sahabesiyle buluşacağımız sonsuz saâdetler diliyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Kandil Mübârek, Şivlilik Bal-Börek…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Daha önce burada Şivlilik’ten kısaca söz etmiş, daha sonra detay vereceğimizi belirtmiştik. İşte bugün konumuz bu. Mevzuyu kaynaklarından aktaralım derken yanımızda buna dâir, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bastırarak tüm ilkokul öğrencilerine dağıttığı, dolayısıyla Selçuklu Şerife Akkanat İlkokulu talebesi torunum Nilüfer vâsıtasıyla bizim de inceleme fırsatı bulduğumuz, hattâ Ordu’ya kadar getirdiğimiz ve şu an elimizde bulunan kitap bu meyanda pratik bir kaynak. 

    BENİM ŞİVLİLİK KİTABIM 

    Konya BB Başkanı Uğur İbrâhim ATALAY’ın adı geçen kitabı takdimi bize konuyu genel hatlarıyla açıklıyor:

    “Sevgili Çocuklar; 

    Konya’mıza özgü bir gelenek olan Şivlilik heyecanını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. 

    İnanıyorum ki bu özel gün siz kıymetli çocuklarımızın zihninde en güzel hatıralara vesile olacak ve Şivlilik geleneğimiz sizlerle birlikte nesilden nesile devam edecektir.  

    Şivlilik gününü büyük bir coşkuyla kutlarken bu kültürel mirasımızı bizlere armağan eden ecdadımızı unutmayalım. 

    Şivlilik kutlamaları dolayısıyla arkadaşlarımızla aramızdaki sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı ve yardımlaşmayı artırmaya özen gösterelim. 

    Sizler, yarınlarımız için umudumuzsunuz. 

    Sizler, sahip olduğumuz en değerli hazinesiniz. 

    Elinize ulaşan hediyelerle bu güzel günde yaşadığınız sevinç ve mutluluğun daha da çoğalmasını ümit ediyor, mübarek üç ayların başlangıcını ve yarıyıl tatilinizi yürekten tebrik ediyorum. 

    Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, gözlerinizden öpüyorum.” 

    HEDİYE KUTUSU, BAYRAM COŞKUSU… 

    Biz Şivlilik Hediye kutusundaki kitabı getirdik sâdece. Kutuda çocukların hoşuna gidecek çikolatadan şekere, kalemden silgiye, leblebiden kuru üzüme, bisküviden krakere, gofretten lolitopa, meyve suyundan boya kalemine; şu an hepsini hatırlamadığım ve fotoğraftan seçemediğim (birini seçtim TORKU MİNİKİ diyor), plâstik legovârî şeyler de var. Nerden baksanız sevgili, sevimli, çocuklar için mutluluk verici.

    Kitap elimde. 48 sayfalık kitabı anlatmaya kalksak ayrı bir yazı eder. Konu başlıkları vermekle yetinelim: 

    • Sağlıkla başlıyor; Konu: Otizm nedir, belirtileri nelerdir? 
    • Matematik, Türkçe, Hayat Bilgisi öğretici, bol resimli testler. 
    • CÜZDAN, GÜLERYÜZ ve DAĞINIK ODA hikâyeleri ve bunlara dâir sorular, testler.

    ÖNCE SELÂM, SONRA KELÂM…

    • Bir sayfa selâma ayrılmış: Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır.
    • Birlikte oturulan bir cemaatin yanından kalkılacağı zaman da gelindiğinde olduğu gibi selam verilmesi sünnettir.
    • “Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.” BUHÂRÎ-MüSLİM 
    • Haydi etkinliklerle oyun oynayalım… Her daireyi numaraya göre boyayalım… 
    • Renkli fırfır yapalım… Uçurtma yapalım… Hacıyatmaz yapalım… 
    • Abdest alırken okunacak dua ve meâli… 
    • Ters yöne bakan ördeği bulunuz, Ağacın tanıtımı gibi çizgili, şekilli, resimli bilmeceler, bulmacalar…

    HZ. NUH’UN (AS) DUÂSI
    Kitabın bir sayfasında yer alıyor; resim de çizilmiş, âyetin Arapçası, sûre ve numarası da verilmiş olarak Hz. Nûh’un (AS) duâsı. Meâli şöyle: 

    Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum! Hud Sûresi 57. Âyet

    HOCA OKUMAYI ÖĞRETİYOR!

    Adamın biri yoldan geçen Nasreddin Hoca’yı durdurmuş; 

    • Hocam, bana okumayı öğretir misin? Demiş. Hoca da; 
    • Tamam deyip hocanın camına bir taş atmış. Adam şaşırarak: 
    • Aaaaa, diye bağırmış.
    • Nasreddin Hoca adama dönerek: 
    • Yarın yanıma gel de “Eeeee”yi de öğreteyim demiş! 

    Kitap ta, Hoca’yı örnek alarak bu fıkra üzerinden sorularla çocuklara bir şeyler öğretmeye, okuduğunu anlamaya ve anlatabilme kâbiliyetini kazandırmaya çalışıyor.

    ÇAMLICA ÇOCUK; BİZE BU GEREK!

    Biz konuyu biraz daha açmak adına, yazının başında araştırırken tevâfuk ettiğimiz ve varlığını öğrenmekten mutluluk duyduğumuz ÇAMLICA ÇOCUK DERGİSİ’nde yer alan, Halil Karaca imzalı ŞİVLİLİK ile ilgili konuyu çocuk diliyle ele alan pratik yazıyı veriyoruz kendilerine teşekkürlerle berâber şimdi de:

    DUYULMAMIŞ BİR GÜZELLİK…

    “Merhaba! Benim adım Ali. Sen de kimsin diye sorarsanız; Konya’da yaşayan bir çocuğum. Siz değerli arkadaşlarıma bir şeyden bahsedeceğim. Bunu daha önce hiç duymadığınıza eminim. 

    Evet, anlatacağım şey: Şivlilik. “Aa! Şivlilik de neymiş?” dediğinizi duyar gibiyim. Sizi daha fazla meraklandırmadan hemen konuya geçiyorum. Şivlilik; Konya Yöresi’ne has bir gelenektir. Konya’nın kültürel bir mirasıdır. Kandil yahut yemeklik gibi manalara gelse de tam olarak kelime anlamı bilinmemektedir. Ben, fazla kelimelere takılmadan Şivlilik günü neler yaptığımızı anlatayım. 

    REGÂİP ERTESİ; YA DA ŞİVLİLİK…

    Şivlilik günü mübarek Regaip Kandili’nin ertesi günüdür. Bugünde biz çocuklar sabah namazını kıldıktan sonra evlerimize geliriz. Güzelce kahvaltımızı yaparız. Sonra elimize Şivlilik torbalarımızı aldığımız gibi sokağa fırlarız. Sokağın başında arkadaşlarımızın gelmesini bekleriz. Bütün arkadaşlarımız tamam olduğunda, Şivlilik zamanı başlamış demektir… 

    KAPI KAPI GEZERİZ!

    Arkadaşlarımızla birlikte akşama kadar kapı kapı gezeriz. Kapıların zillerini çalar; “Şivliliiik! Şivliliiik” diye bağırırız. Kapı açıldığındaysa “KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN” der ve sonra şu maniyi söyleriz: 

    Şivli şivli şişirmiş, 

    Erken kalkan pişirmiş. 

    İki çörek, bir börek, 

    Bize Şivlilik gerek. 

    Kapıyı açan ev sahipleriyse önceden Şivlilik için hazırladıkları yemişleri getirirler. “Hoş geldiniz! Sizin de Kandiliniz mübarek olsun çocuklar” diyerek, güler yüzle karşılarlar. Biz de torbalarımızı, poşetlerimizi açarız. Onlar da hazırladıkları ikramları torbalarımıza, poşetlerimize koyarlar. Şivlilik ikramları; önceleri kuru kayısı, kuru üzüm, kırık leblebi, leblebi şekeri, akide şekeri olurdu. Günümüzdeyse bunların yanında gofret, bisküvi ve çikolata da ikram ediliyor.

    ŞİVLİLİK BAHANE, MUHABBET ŞAHANE…

    Keşke bu güzel adetimiz sadece Konya’yla sınırlı kalmasa. Tüm dünyada mübarek Regaip Kandili’nin ertesi günü bütün çocuklar sevindirilse. Unutmayın! ŞİVLİLİK BAHANE, MUHABBET ŞAHANE…”

    ANLATMAKLA ANLATILAMAZ!

    Geçen sene Konya’da SELÇUKLU KONGRE MERKEZİ’ndeki Şivlilik etkinliklerine bizzat katıldığımızı belirtelim, daha doğrusu hatırlatalım. Bu, etkinlikten öte hafta boyu süren bir festivâl niteliğinde. Öyle hoşumuza gitmiş, telefondan canlı yayın da yapmıştık. Ayrıca yazılar da yazmıştık. Görmek gerek, anlatmakla anlatılmaz.

    FAYDA VE GÜZELLİKLERİ ÇOK…

    Şivlilik döneminde müthiş bir ekonomik hareket te oluyor. Hediyelikleri bulmak zorlaşıyor. İlgili emtialar hemen tükeniyor. Yetişen alıyor yâni. Düşünsenize, her öğrenci sınıfa şivlilik getirip arkadaşlarına ikram etmeye çalışıyor. Böylelikle ikram etmeyi, paylaşmayı, selâm vermeyi, arkadaşının yüzüne bakmayı öğreniyor.

    Faydaları saymakla bitmez. Özellikle günümüz ekrana ve köşesine kapanma hâli çağında bunların çok değerli şeyler olduğu açık.

    Biz son olarak bu geleneğin irfânî bir temelinin de var olduğunu biliyoruz ve geçen dönemki yazılarımızda anlatmıştık. Zâten geleneğin espri ve muhtevasından kaynağının bu güzellik ve özelliği de anlaşılıyor. 

    BÜTÜN BELDELER, ENVÂÎ ÇİÇEKLER…

    Sözü bağlarken, keşke bütün diyârlarımızda çocuklar böyle sevindirilse, çocuksu, temiz duygular ülkemiz ve coğrafyamız başta olmak üzere tüm dünyâda yaşasa ve yaşatılsa diye temennî ediyor, Üç Aylarımızın maddî-mânevî bereketler getirmesi, milletimiz, coğrafyamız ve insanlığın hayrına tecelli etmesi, çocuklarımıza bu süreci bir bayram olarak başlatıp yaşatan ŞİVLİLİK günlerinin ümit çiçeklerimiz çocuklarımızın mânâ çiçeklerinin müzdâdına medâr olması niyâzıyla cümleye içten sevgiler, saygılar sunuyor, tüm canlara sevdikleriyle berâber idrâk edecekleri sonsuz mutluluklar diliyoruz wes’selâm… 

    Devamını Oku

    Regâip Gecesi, Rağbet Mevsimi…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Mâlum; Pazartesi günü îtibâriyle mübârek Üç Aylar mevsimine girdik. Recep ayının ilk Perşembe gecesi de Regâip Kandilidir.

    Mübârek mevsimin değerini bilmeliyiz. İlk feyizli geceyi bu akşam idrâk ediyoruz. Hepimize mübârek olsun. İslâm Âlemi ve insanlık için hayırlara, bereketlere vesîle olsun inşâllâh.

    Bu bereketlerden şahsen de istifâde etmek için kul olarak, anne-baba ya da büyükler ya da etki alanı bulunan kişiler olarak bizzat yapmamız gereken şeyler var.

    Bir defâ Receb ve Şaban ayı boyunca Resulullah’ın (s.a.) şu duasını her fırsatta tekrarlamayı unutmayalım ve gerek bu duâyı gerekse bu zaman dilimlerine has ibâdet ve hareketleri yaparken örnek olmaya, çevremize rehberlik etmeye çalışmalıyız. Devamlı tekrarlanması gereken duâ şu:

    “Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa‘bân. Ve bellığnâ Ramazân: Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)

    Değerli okurlar. Elbette bütün aylar, yıllar, günler Allah’ındır; ama konuyla ilgili rivayetler birlikte incelendiğinde, bu konudaki nitelemelerin üç ayların faziletini vurguladığı görülür.

    REGÂİP’TEN MÎRÂCA; KUTLU SİLSİLE…

    Receb’in ilk cuma gecesi yukarda da ifâde ettiğimiz gibi Reğâib, 27. gecesi ise Mîrâc kandilidir.

    Reğâib; ‘ihsanlar, ikramlar’ demektir. Allah Teâlâ (c.c.) bu gecede, müminlere rağîbetler (ihsanlar, ikramlar) yağdırır.

    Kısaca söylemek gerekirse, Regâip Türkçemizde rağbet kelimesiyle günlük olarak kullanılmaktadır. Arapça olan bu kelimeyi irdeleyecek olursak kelime ‘re-ğa-be’ fiil kökünden gelmektedir. Dolayısıyla ‘reğabe’den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen şey demektir. Müennesi, ‘reğîbe’dir. ‘Reğîbe’nin çoğulu da ‘reğâib’dir. Biz bunu iyiliklere, güzelliklere, ibâdete, tevbe ve istiğfara rağbet edilen gece olarak anlıyoruz.

    Kandil kelimesine gelince bu tamamen bize özgü bir kavramdır. Böyle feyizli gecelere kandil gecesi denilmesinin sebebi, tarihimizde Osmanlının son dönemlerinde camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılmaya başlanarak bu mübârek geceler kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denilmiştir.

    O halde bu geceye özel bir hürmet gösterip, bu ihsan ve ikram sağanağından yararlanmak gerekir. “Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez:Reğâib gecesi, Şaban’ın 15. gecesi, Cuma, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.” (Camiu’s-Sagîr, 3/454)

    REGAİP GECESİ YAPILACAK DUA VE İBADETLER

    İşte bu bereket mevsiminin ilk ayının ilk kandilinde sâdece sokakları değil gönüllerimizi de aydınlatacak davranışlar; ya da Regâip Gecesi yapabileceğimiz ibadetler.

    1. Gündüzünde Oruç Tutmak: Bu oruç perşembe ve cuma olmak üzere 2 gün tutulacağı gibi sadece Cuma günü tutulmasını uygun görenler de vardır.

    Ayrıca, Allâh CC dostlarından Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) ‘Dualar ve Zikirler’ kitabında, bu geceyi değerlendirmek adına şöyle bir tavsiyede bulunmuşlar: “Leyle-i Regâip’ten evvelki perşembe günü oruç tutulup akşam birkaç lokma iftar edip akşam namazını edadan sonra iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır.” buyurmuşlardır.

    2. Kaza Namazı ve Nafile Namaz Kılmak: En mühim hususlardan biri, namazdır. Hak dostları bu gecede namaz kılmanın ehemmiyetine dikkat çekmişler ve namaz borcu olanların kaza namazı kılmalarını tavsiye etmişlerdir.

    3. Kur’an-ı Kerim Okumak: Allah dostları Regaip gecesinde çokça Kur’ân-ı Kerîm okunmasını tavsiye buyurmuşlardır.

    “Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” (Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18)

    4. Tevbe İstiğfar Etmek: Allah Teâla şirke düşmeyenlerin büyük günahlarını affedeceğini bu gecede müjdelemiştir. (bk. Müslim, Îman, 279)

    5. Bol dua Etmek: Bu mübârek geceler, rabbimize duâ ve niyazda bulunma zamanlarıdır.

    Ayet-i kerîmede buyrulur: “(Ey Rasûlüm!) De ki: Sizin duâ ve niyâzlarınız olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin?..” (el-Furkân, 77)

    6. Salavat Getirmek: Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize salavat getirmeyi Allah Teâla emretmiştir. Ayrıca hadis-i şeriflerde salavat getirenin bütün sıkıntılarının giderileceği bildirilmiştir.

    Ayet-i kerîmede buyrulur: “Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)

    7. Sadaka Vermek: Allah yolunda infakta bulunup sadaka vermenin kişiyi pek çok tehlike ve belâlardan muhâfaza edeceği, buna ilâveten sadaka sahibini muhabbetullâh’a nâil eyleyeceği unutulmamalıdır. Bu müstesnâ geceler de sadaka vermeye en güzel vesilelerdir.

    Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinden korunun, onu da bulamazsanız güzel ve hoş bir söz ile korunun.” buyururdu. (Buhârî, Edeb, 34)

    8. Hamd Etmek ve Şükür: Bu mübârek gecelerde Rabbimize çokça hamd etmeli ve şükür halinde bulunmalıyız.

    Âyet-i kerîmede “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. Onu hamd ile tesbih et!…” (Furkân sûresi, 58) buyrulmaktadır.

    Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Şükür, îmânın yarısıdır…” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 107)

    9. Allah’ı Çokça Zikretmek: Âyet-i kerîmede buyrulur: “…Allâh’ı zikretmek, elbette en büyük (ibâdet)’tir…” (el-Ankebût, 45)

    “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)

    KEŞKE DEMEMEK İÇİN!

    Bu ayların kıymetini en iyi bilen Efendimiz (s): “Ölüp de pişmanlık duymayacak hiç kimse yoktur.” deyince ashab-ı kiram sorar: “O pişmanlık nedir yâ Rasûlallah?” Rasûlüllah (s.a.) cevap verir:

    “(Ölen,) muhsin (iyi, erdemli) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şayet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” (Tirmizî, Zühd 59)

    Öyleyse gelin, Hesap Günü daha fazla pişman olmamak ya da “keşke” dememek için, salih amelleri çoğaltacak fırsatları kaçırmayalım. Efendimizi örnek alalım: Resulullah (s.a.), Recep ve Şaban aylarında ibadete özel bir önem verir; bu iki mübarek ayı Ramazan ayına bir hazırlık mevsimi olarak geçirirdi.

    İbn Atâullah, Hikem-i Ataiye’de der ki: “Kulluk görevlerini ileride bulunacak boş bir zamana ertelemek nefsin ahmaklığındandır.” Ne ki insan, görevlerini, özellikle kulluk görevlerini hep ihmal edip erteler…

    “KEŞKE!” DEMEMEK İÇİN…

    GELİN DOSTLAR, Allah’ın lütuf, rahmet ve bereketinin oluk oluk üzerimize yağdığı üç aylar fırsatını kaçırmayalım, BU AKŞAMKİ Regâip gecemiz başta olmak üzere tüm gece ve gündüzlerimizi daha bir dikkât ve rikkâtle değerlendirmeye çalışalım. Netîce îtibârıyle “keşke!” diyecek olanların durumuna düşmeyelim.…

    Bu duygu ve düşüncelerle Üç aylarımız ve Reğaib kandilimiz bereketli, feyizli ve hayırlı olsun diyor; başta sizler, bizler ve ümmet-i Muhammed olmak üzere, aziz milletimiz, coğrafyamız ve insanlık hayrına olarak dirilişimize vesile teşkil etsin niyazıyla cümleye sevgiler-saygılar, sevdikleriyle berâber sonsuz saâdetler diliyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Aydın Hocalar, Münevver Yazarlar, Mutlu Çocuklar…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Aydın HIZ Hocamız Büyükşehir Anadolu İmam-Hatip okulumuzda görev yapan, Ordumuzun olduğu kadar yurdumuzun da değerleri arasında addedilecek eğitimci yazarlarımızdandır. Hattâ, özellikle kültür ve irfanımızın temel isimlerini o ince, naif, duru, içten uslûbuyla romanlaştırdığı kitaplarıyla o artık bir dünyâ yazarıdır da diyebiliriz.

    Bunun ötesinde, sosyâl medyada yaptığı fotoğraflı ya da fotoğrafsız günlük cümle, paragraf veyâ nispeten uzun metin paylaşımları da gayet dikkât çekici ve edebî değeri olan ifâdeler. Sanırım bunları da bir gün kitaplaştıracaktır.

    Bugün 2 yıl önce günlük köşe yazılarıyla olduğu kadar büyük küçük herkese hitap eden târihî roman ve çocuk kitaplarıyla şöhret bulmuş ünlü yazarlarımızdan Yavuz Bahadıroğlu’nun vefâtı münâsebetiyle yaptığı paylaşımı, ara tatiline de denk düştüğü ve de tavrı îtibârıyle gerek ebeveynler olarak bizlere, gerekse talebelere örneklik teşkil ettiği için buraya alıyoruz:

    KÖY ODALARI, KİTAP DÜŞLERİ…

    “İlkokulu köyde okumuştum. Birleştirilmiş sınıf kütüphanesinde yırtılmış yerleri, evde annelerin dikiş ipliği ile diktiği birkaç eski kitap dışında kitap yoktu. 

    Bir köy evinde kitabın bulunması imkânsız değilse de zordu o yıllarda. Dedemin ‘pazar ekmeği’ne sarılı gazete parçalarından bölük pörçük haber kırıntıları var aklımda.

    Ortaokul için şehre indiğimde, hayatımdaki en önemli şeylerden biri ilçe halk kütüphanesini keşfetmek oldu. O kadar kitabı bir arada görmek şaşırtıcı olduğu kadar büyüleyiciydi. Arkadaşlarımdan zaten gerideydim. Kitaplarla tanışmak, hayal dünyası geniş bir çocuk için denizde yüzmek gibiydi. Ben de o denize daldım.

    Orta iki, bazı insanların hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Benim için de öyle. Yavuz Bahadıroğlu’nun romanlarıyla tanıştım. Hayal dünyamın geriye doğru, tarihi maceralara kulaç atmama vesile oldu. Hele o yılın kış aylarında ben, soğuk odada battaniyeye sarılıp kütüphanedeki bütün kitaplarını okudum onun. Annemin ara sıra mangalda getirdiği közlerle soğuğu kırmaya çabalarken, aslında ben orada değildim. Dışarıda rüzgarın savurduğu karın ötesinde, asıl fırtına içimdeydi. Ya Sunguroğlu’nun yoldaşıydım ya da Çaka Bey’le bir deniz seferindeydim. Malazgirt’teki dördüncü atlıydım, Yavuz’la Mısır seferine çıkmış da olabilirim. Sonraki sayfayı merak ettiğimden, elimden bırakamadığım kitaplara böyle tutundum.

    Bir süre sonra tükettim bu kitapları. Başka yazarlar ve başka kitapları keşfettim. Tarihe bakış açım da gelişti, değişti. Fakat geriye dönüp baktığımda bir tarihi roman yazarı olarak Yavuz Bahadıroğlu’nun benim hayal dünyamdaki etkisi, bana kitap okuma sevgisi kazandırması bağlamında değeri büyüktür.

    Aradan geçen uzun zaman sonra, bir kitap fuarında yalnız olduğu bir an, yanına yaklaştım. Ona olan minnettarlığımı sunmak istedim. Mahcup kişiliğim buna engel oldu sanırım. Söyleyemedim, konuşamadım.

    Yüzündeki babacan gülümsemesiyle gitmiş, Yavuz Bahadıroğlu vefat etmiş. Şimdi gördüm. Mekânı cennet olsun. Allah sevdikleriyle haşretsin. 22 Ocak 2021”

    OKUL KAPISI, ÖYKÜ PENCERESİ…

    Biz de hocamıza bu vefâlı tavrı ve güzel değerlendirmeleri dolayısıyla teşekkür ederken, aynen onun duygularıyla Yavuz Bahadıroğlu üstâda Yüce Mevlâ’dan rahmetler, o çok sevdiği, hayâtını romanlaştırıp nesillere sevdirdiği ecdâdıyla berâber, biz sevenlerini de katarak muhabbetin mübârek adından hâsıl olduğu Âlemlere Rahmet Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)in komşuluğunda buluşmalar lütfetmesini niyâz ediyoruz… Âmin…

    Mâdem bugün konuya okul kapılarından girdik; oradan devam edelim inşâllâh. İslam Hikâyeleri hesabından paylaşılan bu metni de, sâdece bilgi paylaşımı değil, mukaddes Kur’an kitabımızın da emir buyurduğu gibi söylediklerimizi ayrıca yapmak suretiyle doğruluk, dürüstlük ve yardımlaşmayı yaşanır kılmalı, kardeşliği söylemden öte bir ahlâk, karakter ve özellikle bu hikâyede verildiği şekliyle sanat hâline getirmeliyiz:

    ÖDEVDEN ÖDÜLE; “ÇİZME HİKÂYESİ…”

    “Bir okulda, bir öğretmen öğrencilerine, kendileri seçtikleri bir konuda hikâye yazmalarını ister.

    En güzel hikâye yazan öğrenciye bir çift çizme hediye edecektir. Bütün öğrenciler hikâyeleri yazar ve kağıtları öğretmenlerine verirler.

    Öğretmen tek tek hikâyeleri okur, hepsi birbirinden güzeldir. Bir türlü en iyi olanı seçemez.  Bu olayı kura ile çözmeye karar verir.

    Her öğrenci bir kâğıda kendi adını yazıp çizmenin içine atar. Atılan isimler karıştırıldıktan sonra bir tanesi çekilir. Öğretmen yüksek sesle, AYŞE diye okur okumaz, sınıfta büyük alkış kopar.

    Kurayı Ayşe adında bir öğrenci kazanır.

    Ayşe çizmelerine sarılarak mutluluk gözyaşı döker.

    Eve gittiğinde öğretmen bu olayı ağlayarak eşine anlatmaya başlar.

    Eşi de: “Tamam der, bak ne güzel çözüm bulmuşsun, niye ağlıyorsun ki?”

    Öğretmen anlatmaya devam eder. Hiçbir öğrenci kendi adını yazmamış. Sınıftaki en yoksul arkadaşları Ayşe’nin adını yazmışlar. Çizmeleri onun kazanmasını istemişler.

    Dünyada böyle güzel kâlpli, merhametli, yardımsever çocukların çoğalması umuduyla,

    TÜM ÖĞRETMEN ve ÖĞRENCİLERE İYİ TATİLLER DİLERİM… ÇİZMEYİ AŞMADAN, ÇİZGİDEN ŞAŞMADAN…”

    Çizmeyi aşmadan ve de çizgiden taşmadan sözü bağlarken, biz de hikâyeyi paylaşan arkadaşımızın dileğine katılıyor; cümle çocuklarımıza ve gençlerimize, bütün kitapların kendisinin anlaşılması için okunduğu Rabbimizin sözü Kur’an ışığında bir hayat ve de sevdikleriyle berâber idrâk edecekleri dünyevî, uhrevî mutluluklar niyâz ediyor, bu arada, Pazartesi başlayan Üç Ayları değerlendirmeyi de unutmamamızı temenni ediyor, cümleye kalbî sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…

    Devamını Oku

    Selçuk Kampüs’ten Ordu Yalı’ya…

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Cumâ günü namazı Hazîret DURMUŞ Hocamızın; “Hadi bizim orda kılalım” teklîfi ve delâletiyle berâber Konya Selçuk Üniversitesi Kampüs Câmii’nde kıldık.

    MİNÂRELERİMİZ adlı grupta paylaşma düşüncesiyle, çoğu yerde yaptığımız gibi dışarıdan birkaç açı fotoğraflama yaptık. Câmi mâşâllâh Selâtin Câmii boyutunda devâsâ bir eser; orta yerde, kampüsün merkezinde. 4 minâre, arkadaki ikisinin daha yeni olduğu renk tonundan belli. Nitekim levhada da yazdığı şekliyle ana câmi kısmı 1996’da yapılmış. Üniversitenin gelişmesi ve de konjoktürel elveriye paralel olarak 20 yıl sonra bir 2.kısım daha ilâve edilmiş. Burası daha çok kütüphane, gençlik merkezi gibi sosyâl, kültürel birimlerden oluşuyor. Yalnız zemin kat câmiin devâmı şeklinde düzenlenmiş. Daha câmiye yaklaşırken cemaatin küçümsenmeyecek bir bölümünün oraya girdiğini gördük.

    Câmi 3-4 bin kişilik cesâmette. Sonradan yapılan bölümle 6-7 bin kişiye hizmet verebiliyor.

    Belki ne gerek var denilebilir ama 60-70 bin talebesi olan bir üniversiteden söz ediyoruz ve de burası Konya. O gün, talebinin çoğu dağılma sürecinde olduğu hâlde câmi doluydu. Arkadaki 2.kısmın durumunu bilmiyorum.

    MÂRUF BİLİNEN, MÜNKER BİLİNMEYEN…

    Daha dışardayken Hazîret Hoca çıkışta müstakil bir binâ olarak şekilli yapılmış Şadırvanın önünde buluşuruz dedi. Ben de zaten girişte ayrılıp müezzinlik bölümüne geçtim. Vaiz Ali Ekinci hocaymış, o konuşuyordu. Mâruf, münker konusunda münkeri bizim bildiğimiz kötülük anlamından öte BİLİNMEYEN şey olarak açıkladı ki ilginçti. Çünkü gerçekten öyleydi. Nitekim arapçada MÂRİFE bilinen demek, NEKRE de bilinmeyen. Demek ki Müslüman ne olduğunu bilmediği, dinde net karşılığı olmayan hiçbir şeyin ardına düşmeyecek, meselâ haram mı helâl mi netleştiremediği, açıkça bilmediği şeyi yapmayacak.

    VAAZ, SOHBET, YAĞMUR DUASI

    Vâiz Hocamız sohbetin sonunda yağmur duası da yaptı. Daha önceki yazılarımızda buralarda kurağın ekine zararlarından söz etmiştik. Cemaat olarak hep birlikte âmin dedik.

    Her neyse; müezzinlikteki arkadaş Ahmet Hoca ile merhabalaştık; bugün görev diğer imam-hatipteymiş.

    -İÇ EZAN, DIŞ MUHABBET-

     Kendimi tanıttım. Müezzinlikten bir bölüme talebimi bildirdim. Sağ olsunlar, gönüllerini açtılar. İç Ezanı okuduk. Tesbîhâtı da verdiler. Üstelik teşekkürle berâber tebrik te ettiler. Biz de, asıl teşekkür bizden deyip vedâlaştık.

    -ALİ OSMAN ÜNLÜ, TACEDDİN SEVİNÇ-

    Namaz sonrası tanıştığımız, müezzin mahfilinde arka sıradaki Ali Osman ÜNLÜ bizi dâiresine götürdü. Hazîret hocamla berâber çayını içtik. Ordu Emekli Müftümüz Taceddin SEVİNÇ Hocamızı birlikte görev yaptıkları Bilecik’ten tanıyormuş. Var olan telefon numarasını teyid için bakarken aynı olduğunu gördük. Telefonu o açtı bize verdi ama Hocamız sesimizden hemen tanıdı, biraz hasbihâl ettik. Sonra Ali Osman Bey de bir süre hasret giderdiler. Ayrıca Taceddin Bey Hocamıza refîkasının vefatı münâsebetiyle tâziyede bulundular.

    VAKUR HOCALAR, HÜRMETLİ TALEBELER…

    Hazîret Bey Hocamıza, bu güzellikleri yaşamamıza vesîle olduğu için çok teşekkür ediyorum. Allâh CC râzı olsun. Namazdan sonra o da dışarda akademik unvanlar elde etmiş, eski talebeleriyle karşılaştı. Gördüğü sevgi ve saygı hocamızın şahsiyet ve muhabbet noktasındaki enginliğinin göstergesiydi. İmrenerek tâkip ettim. Rabbimiz böyle şahsiyetli, vakûr hocalarımız ve de hürmetli, muhabbetli, geleceğimizin ümîdi talebelerimizin sayısını çoğaltsın… Âmin…

    KONYA’DA ŞİVLİLİK, BİZDE VEDÂ…

    Bugün ayrıca, geçen yılın son cumâsını kıldığımız Konya’dan ayrılış günüydü.

    Eve gelince torun ve annesi okuldan geldiler. Nilüfer karneden ayrı olarak, burada 3 ayların başlaması vesîlesiyle onu karşılamak, çocuklara da sevdirmek adına ŞİVLİLİK etkinlikleri yapılıyor. Önümüzdeki pazartesi günü Recep Ayının girişiyle başlayacak. Bu sene tatile denk geldi katılamıyoruz. Şu kadarını söyleyelim ki çok önem veriliyor. Nilüfer karne yanında bir de ŞİVLİLİK paketiyle geldi okuldan. Konya Büyük Şehir Belediyesi her öğrenciye vermiş bunu. İçinde kitap bile var. Ayrıca söz edeceğiz inşâllâh.

    YOLCULUK BAŞLIYOR

    Her neyse, akşamın peşinden yatsı okunurken tren garına girdik. Torunum ve kızımla berâber 2 saate kalmadan Ankara’ya, oradan Bel-Ko’yla Esenboğa; 20 dakika rötarla berâber 01 gibi, 1 ay ayrılığa 5 kala Ordu-Giresun Havalimanı’na indik çok şükür. Yatsıyı da evimizde edâ ettik.

    Sabah ilk işimiz torunlarla berâber annemizi ziyâret etmek oldu.

    -ORDU’YA SELÂTİN CÂMİİ MÜJDESİ-

    Sonra şöyle bir çarşı uğraması. İshak BİLGİN (Baba İSHAK) Bey arkadaşımız Prof. Dr.  Numan KURTULMUŞ Bey’in Boztepe’de STK’larla yaptığı toplantıda Ordu’ya bir SELÂTİN CÂMİİ yapılması prensip kararı alınmış. Bizzat takip edileceği ikrarı olmuş. İnşâllâh; çünkü olması gereken bu. İşte Konya’nın bir Üniversitesi bile bunu yapabiliyor da Ordu sonuçta bir büyük şehir. Yakışan bu. Rabbimiz görmeyi nasip etsin. Âmin…

    -İSVEÇ ATEŞLE OYNUYOR-

    Bütün ülkemizin İsveç’e tepkisi ve tel’in bağlamında yapılan tercih gereği Pazar sabahı Yalı Câmii’ndeydik. Tel’in metnini TÜGVA Başkanımız Ahmet GÜLER Bey okudu.

    İşin özü İkizce’den Sıtkı SİYAMBAŞ’ın paylaşımıyla;

    “Deden bile söndüremedi İslam’ın nurunu;

    Sen mi söndüreceksin Ebu Cehilin torunu?!” diyor.

    İsveç’i ve de tüm İslâm düşmanlarını kınıyoruz. Kutsal kitabımıza hakarete duyarsız kalamazdık, kalmıyoruz, kalmayacağız.

    Şâir ne demişti:

    Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın;

    Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın…

    Necip Fazıl KISAKÜREK

    Düşman bizden korksun. Korkuyor. Korkmakta da haklı. Korkacağı yeri de biliyor.

    KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!

    Lânet olayı nerde yaptığı önemli. Ne mutlu bize. Demek ki küfrün karşısında set olan biziz; kale biziz, Allâh CC davasının ordusu biziz. Rabbimiz bu şerefe layık olmaya bizleri muvaffak kilsin diye niyâz ediyor cümleye bu dâvânın kutlu birer neferi olma bahtiyarlığını nasîp etmesi dileğiyle; Pazartesi Recep ayının girişiyle başlayan Üç Aylar mevsimimizi tebrik ediyor,  bol istifâdeler temennîsiyle berâber 7den 77’ye ehl-îmân herkese sevgiler saygılar sunuyorum wes’selâm…

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.