43,8377$% 0.16
51,7041€% 0.16
59,1832£% 0.25
7.182,08%2,07
12.052,00%1,17
13.934,06%0,94
2977640฿%0.1346
Önceki mektubumuzda, Anadolu Yarımadası’ndan İber’e yolculuğumuz meyânında Ebül’Hayır ORDU-GİRESUN Havalimanı’ndan Esenboğa’ya kadar olan kısmı anlatmış, hattâ uçağa da binmiştik. 17 Şubat Salı günü, Türkiye saatiyle 9’a doğru havalanan uçak 5 saat yolculuktan sonra 14 gibi Madrid Havalimanı’na indi. Saat burada 12.00
*YEŞİL TEPELER, SULAK VÂDİLER*
Uçaktan ilk gördüğümüz manzaralarda, pamuk deryâsı bulutların aralarından aşağıya doğru süzüldükçe yeşil çıplak tepelerin farkedilen varlığı bir yayla görüntüsü hâkimiyetinin ifadesiydi. Yer yer tepelerin yarıbelinden aşağı doğru aktığı görülen su sızıntıları buraların sulak bir arâzi olduğunun habercisiydi.
Ancak gitgide sıklaşan yerleşimlerde asıl dikkât çekmesi gereken şeyi eşimin şu cümlesi işâret ediyordu:
*- BAKSANA BEY; HİÇ CÂMİ YOK!*
Elbette olmayacaktı ama, bizim gözlerimiz hep alışmış yerleşimlerle câmiyi bir arada görmeye. Nitekim; o da biliyor ki, daha önce gittiğimiz Balkanlarda kimi köyler minâreli, kimisi değildi. Onca köy geçip minârelisini görünce;
– Burası bizden! diye haykırarak sevincimizi dillendiriyorduk.
*YERLEŞİM İÇİ, KIRIN YÜZÜ*
Havalimanı oldukça büyük. İndikten sonra uçakla yerde yine epey gittik. Ama ara yerlerde serpili çimen(lik)leriyle berâber sanki yayla kırında bir yerde seyrediyor gibiydik. Otobüse aktarıldıktan sonra da öte kıvrıla, beriye döne epey bir gittik. Nihâyet pistten çıkış sürecindeyiz. Bagajlarımızı aldık. El vâsıtalarına yükledik. Kontroller var. Dil de bilmiyoruz.
*YOZGATLI MURAT; İŞİNDE SON SÜRAT*
Yozgatlı bir işadamı kardeşimiz tevâfuk etti. Yardımcı oldular. Takılmadan kontrol noktalarını geçip dışarıya, bir kısımlarının ellerindeki yazıları kaldırarak bekledikleri misâfirlerinin dikkâtini çekmeye çalıştığını gördüğümüz salona geldik.
Arkadaşımız memleketten çıkalı çok olmuş. Ankara’da oturuyor. Lise mezunu. Daha doğrusu Üniversite okumaya vakti olmamış anladığımız kadarıyla. Dışardan bitirmeyi de tâkip edememiş.
*BİR YANI MALEZYA, DİĞERİ İBER*
İşini çok büyütmüş. Çekirdekten yetişme; belli mâşâllâh. Malezya’ya ve buraya hazır döner pazarlaması yapıyormuş. Murat Bey kardeş, trene yetişmesi gerektiğini söyleyerek izin istedi. Duâlarla vedâlaştık. Rabimiz yolunu açık etsin, sayılarını artırsın, madden-mânen yardımcıları olsun. Bizim işlerimizi kolaylaştırdığı gibi Rabbimiz de onun işlerini kolaylaştırsın. Âmîn…
*ENVÂ-İ ÇEŞİT MİLLET*
Bekleme salonundayız. Gelen-giden, karşılayan-uğurlayan. Çinlisinden Japonuna, Arabından Pâkistanlısına, zencisinden beyazına her ırk, renk ve milletten insan manzaraları. Hattâ, tipik palto, silindir, uzun foter ve sivri sakalı ve de aksesuarı tamamlayan bont çantasıyla, her hâliyle yahûdî olduğunu haykıran bir siyon-it ucûbesi de geçti turnikeden ve geçip gitti meçhûlüne doğru. Tabiî ki yerliler ve batı menşe’li gruplar çoğunlukta yine de.
*BOŞLUK VAR, LÂKİN*
Oturmaya yer arıyoruz ama tamâmen boş olmayan, aralıklı yere oturasımız gelmiyor. Bizim ülkemizde hemen hemen her insanın, en hırpânî görünümlü pejmürdesinin bile yanına rahatlıkla oturursunuz, çekinmezsiniz; ama burda aynı rahatlığı yaşayamıyorsunuz.
*BİR TİKSİNTİ GELİYOR İNSANA*
Tevbe: 28. Âyette; “Ey îmân edenler! Müşrikler ancak bir necis (bir pislik)tir…” buyurulması bundan olsa gerek. Mânen oldukları kadar madden de pisler yâni. Doğal olarak bir tiksinti geliyor insana bunları görünce. Tekel Bâyii’ne kibrit için de olsa girmekten rahatsız olmak gibi bir şey en azından bu. Bunu burda bizzat yüzyüze gelip yaşayınca daha bir farkettik.
*SU TÂHÛR, İSLÂM NÛR*
We de; gusül, hattâ abdest sonrası okuduğumuz: “ELHAMDÜLİLLÂHİLLEZÎ CEALEL’MÂE TAHÛRÂ WEL’İSLÂME NÛRÂ: SUYU TEMİZLEYİCİ, İSLÂM’I NÛR KILAN ALLÂHIMIZA HAMDOLSUN” duâsının anlamının enine de boyuna da derinliğini. Elhamdülillâh wes’selâm…
*BİZDE DE VAR BÖYLELERİ!*
Gelen-giden dedik ya; kimileri demet demet çiçekler bir yana bir sarılmalar bir sarılmalar, öteye-beriye savrulmalar falan öyle abartılı karşılanıyor, öyle hareketler oluyor ki insan hayret etmekten kendisini alamıyor. Hanım diyor ki;
– Bizim ülkemizde de böyle. Farkında değilsin herhâlde!
Doğrudur, doğrudur da; öyle bir tarz ve manzara ki, üstâd Necip Fâzıl’ın buna benzer tarzdaki dans için söylediği;
*- NEDEN YATAKTA DEĞİL DE AYAKTA?!*
ifâdesi akla geliyor ister-istemez. Hanım doğru söylüyor, aşağılık kompleksiyle dolu özentilerin bizim bin yıllık müslüman, hem de lider konumundaki ülkemizde varlığı burdakilerden çok daha akıl ve mantık dışı.
*KİRLİLİK DERİNDE, REFLEKS YERİNDE*
Bir de köpek meselesi. Başta, yukarda belirttiğimiz necislik bağlamında söylemek gerekirse, yine burada gördük ki, hiç te küçümsenmeyecek miktarda uçakla köpek nakil trafiği söz konusu ve de öyle sevgi gösterisi seremonisi var ki hayvanın öpmedik, sarmadık yerini bırakmıyorlar. Bunların eli-ayağı, üstü-başı bizim anladığımız mânâda ne kadar temiz olabilir ki? Dolayısıyla yukarda anlatmaya çalıştığımız yaklaşmama refleksimiz çok yerinde.
*İNSANIN İNSİ, KÖPEĞİN CİNSİ*
Diğer yandan, bir de ufak bir hayvan vardı; bacakları kısa, gövdesi büyük, cirmi küçük. Ancak cins bir hayvan olduğu belli ve dolayısıyla pahalı olduğu kesin. Araban ne kadar büyükse sen de ondan aşağı değilsin, köpeğin ne kadar cinsse sen de o kadar asilsin gibi bir psikoloji bu sanırım. Ya da yanılsama diyelim. Gerçek hayvanseverlik ve merhametten çok ayrı bir şey bu.
*KÖPEK OMZA! YOLCU YOLUNA!*
Her neyse köpeğin cinleri geldi herhâlde, bir oraya bir buraya havlayıp duruyor. Zincire asılıyor. Bir şey yapacağı da yok ama sâhibesi bayan bir yandan rahatsız olmuş gibi yaparak, diğer yandan da ne büyük insanım ve biraz yaramaz ama -o kadarcık olur- ne cins köpeğim var görüyorsunuz ya gibisinden çantasını açıp hayvanı içerisine yerleştirerek omuzuna asıp kurumluca gine çekip gitti yoluna doğru…
*DERKEN SALON IŞILDADI*
Tam baktığımız taraftan beklediğimiz genç tüm sürûr, tebessüm ve heyecânıyla bir güneş gibi ötedenberi çıkageldi. Gözümüz aydınlandı, içimiz ısındı. Bir tanış, bir âşinâ, bir dildaş ve de gönüldaş olmayıp yabancı ve de yapayalnız olduğumuz yer birden çok bildik-tanıdık bir yermişçesine sılalandı.
*ANADOLU ÇOCUKLARI, ÜMİT GENÇLERİ*
Oğlum diye demiyorum, bizim hepimizin evlatları, Müslüman Türk çocukları hep böyle. Hep sıcak, hep ışık, hep ümit. Hem de milletten öte ümmet ve de tüm dünyâ için. Rabbimiz sayılarını çoğaltsın. Âmîn. Annesi;
– Oğlum, baban seni bu defâ çok özledi! Şükür kavuşturana. Tâ buralarda görüştürdü Rabbimiz bizi. Ne kadar hamdetsek az…
*OĞLUMU BENİM İÇİN DE ÖP, KUCAKLA*
Onun bu sözleri de motivasyon oldu. Daha bir hasretle kucaklaşırken bir daha yöneldim ve;
– Oğlum geldiğimiz akşam gece babaannene vedâya gittiğimde sana çok selâm etti ve;
– Oğlumu benim için öp kucakla! diye de tembihledi. Hadi öyleyse deyip bir daha kucaklaştık.
*UBER TAKSİ, SİTE EV*
Sonra yüklü çanta ve valizlerin olduğu arabayı iterek oğlumuzun çağırdığı taksinin geleceği yere doğru yola koyulduk. Bir zaman sonra taksi geldi. İyi ki geniş bagajlısı tevâfuk etti. Hepsini kolayca yükleyip evin yolunu tuttuk.
*TÂHİR PÂKİSTANLIYMIŞ MEĞER*
Şoförün adı Tâhir olduğu için, yakın olması hasebiyle Fas’lıdır tahmin ettiğimiz gençle biraz arapça konuşma hevesiyle tanışma hamlesi yapınca Pakistanlı olduğunu öğrendik. 10 dakîka kadar sonra siteye ulaştık. Niyetimiz Ramazan boyu evlâdımızın yanında olmak. Yâ Nasîp.
*YARIM GÜNDÜR YOLLARDAYIZ*
Bugünlük te bu kadar. Uzun yoldan geldik. Sabah 5’te Gülyalı’dan havalandıktan sonra, aktarma ve beklemeleriyle berâber öncesi-sonrası 12 saattir yollardayız. Biraz dinlenelim. Kaldığımız yerden devâm ederiz inşâllâh.
*ZULÜM ve ZULÜMÂTTAN KURTULUŞ*
Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan-ı Şerîf’lerimizi tekrar tebrik ediyor Âlem-i İslâm ve insanlığın zulüm ve zulümâttan kurtuluşuna, hepimizin madden-mânen çok daha iyilik ve hidâyetlerine vesile olması niyâzıyla cümleye Madrid’den sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
İspanya Mektupları-1: Ebül’hayır’dan Madrid’e Doğru…