49,5229$%0,12
55,5653€%-0,10
65,7886£%-0,03
6.634,33%-0,01
10.835,00%-0,12
%
4081153฿%1.2295
Bugün bizim için Bor günüydü. Altunhisar’dan 20 km. saat başı dolmuş var. 100 TL. İndiğimizde öğle ezanı okunuyordu. Çok tanıdık geldi burası. Bu türbe hiç de yabancı değil. O zaman şu câmi de geçen geldiğimizde akşamı kıldığımız, şurası da Altunhisar dönüşü için beklediğimiz durak olmalı. Aynen de öyle. Nitekim bugün de öğleyle ikindiyi burada kılmak nasîp oldu. Dönüşümüz de yine buradan gerçekleşti.
*İYİLİKLER-KÖTÜLÜKLER; NAMAZ-NİYÂZ*
Hacı Veli Câmii’ne girdiğimizde İmam Hocamız mihrabın hemen yanındaki mütevâzı yer kürsüsünde cemaata tatlı tatlı sohbet yapıyordu. Herhâlde konu namazın ehemmiyeti olmalı ki; yapılan iyiliklerin önceki kötülükleri sildiğini; Hud Sûresi 114. Âyette;
[اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِؕ:
“Muhakkak ki iyilikler kötülükleri siler.” buyurulduğu, dolayısıyla bu kıldığımız namazların da gün boyu yapılan hatâları sildiği şeklinde vurgulu bir açıklama yaptı.
*YOKSA İKİNDİYİ Mİ KAÇIRDIN?*
Bir diğer vurgusu da şuydu;
Birgün Efendimiz S.A.V.’e sahabeden biri;
– “Yâ Resûlullâh! Çok büyük bir günâh işledim!” şeklinde bir ifâdeyle soru sormaya başladı. Efendimiz S.A.V. ise o bunu der demez sonunu beklemeden, hayr’ola ne yaptın falan gibi başka bir şey de söylemeden;
– “Yoksa ikindiyi mi kaçırdın?” diye ânında mukâbelede bulunuyor.
Hoca Efendi; Efendimiz S.A.V.’in bu tarz tepkisinden hareketle Efendimiz S.A.V. için en büyük günâhın namazı terk ya da savsaklama olduğuna dikkât çektiğini ifâde ediyor.
*BOR BEREKETİ, GÖNÜL HAREKETİ*
Namazdan sonra müezzin efendi de Furkan Sûresi son sayfadan aşir okudu. Bor’da, geçen hafta gelişimizde olduğu gibi bu meyânda bir bereket gördük genel olarak. Öğle, ikindi denilmeyip aşir okunuyor. Namaz önceleri boşa geçirilmeyip va’z ü nasîhatta bulunuluyor. Tebrik etmemek elde değil. Nitekim daha sonra gittiğim müftülükte de oradaki tüm vazîfeli arkadaşların ilgili, sempatik davranışları dikkât çekiciydi.
*İLGİ-ALÂKA, SOHBET-MUHABBET*
Hemen müftü beyi aradılar vilâyetteki toplantıdan ne zaman dönecekleri noktasında. Gecikecekmiş. Şûbe Müdürümüz ilçede, işi bitmek, dolayısıyla gelmek üzereymiş. Sağolsunlar, tanımadıkları hâlde ilgili davrandılar. Hamza KÖSE Bey müftü hocamızla olmasa da Ömer ER Bey hocamızla tanışmak nasîp oldu. Güzel sohbet ettik. Ankara İlâhiyât mezunu. Buradaki Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi İslâmî İlimler fakültesi’nde yüksek lisans yapıyormuş.
*DİLDEN GÖNÜLE, KİTAPTAN TAKVİME*
Ayrılırken bize, talep ettiğimiz şekliyle, misâfereten bulunduğumuz konağa bırakmak üzere Kur’ân Yolu Meâli, Hatemül’Enbiyâ Hazret-i Muhammed kitaplarıyla, bir de takvim sormuştuk, dâirede araştırdı, olmayınca kendi masalarındakini takdim ettiler. Teşekkürlerimizi arz ederek ayrıldık.
Demek ki Bor’da hava bu. Gerek camilerde, gerekse burada bir gönül terbiyesi ve genel nezâket ve de tevâzu kıvâmı var. Tekrar tebrikler.
*OSMAN ÇETİN, AHMET SÂMİ*
Namaz sonrası konuştuğumuz, ikindide gelince adını panodan öğrendiğimiz Mustafa Bey hocamız genelde bu sohbet ve kraatlerin böyle yapıldığını ifâde etti. Allâh C.C. râzı olsun.
Onlara okulu sorduk. Târif ettiler. Bizim de Namaz sonrası ilk işimiz Osman Çetin İmam-Hatip Ortaokulu’na yönelmek oldu. Sokullu Câmii’inden az daha ötede. Târihî mîrâsın yoğun olduğu şehirde sağı-solu temâşâ ede ede, kimi zaman da fotoğraf çekmek sûretiyle giderken nevigasyon geldiğimizi haber verdi.
*ÖNCE OKUL, SONRA CÂMİ*
O haber vermeden zâten orada gördüğümüz, sonra adının Abdüllatif olduğunu öğrendiğimiz câminin de uzaktan fotoğrafını çekmeye başlamıştık. Okul da hemen yanındaymış. İkisini de ziyâret güzel ve bereketli oldu çok şükür.
Okul müdürü arkadaşımızla ilgili akşamdan ön bilgi sâhibi olmuştuk.
*ENSAR’DAN ÇEDES’E, İHH’DAN KERMESE*
Sosyâl medyada yer alan mâlûmât şöyle:
Ahmet Sâmi Bayraktar, Niğde ve Bor İlçesi’nde eğitim ve sivil toplum alanlarında çeşitli görevlerde yer alan ve şu an Osman Çetin İmam-Hatip Ortaokulu’nun müdürlüğünü yapan bir idarecidir.
Devâmında da geçen yıl Ensar Vakfı Niğde Şube Başkanlığı görevini üstlendiği, ÇEDES Koordinatörlüğü gibi sorumlulukları bulunduğuna yer veriyor. Sohbetimiz esnâsında bunun çok daha fazlasının var olduğunu anlıyoruz.
*AHLÂK’TAN EDEB’E, VAKIF’TAN DERNEĞE*
Anlattıklarından, görevi ve misyonu gereği hemen hemen EDEB’inden İHH’sına, yetiminden kermesine, yürüyüşünden konferansına her faaliyetle iç içe olduğu görülüyor. Vakıf olarak ta faaller. Program yapmakta ve öğrenci bulmakta sıkıntı çekmediklerini ifâde ediyor ki bu çok sevindirici.
*HER HOCA BİR KANAAT ÖNDERİ*
İmam-Hatip demek milletimiz için her şey demek zâten. Bir İmam-Hatip müdür ya da öğretmeni de doğal bir kanaat önderi. Nitekim, bunun tezâhürü olarak burada da okuldan içeri girince bambaşka bir hava sarıyor sizi. Pırlanta çocuklar cıvıl cıvıl. Okul koridorları; duvarlarında yazıları, motif ve düzenlemeleriyle sizi kendinize getiriyor. Bunların kimini fotoğrafladık ama hepsini değerlendirmek mümkün değil takdir edileceği gibi.
*İMAM-HATİPLER MİLLETİN HERŞEYİ*
Okulun, yarısı köylerden taşımalı 350 civârında talebesi var. Öğlende 200’e yakın talebeye okulda yemek veriliyor. Müdür bey kimisinin öylesine geldiğini söyleyip hayıflansa da, ne olursa olsun çocukların bu çatı altında değerlerimizle haşır-neşir olması, okul ve öğrenci sayısının çok olmasının, daha çok yavrumuzun her şeye rağmen bu havayı teneffüs etmesinin başlı başına bir kazanç olduğu konusunda görüş birliğimizi dillendiriyoruz.
*ABDULLATİF CÂMİİ, HAVUZLU PINAR*
Sözü uzatmamak adına artık dönüş yoluna girelim. Oradan Abdüllatif Câmii’ne geçtik. Avlunun alt tarafında havuzlu, petekli, kanallı bir ulu çeşme var. Halkın ortak çamaşır yıkama yeri gibi. İlk defâ gördüğümüz bir çeşme şekli. Araştırmak ya da bir bilene sormak lâzım. Şimdilik buna imkân yok.
Oradan, yukarda söz ettiğimiz müftülüğe geçtik. Oradan da câmiye. Çıkışta da durağa.
*DÖNÜŞ YOLU, TALEBE DOLU*
Saat başı ya; minibüsün 16’da Niğde’den kalktığı düşünülürse çoktan gelmiş olması lâzımdı. Saat buçuk şu anda. Bekleyenlere sordum; “Talebe dağılım vakti olup duraklarda bekleme çok olduğundan gecikmesi normâl” dediler. Nitekim 40 geçeye doğru geldi ama millet ayakta. Neyse biz de sıkıştık, ayaktayız. Manzara izleyebilmek için çömeldik. Bir yandan da temâşâ-yı garîbe-i cebelân yapmaya çalışıyoruz.
*HİTAPLIK SORU, KİTAPLIK CEVAP!*
Hem öğrenmek hem de cep telefonlarının herkesi kendi nağarasına hapsettiği ortamı biraz canlandırıp havalandırmak adına;
– “Gençler, şu sağdaki tepelerin adlarını söyleyebilecek olan var mı? Ta ilerdeki Hasandağı biliyoruz da, bunlar hangileri?”
diye bir soru attık ortaya. Çıt yok. O arada şoför;
– “Dayı! Sen onlara tepelerin değil cafe’lerin ismini sor!” demesin mi?
Bu cevap üzerine bir kitap yazılır değil mi sevgili dostlar?! Hakîkâten; hani ne derler, damardan bir cevap, gerçekten kitaplık bir cevap. Sâdece gençlerin değil, hepimizin durumunu ortaya koyan bir cevap.
*YOLUN SONU, YAZININ HİTÂMI*
Bu cevap en azından başlı başına bir yazı konusu. İnşâllâh başka zaman da, soruyu da tam yerinde sormuşuz ki, meğer şoför askerliği komando olarak yapmış. Değil tepeler, aradaki derelerle alâkalı bilgiler de verdi, isimlerin de üzerine yazılmış olduğu fotoğraflar sundu. Ama onlara girmeyeceğiz tabiatıyla. Çünkü, bu yolun son durağı olduğu gibi yazının da son durağı çoktan gözüktü.
*MAZLUM COĞRAFYA, MAHZUN DÜNYÂ*
Bu duygu ve düşüncelerle bugünkü sohbetimizi de noktalıyor, tez zamanda tüm mazlum kardeşlerimizin necâtını, dolayısıyla gönül coğrafyamızın selâmetini, insanlığın hidâyetini bizlere göstermesi niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor; Altunhisar’dan cümleye kalbî sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Yakmayan Kor, Erimeyen Kar; Hasandağı, Altunhisar!…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.