Resim Çeken “Kâbus” Diyor; Hasret Çeken Nîmet… – Giresun Kerasus Haber
DOLAR

43,4832$% -0.02

EURO

51,3357% -0.04

STERLİN

59,5252£% -0.04

GRAM ALTIN

6.523,01%0,33

ÇEYREK ALTIN

11.352,00%0,31

BİST100

13.620,95%-1,57

BİTCOİN

3408559฿%2.54993

Sabah Vakti a 02:00
Giresun KAR YAĞIŞLI -6°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a


Resim Çeken “Kâbus” Diyor; Hasret Çeken Nîmet…

Bizim oralardan bir arkadaş karşı köyün meşhur tepesinin duman çökmüş, yarısına kadar karlı fotoğrafını çekip üzerine şu ifâdeleri kondurarak kendince sosyâl medyanın ağzına lâyık güzel bir kompozisyon şekliyle paylaşmış:

“TEHDİT” UYARISI! AMAN DİKKÂT!

“Karakış köyümüzü tehdit ediyor. Hazırlanın.  Herkese sevgi ve saygılar sunuyorum.”

Biz de bu paylaşıma şöyle bir yorum yaptık:

“TEHDİT” DEĞİL; TEŞRİF…

“Tehdit değil TEŞRİF demek lâzım. Çünkü bir defâ ihtiyaç var. 2.si, Rabbimiz’den gelen şey niye tehdit olsun? Çok şükür herkesin imkânı yerinde, tedbirini almıştır. Kar şimdi insanlar için bir manzara. Tıpkı bu fotoğrafta olduğu gibi. Yağsa da nicesini çeksek!

ESKİ KIŞLAR, YENİ BAKIŞLAR!

Sözü uzatmayalım. Eski kışlarla kıyaslamaya kalksak şartlar ve sıkıntılar îtibârıyle kitap olur. Demek istediğimiz şimdiki kışlar sadece bir manzara. Millet kış sporu için nerelere gidip ne masraflar ediyor. Bizimse ayağımıza geliyor. Bizi aklığıyla paklığıyla şereflendiriyor. Siz de ak-pak olun, Siz de gittiğiniz yerlere rahmet olun diyor.

ZAHMET DEĞİL; RAHMET!

Kar ilk bakışta zahmet gibi gözükse de onda çok güzellikler vardır. Kısaca; zahmet değil rahmettir yâni değerli kardeş.

Aslında herkes bunu biliyor ama yine de kar üzerinden iki muhabbet yapalım derken kemiği olmayan dil, bir de işin içerisinde kar olunca kızak gibi kayıyor ve o meşhur sürç-i lisan hâdisesi meydana geliyor.

SÜRÇ-İ LİSAN; YER İLE YEKSAN?

Allâh CC ‘la aramızı bozacak nitelikte olmasa sıkıntı değil de, aksi takdirde ihtimâli bile ürkütücü. Rabbimiz dil kaymalarımızı affedip ayak kaymalarına dönüşmekten muhâfaza buyursun; Âmin wes’selâm…”

MEVSİM KISA, KONU UZUN…

Evet, böyle sevgili dostlar. Burada paylaşacağımızı düşünerek yapmadığımız, zâten başka bir konuyu yazıyor olduğumuzdan kısa kesmeye çalıştık ama yine de bayağı uzun olmuş bir telefon paylaşımı için.

Diğer yandan konu bir köşe için de biraz daha açmaya muhtaç.

ESKİ KÖYLER, YENİ KIŞLAR…

Şöyle ki; eski kışlar dedik, manzara dedik, bunlar çok doğru. Eskiden insanların çoğu köydeydi; hayâtın merkezi orasıydı. Ve her evde ahır vardı ve her evin kedi, köpek, horoz, tavuk, cücük yanında en az 5 tane büyük baş hayvanı vardı. Onlara hep yiyecek ve de su verilecek; bir şekilde ilgilenilecek.

YAKACAK, SU; YOL-İZ…

Diğer yandan, yakacak büyük problemdi. Tüp dahî olmadığı için yemek pişirme, duş, çamaşır yıkama suyu hep sobaya bağlıydı. 50’li, 60’lı, hattâ 70’li yıllarda soba da yoktu doğru dürüst.

ODUN UZAK, SOBA YOK, OCAK SOĞUK…

Ocaklar odunu yutuyor, değil evi bulunduğu odayı bile ısıtmıyordu. Yüzünüzü ısıtsa sırtınız yine üşüyordu. Isınmak için zaten ocak yakılmıyordu. Ancak yemek pişerken falan siz de sokulabiliyordunuz.

Evler zâten sağlam değil her tarafından, kısırlıklardan, tahta ya da tavan boşluklarından buz gibi soğuk hava giriyordu. Adamın sırtını deliyordu âdetâ!

ÇEŞME, İBRİK, GÜĞÜM…

Su hep problemdi. Yakınlarında çeşme olanlar şanslıydı nispeten; değilse uzaklardan güğümle taşınacak.

Hem şimdiki gibi pratik plâstik, hafif kaplar, bidonlar nerde. Çoğu akan güğümler, sızdıran ibrikler, çalkalandıkça döken stiller.

ALAF, YULAF, SAMALLIK…

O soğukta dışarı çıkmak başlı başına bir mâcerâ. Hayvanlara bakmak. Uzaktaki yığın ya da samanlıklardan alaf, yulaf, yonca, ot bir şeyler taşımak.

SAYACA, KAVŞAK, YOKUŞDİBİ…

Koyununuz varsa onlar için Sayacabaşı, Yokuşdibi, Kurşunçal, Â İnek gibi uzak yerlerden, ormanlardan bu karda-kışta, tipide yeşil defne dalları bulup budayıp getirerek önlerine vermek.

Boyunuzu geçen karları çiğneyip ezerek okula gidip-gelmek.

YOL AZ, OLAN DA ÇAMUR-ÇORAK!

Yâni nerden baksanız zordu.  Bir defâ, şehirle ulaşım kesilirdi. Konu-komşu, akrabâya gitmek te ancak zarûreten ve kürekleri yol aça aça olabilirdi.

Şimdiki şartlarla kıyâsı kâbil değil.

KIYAS BİLE KÂBİL DEĞİL…

Şimdi telefon ediyorsun, ânında yol açılıyor. Hastan varsa alınıyor. Hayvan bakma işi yok. İstediğinde her şey ayağına geliyor. O da köydeysen. Şimdi sadece karın keyfini sürmek, manzarasını seyretmek, fotoğrafını çekmek; bir de fotoğraftan başka bir şey çekmeyip edebiyatını yapmak var.

EDEB’SİZ EDEB-İYÂT OLUR MU?

Onu da maalesef yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz. Edebiyat yapalım derken EDEB’e riâyeti unutuyoruz. Haddimiz olmayan sözler çıkıyor ağzımızdan. EDEP nedir? Haddini bilmektir. Çizgiden çıkmamaktır.

“YAĞDIR MEVLÂM SUU…”

Bakınız; her sene kardan şikâyet edilirdi; yok BEYAZ ESÂRET, yok BEYAZ KÂBUS falan manşetler çekilirdi gazetelerde. Ama bu sene kar gecikince herkes tarım elden gidiyor, YAĞDIR MEVLÂM SU, AMAN Yâ Rabbi diye yalvarmaya, kar yolu gözlemeye başladı.

Hemen hemen Ocak ayı boyu Konya-Gâziantep civarlarındaydım. Oralar hubûbat yatağı mâlum. Müthiş bir kar ve rahmet beklentisi vardı. Her Cumâ’da vâizler yağmur duâsıyla bitiriyorlardı sohbetlerini. Ayrıca yağmur duâsına da çıkıyorlar. Ondan öte; oralarda gündem bu. Bizde fındık fiyatı olduğu gibi.

KARADENİZ; DERYÂ-DENİZ!

Ama burası Karadeniz. İç boyları karlı dağlar, sâhil boyu deryâ-deniz. Odun derdi, köz derdi, hayvan gülesim, su problemi, elektrik sıkıntısı, ısınma kaygısı hiçbir şey yok. Tek problem problem edebiyâtı yapmak.

Hani bâzen fotoğraf çekip çekip de muhabbetine diyoruz ya;

– Âh âh; görüyorsunuz ya neler çekiyorum!

NESİL NELER ÇEKİYOR?

Aynen öyle; biz şimdi kar sefası sürerken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden;

– Görüyorsunuz ya, neler çekiyoruz! Der gibiyiz.

Öyle de, lâfın nereye gittiğini iyi hesap etmek gerekir. Hele hele; Allâh C.C.’a saygısızlık olabilecek, edepsizlik olacak bir sözü edebiyât yapıyor olduğunu zannederek sarf yoluna gitmemek gerekir.

LÜTFEN DİKKÂT; ALLÂH C.C. KORUSUN…

Aksi hâlde, son tahlilde; güvendiğimiz tüm dağlara kar yağar ve Yüce Allâh’ın rahmet olarak gönderdiği kar nîmetine tehdit gözüyle bakarsak o kar rahmetini çeker, dünyâda da, âhirette de kurak yaşar, tehdit dediğimiz kar âhirette nâr olarak başımıza yağar Allâh C.C. korusun.

YA SUYUNUZ ÇEKİLİVERSE?!

Daha önceki yazılarda Konya civarındaki ovalar ve suya ihtiyaç bağlamında buralarda yatsıdan sonra aşir olarak MÜLK SÛRESİ’nin son ayetlerinin okunduğunu söylemiştik. Sûrenin son âyetinin meâli şöyle:

“De ki; Söyleyin bakalım suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akarsu getirebilir?” Mülk: 30. Âyet

HİÇ OLUR MU AZÎZ DOSTLAR?

İlk defâ bu yıl karla ilgili ESÂRET, KÂBUS gibi başlıklar atılmayıp kural bağlamında kar beklentisi had safhaya ulaşmışken TEHDİT söylemi aşırı keyifle koy verilen ve nereye yuvarlanacağı ve de söyleyenini yuvarlayacağı meçhul bir söz oldukça hadsizlik özelliği taşıyor.

TEVBE, İSTİĞFAR GEREKTİRİR…

Tevbe gerektirir, istiğfar gerektirir; gözden yaş dökmek gerektirir.

Değerli okurlar. Allâh C.C.’ın hangi lûtfu gereksiz, hangi ihsânı zararlı?

Kar, günümüz insanının eğlencesi değil mi bir de? İnsanlar Özel elbiseleriyle, karsan adamlarıyla, kızaklarıyla, kaymalarıyla; bol bol resim çekmeleri ve pozlarıyla, avlarıyla bu nîmeti değerlendirmiyorlar mı?

SÖZ ÜZÜYOR; BUNDAN UZUYOR!

Söz uzuyor. Böyle sözler üzüyor. Çünkü böyle sorumsuzca söylenen sözler Îmânı zedeliyor, Allâh C.C. sevgisine halel getiriyor, kusurlu küsurlu amellerimizin sevapları sevaplarını alıp götürüyor.

Böyle ifadelerle ne yaptığımızı zannediyoruz.

KARSIZ KIŞ, KÂRSIZ PAZAR!

Kış gelecek te kar yağmayacak mı yâni? O zaman da bir şey buluruz biz. Mâşâllâh bizde edebi olmayan hadsiz hudutsuz edebiyat var.

Aslında hiçbir şey yok ta; biz ne yaptığımızı, savurduğumuz lafın nereye vardığını bilmiyoruz. Bir bilsek şu dilin sorumluluk boyutunu, doğru diye dudağa sürdüğümüz kelimeleri ne olur ne olmaz; bir daha tartmadan piyasaya sürmeyiz.

Allâh C.C. bizi affetsin.

SÖZÜ TARTMALI, DİLİ TUTMALI…

Hepimizin zaman zaman sorumsuzca sarf ettiği sözler çıkıyor ağzından. Diyelim ki kar senin için zor. Olabilir. Ama sonuçta Allâh C.C.’dan geliyor. Baş göz üstüne. Sabredeceksin; kar’ı kâra çevireceksin.

RIZÂ DİLİ, SABIR HÂLİ…

Yapacağımız şey bu. Şikâyet değil, itiraz değil, isyan hiç değil.

Sözü bağlarken Yüce Mevlâ’mızdan kardır kıştır, dünyâda da sıratta da ayağımızı kaydırmamasını, zarar görünen tecellîleri bile imtihan şuuruyla göğüsleyip sabırla, sebatla berâber mânevî kârlara çevirmeyi, bizim Kendisinden, Kendisinin de bizden râzı olduğu, keremiyle bizi yanına alıp Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluşturması niyâzıyla cümleye sevgiler-saygılar sunuyor, tekrar buluşmayı ümit ediyoruz wes’selâm…

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Saflar Düzelsin Dostlar; Çok Şeyler Olacak…