49,3296$%0,14
55,2978€%0,05
65,1343£%-0,16
6.657,17%0,19
10.867,00%1,00
%
4129314฿%1.17576

09 Ekim 2026 Cuma

Ölmeden Önce ‘Allah’a Teslim Olmak’ ve Kadir Gecesi

1 Ayda 163 Milyon 800 Bin TL Ödüyoruz!...

Toplumsal Sorunlar ve Altyapıları

Bu Adaletsizliği Gidermek Elimizde…

Bir Ağır Hasta Ziyaret Ediyor

İmamesiz Toplum Olmaz
Hani neşhur bir deyim var ya; GEÇTİ BOR’UN PAZARI, SÜR EŞEĞİNİ NİĞDE’YE! diye. Ama bizde bunun tam tersi tecellî etti.
Nitekim; yola çıkarken hedef ve düşüncemizde BOR vardı. Altunhisar’dan o niyetle bindik ama araç sonuçta Niğde’ye gidiyordu. Zâten arada 15 km var. Biz de devâm edip ilde indik.
Müftülük yakınmış. Önce oraya gittik. Müftü Bey’in daha önce Piraziz’de görev yaptığını duymuştuk. O da makâmındaymış ama çıkmak üzere. Çünkü Câmiler Haftası dolayısıyla konferans ve de Ankara’dan gelecek misâfirleri var. Görür görmez birbirimizi hatırladık. Yavuz YILDIZ Bey buraya yeni gelmiş. Kars’tan gelmiş. Hayırlı olsun dedik. Birkaç cümle hasbihâli müteâkip, programdan sonra, ya da başka gün tekrar beklerim deyip ayrıldı.
Biz de girişteki kitap satış bölümüne baktık. Kitap aldık. Onlar da dergilerden ilâveler yaptılar. Bir ümit, takvim sorduk belki kıyıda-köşede kalmıştır diye. Meselâ bizim Ordu’da hâlâ var kitap satış yerinde. Takvime çok alışığız. Tıpkı duvar saatine olduğu gibi.
Her neyse; ayrıldık. İmam-Hatip Lisesi’ne gitmek istedik. Yeri değişmiş. Net bilen yok. Bildiklerini söyledikleri yer de uzak olunca en iyisi Bor’a bâri geçelim dedik. Daha doğrusu, biraz da Bor’a kadar giden dolmuş tevâfuk etti. Yarın bir daha orası için tekrar gelmek durumunda kalmaktansa bugün gidelim dedik. Nasılsa zaman vardı.
Bor’a varınca şehrin pırıl pırıl, silme asfalt güzel kenar mahalle ara yollarında epey dolaşıp merkeze yaklaştığımızı anlayınca, önceden müftülükte indir diye söylemişken o arada gelen ezan sesi bize, şoföre bir târihî câmiin yanında bırakmasını söyletti.

İner inmez, bir de ne göreyim; Sokullu Mehmet Paşa Câmii yazmıyor mu? Hemen abdest alıp müezzin mikrofonu ağzına götürürken nefes nefese yetiştim. “Müsâde eder misin?” dedim; hemen ikram etti. Dinlene dinlene okuduk kameti. Selamdan sonrası normâllleşti.
Namazdan sonra hoca Amme’nin 2. sayfasını okudu. Bu hoca bana çok tanıdık geldi. Tanıştık. Meğer bizim ekrandan tanıdığımız meşhur Niğdeli Muhammed Mustafa Korkmaz Hoca değil miymiş!
Sonra Paşa Çay Bahçesi’nde çay içtik. Oradan kütüphaneye geçerek Altunhisar’a dâir bilgiler araştırdım. İlgili sayfaları fotoğrafladım. Buraya gelmeme sebep olan, 85-89 yılları boyu Akkuş’ta berâber görev yaptığımız Nuh Nâci ÇOLAKOĞLU Hocayı sordum. Tanımıyorlardı.
Ordan çıkınca HİLMİBEY LOKANTASI diye bir yer var. Burasının yerli, oturmuş, kadim bir hâli var. Nitekim; kasada oturan beyefendi tanıdığını ve fakat geçen yıl hastalıktan vefât ettiğini söyledi. Allâh C.C. rahmet eylesin. Artık bir Yâsin okuyacağız inşâllâh.
Sonrasında iki türbe ziyâreti yaptık. İkisi de beni hayrete düşürdü. Daha doğrusu, burada oluşları benim için çok sürpriz oldu. Bor, bu isimleri bağrında taşımakla ne kadar övünse az. Pazar gün de Çukurkuyu’da ASRIN yiğitlerinden şehit Ömer Halisdemir’i ziyâret etmiştik. Görülüyor ki Bor, madden büyük olduğu kadar mânen ve irfânen de oldukça ayrıcalıklı bir yer.
Tıpkı Lüleburgaz gibi. Nitekim dolmuştan inip câmiye koşunca Sokullu ismini görüp; Hey gidi Lüleburgaz demekten kendimizi alamadığımız gibi. Çünkü aynı paşanın adını taşıyan bir câmi de orda var ve de bu eser Lüleburgaz’ı Edirne’den sonra 2. konuma oturtuyor. Maddî anlamda da zâten konum olarak Trakya’nın tam ortasında ve de en büyük yerleşimlerinden olması yönüyle de en kayda değer yerlerden. Dolayısıyla Bor bana bu yönleriyle Lüleburgaz’ı hatırlattı.
Bor’un güzel bir meydanı var. Çevresi diyebileceğimiz yakınlarında, başta târihî hamam olmak üzere çeşitli bina ve daha önce sözünü ettiğimiz, o da yine Balkanları, bilwesîle Lüleburgaz’ı hatırlatan Sarı Saltık ve ayrıca mutasavvıf şâir Ahmed Kuddûsî’ye âit türbeler var. Buraları ziyâret edip onlara olan minnet ve sevgimizin ızhârı meyânında Fâtihalar okuyup duâlar ettik. Allâh’ım; bizleri ve sevdiklerimizi böyle sâlih, dolayısıyla sevdiğin kullara katarak hep berâber Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluştur dedik. Âmîn. Allâh C.C. kabûl etsin.
Bir de çok târihî başka bir câmi daha varmış, hem de ahşap ama onun için ve de dahası meyânında ayrıca gelmek gerekecek inşâllâh. Şimdi vakit oldukça daraldı.
Binâenaleyh, Akşam namazı da 1850 târihi not düşülmüş şirin, hoş, karakteristik, özgün bir eser olan Hacı Veli Câmii’ne tevâfuk etti.
Çıkışta da Niğde’den gelen ve güzergâhı burası olup durağı bulunan Altunhisar dolmuşu geldi. Çok sevindik. Zîrâ sonuçta yabancıyız. Belki de gelecek olan son vâsıta ve bunu kaçırma ihtimâli de mevzûvahis. Bir yandan da fotoğraf çekiyoruz ya, dikkât dağınıklığı arasında görememek te muhtemel. Bir de karanlık çöktü ne de olsa. Işık ta gözü aldığı için, bu olabilir dediğim minibüse şöyle yaklaşıp iyice bakınca alnındaki ALTUNHİSAR yazısını görür görmez gözümüz parladı ve de hemen el kaldırdık. O ara telefona da birşey olmuştu; nereyi çevirsem ağ bağlantısı yok diyor. Tam endişe basacaktı ki minibüs peydâ oldu da ferâhladık çok şükür.
Netîce olarak; dolu dolu geçen bir özge cevelânın sonunda seyahat heybemizde biriken kırıntı bereketiyle berâber sağsâlim döndük çok şükür. Darası ve de dahası gelecek günlerin başına inşâllâh diyor, Gazze ve Doğu Türkistan’ın başı çektikleri bölgeler olmak üzere tüm coğrafyalarımızdaki mazlumların ve sömürgenler kıskacında mağdûriyet yaşayan dünyâ insanlarının kurtuluşunu tez zamanda göstermesi ve de bunda bizleri de hisseyâp kılması niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, tekrar tekrar görüşmek dileğiyle Altunhisar’dan cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Bu topraklar stratejik konumu gereği, olalıdan beri tüm dünyâ topluluklarının ilgi odağı, uygarlıkların kesiştiği, ticâret yollarının geçiştiği bir nokta olmuş. Dolayısıyla Anadolu deyince kıyısı-köşesiyle bünyesinde en derin târihî geçmişi barındıran sıradışı bir coğrafya akla gelir.

*TÂRİH ÖNCESİ, KAZI SONRASI*
Nitekim; şahsen bu hafta sonu ilk geldiğimiz bir yer olarak Altunhisar’ı da bu meyânda araştırdığımızda, geriye kalan izler ışığında târihinin târih öncesi diyebileceğimiz dönemlere kadar inip uzandığını görüyoruz.
Hattâ; buralarda kazı yapan arkeologların; “Biz şuraya kadar çalışma yapacağız. Oradan ötedeki kısımları bizden sonraki meslektaş nesillere bırakıyoruz!” şeklinde dolaşan ifâdeleri, buralarının çok zengin bir târih ve medeniyet geçmişi olduğunu, kazdıkça altından daha nice sürpriz bulguların çıkacağını göstermektedir.
*KAPADOKYA BÖLGE, SELÇUKLU DAMGA*
Kaldıki buralar İslâm öncesi olarak doğal Kapadokya bölgesi alâmetleri ve de Türkler sonrası olarak ta Beylikler, Selçuklu ve Osmanlı eserleri zenginliğini ihtivâ etmektedir.
Geniş kaynaklara gitmeden, Altunhisar’ın resmî internet sitelerinden edindiğimiz özet bilgiler bile bu anlamda bize genel bir bilgi verip fikir sunmaktadır. Şimdi kısaca onlara bakıyoruz:
*ESKİ YERLEŞİM, YENİ İLÇE
“Altunhisar, Niğde ilinin Güney Batısında Hasandağı’nın eteklerinde kurulmuştur. İlçe’nin il merkezine mesafesi 35 km’dir. Tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte bölgede yapılan Höyük kazıları, ilçeye bağlı Yeşilyurt Köyünde bulunan Romalılara ait bir kilise, ilçenin doğusunda yaşam merkezi olarak kullanılan mağaralar ve Niğde yöresi tarihi göz önüne alındığında ilçe tarihinin neolitik döneme uzandığı ve eski bir yerleşim yeri olduğu görülmektedir.”
*BİR CÂMİ, BİR DE ÇEŞME*
“Malazgirt Zaferinden sonra Konya ve Niğde ile birlikte Selçuklu Devleti egemenliğine giren ilçenin o dönemki adı önce Andugu sonra da Ortaköy olmuştur. Selçuklu Devleti sonrası Karamanoğulları egemenliğine giren ilçede Karamanoğlu Yakup Bey’e ait bir cami bir de çeşme bulunmaktadır.”
*EVLİYÂ ÇELEBİ; MÂMUR KAZÂ*
“Fatih Sultan Mehmet Döneminde 1471 yılında Niğde ile birlikte burası da Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bor’dan Aksaray’a giderken geçtiği Ortaköy’den şöyle bahsetmektedir “Bir vasi ve mahsuda ova olup; bağ, bahçe, cami, mescit ile areste mamur bir kazadır. Bu karyeye bağlı 36 pare nahiye ve köyleri vardır” demiştir.”
*ORTAKÖY’DEN ALTUNHİSAR’A*
“Cumhuriyet’in ilanından sonra 1928 yılında Nahiye olan ilçenin Ortaköy olan ismi 1956 yılında güneyindeki Altıntaş ovasından esinlenerek Altınhisar olarak değiştirilmiş, 1991 yılında da Niğde ye bağlı Altunhisar adı ile ilçe konumuna getirilmiştir.”
*ÜST TARAFI DAĞ, ALT TARAFI BAĞ*
Gördüğümüz ve de yukarki metinde de belirtildiği şekliyle burası üst tarafı anlı-şanlı yükseltilerle çevrili, kendini bu dağlara yaslayıp eteklerine tutunmuş, önü geniş, verimli, engin, âdetâ ufuklarca denilecek bir ova husûsiyetleriyle berâber güzel bir yerleşim merkezi. Topraklarının oldukça münbit, meyvelerinin tatlı, sebzelerinin semizliği hususları kendini açıkça belli ediyor.
*SU GELİR GÜLDÜR GÜLDÜR*
Bu berekette, -her ne kadar son yıllarda ülkemizin tüm bölgelerinde yaygınlaşan vahşi sulama sistemleri topraktaki genel su seviyesini oldukça düşürmüş olsa da, buradaki ulu- dağlardan gelen zengin suların etkisi olduğu muhakkak. Öyle ki, burada dikkâtimizi çeken bir diğer husus ta şehir içerisinde bol çeşmenin yer almasıydı. Bu gelenek belki de, yaptırdığı câmiin yanına bir de çeşme konduran Karamanoğlu’nun örnekliğinin eseriydi.
*ATEŞ UYGARLIĞI, SU MEDENİYETİ*
Dünyâyı baştan başa yangın yerine çeviren son çağların uygarlık iddialarının aksine bizim medeniyetimiz sonuçta, öncelikle ateşleri söndüren bir su medeniyetidir. Onun için bedenen olduğu kadar rûhen de, ahlâken de temiz bir medeniyettir. Çağın kirliliklerine el atıp Allâh C.C.’ın izniyle temizleyecek olan da yine bizim medeniyetimiz olacaktır inşâllâh.
*KİRLİ DÜNYÂ, TEMİZ GAZZE*
Son Gazze olaylarıyla berâber dünyânın geldiği nokta da bunu işâret etmektedir. Yâni Türk artık sâdece gönül coğrafyadı olarak değil, kâhir beşeriyet nezdinde de ümit hâli kesbetmiş, daha da bir beklenendir gibi gözüküyor. İnşâllâh diyelim ve de bunu tez zamanda göstermesi için Rabbimize yalvaralım.
*ÇEŞME SEVİNCİ, HİZMET YARIŞI*
İnşâllâh derken, bu arada çeşmelerin, gelişigüzel değil de, okul, pazar, çarşı gibi insanların yoğunluk arz ettiği yerlere yakın inşâ edilmesi ve genellikle üzerinde yaptıranların isimlerinin de bulunması bunun halkın bir icraatı olması bağlamında belde adına gurur vericiydi.
*SU GİBİ AZİZ OLUNUZ*
Altunhisar’ı yerleşimlerin kâhir ekseriyetinden farklı kılan bu husûsiyetinden dolayı tebrik ediyor; onun güzel insanlarına; “Su gibi aziz olun!” diyoruz. Darısı tüm beldelerin başına inşâllâh.
Hattâ kimi yerlerde, koca koca şehirlerde dahî hiç çeşme yok. Sebebi araştırıldığında marketlerin su satışlarının olumsuz etkilenmemesi için falan gibi gerekçeler ileri sürülüyor ki, insan; “Hiç öyle şey olur mu?” demekten kendisini alamıyor.
*YAPACAK USTASI YOK!*
Şimdi de, gel gelelim; çeşmenin birinde hayır sâhiplerinin adı yerinde şu meşhur, anonim dörtlük vardı:
BU ÇEŞME NE GÜZEL ÇEŞME
SU İÇECEK TASI YOK
KIRMA İNSAN KÂLBİNİ
YAPACAK USTASI YOK!
Ne kadar anlamlı değil mi? Tabiî, anlam ve mesaj çok açık. İlk anda açıklamayı gerektirmiyor gibi. Ancak sözün yalın anlamı kadar sarf yeri, vasfı, bağlamı ya da wesîlesi de çok önemli. Nitekim; bakın, anlatayım:
*TOKAT, BAYRAM, KARTPOSTAL*
Allâh C.C. rahmet eylesin. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okurken yurtta 4 yıl berâber kaldık Tokatlı Ahmet ÖZDEMİR Ağabeyle. Yeni mezun olduğumuz günlerdi. Bir bayram. O zamanlar mektuplu zamanlar; bayramlara has postayla tebrikler gönderilirdi. Bayram öncesi kitapçıların hâricinde ayrıca mevsimlik kartpostal satıcıları da olurdu.
*KART, GAZETE, KİTAP, TELEFON*
Şimdi hiç yok. Tıpkı benim Altunhisar’da gazete satan yer arayıp ta bulamadığım gibi. Geçen gün gazete getiren oğluma sordum; ben onu il merkezinden almıştım dedi. Demek ki burada yok.
Her neyse; çağ çok hızlı değişiyor. Kimileri için kitap bile demode oldu artık. Telefon var ya; her şey orda diyorlar. Ben her şeye rağmen kitap diyorsam da genel geçer gerçek bu maalesef.
*SÖZ GÜZEL AMA; GEL GÖR Kİ!**
Evet, ne diyorduk; tebrik. Biz de bunun için dolaşırken üzerinde yukardaki sözün yazdığı bir kartpostal gördük. Söz hoşumuza gitti, aldık. Sonra da onu Ahmet Âbi’ye göndermişiz. O arada, yaz mevsimi, köye çıktıydık. O arada tebriğe cevap geldi; ama altına:
– Nûri Kardeş; hayr’ola, ne hatâ yaptık? Bir kusurumuz olduysa söyle, kendimizi affettirmeye çalışalım! şeklinde bir soru ve sitem notu düşülmüş olmasın mı?
*MALDA NİSAP, SÖZDE HESAP*
Hâlbuki sâdece söz güzel diye öylesine göndermiştik. Demek ki; karşıdakinin nasıl algılayacağını da hesap etmek gerekirdi.
Durumu îzah ettik tabiî. Hakîkâtli, anlayışlı, üzerimizde çok hakkı olan, güzel bir ağabeydi. Tekrar helâlleştik. Öyle ya; 4 yıl süren bir hukûk söz konusuydu. Allâh C.C. ganî ganî rahmet eylesin. Bizleri lütfûyla Efendimiz S.A.V.’in komşuluğunda buluştursun. Âmîn…
*GAZZE, TÜRKİSTAN, ALTUNHİSAR*
Değerli dostlar; bugünlük te bu kadar. Tekrar görüşmek dileğiyle sözlerimize son verirken, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlum ve mağdurlara kurtuluşlar ihsân buyurması niyâzıyla Rabbimize yalvarıyor, bugün peşpeşe cenâze namazını kıldığımız, Niğde Vâlimiz Sn. Nedim AKMEŞE başta olmak üzere ilden ve civar ilçelerden mülkî âmirler, bürokrasi ve siyâsetten yetkililerle berâber geniş bir halk katılımıyla ebediyete uğurlanan,
*GİDENLERE RAHMET, KALANLARA DUÂ*
önceki gün Bor’da motosikletleriyle geçirdikleri kazâ netîcesi olay yerinde vefât eden Medîne (18), Mustafa (16) ÖZCÜ kardeşlere ganî rahmetler, acılı âile efrâdına engin sabır dilekleriyle berâber, Mevlâmızın kimselere böyle acılar yaşatmaması duâsıyla, Altunhisar’dan cümleye sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
Geçen Salı çıktığımız yolculuğun haftasında şimdi Altunhisar’dayız. Ordu’dan 1 saatte Ankara, oradan 2 saatte YHT ile Konya. Hafta sonu da oradan Ereğli, Niğde, Bor derken 2 gündür buradayız.
*MEĞER NİĞDE NEYMİŞ!*
Bizlere buraları da görme, Niğde gibi pek dıyulmamasına rağmen dolu dolu târih, Kale, Sungur Bey, Tabal gibi kendine has husûsiyetler, zirâî çeşitlilik, bolluk-bereket ve coğrafya güzellikleriyle gönlümüzde taht kurup Anadolu ve de bu milletin târihinin gönül hânemizdeki yerini pekiştiren bir şehri -tanıma değil tabiî ki de,- görme ve de keşfetme imkânını bahşeden Rabbimize sonsuz şükürler olsun.
*HAREKETLİ ŞEHİR, BEREKETLİ FESTİVÂL*
Bir de o gün tâtil olmasına rağmen, Vâlilik-Belediye arasındaki meydanda festivâl tevâfukuyla berâber cıvıl cıvıl bir şehir karşıladı bizi. Geniş bir panayır. Neler yok ki! Memleketimiz öylesine bolluk-bereket ki bunu fark ve de Rabbimize şükretmemek mümkün değil. Elhamdülillâh…
*EREĞLİ ULU, NİĞDE KARAMANOĞLU*
Her neyse, yolun başına dönmek gerekirse; Konya’dan sonra ilk durak olan 100 km. sonraki Karapınar’ı temâşâ ede ede geçtik. 50 km sonra Ereğli’de Ulu Câmii’de öğleyi kıldık. İkindiyi de 250. km’de ulaştığımız Niğde Karamanoğlu Câmii’nde.
Bunları niye yazıyorum; buralar hep târih dolu. Bu câmilerin her biri bizce hiç te bilinmeyen ama mîmârî ve karakteristik yönüyle muhteşem eserler. Hepsi ayrı yazı konusu.
*ESERLER HÂRİKA, ALÂMET-İ FÂRİKA*
Belki bunlara sıradan diye bakıyoruz ama o şehirleri farklı ve de köklü kılan, asâlet ve de medeniyet şehri yapan bu irfânî eserler. Bunların olmadığını düşünürsek geriye alâmet-i farika kalmıyor; sâdece sıradan bir beton yığını, o kadar.
Bunların daha nicesini belki daha sonra konu ederiz de biz bu yazıda daha çok söz mîmârîsi ve millî, insânî hususlara dâir değerlerden dem vuracağız.
*ŞÂİR ŞEM’Î, ZÂİR NÛRÎ*
Önce Konya; tabiî ilk akla gelen Mevlânâ. Ama biz onun külliyesinin hemen önünde, sanki onun kapısının bekçisi misâli girişte, eşikte can vermişçesine yatan, hemen karşımıza çıkar çıkmaz dikkâtimizi çekip başında durup Fâtiha okuduğumuz ŞEM’Î’den söz ediyoruz buraya âit olmak üzere:
BAK TA GÖR ORDUVÎ ŞÂİR NÛRÎ’Yİ
ZİYÂRETİNDE KONYALI ŞEM’Î’Yİ
TAM, MEVLÂNÂ KÜLLİYESİ ÖNÜNDE
TEVÂFUK EDEN VUSLAT-I HAYRÎYİ…
DOLU DOLU HİKÂYESİ ŞEM’Î’NİN;
MERAK EDEN ARAŞTIRSIN GAYRÎYİ!…
Araştırsın dediğimiz, ŞEM’Î’nin uzun, ilginç bir hayât hikâyesi. Merak edenler dijitâl hesaplardan kolaylıkla ulaşabilirler.
*HÂLİS BOR, DESTANLAŞAN NİĞDE*

Gelelim Niğde’ye. Burada 15 km sonraki Bor İlçesi’ne bağlı Çukurkuyu Köyü’nde yatan, 15 Temmuz hâin kalkışmasında canını ortaya koyarak küresel istilâ girişimini, Allâh C.C.’ın izniyle vücûdunu siper ederek önleyen, dolayısıyla asrın destanını yazanların öncüsü konumundaki şehidimiz ve ondan birkaç ay sonra vefât eden annesinin mezarlarını ziyâret ettik. Bunu da şöyle nazma döktük:
ASRIN ŞEHÎDİ; ÖMER HÂLİSDEMİR
GÖZÜNÜ KIRPMADI GELİNCE EMİR
ŞİMDİ NİĞDE/BOR’DA ÇUKURKUYU’DA
KENDİ KÖYÜNDE EBEDÎ UYKUDA…
ZİYÂRET NASÎP OLDU BİZE ÇOK ŞÜKÜR
ÖMERLER BİTMEZ; DUYSUN EHL-İ KÜFÜR
ÜLKENİN DİREKTEN DÖNDÜĞÜ GECE
O OLDU ŞARKIYI KURTARAN HECE…
BİR DÂVÂ YAŞAR MI OLMAZSA ÜMÎDİ
VE BİR MİLLET; SERDENGEÇTİ YİĞİDİ
YÂ RABBİ RAHMET EYLE ŞÜHEDÂYA
ONLARI YETİŞTİREN ANNE-BABAYA
HEM LÂYIK KIL BİZLERİ DE ONLARA
ULAŞALIM BÖYLE MUTLU SONLARA
HEM BULUŞALIM EBED DİYÂRINDA
ONLARLA; EDENDİMİZİN CİVÂRINDA…
*ORTAKÖYLÜ ÂŞIK TÂHİRÎ*
Şimdi de dışarıya çıkıp şöyle bir tur attığımız Altunhisar’da, şehrin orta yerinde karşımıza çıkan, halk şiiri tarzı ağırlıklı olmakla berâber Dîvân şiiri örnekleri de veren, Ulukışla’da vazîfe görürken vefât edip çok sonraları nâşı doğduğu yere nakledilip fotoğrafta gördüğünüz anıtı dikilen, kaynaklarda kendisiyle ilgili geniş bilgi bulunan ve Ortaköylü Âşık Tâhirî diye geçen şâirimizin, anıttaki şiirini iktibasla sözü bağlıyoruz:
*DÜŞÜNMEN Mİ?*
Yaptırdığın köşkler olur
Harap yâhû düşünmen mi?
Ölür evran gibi cismin
Serap yâhû düşünmen mi?
***
Damarlarda kurur kanın
Emânettir gider canın
Birgün olur nâzik tenin
Türap yâhû düşünmen mi?
***
Gördün Tâhir’i mestinde
Ecel peymânı testinde
Öter kabrinin üstünde
Gurap yâhû düşünmen mi?
*TÂHİRÎ’YE SELÂM, YOLA DEVÂM*
Allâh C.C. sana rahmet eylesin Âşık Tâhirî. Dünyânın, özellikle Anadolumuzun her bir köşesinin güzelliklerine elbette kapılmalar yanında sizlerin de hatırlatmalarıyla berâber işin ve de yolun sonunu düşünmeye de çalışıyoruz çok şükür.
*ALTUNHİSAR’DAN DUÂ VE NİYÂZLARLA*
Değerli dostlar. Bu duygu ve düşüncelerle Rabbimiz bizleri dünyâda da âhirette de böyle ulvî fikriyât taşıyan insanlarla berâber eylesin diye duâ ediyor, başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere tüm mazlum ve mağdurların necâtını en yakın zamanda göstermesi niyâzıyla yalvarıyor, daha nice yeni yazılarda bu minvâl üzere buluşmak, hüzün, keder ve mutluluklarımızı kardeşâne paylaşabilmek ümîdiyle cümleye, şu an havasını teneffüs ettiğimiz şirin, karaktetistik bir Anadolu kasabası hüviyetindeki Altunhisar’dan sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…
İlkokul yıllarımı hatırladım köydeki
Şu dünyâ haritasını görünce
Nasıl da koşardık kar-kış demeden
Bir elimizde odun, bir elimizde çanta
Uçar gibi giderdik, kayar gibi
Karatahtanın önünde bulurduk kendimizi
XXX
Bir harita olurdu sınıfta mutlakâ
Hattâ iki tâneydi ayrı ayrı köşelerde
Bir tarafta ülkemiz, bir tarafta dünyâ
Küreyi de unutmayalım bu arada
Zîrâ ki bir derslikte bir-kaç sınıf
Duvarlarda târih çağları, aylar
Duvarlar yedi renk; dört mevsim…
XXX
Türkiyemiz harita olarak ta çok güzeldi
Ne kadar uyumluydu bir baştan bir başa
Ne kadar dengeli, ne kadar hoş
Üç tarafı deniz, dört yanı sevgi
Yedi bölge; hepsi birbirinden güzel…
XXX
Karadeniz, Akdeniz, Marmara
Egeden açılırız dünyâlara
Bir adım aşağısı Afrika, Kızıldeniz
Bir yanı Asya, diğeri Avrupa…
XXX
Biz hep kendi oyunlarımızı oynardık
Kendi çizgilerimizi çizerdik yollara
Haritada bile işimiz; isim bulmaca
Hakkari, Sinop, Kırklareli, Adana
Hadi göster yerini bakalım haritada
Böyle böyle öğrendik bir bir illerimizi
Böyle öğrendik nehirlerimizi, göllerimizi
XXX
Bize neydi uzak uzak diyârlardan
Yaban ellerden, yabancı ülkelerden
Neyimize yetmiyordu Edirne’den Kars’a
Herkesin hanedânı, krallığı yerindeyken
Saray’ı yağmalamıştık, âileyi dağıtmıştık biz
Ocak gitmiş, baş bozulmuş, yetim kalmıştı evlâtlar
Sürmüştük bizi zirve yapan asil sülâleyi
Gerekmezdi artık öyle büyükçe arsa!
XXX
Gayrı; bir barakalık yer olsun yeterdi
Zîrâ; eski devlet çok büyük, çok beterdi
Devâsâ, 3 kıta; çok yorucu, çok terdi
Batı görmüş yeni nesil; jöntürk yâni
Bu ağır yükü nasıl çekerdi!…
XXX
En iyisi kırpmaktı Hoca’nın kuşu misâli
Kim neyse-ne’ydi; nereyse-nere’ydi
Çağları aşanlar çağa boyun eğdi
‘Yurtta sulh, cihanda sulh’tu artık sonuçta
Gönül coğrafyası eski meseleydi…
XXX
Eski dediğimiz, eskimezmiş meğer
Oralardaymış kaybedip aradığımız değer
Tekrar geçmeliyiz haritanın önüne
Tekrar dönmeliyiz o günlerin gününe…
XXX
Gözümüzü çevirmeli kesilip fırlatılanlara
Düpedüz; bilâ-bedel satılanlara
Mehir ya da başlık hiç konu edilmeden
Nâmahremlerin önüne atılanlara…
XXX
Ülkem güzel, yeri güzel, misyonu güzel
Dünyânın merkezi, coğrafyanın kâlbi
Sömürgenler acımasız, zulmü kutsamış
İnsanlık külliyen merhamete susamış…
XXX
Yeniden haritanın önüne geçme vakti
Târih atlasını hasretle açma vakti
Değil artık sevgili, can kardeşler
Vazîfeden kaçma vakti…
XXX
Aynen eski çocukluğumuzdaki gibi
Olmalıyız haritaların aşkla tâlibi
Ve Allâh için, Resûlullâh için, ümmet için
Gazzeli şehitlerin, Keşmirli gâzîlerin hatırı
Doğu Türkistanlıların hürriyeti,
İnsanlığın hidâyeti, beşeriyetin felâhı
Tüm mağdurların necâtı için…
XXX
Şu, âdetâ kapana kısılmışlık
Bir köşeye tıkılmışlıktan kurtulmak
Hem kendimiz, hem dünyâ adına
O eski sevdâlara tutulmak
Ve de Asr-ı Saâdet’ten sonra
Ecdâdımızın bir örneğini sergilediği
Mutlu günlerin benzerleri için…
XXX
Geçmeliyiz haritaların önüne tekrar
Olmalıyız yeniden kıtâların hâkimi
Olmalıyız yeniden ey aziz dostlar
O eski coğrafyaların sâhibi…
XXX
Ve kurmalıyız canlar; üstüne üstlük
İblis ruhlu siyon-itlerin ateşe verdiği
Paralı çetelerinin cehenneme çevirdiği
Acımasız, cânî canavarlara inat
Yakın-uzak; tüm arza nefes, kol-kanat
‘Yeniden Büyük Türkiye’yi wes’selâm…

Fındık dalda, mani dilde
Ameleler emmim gilde
Yarın bize gelecekmiş
Sıcak zor; fındık değil de
***
Sâhilden yaylaya üç ay
Fındık mevsimi çizer yay
Kimi ağlar, hep hoşnutsuz;
Kimi; çayda çıra, halay…
***
Temmuzda başlayan var
Kimi ekim’e uzar
Ne kaş, ne yar, ne bayır
Denmez; değmesin nazar
***
Sâhillerde bitti fındık
Biz yukarda bakakaldık
Korkumuz; çepel giderse
Bak işte o zaman yandık…
***
Fındık diye yorma bizi
Suya-tere karma bizi
Kazâra insan ölüyor
Bir dal için kırma bizi
***
Fındığın ağası çoktur
Süsü, dağdağası çoktur
Mahsul az olsun, çok olsun
Havaya girmeyen yoktur…
***
Siyâsetin adı fındık
Öyle edâlar takındık
Bunun dîni-îmânı yok;
Fiyatı az veren zındık!
***
Azın-çoğun sınırı yok
Her durumda çekilir ok
İkiyüz değil; bin olsa
Bu defâ da mâliyet çok!
***
Bilmem her mahsül böyle mi
Müstahsilin zıt eylemi
Lânet eder, hattâ küfür
Memnûniyetsiz söylemi…
***
Ucuz der; kendisi yemez
Nîmeti hiç benimsemez
Şükür yok; surat bir karış
Allâh için gülümsemez…
***
Sabredemez; yılda bir ay
Vara-yoğa gerilir yay
Oniki ay işleyen var;
Az kendini onlardan say…
***
Patronlar barut, fırtına
Çuval almadan sırtına
Bu ayda değişir huylar
Bir keşmekeş, bir curcuna…
***
Bir koşuşturma, telâş
Yasaktır olmak yavaş
Belki de dahası yok
Herkesle helâlleş
*FINDIĞIN HİKÂYETİ*
Derler ki; aslı çalmadır
Oradan, buradan almadır
Bundandır tüm sıkıntılar
Her safhası bunalmadır…
***
Neredendir köklemesi
Ocak ocak eklemesi
Ona kadar varır potak
Yine de çok teklemesi…
***
Ocak arasına mısır
Ekilirdi geçen asır
Fasulyesi, hoşgıranı
Bahçeler olurdu hasır…
***
Önce her şey sökülürdü
Sonra fındık dikilirdi
Araya hayvanlar için
Fiyle kürül ekilirdi…
***
Fındığın hikâyeti zor
Nîmettir; şikâyeti zor
Fiyâtı, emek takdîri
Hem, hakka riâyeti zor…
***
Yüce Hakk’ın bir kulunu
Yiyemezsin hiç pulunu
Sen kulsan bil; o da bir kul
Beğenmesen de çulunu!
***
İşçi çalıştırmak müşkil
Hakkını veremez her gil
Riâyet etmeyeceksen
Patronluktan hemen çekil!
***
Girebi, bışkı, kirinti
Serendi, sergi, serinti
Fındığa hazırlık gerek
Bırakmadan yer, girinti
***
Eskilerde kısa dalga
Radyolar asılı dalda
Şimdilerde her şey cepte
Herkes ayrı bir kanalda
***
Eskiden her şey imece
Sabah-akşam, gündüz-gece
Birlik-berâberlik vardı
Yaşanırdı hece hece…
***
İmeceler bir şenlikti
Muhabbetti, yârenlikti
Onlar gitti, köy de bitti
Gurbet üstüne tüy dikti…
***
Açsak geçmiş sandığını
Hissedersin yandığını
Bilen var mı tüm gavsulun
Elle ayıklandığını…
***
Eskiden araba nerde
Yollar cılga, dallar perde
Sen de hayvanlar da biter
Bahçeler uzak yerlerde…
***
Ağdırma giderken yükü
Yoksa çıkamazsın diki
Hele bir de yıkılırsa
Nasıl yapacaksın peki?
***
Tanımıyor kimse kimi
Kim hastası, kim hekimi
Koptu herkes evden, köyden
İstisnâ fındık mevsimi…
***
Fındıkta; herkes fındıkta
Yoklar kapı çalındıkta
Ümit; belki görüşürüz
Üste namaz kılındıkta!…
***
Köyde komşular yabancı
Kim şu gelen karavancı
Sene boyu görüşme yok
Çoğu yolcu, azı hancı…
***
Tereddüdümüz ar dostlar
Başlara yağmış kar dostlar
Hepten unuturduk yoksa
İyi ki fındık var dostlar…
*BAHÇELERDE BÖĞÜRTLEN*
Ocaklar sık, fındık seyrek
Dallar nasıl çekilecek?
Toplamak zor, mahsül de az
Kârı çeyrekten de çeyrek!
***
Kimi daldan, kimi yerden
Kimi toplar filelerden
Her yıl, her yıl bir arayış;
Kaçmak için çilelerden…
***
Kimi yoluyor olmadan
Kızarmadan, hiç solmadan
Kimi bekler; hep dökülsün
Toplasın dala salmadan…
***
Bitirende var neşesi
Çaylı muhabbet köşesi
Kimilerindeyse hâlâ
Geliyor ot-motor sesi!
***
Kimisi indi pazara
Gelmesin harman nazara
Memnun olan yok fiyâttan
Sormayın aman, kazâra…
***
Süpürge, tırmık, branda
Mutlak gerek bir harmanda
Fındık teyakkuz mevsimi
Olmalı hep alabanda…
***
Fındık aman ıslanmasın
Küflenip te sislenmesin
Geri dönüp te kantardan
Depolarda puslanmasın…
***
Bahçelerde böğürtlen
Kavşaklarda yüğürtlen
Örneksiz hiç olmuyor;
Sâde kuru öğütlen…
***
Ameleler Batman’dan
Kimisi Urfa, Van’dan
Bir kardeşlik iklîmi
Hepsi hoş, hepsi candan…
***
Kimi işçi Siverek’ten
Gelmişler çok severekten
Âile, aşîret boyu
Toplu kazanç diyerekten
***
Fındık bir yardımlaşma
Dostlukta adımlaşma
Aynı bayrak altında
Kaynaşma, canımlaşma
***
Ayşe, Mehmet, Sâlih, Peri
Ne hoş; güzel isimleri
Sıcak kanlı, can çocuklar
Tebessümden resimleri…
***
Zor gelse de kimimize
Sebebiz birbirimize
Seni-beni yok; kullarız
Emânetiz Rabbimize…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.